1- Davacıya ait uyuşmazlık konusu parselin, imar planında 1994 yılından itibaren ilkokul alanı olarak ayrılması nedeniyle bu parselde artık yapılaşmaya gidilemeyeceğinden davacının mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı ve bu durumun hukuka aykırı olduğu, 2- İmar planında değişiklik yapılması ve kısıtlamanın kaldırılması yolundaki davacı başvurusunun, belediye meclisine iletilmeksizin, bu konuda bir yetkisi olmayan belediye başkanlığı veya imar müdürlüğü tarafından işlem tesis edilmesinin, yetki yönünden hukuka aykırı olduğu, 3- Davacının, idareye başvururken ve bakılan davayı açarken ki amacının, maliki olduğu taşınmaz üzerindeki kısıtlılığın kaldırılması ve mülkiyet hakkının korunması olduğundan ve bu başvuru üzerine, Belediye Meclisince, altı aylık süre içinde kesin cevap verilmemek ve Belediye Başkanlığınca plan değişikliği isteminin açıkça reddedilmesi suretiyle işlem tesis edildiğinden, dava dilekçesinde sadece İmar ve Şehircilik Müdürlüğü işleminin yazılmış olmasının esas yönünden yargısal denetim yapılmasına engel oluşturmadığı, 4- Davacının mülkiyet hakkının ihlal eden parsel üzerindeki kısıtlamanın kaldırılması hukuken zorunlu olmakla birlikte, bu amaçla yapılacak imar planı değişikliğinde davacıya ait parselin kullanım amacının konut olarak belirlenip belirlenemeyeceğini ortaya koymak için, davalı idarece şehircilik ilkeleri ve planlama esasları çerçevesinde bir inceleme yapılmasının zorunlu olduğu hakkında.

 T.C.

D A N I Ş T A Y

İdari Dava Daireleri Kurulu

Esas No : 2014/1615

Karar No : 2014/2763

 

 

Temyiz Eden (Davacı): …

Karşı Taraf (Davalı) : Kırşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. …

İstemin Özeti : Yozgat İdare Mahkemesinin 21/11/2013 günlü,

E:2013/934, K:2013/1035 sayılı kararının, davacı tarafından temyizen

incelenerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi : Burakhan Melikoğlu

Düşüncesi : Temyiz edilen ısrar kararının hukuka ve usul

hükümlerine uygun olduğu, temyiz dilekçesinde ileri sürülen hususların

ısrar kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından,

temyiz isteminin reddi ile ısrar kararının onanması gerektiği

düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca dosya

incelendi, gereği görüşüldü:

Dava; Kırşehir İli, Merkez Kayabaşı Mahallesi, Bozbağ Mevkiinde,

tapunun … ada, … sayılı parselinde kayıtlı davacıya ait taşınmazın, imar

planında ilkokul alanı olarak gösterilen işlevinin konut alanı olarak

değiştirilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin Kırşehir Belediye

Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 29/06/2012 tarihli, 1789 sayılı

işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

Yozgat İdare Mahkemesinin 21/12/2012 günlü, E:2012/936,

K:2012/1370 sayılı kararıyla; 1994 yılında yapılan plan ile ilkokul alanı

olarak belirlenen davacı taşınmazına yönelik plan kararlarının hayata

geçirilmediği ve herhangi bir kamulaştırma da yapılmadığı gözetildiğinde,

davacının plan değişikliği isteminin 3194 sayılı yasanın 8. maddesi uyarınca

belediye meclisince incelenerek bir işlem tesis edilmesi gerekirken, davacı

başvurusunun İmar ve Şehircilik Müdürlüğü işlemi ile reddedilmesinde 

yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle, dava konusu

işlemin iptaline hükmedilmiştir.

Anılan karar, davalı idare ve davacı tarafından karşılıklı olarak

temyiz edilmesi üzerine, Danıştay Altıncı Dairesinin 28.05.2013 günlü,

E:2013/2892, K:2013/3715 sayılı kararıyla; davacının taşınmazındaki

kısıtlılığın kaldırılması istemiyle yaptığı başvuru neticesinde, idare

tarafından talebin mevzuattaki usul çerçevesinde yetkili organlara iletilmek

üzere karar alınması gerektiğinin açık olduğu; ancak, yetkili organlara

iletilmeden talebin reddedilmesi halinde bu durumdan kaynaklı olumsuz

durumdan davacının aleyhine sonuç çıkarmanın davacının haklı

beklentisine zarar vereceği, zira davacının başvurusu hakkında karar verme

yetkisinin belediye meclisinde olduğu ve yetkili olmayan birim tarafından

tesis edilen işlemden sonra davacının başvurabileceği başka bir merciin

bulunmadığı; olayda, 19 yılı aşkın bir süredir taşınmazı kısıtlı olan davacının

yaptığı başvuruya verilen yanıtla taşınmazdaki belirsizliğin devam

etmesinde idarenin kusuru olduğundan bakılmakta olan davada işin

esasına girilerek mevcut imar planında davacının taşınmazına verilen

fonksiyon hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiği; aksi takdirde

davacının haklı beklentisinin kendi kusuru dışında sürüncemede

bırakılmasının söz konusu olacağı ve bu hususun mülkiyet hakkının ihlalinin

devamı sonucunu doğuracağı; ayrıca bu davada hem plan yapma ve

değiştirme konusunda yetkili olan Belediye Meclisinin hem de

kamulaştırma konusunda yetkili olan yatırımcı idarenin, davacının

taşınmazı ile ilgili irade açıklamalarını yapmış bulunduğu; Kırşehir Belediye

Meclisinin, plan değişikliği konusunu İl Milli Eğitim Müdürlüğünün

görüşüne bağlı kıldığı; İl Milli Eğitim Müdürlüğünün de ileride ihtiyaç

olacağı belirlemesiyle, davacının başvuru tarihi itibariyle bir plan değişikliği

yapılmayacağını ortaya koyduğu; mahkemece plandaki kullanım kararı

konusundaki yargısal değerlendirmenin öncelikle yapılması gerektiği; ancak

bu halde bu plan dayanak alınmak suretiyle tesis edilecek sonraki işlemler

için planın hukuki dayanak teşkil edebileceği; bu durumda, İdare

Mahkemesince işin esasına girilerek mevcut imar planında davacının

taşınmazına verilen fonksiyon hakkında bir değerlendirme yapılması ve bu

husus hakkında karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. 

Bozma kararına uymayan Yozgat İdare Mahkemesi 21/11/2013

günlü, E:2013/934, K:2013/1035 sayılı kararıyla, ilk kararındaki gerekçeye

ilave olarak, işlemi tesis edecek olan idari mercii anlamındaki konu

yönünden yetki denetiminin idari yargı denetiminin en temel

unsurlarından birisi olduğu, yetkisiz bir idari organ veya kişinin tesis ettiği

işlemlerin idarenin gerçek iradesi olarak değerlendirilmesine olanak

bulunmadığı, yetki unsurunun açık ve bariz tecavüze uğradığı işlemlerin

doktrin ve uygulama tarafından en ağır idari yaptırım olan yoklukla malul

işlemler olarak değerlendirildiği, idari yetkinin işlem tesisleri sırasında

aranmaması veya esnetilmesi durumunda idari kaos ortamı oluşacağı ve

sağlıklı bir idari işleyiş ile onun sağlıklı bir yargısal denetiminin yapılmasının

olanaksız hale geleceği, yetkisiz organ tarafından tesis edilen işlemler

sonrası başvurulacak bir merciin bulunmadığı yolundaki Danıştay

saptamasına ise, bu işlemlerin idari yargı denetimine tabi olması ve idari

yargı yerleri tarafından verilecek yetki yönünden iptal kararları üzerine

idarenin otuz gün içinde kararı yetkili organlarda görüştürmek zorunda

olması nedeniyle katılmaya olanak bulunmadığı, bu kadarlık bir sürenin

haklı beklentinin sürüncemede bırakılması veya mülkiyet hakkının ölçüsüz

ihlali olarak değerlendirilemeyeceği, davacının plan değişikliği istemiyle

yaptığı başvurunun imar ve şehircilik müdürlüğü tarafından reddinin

yargılandığı bakılan davada, yetki unsurunun esnek uygulanması

durumunda, aynı davacı başvurusunun imar ve şehircilik müdürlüğü

tarafından kabul edilerek davacı taşınmazının konut alanı olarak

belirlenmesi halinde de aynı şekilde uygulanmasının yargı organının

tutarlılığı açısından gerekli olduğu, bu durumun ise imar ve şehircilik

müdürlüğü aracılığıyla plan değişikliği yapılabilmesi sonucunu doğuracağı;

bu işlemlerin esasının incelenmesinin yetkisiz organ tarafından tesis

edilmiş olması nedeniyle olanaklı olmadığı, yetkinin işlemin olumlu veya

olumsuz olması haline göre yargı organı tarafından esnetilmesinin idari

rejim açısından sıkıntılarının bulunacağı, bu nedenle idari usule ilişkin bu

konuların katı bir şekilde uygulanmasının hukuk devleti ve idari istikrar

ilkeleri ile de ilgili olduğu, somut olayda belediye meclisi tarafından yetkili

kuruluş görüşü alınmak üzere başvurunun ilgili kuruma gönderilmek

suretiyle iradesinin gelecek yanıta bağlandığı yolundaki Danıştay tespitine

de katılmanın mümkün olmadığı, bu şekilde belediye meclisi tarafından

alınan kararın idari usulün tamamlanmasına ve mevzuatın uygulanmasına 

yönelik bir karar olduğu, gelecek görüş yazısının belediye meclisi açısından

bağlayıcılığının olmadığı gibi yanıtın olumsuz gelmesi durumunda da

belediye meclisinin başka gerekçelerle taşınmazı okul alanından

çıkarmasının olanaklı olduğu gerekçelerini de ekleyerek dava konusu

işlemin iptali yolundaki ilk kararında ısrar etmiştir.

Davacı, uyuşmazlığın esasının incelenmemesi durumunda mülkiyet

hakkı üzerindeki hukuka aykırı kısıtlılığın devam edeceğini ileri sürerek ısrar

kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

Yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve

çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla hazırlanarak

yürürlüğe konulan 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 7. ve 8. maddeleriyle;

belirli koşullarla, belediyelere ve valiliklere yerleşim yerlerinde imar

planlarını hazırlama ve yürürlüğe koyma yükümlülüğü getirilmiştir.

Aynı Kanun`un 10. maddesinde; "Belediyeler; imar planlarının

yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5

yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının

görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri

görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar,

belediye meclisince kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde

bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına

bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu

hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu

program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek kamu

kuruluşlarının bütçelerine konulur. İmar programlarında, umumi

hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan

gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler

gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen

haklar devam eder" hükmüne yer verilmek suretiyle, belediyelere, imar

planlarını uygulamak üzere belirtilen süre içerisinde imar programını

hazırlama; programı uygulamaya koyma, ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarına

ise imar programlarında kendi görev alanlarındaki kamu hizmeti için

ayrılan özel mülkiyete ait arsaları kamulaştırma zorunluluğu yüklenmiştir.

Anılan Kanun`un 13. maddesinin, ilk halinde ise, "Resmî yapılara,

tesislere ve okul, cami, yol, meydan, otopark, yeşil saha, çocuk bahçesi,

pazar yeri, hal, mezbaha ve benzeri umumî hizmetlere ayrılan alanlarda

inşaata ve mevcut bina varsa esaslı değişiklik ve ilaveler yapılmasına izin 

verilmez. Ancak imar programına alınıncaya kadar mevcut kullanma şekli

devam eder.

Ancak, parsel sahibi imar planlarının tasdik tarihinden itibaren beş

yıl sonra müracaat ettiğinde imar planlarında meydana gelen

değişikliklerden ve civarın özelliklerinden dolayı okul, cami ve otopark

sahası ve benzeri umumî hizmetlere ayrılan alanlardan ilgili kamu

kuruluşunca yapımından vazgeçildiğine dair görüş alındığı takdirde, tüm

belirli çevredeki nüfus, yoğunluk ve donatım dengesini yeniden irdeleyerek

hazırlanacak yeni imar plânına göre inşaat yapılır. Bu Kanun`un yayımı

tarihinden önce yapılan imar planlarında, bahsedilen beş yıllık süre bu

Kanun`un yürürlük tarihinden itibaren geçerlidir......" kuralına yer verilerek

bir yandan , imar planında kamunun kullanımına ayrılan taşınmazların

maliklerine yönelik olarak, taşınmazlarını tasarruf etme konusunda

kısıtlamalar getirilirken, diğer yandan, taşınmaz maliklerinin mülkiyet

haklarının uzun süre kısıtlanmaması amacıyla, imar planının

onaylanmasından itibaren beş sene geçmesi şartıyla, taşınmaz maliklerine

belli haklar tanınmış ise de; Anayasa Mahkemesinin 29/12/1999 günlü,

E:1999/33, K:1999/51 sayılı kararı ile "Demokratik bir toplumda temel hak

ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın

gerektirdiğinden fazla olması düşünülemez.

Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun,

kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli

bir özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan

kaldıracak düzeye vardırılmaması gerekir.

3194 sayılı Yasa‘nın 13. maddesinin itiraz konusu birinci fıkrasında

imar planlarında, resmi yapı, okul, cami, yol, meydan gibi umumi

hizmetlere ayrılan yerlerin, imar programına alınıncaya kadar mevcut

kullanma şeklinin devam edeceği öngörülmüştür. Yasa‘nın 10. maddesinde

de belediyelerin, imar plânlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde

bu planı uygulamak üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlayacakları

belirtilmiş, ancak Yasa‘da bu plânların tümünün hangi süre içinde

programa alınarak uygulanacağına ilişkin bir kurala yer verilmemiştir.

13. maddenin birinci fıkrası uyarınca imar planlarında umumi

hizmetlere ayrılan yerlerin mevcut kullanma şekillerinin ne kadar devam

edeceği konusundaki bu belirsizliğin, kişilerin mülkiyet hakları üzerinde

süresi belli olmayan bir sınırlamaya neden olduğu açıktır.

İmar planlarının uygulamaya geçirilmesindeki kamusal yarar

karşısında mülkiyet hakkının sınırlanmasının demokratik toplum düzeninin

gerekleriyle çelişen bir yönü bulunmamakta ise de, itiraz konusu kuralın

neden olduğu belirsizliğin kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi

bozarak mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getirmesi, sınırlamayı aşan

hakkın özüne dokunan bir nitelik taşımaktadır." gerekçesiyle, 3194 sayılı

Yasanın, 13. maddesinin 1. fıkrasının iptaline,1. fıkrasının iptali nedeniyle

uygulanma olanağı kalmayan 3. fıkrasının da iptaline, iptal edilen kurallar

nedeniyle meydana gelen hukuksal boşluk kamu düzenini tehdit ve kamu

yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa‘nın 153. maddesinin

üçüncü fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete‘de

yayımlanmasından başlayarak 6 ay sonra yürürlüğe girmesine karar

verilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin aktarılan iptal kararının, esas itibarıyla,

3194 sayılı Yasanın 13. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen kısıtlamaların

neden olduğu belirsizliğin kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi

bozarak mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getirdiği gerekçesine dayandığı,

aynı maddenin, mülkiyet hakkı kısıtlanan kişilere bazı güvenceler sağlayan

3. fıkrasının ise, 1. fıkranın iptali sonucu uygulanma olanağı kalmaması

nedeniyle, zorunlu olarak iptal edildiği, bu iptalin doğuracağı hukuki boşluk

öngörülerek yasama organına yeni bir yasal düzenleme yapılması amacıyla

süre verildiği anlaşılmaktadır.

Anılan Anayasa Mahkemesi kararı, 29/06/2000 günlü, 24094 sayılı

Resmi Gazete‘de yayımlanmış ve bugün itibarıyla altı aylık süre dolmuş ise

de, henüz oluşan hukuki boşluğu doldurmak amacıyla herhangi bir yasal

düzenleme yapılmamıştır.

Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı ve bu iptal kararının

doğurduğu hukuki boşluğu giderecek yeni bir yasal düzenlemenin halen

yapılmaması sonucunda ortaya çıkan mevcut hukuksal durumda, bir

yandan, imar planlarında kamunun kullanımına ayrılmış taşınmazlar

üzerinde, maliklerin ne gibi tasarruflarda bulunacağı ya da bulunamayacağı

konusu belirsiz hale gelmiş; diğer yandan, kamunun kullanımına ayrılmış

olmakla birlikte henüz kamulaştırılmamış olan taşınmazlarla ilgili olarak da

malikler tamamen güvenceden yoksun kalmıştır. Her ne kadar, 3194 sayılı

Yasanın yukarıda metnine yer verilen 10. maddesinde, imar planlarının

yürürlüğe girmesinden itibaren en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek 

üzere 5 yıllık imar programlarının hazırlanacağı ve program kapsamındaki

taşınmazların ilgili kamu kuruluşlarınca kamulaştırılacağı öngörülmüş ise

de, yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında da açıklandığı gibi,

imar programlarının; dayanağı imar planlarının tümünü kapsaması

hukuken zorunlu olmadığından, imar programı dışında kalan taşınmazların

hukuki durumu, bu taşınmazların kamulaştırılacağı zaman, malikin

mülkiyet hakkı üzerindeki kısıtlamaların süresi konularındaki belirsizliğin

uzun süre devam etmesi olasıdır.

Nitekim, uygulamaya bakıldığında, imar planlarında kamunun

kullanımına ayrılmış olan yerlerde kalan taşınmazlar üzerinde, maliklerin

ileriye dönük tasarruflarda bulunamadıkları, taşınmazları kamulaştırma

işlemine konu teşkil edeceğinden satış değerlerinin düştüğü, bu arsaların

rayiç değerinden satılamadığı, ancak kamulaştırma bedelini almak suretiyle

yarar sağlamalarının mümkün olduğu; diğer taraftan, Belediyelerin veya

ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının, ödenek yetersizliği gibi nedenlerle,

kamunun kullanımına ayrılmış taşınmazları kamulaştırmada uzun süre

geciktikleri; ayrıca, kamu hizmeti gereklerine uygun olarak ikame edecek

başka bir yeri belirleme ve yer değişikliği için ilgili yatırımcı kuruluşun

görüşünü alma mükellefiyetinden dolayı, belediyelerin uzun süre

kamulaştırılmayan özel mülkiyetteki taşınmazları, imar planlarında

değişiklik yapmak suretiyle plandan çıkarmayı istemedikleri görülmektedir.

Aktarılan hukuksal durum ve uygulamada karşılaşılan diğer

sorunların, kişilerin mülkiyet hakkını kısıtladığı ve bu nedenle, Türkiye

tarafından 18.05.1954 tarihinde onaylanan Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi Eki 1. Protokolün 1. maddesinin 1. bendinde "Her gerçek ve

tüzel kişi, maliki olduğu şeyleri barışçıl bir biçimde kullanma hakkına

sahiptir. Kamu yararı gerektirmedikçe ve uluslararası hukukun genel ilkeleri

ile hukukun aradığı koşullara uyulmadıkça, hiç kimse mülkiyetinden

yoksun bırakılamaz.." hükmüne aykırı durumların ortaya çıkmasına yol

açabileceği açıktır.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, benzer bir mülkiyet

hakkı ihlali iddiasıyla açılmış olan, Hakan Arı/Türkiye Davasında (Başvuru

No:13331/07) 11.01.2011 gününde verdiği kararda , ".... başvuran mülkiyet

hakkına karşı orantısız bir müdahalenin yapıldığını öne sürmektedir.

Hükümet mülkiyetten yoksun bırakma gibi bir durumun sözkonusu

olmadığını ve başvuranın arazisini kullanmaya ve fidanlık olarak ekip

biçmeye devam edebileceğini savunmaktadır.

AİHM‘ye göre başvuranın mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale

sözkonusudur. Taşınmazın şehir imar planında okul yapımı için

öngörülmesi yalnızca imar yasağından etkilenmesine yol açmamış, aynı

zamanda araziden istifade edilmesini de olanaksız hale getirmiştir. Geriye

Ek 1 No‘lu Protokol‘ün 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini tespit etmek

kalmaktadır.

AİHM başvuranın taşınmazına el atılmaması nedeniyle re‘sen

gerçekleşmiş bir müdahalenin olmadığını gözlemlemektedir. AİHM bunun

yanı sıra mülkiyetin transferinin gerçekleşmemiş olduğu ihtilaf konusu

davayı görünenlerin ötesine geçerek gerçek yüzüyle inceleyeceğini

belirtmektedir (...). AİHM bu bağlamda, başvuran tarafından öne sürülen

durumun etkilerinin mülkiyet hakkına yönelik kısıtlamalardan ileri geldiğini,

gayrimenkulün değeri ile ilintili olduğunu ve sonucu itibarıyla bütün olarak

taşınmazın kullanılabilirliğini azalttığını anımsatır. AİHM buna karşın, özüne

yönelik kayba uğrasa da mezkur hakkın kaybolmadığını not etmektedir.

Dile getirilen bütün bu tedbirlerden başvuranın mülkiyet hakkından yoksun

bırakıldığı gibi bir çıkarımda bulunulamamaktadır. Başvuran ne taşınmazına

erişim hakkını ne de onun maliki olmayı kaybetmiş, esasen taşınmazın

satışı konusunda sıkıntı yaşamıştır. .....

AİHM yine de başvuran tarafından dile getirilen durumun Ek 1 No‘lu

Protokol‘ün 1. maddesinin ilk cümlesi kapsamına girdiğini ifade etmektedir

(....).

AİHM kamu yararının gerekleri ile başvuranın temel haklarının

korunması arasında hüküm sürmesi gereken adil dengenin gözetilip

gözetilmediğini incelemeye alacaktır (.....)......

Başvuranın imar iznini elde etme konusunda meşru bir beklentisi

bulunmaktadır. Zira okul inşaatının öngörüldüğü şehir imar planını

müteakip kamulaştırma amacıyla sonradan araziye imar yasağı

getirilmiştir. Bu yasak halen sürmektedir....

AİHM başvuranın ilgili bütün bu dönem boyunca mülkiyetinin

akıbeti konusunda bir belirsizliğe itildiğini gözlemlemektedir. İlk etapta

idari bütçe kaynaklarının yetersizliği nedeniyle mezkur arazi

kamulaştırılamamış, ikinci süreçte belediyenin 22 Eylül 2005 tarihinde 

kabul ettiği yeni şehir imar planına göre başvuranın taşınmazı bir kez daha

okul yapımı kararından etkilenmiştir.

AİHM bu bağlamda, Hükümet tarafından iç hukukta başvuranın

taşınmazının belirsizliğini telafi edecek herhangi bir hukuki kararın alındığı

dile getirilmemiştir.

AİHM sözkonusu bu durumun başvuranın mülkiyet hakkından tam

anlamıyla yararlanması önünde engel teşkil ettiğine ve arazinin satış şansı

da dahil, sonucu itibarıyla taşınmazın değerini hatırı sayılır ölçüde

azalttığına itibar etmektedir.

Ayrıca başvuranın uğradığı kayıp hiçbir tazminat miktarı ile

giderilmemiştir.

Bütün bu sözü edilenler AİHM‘yi başvuranın, kamu yararının

gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi

bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldığı

yönünde düşünmeye sevk etmektedir ....

AİHM bu nedenle Ek 1 No‘lu Protokol‘ün 1. maddesinin ihlal edildiği

sonucuna varmaktadır." gerekçesiyle Türkiye‘yi tazminat ödemeye

mahkum etmiştir.

Gelinen bu noktada, ortaya çıkan hukuki boşluğun doğurduğu

uyuşmazlıklar, bu uyuşmazlıklarla ilgili olarak verilen Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi kararları; Anayasa Mahkemesi kararından sonra ortaya çıkan

hukuki boşluğun, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu`nun 1. maddesinde yer

alan "Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim, örf ve adet hukukuna

göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak

idiyse ona göre karar verir." kuralı gereğince, idari yargı organlarınca

doldurulmasını zorunlu kılmaktadır.

Anayasanın 35. maddesinde; "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir."

hükmü yer almış; yine Anayasanın 13. maddesinde " Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa`nın sözüne ve ruhuna, demokratik

toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine

aykırı olamaz." hükmüne yer verilmiştir.

Anayasanın 90/4. maddesi uyarınca, içhukukumuz bakımından da

bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi`nin 1 No`lu ek Protokolünün 

1. maddesinde de, "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası

hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun

bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek (...) için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." düzenlemesi

yer almıştır.

Davacıya ait uyuşmazlık konusu parselin, imar planında 1994

yılından itibaren ilkokul alanı olarak ayrılması nedeniyle bu parselde artık

yapılaşmaya gidilemeyeceği ve bu nedenle malikin tasarruf haklarının

kısıtlandığı açıktır. Davacının imar planının değiştirilmesi ve maliki olduğu

taşınmaza konut alanı işlevi verilmesi için İdareye başvuru tarihi itibarıyla

aradan yirmi yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına karşın idarece

kamulaştırma yapılmadığı gibi ne zaman yapılabileceği konusunda davacıya

bir bilgi de verilmemiştir. Ayrıca, ilkokul alanı olarak ayrılan parseli

yatırımcı kuruluş olarak kamulaştırma yetkisi bulunan Milli Eğitim

Bakanlığı‘nı temsilen İl Milli Eğitim Müdürlüğü de, kamulaştırma yapılıp

yapılmayacağı ya da taşınmaza ilkokul alanı olarak ihtiyaç bulunup

bulunmadığı konusunda net bir bilgi vermemektedir. Tüm bu nedenlerle,

davacının maliki olduğu parselin durumu ve mülkiyet hakkından

yararlanma olanağı belirsizlik içindedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yukarıda da yer verilen, Hakan

Arı/Türkiye Davasında (Başvuru No:13331/07) verdiği kararda, sözkonusu

bu durumun başvuranın mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanması

önünde engel teşkil ettiği ve arazinin satış şansı da dahil, sonucu itibarıyla

taşınmazın değerini hatırı sayılır ölçüde azalttığı değerlendirmesinde

bulunarak, malikin, kamu yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında

gözetilmesi gereken adil dengeyi bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir

yüke katlanmak zorunda kaldığı sonucuna varmış ve Türkiye‘nin ilgili kişinin

mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/12/2013 günlü,

E:2010/2108, K:2013/4577 sayılı kararında da yer verilen söz konusu

gerekçeler bağlamında, uyuşmazlık konusu olayda, davacının mülkiyet

hakkının hukuka aykırı şekilde belirsiz bir süre ile kısıtlandığı konusunda

tereddüt bulunmamaktadır. 

Ancak uyuşmazlık konusu olayda, öncelikle çözümlenmesi gereken

bir başka hukuki sorun bulunmaktadır. 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 8.

maddesinde, nazım ve uygulama imar planlarının ilgili belediyelerce

yapılacağı veya yaptırılacağı, belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe

gireceği, onaylanmış planlarda yapılacak değişikliklerin de aynı usullere

tabi olduğu kurala bağlanmış olmasına rağmen, davacının imar planında

değişiklik yapılması yolundaki başvurusunu, belediye meclisi gündemine

almış ise de kesin olarak çözüme bağlamamış, ardından dava konusu edilen

Kırşehir Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü işlemi tesis

edilmiştir. İdare Mahkemesi, İmar ve Şehircilik Müdürlüğü işlemini esas

alarak ve idari işlemin yetki unsurundaki sakatlığı vurgulayarak uyuşmazlığı

karara bağlarken, Danıştay Altıncı Dairesi mülkiyet hakkının ihlali

sorununun devam ettiğini, bu ihlalin giderilmesi gereğini vurgulayarak

uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerektiği yönünde karar vermiştir.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/11/213 günlü,

E:2010/342, K:2013/4255 sayılı kararında da açıklandığı gibi, imar planında

değişiklik yapılması yolundaki başvuru hakkında, başvuru belediye

meclisine iletilmeksizin, bu konuda bir yetkisi olmayan belediye başkanlığı

veya imar müdürlüğü tarafından işlem tesis edilmesi, yetki yönünden

hukuka aykırılık oluşturacaktır.

Uyuşmazlık konusu olayda ise, 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 8.

maddesine uygun olarak, davacının başvurusu Kırşehir Belediye Meclisine

iletilmiş, Meclis gündemine alınmış, görüşülmüş, ancak başvuruya kesin bir

çözüm getirilmeyerek, Kırşehir İl Milli Eğitim Müdürlüğünden görüş

alınmasından sonra konunun yeniden görüşülmesine karar verilmiştir. Bu

karar davacıya bildirilmiştir. Söz konusu kararın, davacının başvurusu

hakkında kesin olmayan bir cevap niteliğinde olduğu açıktır.

İdarelere yapılan başvurular hakkında kesin olmayan cevaplar

verilmesi durumunda, başvuru sahiplerine tanınan hakların düzenlendiği

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 10. maddesinde de, idarece

verilen cevabın kesin olmaması halinde başvuranın bu cevabı istemin reddi

sayarak dava açabileceği ya da kesin cevabı bekleyebileceği, bu takdirde

dava açma süresinin işlemeyeceği; ancak, bekleme süresinin başvuru

tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği kurala bağlanmıştır.

Davacının, anılan Yasa hükmü uyarınca, kesin olmayan bir işlem

niteliğindeki Kırşehir Belediye Meclisi kararını başvurusunun reddi kabul

ederek dava konusu edebilme hakkının bulunduğu açıktır. Ancak davacı,

bakılan davayı açarken, dava konusu olarak Kırşehir Belediye Başkanlığı

İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün 29/06/2012 günlü, 1789 sayılı işlemini

göstermiştir. Bu işlemde " ... 05/04/2012 tarih ve 40 nolu Belediye Meclis

Kararı ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü‘nün kurum görüşleri istenilmiştir. İl Milli

Eğitim Müdürlüğü‘nün 27/04/2012 tarih ve 755-06094 sayılı yazısında

kamulaştırmak maksadıyla Bakanlıktan ödenek istendiği belirtilerek

olumsuz görüşleri bildirilmiştir." denilmek suretiyle Belediye Meclisi

kararına gönderme yapılmış, dolayısıyla Belediye Meclisinin iradesinden

bağımsız yeni bir irade ortaya konulmamıştır. Davacının, idareye

başvururken ve bakılan davayı açarken ki amacının, maliki olduğu taşınmaz

üzerindeki kısıtlılığın kaldırılması ve mülkiyet hakkının korunması olduğu

anlaşılmaktadır. Öte yandan, gerek Belediye Meclisi (altı aylık süre içinde

kesin cevabı vermemek suretiyle) gerekse Belediye Başkanlığı davacının

plan değişikliği istemini reddetmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla dava

dilekçesinde İmar ve Şehircilik Müdürlüğü işleminin yazılmış olması esas

yönünden yargısal denetim yapılmasına engel oluşturmadığından

uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, davacının idareye başvurusunun, parselin kullanım

amacının konut alanı olarak değiştirilmesi isteğini içerdiği görülmekte olup,

davalı idarece bu isteğin aynen yerine getirilmesinin hukuken zorunlu olup

olmadığının ayrıca irdelenmesi gereklidir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yukarıda yer verilen kararında,

böylesi karmaşık ve düzenleme yapılmasını gerektiren alanlarda devletlerin

şehir planlamasına yönelik politikalarında belirli bir takdir payından

yararlanmalarının doğal olduğunu, güdülen amaç çerçevesinde, mülkiyet

hakkına yönelik müdahalede genel kamu menfaatlerine riayet edildiği

değerlendirmesinde de bulunulmuştur.

Bu bağlamda, davacının mülkiyet hakkını ihlal eden parsel

üzerindeki kısıtlamanın kaldırılması hukuken zorunlu olmakla birlikte, bu

amaçla yapılacak imar planı değişikliğinde davacıya ait parselin kullanım

amacının konut olarak belirlenip belirlenemeyeceğini ortaya koymak için,

şehircilik ilkeleri ve planlama esasları çerçevesinde bir inceleme yapılması

zorunludur. Yapılacak böyle bir inceleme sonucunda, davacının mülkiyet 

hakkını kısıtlama olmadan kullanımını ve taşınmazı üzerinde kısıtlama

olmadan tasarruf etmesini sağlayacak farklı kullanım amaçlarının, şehircilik

ilkeleri ve planlama esasları çerçevesinde belirlenmesinde ve

planlanmasında yetkinin davalı idarede bulunduğu açıktır.

Sonuç olarak, uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekirken,

yukarıda özeti yazılı gerekçe ile verilen kararda hukuka uyarlık

görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüne, Yozgat

İdare Mahkemesinin 21/11/2013 günlü, E:2013/934, K:2013/1035 sayılı

kararının işin esası hakkında karar verilmek üzere bozulmasına, dosyanın

anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine, kararın tebliğ tarihini izleyen

15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/06/2014

tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Temyiz edilen ısrar kararının hukuka ve usul hükümlerine uygun

olduğu, temyiz dilekçesinde ileri sürülen hususların ısrar kararının

bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz

isteminin reddi ile ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara

katılmıyoruz.

Kaynak: http://www.danistay.gov.tr/upload/yayinlar/11_01_2016_035856.pdf

YAYINLAR Kitaplar

BELEDİYELERİN SINIRLARI

TÜRKİYE`DE ULUSAL VE YEREL PLANLAMA İLİŞKİLERİ: MERSİN İLİ ÖRNEĞİ

YEREL YÖNETİMLER İÇİN MAL ALIMI İHALELERİ KILAVUZU

Tüm Yayınlar
TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) Yerel Yönetimler Merkezi
85. Cadde Yücetepe 06100, ÇANKAYA / ANKARA
"YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı" Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yerel Yönetimler Merkezi'ne aittir. YerelNET'in içeriğini oluşturan bilgiler, uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır. Uzmanlar tarafından hazırlanan içeriğin hukuki sorumluluğu tümüyle yazarlarına aittir. İlgili içeriğe istinaden idari ve mali sorumluluk gerektiren iş ve işlemlerin yapılması idarelerin kendi sorumluluğu altındadır. YerelNET'de yayımlanan veritabanının içerikleri, ilgili Kamu Kurumları tarafından sağlanmış ve Merkez tarafından güncelleştirilmiştir / güncelleştirilmektedir. Tüm Veritabanları 5.000'e yakın içerik sağlayıcı kullanıcımız tarafından güncel tutulmaktadır. İçerik sağlayıcı kullanıcılar tarafından (Belediye, İl Özel İdare, İlçe ve Birlik) girilen her türlü bilginin hukuki ve cezai sorumluk kendilerine ait olup TODAİE'ye sorumluluk hiçbir şekilde atfedilemez. Yoğun bir emek ve uzmanlık ürünü olan YerelNET'teki tüm bilgi ve materyal, ilgili yasaların koruması altındadır. YerelNET'e ait her türlü yazılım kodu, veritabanı içeriği ve görsel materyal kesinlikle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz ve başka bir bilgisayara yüklenemez. TODAİE Yerel Yönetimler Merkezi, YerelNET içeriğinin kullanımı ile ilgili fikri ya da başka haklarını çiğneyen veya uygulanabilir diğer yasalara aykırı kullanım durumlarına karşı hukuki yollara başvurma hakkını saklı tutar. Yalnızca, ticari olmayan amaçlar için kaynak gösterilerek kullanılabilir. Bu tip kullanımımlarda bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu kaynak gösterilmesine karşın YerelNET'in yükümlülüğünde değildir. TODAİE - Yerel Yönetimler Merkezi her türlü sorumluluğu reddeder.

YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün bir hizmeti olup T.C. Kalkınma Bakanlığı tarafından finansal açıdan desteklenmektedir.