İmar planında "ağaçlandırılacak alan"da kalan taşınmazın, köy eski mezarlığı olması nedeniyle kullanımının mümkün olmamasına rağmen, kamulaştırılmaması ve takas talebinin de karşılanmaması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davada, keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle aralarında emlak değerleme uzmanının da bulunduğu bilirkişi kurulunca, taşınmazın bedeli tespit edildikten sonra davacıya ödenmesine karar verilmesi ve davacıya ödenmesine hükmolunacak tazminat tutarının, taşınmazın idare adına tapuda tescil edilmesi sırasında kamulaştırma bedeli yerine geçecek miktar olarak kabul edilmesi ve buna göre işlem yapılması gerektiği hakkında.

 T.C.

D A N I Ş T A Y

Altıncı Daire

Esas No : 2010/750

Karar No : 2014/718

 

 

Temyiz Eden (Davacı) : …

Vekili : Av. …

Karşı Taraf (Davalı) : Fethiye Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. …

İstemin Özeti : Muğla 1. İdare Mahkemesince verilen 25/03/2009

tarihli, E:2008/947, K:2009/592 sayılı kararın, usul ve hukuka aykırı olduğu

ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden

hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması

gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : Volkan Müftüoğlu

Düşüncesi : Temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının

bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin

açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin

gereği görüşüldü:

Dava, Muğla İli, Fethiye İlçesi, Sahil Patlangıç Mevkii, … sayılı

parselde bulunan davacının maliki olduğu ve imar planında

"ağaçlandırılacak alan"da kalan taşınmazın, köy eski mezarlığı olması

nedeniyle kullanımının mümkün olmamasına rağmen, kamulaştırılmaması

ve takas talebinin de karşılanmaması nedeniyle malvarlığında oluşan

eksilmenin karşılanması amacıyla uğradığı zararlara karşılık 81.000 TL`nin

işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle

açılmış; İdare Mahkemesince, davacının maliki olduğu 400 m²`lik taşınmazı

da kapsayan imar planı değişikliğinin Özel Çevre Koruma Kurulu

Başkanlığı‘nın 3.3.1997 tarihli, 561 sayılı kararıyla onaylandığı ve

taşınmazın bu planda "ağaçlandırılacak alan"da kaldığı, anılan plana

yönelik olarak davacının itirazının bulunmadığı, davacının takas talebi

üzerine kamulaştırma kararı alınmışsa da kamulaştırmanın

gerçekleştirilemediği, Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarının Koruma Bölge

Bölge Kurulu`nun 23.6.2005 tarihli, 892 sayılı kararı ile taşınmazın da içinde

bulunduğu köy eski mezarlığı taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil

edildiğinden taşınmazın davalı idare tarafından kamulaştırılması olanağının

kalmadığı, davacının malvarlığında meydana gelen eksilmenin sebebi 

olarak gösterilen imar uygulamalarına karşı dava açılmadığı, bununla

birlikte; idarenin takas veya kamulaştırmaya yargı kararı ile

zorlanamayacağından, davacının uğradığını ileri sürdüğü zararın idarece

tazminine olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş,

bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Anayasa`nın 35. maddesinde: "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." kuralına yer

verilmiş, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını düzenleyen 13.

maddesinde ise, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.

Anayasa`nın 90. maddesi uyarınca uygun bulunan ve iç hukukun bir

parçası halini alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 nolu Ek

Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde ise: "Her

gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini

isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada

öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak

mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir." hükmü yer almıştır.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), benzer bir

mülkiyet hakkı ihlali iddiasıyla açılmış olan, Hakan Arı/Türkiye Davasında

(Başvuru No:13331/07) 11.1.2011 tarihinde verdiği kararda, ".... başvuran

mülkiyet hakkına karşı orantısız bir müdahalenin yapıldığını öne

sürmektedir.

Hükümet, mülkiyetten yoksun bırakma gibi bir durumun söz konusu

olmadığını ve başvuranın arazisini kullanmaya ve fidanlık olarak ekip

biçmeye devam edebileceğini savunmaktadır.

AİHM‘ye göre başvuranın mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale

söz konusudur. Taşınmazın şehir imar planında okul yapımı için

öngörülmesi yalnızca imar yasağından etkilenmesine yol açmamış, aynı

zamanda araziden istifade edilmesini de olanaksız hale getirmiştir. Geriye

Ek 1 No‘lu Protokol‘ün 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini tespit etmek

kalmaktadır.

AİHM, başvuranın taşınmazına el atılmaması nedeniyle re‘sen

gerçekleşmiş bir müdahalenin olmadığını gözlemlemektedir. AİHM, bunun

yanı sıra mülkiyetin transferinin gerçekleşmemiş olduğu ihtilaf konusu

davayı görünenlerin ötesine geçerek gerçek yüzüyle inceleyeceğini

belirtmektedir. AİHM, bu bağlamda, başvuran tarafından öne sürülen

durumun etkilerinin mülkiyet hakkına yönelik kısıtlamalardan ileri geldiğini,

gayrimenkulün değeri ile ilintili olduğunu ve sonucu itibarıyla bütün olarak

taşınmazın kullanılabilirliğini azalttığını anımsatır. AİHM, buna karşın,

özüne yönelik kayba uğrasa da mezkur hakkın kaybolmadığını not

etmektedir. Dile getirilen bütün bu tedbirlerden başvuranın mülkiyet

hakkından yoksun bırakıldığı gibi bir çıkarımda bulunulamamaktadır.

Başvuran ne taşınmazına erişim hakkını ne de onun maliki olmayı

kaybetmiş, esasen taşınmazın satışı konusunda sıkıntı yaşamıştır. .....

AİHM, yine de başvuran tarafından dile getirilen durumun Ek 1

No‘lu Protokol‘ün 1. maddesinin ilk cümlesi kapsamına girdiğini ifade

etmektedir.

AİHM, kamu yararının gerekleri ile başvuranın temel haklarının

korunması arasında hüküm sürmesi gereken adil dengenin gözetilip

gözetilmediğini incelemeye alacaktır (.....)

Başvuranın imar iznini elde etme konusunda meşru bir beklentisi

bulunmaktadır. Zira okul inşaatının öngörüldüğü şehir imar planını

müteakip kamulaştırma amacıyla sonradan araziye imar yasağı

getirilmiştir. Bu yasak halen sürmektedir.

AİHM, başvuranın ilgili bütün bu dönem boyunca mülkiyetinin

akıbeti konusunda bir belirsizliğe itildiğini gözlemlemektedir. İlk etapta

idari bütçe kaynaklarının yetersizliği nedeniyle mezkur arazi

kamulaştırılamamış, ikinci süreçte belediyenin 22 Eylül 2005 tarihinde

kabul ettiği yeni şehir imar planına göre başvuranın taşınmazı bir kez daha

okul yapımı kararından etkilenmiştir.

AİHM, bu bağlamda, Hükümet tarafından iç hukukta başvuranın

taşınmazının belirsizliğini telafi edecek herhangi bir hukuki kararın alındığı

dile getirilmemiştir.

AİHM, söz konusu bu durumun, başvuranın mülkiyet hakkından tam

anlamıyla yararlanmasının önünde engel teşkil ettiğine ve arazinin satış

şansı da dâhil, sonucu itibarıyla taşınmazın değerini hatırı sayılır ölçüde

azalttığına itibar etmektedir.

Ayrıca başvuranın uğradığı kayıp hiçbir tazminat miktarı ile

giderilmemiştir.

Bütün bu sözü edilenler AİHM‘yi başvuranın, kamu yararının

gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi

bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldığı

yönünde düşünmeye sevk etmektedir.

AİHM, bu nedenle Ek 1 No‘lu Protokol‘ün 1. maddesinin ihlal

edildiği sonucuna varmaktadır." gerekçesiyle Türkiye‘yi tazminat ödemeye

mahkum etmiştir.

Bu arada, benzer uyuşmazlıkların adli yargıda dava konusu

edilmeleri üzerine adli yargı yerlerinin ve Yargıtay‘ın, konuyu çözümsüz

bırakmamak amacıyla uyuşmazlıklara Medeni Hukuk kuralları çerçevesinde

çözümler getirmeye çalıştığı görülmektedir. Konunun en belirgin şekilde

tartışıldığı ve karara bağlandığı örnek ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun

15.12.2010 tarihli, E:2010/5-662 K:2010/651 sayılı kararıdır. Bu kararda;

"... uzun yıllar programa alınmayan imar planının fiilen hayata

geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeyen

davalı İdarenin, malikin taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkını belirsiz bir

süre için kullanılamaz hale getirdiği, dolayısıyla malikin taşınmazdan

mülkiyet hakkının özüne uygun şekilde yararlanma olanağı kalmadığı,

taşınmaz malikinin mülkiyet hakkının hukuksal bir nedene dayanılmadan

İdarece engellendiği kuşkusuzdur.

Yukarıda açıklandığı üzere, malikin taşınmaz üzerindeki egemenliği

hukuk düzeninin sınırları içinde üçüncü kişilere karşı korunmuş ve 4721

sayılı Türk Medeni Kanunu‘nun 683. maddesinde malike, hukuka aykırı

olarak müdahalenin önlenmesini isteme hakkı tanınmıştır. Bir kişinin

taşınmazına eylemli olarak el atıp tamamen veya kısmen kullanılmasına

engel olunması ile imar uygulaması sonucu o kişinin mülkiyetinde olan

taşınmaza hukuken kullanmaya engel sınırlamalar getirilmesi arasında

sonucu itibari ile bir fark bulunmamakta her ikisi de kişinin mülkiyet

hakkının sınırlandırılması anlamında aynı sonucu doğurmaktadır.

Ancak, bundan da öte; uzun yıllar programa alınmayan imar

planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas

cihetine gitmeyen davalı idarece, pasif ve suskun kalınmak ve işlem tesis

edilmemek suretiyle taşınmaza müdahale edildiği; bu haliyle İdarenin

eyleminin, mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir 

niteliğe sahip bulunan kamulaştırmasız el koyma olgusunun varlığı için

yeterli bulunduğu, her türlü izahtan varestedir...." gerekçesiyle söz konusu

uyuşmazlıkları "kamulaştırmasız el koyma" kapsamında değerlendirmiş ve

idarenin hukuka aykırı eylemiyle mülkiyet hakkı engellenen taşınmaz mal

sahibinin, dava yoluyla kamulaştırmasız el koyma hükümleri doğrultusunda

mülkiyetin bedele çevrilmesini, eş söyleyişle idareden değer karşılığının

verilmesini isteyebileceği sonucuna varmıştır.

Bununla birlikte, benzer uyuşmazlıklarla ilgili olarak yine adli

yargıda açılan davalarda, görev itirazında bulunulması üzerine olumlu

görev uyuşmazlığı çıkmış, uyuşmazlığı inceleyen Uyuşmazlık Mahkemesi

tarafından da, 9.4.2012 tarihli, E:2012/41, K:2012/77 sayılı ve 9.4.2012

tarihli, E:2011/238, K:2012/63 sayılı kararlarda olduğu gibi, yukarıda

belirtilen konularda idari yargı görevli bulunmuştur.

Yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve

çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla 3194 sayılı İmar

Kanununun 7. ve 8. maddeleriyle, belirli nüfus kriterini aşan belediye ve

valiliklere imar planları hazırlama ve yürürlüğe koyma yükümlülüğü

getirilmiştir.

Aynı Kanunun 10. maddesinde: "Belediyeler; imar planlarının

yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5

yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının

görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri

görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar,

belediye meclisince kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde

bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına

bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu

hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu

program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek kamu

kuruluşlarının bütçelerine konulur. İmar programlarında, umumi

hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan

gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler

gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen

haklar devam eder." hükmüne yer verilmek suretiyle, belediyelere, imar

planlarını uygulamak üzere belirtilen süre içerisinde imar programını

hazırlama; programı uygulamaya koyma, ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarına

ise imar programlarında kendi görev alanlarındaki kamu hizmeti için 

ayrılan özel mülkiyete ait arsaları program süresi içinde kamulaştırma

zorunluluğu yüklenmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; Muğla İli, Fethiye İlçesi, Sahil Patlangıç

Mevkii, … sayılı parsel üzerinde bulunan davacının maliki olduğu

taşınmazına karşılık 1996 yılında yapılan imar uygulaması sonucunda …

ada, … sayılı parselde hisse tahsis edildiği, söz konusu parselin köy eski

mezarlığı içerisinde kaldığı, davacının takas talebi üzerine kamulaştırma

kararı alındığı ancak kamulaştırma işleminin gerçekleştirilemediği, Muğla

Kültür ve Tabiat Varlıklarının Koruma Bölge Kurulu`nun 23/06/2005 tarih

ve 892 sayılı kararı uyarınca taşınmazın da içinde bulunduğu köy eski

mezarlığının taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edildiği

anlaşılmaktadır.

Davacıya ait parselin, köy eski mezarlığı içerisinde kalması

nedeniyle imar planında "ağaçlandırılacak alan" olarak ayrılması nedeniyle

bu parselde artık yapılaşmaya gidilemeyeceğinden, davacının tasarruf

haklarının kısıtlandığının açıktır. Buna rağmen taşınmazın "ağaçlandırılacak

alan" olarak belirlenmesinin üzerinden 5 yıldan fazla bir süre geçmiş

olmasına karşın; davalı idarece imar programının hazırlanmadığı ve

kamulaştırma yapılmadığı gibi taşınmazın kamulaştırılmasına yönelik

davacı istemlerinin reddedildiği ve ne zaman kamulaştırma yapılabileceği

konusunda davacıya herhangi bir bilgi de verilmediğinden, davacıya ait

parselin mülkiyet hakkından yararlanma olanağının kalmadığı

görülmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yukarıda da yer verilen Hakan

Arı/Türkiye Davasında (Başvuru No:13331/07) verdiği kararda, sözkonusu

durumun başvuranın mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanmasının

önünde engel teşkil ettiği ve arazinin satış şansı da dahil, sonucu itibarıyla

taşınmazın değerini hatırı sayılır ölçüde azalttığı değerlendirmesinde

bulunarak, malikin, kamu yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında

gözetilmesi gereken adil dengeyi bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir

yüke katlanmak zorunda kaldığı sonucuna varmış, ilgilinin mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Bu bağlamda, imar planında kamusal kullanıma ayrılmış olması

nedeniyle davacının taşınmazının yapılaşmaya kapatıldığı, imar haklarını

kullanma olanağının kalmadığı, dolayısıyla davacının mülkiyet hakkı

kullanımının engellendiği görülmektedir. Bunun yanında, idarece belirsizliği 

telafi edecek herhangi bir hukuki karar alınmayarak arsa üzerindeki

kısıtlama devam ettirilmiştir.

Bu durumda, davacıya ait taşınmazın imar planında

"ağaçlandırılacak alan" olarak belirlenmesi nedeniyle 3194 sayılı İmar

Kanunu`nun 10. maddesi uyarınca imar planının yürürlüğe girmesinden

itibaren en geç 3 ay içinde bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar

programının belediyece hazırlanmaması ve bunun sonucunda taşınmazının

kamulaştırılmaması nedeniyle davacının mülkiyet hakkının belirsiz bir süre

ile kısıtlandığı ve bu kısıtlamanın idarece bir karar alınarak kaldırılmadığının

sabit olması karşısında, taşınmaz malın değerinin hesaplanarak ilgilisine

ödenmesi dışında başka bir yol kalmamıştır.

İdarece taşınmaz kamulaştırılmış olsaydı taşınmaz bedelinin

mahkemece Kamulaştırma Kanunu hükümleri çerçevesinde tespit edilerek

hak sahibine ödenmesi gerekecekti; bu nedenle taşınmaz değerinin

belirtilen Kanun hükümleri dikkate alınarak saptanması gerekmektedir..

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu`nun 11. maddesinde, taşınmaz

mal bedelinin tespiti esasları belirtilmiş, 15. maddesinde ise, taşınmazın

niteliğine göre bilirkişi kurulunun nasıl oluşturulacağı açıklanmıştır.

Mahkemece keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle

aralarında emlak değerleme uzmanının da bulunduğu bilirkişi kurulunca,

taşınmazın cins ve nevi, yüzölçümü, kıymetini etkileyecek bütün nitelik ve

unsurları, her unsurun ayrı ayrı değeri, varsa vergi beyanı, varsa resmi

makamlarca yapılmış kıymet takdirleri, taşınmazın mevkii, taşınmazın

mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net

geliri, özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değeri, bedele etki

eden tüm kanuni veriler, imar verileri, taşınmazın özgün nitelik ve kullanım

şekli, değeri etkileyen hak ve yükümlülükleri, gayrimenkul üzerinde ayni ve

şahsi irtifak hakları ve gayrimenkul mükellefiyetleri vb. bedelin tespitinde

etkili olacak diğer objektif ölçülerin belirlenmesi suretiyle taşınmaz bedeli

tespit edildikten sonra davacıya ödenmesine karar verilmesi icap

etmektedir.

Belirtilen açıklamalar karşısında, İdare Mahkemesinin taşınmazın

kamulaştırılmasının mümkün olmadığı gibi idarenin yargı kararı ile

kamulaştırmaya zorlanamayacağı gerekçesiyle davanın reddi yolundaki

kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Öte yandan, davacıya ödenmesine hükmolunacak tazminat

tutarının, taşınmazın idare adına tapuda tescil edilmesi sırasında

kamulaştırma bedeli yerine geçecek miktar olarak kabul edilmesi ve buna

göre işlem yapılması zorunludur.

Açıklanan nedenlerle, Muğla 1. İdare Mahkemesince verilen

25/03/2009 tarihli, E:2008/947, K:2009/592 sayılı kararın bozulmasına,

dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini

izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık

olmak üzere, 05/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Kaynak: http://www.danistay.gov.tr/upload/yayinlar/14_08_2015_101116.pdf

YAYINLAR Kitaplar

BELEDİYELERİN SINIRLARI

TÜRKİYE`DE ULUSAL VE YEREL PLANLAMA İLİŞKİLERİ: MERSİN İLİ ÖRNEĞİ

YEREL YÖNETİMLER İÇİN MAL ALIMI İHALELERİ KILAVUZU

Tüm Yayınlar
TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) Yerel Yönetimler Merkezi
85. Cadde Yücetepe 06100, ÇANKAYA / ANKARA
"YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı" Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yerel Yönetimler Merkezi'ne aittir. YerelNET'in içeriğini oluşturan bilgiler, uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır. Uzmanlar tarafından hazırlanan içeriğin hukuki sorumluluğu tümüyle yazarlarına aittir. İlgili içeriğe istinaden idari ve mali sorumluluk gerektiren iş ve işlemlerin yapılması idarelerin kendi sorumluluğu altındadır. YerelNET'de yayımlanan veritabanının içerikleri, ilgili Kamu Kurumları tarafından sağlanmış ve Merkez tarafından güncelleştirilmiştir / güncelleştirilmektedir. Tüm Veritabanları 5.000'e yakın içerik sağlayıcı kullanıcımız tarafından güncel tutulmaktadır. İçerik sağlayıcı kullanıcılar tarafından (Belediye, İl Özel İdare, İlçe ve Birlik) girilen her türlü bilginin hukuki ve cezai sorumluk kendilerine ait olup TODAİE'ye sorumluluk hiçbir şekilde atfedilemez. Yoğun bir emek ve uzmanlık ürünü olan YerelNET'teki tüm bilgi ve materyal, ilgili yasaların koruması altındadır. YerelNET'e ait her türlü yazılım kodu, veritabanı içeriği ve görsel materyal kesinlikle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz ve başka bir bilgisayara yüklenemez. TODAİE Yerel Yönetimler Merkezi, YerelNET içeriğinin kullanımı ile ilgili fikri ya da başka haklarını çiğneyen veya uygulanabilir diğer yasalara aykırı kullanım durumlarına karşı hukuki yollara başvurma hakkını saklı tutar. Yalnızca, ticari olmayan amaçlar için kaynak gösterilerek kullanılabilir. Bu tip kullanımımlarda bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu kaynak gösterilmesine karşın YerelNET'in yükümlülüğünde değildir. TODAİE - Yerel Yönetimler Merkezi her türlü sorumluluğu reddeder.

YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün bir hizmeti olup T.C. Kalkınma Bakanlığı tarafından finansal açıdan desteklenmektedir.