Yenileme projesinde konut, ticaret, turizm ve ofis gibi kullanımlar öngörüldüğünden uyuşmazlık konusu taşınmaz için projede gösterilen kullanım kararının tespit edilerek taşınmazın kamulaştırma zorunluluğunun olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiği hakkında.

 T.C.

D A N I Ş T A Y

Altıncı Daire

Esas No : 2011/7160

Karar No : 2014/2910

 

 

Temyiz Eden (Davacı): …

Vekili : Av. …

Karşı Taraf (Davalı) : Beyoğlu Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. …

İstemin Özeti : İstanbul 3. İdare Mahkemesince verilen 11/05/2011

tarihli, E:2010/2644, K:2011/516 sayılı kararın, usul ve hukuka aykırı

olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi : Samed Demirbaş

Düşüncesi : Dava, davacıya ait taşınmazın "yenileme alanı"

içerisinde kaldığından bahisle 5366 sayılı Kanun`un 4/2 maddesi uyarınca 

kamulaştırılması yolunda tesis edilen belediye encümeni kararının iptali

istemiyle açılmış, Mahkemece taşınmazın yenileme alanında kaldığından

bahisle davanın reddine karar verilmiştir.

Anayasa‘nın 13. ve 35. madde hükümleri uyarınca mülkiyet

hakkının kamu yararı amacıyla Anayasaya uygun olarak yasayla

sınırlandırılması mümkündür. Bu hükümlerden hareketle bir taşınmaz

üzerindeki mülkiyet hakkının kamulaştırma yolu ile kaldırılması (mülkiyetin

el değiştirmesi) ancak kamu yararının karşılanması zorunluluğunun özel

mülkiyet hakkının korunmasından üstün tutulması şartına bağlıdır.

Anayasa‘nın Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma başlıklı 90.

maddenin 1. fıkrasında: "Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve

milletlerarası kuruluşlarla yapılacak antlaşmaların onaylanması, Türkiye

Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır."

son fıkrasında ise: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası

antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık

iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07.05.2004

günlü, 5170 sayılı Yasa`nın 7. maddesi) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş

temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların

aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek

uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır." kuralıyla

usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmaların iç hukuk

sistemine yansıtılma yöntemi belirlenerek, bu antlaşmalardan temel hak ve

özgürlüklere ilişkin olanlarla yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi

durumunda uluslararası antlaşma kurallarının esas alınması anayasal

gerekliliktir.

20.03.1952 günü kabul edilen İnsan Haklarının ve Temel

Özgürlüklerinin Korunması‘na İlişkin Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokol Türkiye

tarafından 19.03.1954 günü onaylanmıştır. Anılan Protokol‘un Mülkiyetin

Korunması başlıklı 1. maddesinde ise: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve

mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi

bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve

uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden

yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu

yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli 

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez." kuralı yer almıştır.

5366 sayılı Kanun`da anlaşma yolunun esas olması, taşınmaz

maliklerinin projeyi kendilerinin uygulayabilmeleri imkanlarının tanındığı,

uyuşmazlıkta ise taşınmazı da kapsayan alanın 2006 yılında yenileme alanı

olarak ilan edilmesi sonrasında yenileme alanı kapsamında kalan

taşınmazların acele kamulaştırma usulü uygulanarak kamulaştırılabileceği

yolunda karar alındığı, davalı idarece henüz proje hazırlanmadan ada

bazında geniş katılımlı toplantılar yapıldığı belirtilerek anlaşma yolunun

denendiğinin ifade edildiği, aynı zamanda yenileme projesi hazırlama ve

uygulama işi ihalesi yapılarak ihaleyi kazanan şirketçe hazırlanan yenileme

projesinin koruma kurulunun 30.11.2007 tarihli, 26 sayılı kararı ile kabul

edildiğinin belirtildiği, proje olmadan 2006 yılında yapılan toplantılar ile

projenin uygulanması hususunun da ihale edilmesi karşısında proje

hazırlanması sonrasında 2008 yılında yapılan ada bazında toplantıların

anlaşma yolunun denenmesi anlamında kabul edilemeyeceği, bu anlamda

Kanun`un öngördüğü çerçevede anlaşma yoluna gidilmediği görülmektedir.

Anılan Kanun`un projenin malikler tarafından uygulanabilmesi

maddesinin uygulanması açısından ise, davalı idarece taşınmaz maliklerinin

projeyi kendilerinin uygulamaları konusunda ne şekilde hareket

edebilecekleri, hangi tarihler arasında hangi faaliyetleri yürütecekleri

konusunda objektif nitelikte genel kriterler belirlenerek yenileme alanı

kapsamında kalan taşınmaz maliklerine projeden yararlanma imkanı

tanınması bir gereklilik iken bu şekilde bir yaklaşımın sergilenmediği

görülmektedir.

Diğer taraftan, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu`nda da öngörülen

ve 5366 sayılı Kanun`un 4. maddesinin 2. fıkrasında 6306 sayılı Kanunla

yapılan değişiklik ile de ifade edilen hususa göre de kamu hizmetine ayrılan

taşınmazların kamulaştırılabileceği, kamu hizmetine ayrılmamış

taşınmazlar için ise Kat Mülkiyeti Kanunu, irtifak hakkı tesisi, parselasyon

yapılması gibi uygulamalar öngörülerek maliklerin mülkiyet haklarının

korunmasına yönelik düzenlemelerin uygulanması yoluna gidilebileceği,

uyuşmazlıkta ise davalı idarece bu ayrımların göz ardı edilerek, taşınmazın

proje kapsamında hangi kullanımda kaldığı, kamu hizmetine tahsis edilip

edilmediği, kamulaştırma gerekip gerekmediği değerlendirilmeden proje

kalan taşınmazların kamulaştırılması yolunda işlem tesis edildiği, Tarlabaşı 

Yenileme Alanı kapsamında hazırlanan yenileme projesinde öngörülen

kullanımlar dikkate alındığında ticaret, turizm gibi kamu hizmeti niteliğinde

olmayan kullanımlara ayrılmış taşınmazların da kamulaştırılması kararı

alınarak taşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının farklı kişilere devri

yolunda uygulamalara neden olunduğu anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptali gerektiğinden,

mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin

açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin

gereği görüşüldü:

Dava, İstanbul İli, Beyoğlu İlçesi, Şehit Muhtar Mahallesi, … ada, …

parsel sayılı taşınmazın … nolu bağımsız bölümünün, taşınmazın "yenileme

alanı" içerisinde kaldığından bahisle 5366 sayılı Kanun`un 4/2 maddesi

uyarınca kamulaştırılması yolunda tesis edilen 24.11.2009 tarihli, 1328

sayılı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılmış; İdare

Mahkemesince, dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmazı

da kapsayan alanın 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz

Varlıklarının Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında

Kanun uyarınca yenileme alanı olarak ilan edildiği, yenileme alanı ilan

edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararına karşı açılan davanın Danıştay

Altıncı Dairesinin 26.03.2008 tarihli, E:2006/5246, K:2008/1995 sayılı kararı

ile reddedildiği, yenileme alanına yönelik olarak hazırlanan yenileme

projesinin 30.11.2007 tarihli, 26 sayılı koruma kurulu kararıyla kabul

edildiği, anılan projenin iptali istemiyle açılan davanın İstanbul 3. İdare

Mahkemesinin 16.06.2010 tarihli, E:2008/1606, K:2010/981 sayılı kararıyla

reddedildiği anlaşıldığından, yenileme alanı içerisinde kalan taşınmazın

yenileme projesine uygun olarak kamulaştırılması yolundaki dava konusu

işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Anayasa‘nın 13 ve 35. maddesinde hükümleri uyarınca temel hak ve

hürriyetlerden olan mülkiyet hakkı, kamu yararı amacıyla Anayasada

belirtilen sebeplere bağlı olarak yasayla sınırlandırılabilir. Bu hükümlerden

hareketle bir taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kamulaştırma yolu ile

kaldırılması (mülkiyetin el değiştirmesi) ancak kamu yararının karşılanması 

zorunluluğunun özel mülkiyet hakkının korunmasından üstün tutulması

şartına bağlıdır.

Anayasa‘nın Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma başlıklı 90.

maddenin 1. fıkrasında: "Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve

milletlerarası kuruluşlarla yapılacak antlaşmaların onaylanması, Türkiye

Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır."

son fıkrasında ise: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası

antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık

iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 07.05.2004

günlü, 5170 sayılı Yasanın 7. maddesi) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş

temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların

aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek

uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır." kuralıyla

usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmaların iç hukuk

sistemine yansıtılma yöntemi belirlenerek, bu antlaşmalardan temel hak ve

özgürlüklere ilişkin olanlarla yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi

durumunda uluslararası antlaşma kurallarının esas alınması anayasal

gerekliliktir.

20.03.1952 günü kabul edilen İnsan Haklarının ve Temel

Özgürlüklerinin Korunması‘na İlişkin Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokol Türkiye

tarafından 19.03.1954 günü onaylanmıştır. Anılan Protokol‘un Mülkiyetin

Korunması başlıklı 1. maddesinde ise: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve

mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi

bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve

uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden

yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu

yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez." kuralı yer almıştır.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu‘nun 3. maddesinde "İdareler,

kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya

teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları

ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda

belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma

yapabilirler" ve 6. maddesinin son fırkasında "Onaylı imar planına veya ilgili 

bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için

ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve onaylanmasına gerek yoktur."

hükümlerine yer verilmiştir.

5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların

Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun‘un

genel gerekçesinde hızlı gelişen kentleşme süreci nedeniyle kentlerimizin

merkez bölgelerindeki eski kent dokularının ve korunması gerekli kültürel

mirasın olumsuz etkilendiği, kültürel mirasın yoğun olarak bulunduğu

alanların, gerek eskimeleri ve bakımsız kalmaları, gerekse yoğun olarak

denetimsiz bir şekilde iskan edilmeleri ve kullanılmaları nedeniyle

toplumun can ve mal güvenliğini tehdit eder duruma geldiği, bu nedenle

kentin eskiyen dokularını ve yerleşim alanlarını, kültürel miras değerini

korumak, koruma/kullanma dengesini sağlayarak sosyal donatı alanlarını

büyütmek ve sağlıklaştırmak, otopark sorununu çözüme kavuşturmak,

günümüz konforu ve kullanım şartlarını içeren konut, ticaret, kültür, turizm

ve sosyal donatı alanları oluşturmak, tarihi ve kültürel dokuyu geleceğe

taşımak amacıyla restore ederek kullanmak, böylelikle kentlerin merkez

alanlarının sağlıklı bir şekilde iskan edilerek şehrin güvenliğini tehdit eden

denetimsiz bölgeler olmaktan çıkarıp yenileştirmek ve günümüz

gereklerine uygun olarak kullanılabilir hale getirmek amacıyla söz konusu

kanunun hazırlandığı ifade edilmiştir.

Kanun`un "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1. maddesinin birinci

fıkrasında: "Bu Kanun`un amacı, büyükşehir belediyeleri, büyükşehir

belediyeleri sınırları içindeki ilçe ve ilk kademe belediyeleri, il, ilçe

belediyeleri ve nüfusu 50.000‘in üzerindeki belediyelerce ve bu

belediyelerin yetki alanı dışında il özel idarelerince, yıpranan ve özelliğini

kaybetmeye yüz tutmuş; kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarınca sit

alanı olarak tescil ve ilan edilen bölgeler ile bu bölgelere ait koruma

alanlarının, bölgenin gelişimine uygun olarak yeniden inşa ve restore

edilerek, bu bölgelerde konut, ticaret, kültür, turizm ve sosyal donatı

alanları oluşturulması, tabiî afet risklerine karşı tedbirler alınması, tarihi ve

kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılarak

kullanılmasıdır." hükmüne yer verilmiştir.

"Alanların Belirlenmesi" başlıklı 2. maddesinde: "Yenileme alanları,

il özel idarelerinde il genel meclisi, belediyelerde belediye meclisi üye tam

sayısının salt çoğunluğunun kararı ile belirlenir. İl özel idaresinde il genel 

meclisince, büyükşehirler dışındaki belediyelerde belediye meclisince

alınan kararlar Bakanlar Kuruluna sunulur. Büyükşehirlerde ise ilçe ve ilk

kademe belediye meclislerince alınan bu kararlar, büyükşehir belediye

meclisince onaylanması halinde Bakanlar Kuruluna sunulur. Bakanlar

Kurulu projenin uygulanıp uygulanmamasına üç ay içinde karar verir.

Bakanlar Kurulunca kabul edilen alanlardaki uygulama bir program

dahilinde etap etap projelendirilebilir.

Etap proje ve programları, meclis üye tam sayısının salt

çoğunluğunun kararı ve belediyelerde belediye başkanının, il özel

idarelerinde valinin onayı ile uygulamaya konulur. Belirlenen alan sınırları

içindeki tüm taşınmazlar, belediyece ve il özel idaresince hazırlanacak

yenileme projelerinin kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurulunca karara

bağlanmasını müteakip bu Kanuna göre yapılacak yenileme projesi

hükümlerine tâbi olurlar. Büyükşehir belediye sınırları içinde büyükşehir

belediyelerinin yapacaklarının dışında kalan yenileme projeleri, ilçe ve ilk

kademe belediyelerince hazırlanması ve meclislerinde kabulünden sonra

büyükşehir belediye başkanınca onaylanarak yürürlüğe girer. Buna göre

kamulaştırma ve uygulama yapılır." hükümleri yer almaktadır.

Yukarıda yer alan kanun hükmü ve gerekçesi değerlendirildiğinde,

5366 sayılı Kanun ile özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş sit alanları ve sit

alanlarının koruma bölgelerinin bölge gelişimine uygun olarak yenilenerek

korunması ve yaşatılarak kullanılması amaçlanmıştır. Bu amaç

doğrultusunda Kanun`un 2. maddesinde öngörülen kriterler çerçevesinde

yenileme alanı ilan edilebilmektedir.

Kanun`un "Uygulama" başlıklı 3. maddesinde yenileme alanlarında

Kanun`un amacı doğrultusunda söz konusu bölgelerin yenilenerek

korunması ve yaşatılarak kullanılması ilkeleri çerçevesinde ne şekilde

uygulama yapılacağı hususu düzenlenmiş, buna göre yenileme alanlarında

koruma kurulunun onayı ile kabul edilecek yenileme projeleri hazırlanması

öngörülmüştür. Kanun`un 3/1. maddesinde yenileme projelerinin gerçek

ve özel hukuk tüzel kişilerine yaptırılarak uygulanabileceği, 3. fıkrasında ise

yenileme alanı içinde yapı parsellerindeki uygulamalarda kendi parseli ve

yapısı aynen korunarak yenilenecek yapılar, projenin bütünlüğünü

bozmamak şartıyla belediyece kabul edilen projeye bağlı kalmak ve il özel

idaresi ve belediyenin belirleyeceği amaçta kullanılmak kaydıyla parsel

sahibince yapılabileceği ifade edilmiştir.

Uygulama kapsamında kalan taşınmazların projeye uygun olarak

değerlendirilmesi konusunda Kanun`un 4. maddesinde taşınmazların

kısıtlanması ve kamulaştırma hususu düzenlenmektedir. Kanun

maddesinde: "Yenileme alanlarında bulunan yapıların boşaltılması, yıkımı

ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Anlaşma sağlanamayan

hallerde gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan

taşınmazlar ilgili il özel idaresi ve belediye tarafından kamulaştırılabilir. Bu

Kanun uyarınca yapılacak kamulaştırmalar 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanunu`nun 3`üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki iskân projelerinin

gerçekleştirilmesi amaçlı kamulaştırma sayılır." hükümleri yer almaktadır.

Buna göre, kanun koyucu yenileme alanları kapsamında kalan

taşınmazların proje kapsamında uygulama görmesi konusunda taşınmaz

maliklerinin haklarını mümkün mertebe korumaya almış, "anlaşma

yolunun esas olması" kriterini kamulaştırmadan daha öncelikli olarak ifade

etmiş, bu kriterin kamulaştırma kararı alınmadan objektif kriterler

çerçevesinde yerine getirilmesi gerekliliğini öngörmüştür.

Yine Kanun`un 4. maddesinin 2. fıkrasında 6306 sayılı Kanun`un 15.

maddesi ile yapılan değişiklik ile "Kamu hizmeti için ayrılan alanlar hariç

olmak üzere, yenileme alanı sınırları içinde toplu yapı olarak sınırları imar

ve parselasyon plânlarında belirlenmek kaydıyla, yapılı veya yapısız imar

parsellerine belediye veya il özel idaresi ve diğer ilgili kurullar tarafından

tasdik edilen mimarî projelere uygun olarak 23/06/1965 tarihli ve 634

sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu`nun toplu yapıya ilişkin hükümlerine göre toplu

yapı olarak tek bir kat mülkiyeti tesis edilebilir. Belediyeler ve il özel

idareleri; bu alanlar içindeki parsel maliklerinin sosyal altyapı ve tesisleri,

ortak kullanım yerleri, sosyal tesis ve hizmetlere ilişkin alanları kullanma ve

yararlanma şartları ile masraflarına katılma usullerine ilişkin işletme

projeleri hazırlayarak tapu sicilinin beyanlar hanesinde belirtmelerini

isteyebileceği gibi, hazırlanmış olan restorasyon ve restitüsyon projelerine

uygun olarak irtifak hakkı tesisi veya parselasyon plânları yapılmak

suretiyle 634 sayılı Kanun`un 12`nci maddesinde belirtilen belgelerin toplu

yapı ilişkisini gösterir şekilde hazırlanıp 11/02/1959 tarihli ve 7201 sayılı

Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca ilan edilmesinden ve

kesinleşmesinden sonra kat mülkiyeti ve kat irtifakını re‘sen tapu siciline

tescil ettirmeye yetkilidir." hükümleri getirilmiştir.

Söz konusu maddede de taşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının

mümkün mertebe korunması esas alınmış, irtifak hakkı tesisi, parselasyon

gibi uygulamalar yapılabileceği, Kat Mülkiyeti Kanunu`nun uygulanabileceği

ifade edilerek, maliklerin yenileme alanının yaşatılarak kullanılması ilkesi

çerçevesinde yenileme projesi uygulamalarından yararlanması ve

dışlanmaması konusunda gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu taşınmazı da

kapsayan bölgenin 20.02.2006 tarihli, 10172 sayılı Bakanlar Kurulu

kararıyla "Tarlabaşı 1. Etap Yenileme Alanı" olarak ilan edildiği, 07.06.2006

tarihli, 10573 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yenileme alanı kapsamında

kalan taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verildiği, bu alanla ilgili

olarak 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıklarının

Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun

uyarınca davalı idarece ihale yoluyla proje hazırlandığı, hazırlanan projenin

Kültür Bakanlığı İstanbul Yenileme alanları Kültür ve Tabiat Varlıklarını

Koruma Bölge Kurulunun 30.11.2007 tarihli, 26 sayılı kararıyla onaylandığı,

dava konusu taşınmazı kapsayan alanın yenileme alanı olarak ilan

edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davada,

Dairemizin 06.05.2011 tarihli, E:2010/7477 sayılı kararıyla yürütmenin

durdurulması isteminin reddedildiği, anılan karara yapılan itirazın Danıştay

İdari Dava Daireleri Kurulunun 16.01.2013 tarihli, E:2011/810 sayılı

kararıyla reddedildiği, yenileme alanı kapsamında kalan taşınmazların acele

kamulaştırılması yolundaki 20.02.2006 tarihli, 10173 sayılı Bakanlar Kurulu

kararının iptali istemiyle açılan davada Dairemizin 26.03.2008 tarihli,

E:2006/5246, K:2008/1995 sayılı kararıyla davanın reddedildiği, bakılmakta

olan davada mahkemece verilen kararda Dairemizin E:2006/5246 sayılı

dosyasında acele kamulaştırmaya ilişkin Bakanlar Kurulu kararının iptali

istemiyle açılan davanın konusunun "yenileme alanı ilanına ilişkin Bakanlar

Kurulu kararının iptali istemiyle açılan dava" olarak ifade edildiği, acele

kamulaştırmaya yönelik Dairemiz kararının Danıştay İdari Dava Daireleri

Kurulunun 11.10.2012 tarihli, E:2008/1791, K:2012/1531 sayılı kararıyla

bozulduğu, yenileme alanı kapsamında uygulanmak üzere hazırlanan

yenileme projelerinin kabulüne ilişkin 30.11.2007 tarihli, 26 sayılı koruma

kurulu kararının iptali istemiyle açılan davanın İstanbul 3. İdare

Mahkemesinin 16.06.2010 tarihli, E:2008/1606, K:2010/981 sayılı kararıyla

reddedildiği anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlıkta, davalı idarece yenileme alanı ilanından sonra 2006

yılı içerisinde taşınmaz malikleri ile ada bazında çok katılımlı toplantılar

düzenlendiği, projelerin koruma kurulunca kabulü sonrasında 2008 yılı

içerisinde yine ada bazında taşınmaz maliklerinin davet edildikleri çok

katılımlı toplantılar düzenlendiği, davalı idarece uyuşmazlığa konu

yenileme alanı kapsamında projenin hazırlanması ve uygulanması işi adı

altında ihale düzenlendiği, yenileme projesinin anılan ihale kapsamında

ihaleyi kazanan özel hukuk tüzel kişisi tarafından hazırlandığı, söz konusu

tüzel kişilikçe hazırlanan projenin koruma kurulunun 30.11.2007 tarihli, 26

sayılı kararı ile kabul edildiğinin savunma dilekçesinde ifade edildiği, dava

dilekçesine eklenen uzlaşma tutanağı örneği incelendiğinde uzlaşma

tutanağının taşınmazların uygulama işini yapacak özel hukuk tüzel kişisine

devri konusunda anlaşma sağlanmasına yönelik olduğu, anlaşma

sağlanamayan taşınmazlara yönelik olarak ise kamulaştırma işlemlerinin

tesis edildiği, diğer taraftan İdare Mahkemesince uyuşmazlığa konu

taşınmazın yenileme projesi kapsamında hangi kullanımda kaldığı, söz

konusu kullanımın kamulaştırma gerektirip gerektirmediği hususlarının da

değerlendirilmediği görülmektedir.

5366 sayılı Kanunda anlaşma yolunun esas olması, taşınmaz

maliklerinin projeyi kendilerinin uygulayabilmeleri imkanlarının tanındığı,

uyuşmazlıkta ise taşınmazı da kapsayan alanın 2006 yılında yenileme alanı

olarak ilan edilmesi sonrasında yenileme alanı kapsamında kalan

taşınmazların acele kamulaştırma usulü uygulanarak kamulaştırılabileceği

yolunda karar alındığı, davalı idarece henüz proje hazırlanmadan ada

bazında geniş katılımlı toplantılar yapıldığı belirtilerek anlaşma yolunun

denendiğinin ifade edildiği, aynı zamanda yenileme projesi hazırlama ve

uygulama işi ihalesi yapılarak ihaleyi kazanan şirketçe hazırlanan yenileme

projesinin koruma kurulunun 30.11.2007 tarihli, 26 sayılı kararı ile kabul

edildiğinin belirtildiği, proje olmadan 2006 yılında yapılan toplantılar ile

projenin uygulanması hususunun da ihale edilmesi karşısında proje

hazırlanması sonrasında 2008 yılında yapılan ada bazında toplantıların

anlaşma yolunun denenmesi anlamında kabul edilemeyeceği, bu anlamda

Kanun`un öngördüğü çerçevede anlaşma yoluna gidilmediği görülmektedir.

Anılan Kanun`un tescilli eserlere yönelik olarak projenin malikler

tarafından uygulanabilmesi maddesinin uygulanması açısından ise, davalı

idarece taşınmaz maliklerinin projeyi kendilerinin uygulamaları konusunda 

ne şekilde hareket edebilecekleri, hangi tarihler arasında hangi faaliyetleri

yürütecekleri konusunda objektif nitelikte genel kriterler belirlenerek

yenileme alanı kapsamında kalan taşınmaz maliklerine projeden

yararlanma imkanı tanınması bir gereklilik iken bu şekilde bir yaklaşımın

sergilenmediği görülmektedir.

Diğer taraftan, Tarlabaşı 1. Etap Yenileme Alanı projesi kapsamında

220 tanesi tescilli olmak üzere 278 yapının bulunduğu, yenileme projesi

kapsamında öngörülen kullanımların %52 si konut, % 12 si ticaret, % 17 si

turizm, % 14 ü ofis kullanımları niteliğinde olduğu, yenileme alanının 9

adadan oluşan toplam 20.000 m² lik bir alandan oluştuğu görülmektedir.

5366 sayılı Kanun kamulaştırma hususunu, projenin uygulanması

konusunda anlaşma ve projenin malikleri tarafından uygulanması

hususlarından sonra düzenlemiş, bununla birlikte kamulaştırma konusunu

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu`na atıf yapmış ve yenileme alanı

kapsamında kalan taşınmazların kamulaştırılması konusuna ayrıca kriterler

eklemiştir.

Yukarıda anılan Kamulaştırma Kanunu`nda da öngörülen ve 5366

sayılı Kanun`un 4. maddesinin 2. fıkrasında 6306 sayılı Kanun`la yapılan

değişiklik ile de ifade edilen hususa göre de, kamu hizmetine ayrılan

taşınmazların kamulaştırılabileceği, kamu hizmetine ayrılmamış

taşınmazlar için ise Kat Mülkiyeti Kanunu, irtifak hakkı tesisi, parselasyon

yapılması gibi uygulamalar öngörülerek maliklerin mülkiyet haklarının

korunmasına yönelik düzenlemelerin uygulanması yoluna gidilebileceği,

uyuşmazlıkta ise davalı idarece bu ayrımların göz ardı edilerek, taşınmazın

proje kapsamında hangi kullanımda kaldığı, kamu hizmetine tahsis edilip

edilmediği, kamulaştırma gerekip gerekmediği değerlendirilmeden proje

kalan taşınmazların kamulaştırılması yolunda işlem tesis edildiği, Tarlabaşı

Yenileme Alanı kapsamında hazırlanan yenileme projesinde öngörülen

kullanımlar dikkate alındığında ticaret, turizm gibi kamu hizmeti niteliğinde

olmayan kullanımlara ayrılmış taşınmazların da kamulaştırılması kararı

alınarak taşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının farklı kişilere devri

yolunda uygulamalara neden olunduğu anlaşılmaktadır.

Kamulaştırma veya taşınmaza el koyma, mülkiyet hakkına Devlet ya

da kamu idarelerinin yaptığı bir müdahaledir. Bu yöntem ile mülkiyet hakkı

ortadan kaldırılmaktadır. Mülkiyet hakkından yoksun bırakan bir

müdahalenin kabul edilebilmesi için hukuki olması, diğer bir anlatımla 

müdahalenin hukuki bir temele dayanması ve müdahalenin meşru bir

amaca hizmet etmesi esastır.

5366 sayılı Kanun uyarınca kamulaştırma uygulamalarının

gerçekleştirilmesi amacıyla yenileme alanı ilan edilen bir bölgeye yönelik

olarak yenileme alanı ilanı sonrasında yenileme projesi hazırlanması ve

anılan proje doğrultusunda imar planı değişikliklerinin yapılması, söz

konusu projeler ve mevcut imar planlarında öngörülen kullanım kararları

dikkate alınarak öngörülen kullanım kararları doğrultusunda uygulama

işlemlerinin tesis edilmesi gerektiği açıktır.

Kamulaştırma işlemlerinin ise, imar planına ya da kamu yararı

kararına dayalı olarak idarelerin görmekle yükümlü bulundukları görevleri

yerine getirmek amacıyla ancak kamu yararı amacıyla tesis edilebileceği,

İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme ve

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin çeşitli kararlarında belirtildiği üzere

herhangi bir kimsenin ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen

koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine göre mal ve mülkünden

yoksun bırakılabileceği, bir alanın yenileme alanı ilan edilmesinin ve

taşınmazın yenileme alanı içerisinde kalmasının tek başına kamulaştırma

işlemi tesis edilmesine gerekçe olamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.

5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların

yenilerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun

hükümlerinde, yıpranan ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş tarihi ve

kültürel taşınmazların yenilerek korunması ve yaşatılması amacı yanında,

bu bölgelerde konut, ticaret, kültür, turizm ve sosyal donatı alanlarının

oluşturulması, kamu hizmeti için ayrılan alanların kamulaştırılması; bunun

dışında kalan kullanım alanlarının kamulaştırılması yerine 634 sayılı Yasa

gereği kat mülkiyeti tesisi ya da 4721 sayılı Türk Medeni Kanun`unun ilgili

maddelerinde düzenlenen intifa ve üst hakkı kurulması yoluyla sınırlı bir

ayni hak kurulması yolunun uygulanması öngörülmüştür.

Bu kapsamda, kamulaştırma işlemine dayanak olarak alınan

yenileme projesinde konut, ticaret, turizm ve ofis gibi kullanımlar

öngörüldüğünden, uyuşmazlığa konu taşınmaz için projede gösterilen

kullanım kararının tespit edilerek taşınmazın kamulaştırılması

zorunluluğunun olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, bu çerçevede

kamulaştırılması işlemi hakkında bir karar verilmesi gerekirken, bu konuda

mahkemece herhangi bir irdeleme yapılmamıştır. 

Bu durumda, İdare Mahkemesince, yukarıda belirtilen ilkeler

çerçevesinde kamulaştırma işleminin hukuki denetiminin yapılması

gerekirken, taşınmazların yenileme alanında kaldığından bahisle dava

konusu işlemin hukuka uygun olduğu yolundaki mahkeme kararında isabet

görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 3. İdare Mahkemesince verilen

11/05/2011 tarihli, E:2010/2644, K:2011/516 sayılı kararın bozulmasına,

dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini

izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık

olmak üzere, 10/04/2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, davacıya ait taşınmazın "Tarlabaşı 1. Etap Yenileme Alanı"

içerisinde kaldığından bahisle 5366 sayılı Kanun`un 4/2 maddesi uyarınca

kamulaştırılması yolunda tesis edilen belediye encümeni kararının iptali

istemiyle açılmıştır.

Anayasa‘nın 13. ve 35. madde hükümleri uyarınca mülkiyet

hakkının ancak kamu yararı amacıyla Anayasaya uygun olarak yasayla

sınırlandırılması mümkündür. Bu hükümlerden hareketle bir taşınmaz

üzerindeki mülkiyet hakkının kamulaştırma yolu ile kaldırılması (mülkiyetin

el değiştirmesi) ancak kamu yararının karşılanması zorunluluğunun, özel

mülkiyet hakkının korunmasından üstün tutulması şartına bağlıdır.

5366 sayılı Kanun`un 1. maddesinde kanunun amacı, büyükşehir

belediyeleri, büyükşehir belediyeleri sınırları içindeki ilçe ve ilk kademe

belediyeleri, il, ilçe belediyeleri ve nüfusu 50.000‘in üzerindeki

belediyelerce ve bu belediyelerin yetki alanı dışında il özel idarelerince,

yıpranan ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş; kültür ve tabiat varlıklarını

koruma kurullarınca sit alanı olarak tescil ve ilan edilen bölgeler ile bu

bölgelere ait koruma alanlarının, bölgenin gelişimine uygun olarak yeniden

inşa ve restore edilerek, bu bölgelerde konut, ticaret, kültür, turizm ve

sosyal donatı alanları oluşturulması, tabiî afet risklerine karşı tedbirler

alınması, tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve

yaşatılarak kullanılması olarak ifade edilmiştir.

Aynı Kanun`un 2. maddesinde "... belirlenen alan sınırları içindeki

tüm taşınmazlar, belediyece ve il özel idaresince hazırlanacak yenileme

projelerinin kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurulunca karara 

bağlanmasını müteakip bu Kanuna göre yapılacak yenileme projesi

hükümlerine tâbi olurlar. Büyükşehir belediye sınırları içinde büyükşehir

belediyelerinin yapacaklarının dışında kalan yenileme projeleri, ilçe ve ilk

kademe belediyelerince hazırlanması ve meclislerinde kabulünden sonra

büyükşehir belediye başkanınca onaylanarak yürürlüğe girer. Buna göre

kamulaştırma ve uygulama yapılır." hükümlerine yer verilmemiştir.

Kanun`un "Taşınmazların Kısıtlanması ve kamulaştırma" başlıklı 4.

maddesinde ise "Yenileme alanlarında bulunan yapıların boşaltılması,

yıkımı ve kamulaştırılmasında anlaşma yolu esastır. Anlaşma sağlanamayan

hallerde gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan

taşınmazlar ilgili il özel idaresi ve belediye tarafından kamulaştırılabilir. Bu

Kanun uyarınca yapılacak kamulaştırmalar 2942 sayılı Kamulaştırma

Kanunu`nun 3`üncü maddesinin ikinci fıkrasındaki iskân projelerinin

gerçekleştirilmesi amaçlı kamulaştırma sayılır. Tapuda mülkiyet hanesi açık

olan taşınmazlar ile varisi belli olmayan, kayyım tayin edilmiş, ihtilaflı,

davalı ve üzerinde her türlü mülkiyet ve mülkiyetin gayri aynî hak tesis

edilmiş olan taşınmazlar için de aynı madde hükümlerine göre

kamulaştırma işlemleri yürütülür. Kamulaştırma işlemlerinin

yürütülmesinde il özel idareleri ve belediyeler veraset ilamı çıkarttırmaya,

kayyım tayin ettirmeye veya tapuda kayıtlı son malike göre işlem yapmaya

yetkilidir." hükümleri yer almaktadır.

Olayda, uyuşmazlığa konu taşınmazı da kapsayan bölgenin

20.02.2006 tarihli, 10172 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla "Tarlabaşı 1. Etap

Yenileme Alanı" olarak ilan edildiği, bu alanla ilgili olarak 5366 sayılı

Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıklarının Yenilenerek Korunması

ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun uyarınca hazırlanan projenin

Kültür Bakanlığı İstanbul Yenileme alanları Kültür ve Tabiat Varlıklarını

Koruma Bölge Kurulunun 30.11.2007 tarihli, 26 sayılı kararıyla onaylandığı,

dava konusu taşınmazı kapsayan alanın yenileme alanı olarak ilan

edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davada,

Dairemizin 06.05.2011 tarihli, E:2010/7477 sayılı kararıyla yürütmenin

durdurulması isteminin reddedildiği, anılan karara yapılan itirazın Danıştay

İdari Dava Daireleri Kurulunun 16.01.2013 tarihli, E:2011/810 sayılı

kararıyla reddedildiği, yenileme alanı kapsamında uygulanmak üzere

hazırlanan yenileme projelerinin kabulüne ilişkin 30.11.2007 tarihli, 26

sayılı koruma kurulu kararının iptali istemiyle açılan davanın İstanbul 3. 

İdare Mahkemesinin 16.06.2010 tarihli, E:2008/1606, K:2010/981 sayılı

kararıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.

5366 sayılı Kanunda, yenileme projelerinin belediyeler eliyle

yürütülebileceğinin öngörüldüğü, yenileme alanları kapsamında kalan

taşınmazların proje kapsamında kamulaştırılmasına imkan tanındığı, kanun

genel amacı açısından yıpranan ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş;

kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarınca sit alanı olarak tescil ve ilan

edilen bölgeler ile bu bölgelere ait koruma alanlarının, bölgenin gelişimine

uygun olarak yeniden inşa ve restore edilerek, bu bölgelerde konut,

ticaret, kültür, turizm ve sosyal donatı alanları oluşturulması, tabiî afet

risklerine karşı tedbirler alınması, tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların

yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması amacıyla kamulaştırma

uygulamalarının gerçekleştirilebileceğinin ifade edildiği görülmektedir.

Uyuşmazlığa konu taşınmazı da kapsayan alanın yenileme alanı olarak ilan

edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararı ve anılan karar kapsamında

hazırlanan yenileme projesinin uygun bulunmasına yönelik koruma kurulu

kararının iptali istemiyle açılan davalarda alınan yargı kararlarıyla söz

konusu yenileme alanı alanı belirlemesinin ve bu kapsamda bölgede

uygulanan yenileme projesinin kamu yararı taşıdığı ifade edilmiştir.

Anayasanın 13. ve 35. maddesi ile İnsan Haklarının ve Temel

Özgürlüklerinin Korunması‘na İlişkin Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokol‘ün

"Mülkiyetin Korunması" başlıklı 1. maddesinde mülkiyet hakkının kamu

yararı çerçevesinde sınırlandırılabileceği öngörülmektedir.

Uyuşmazlığa konu Tarlabaşı 1. Etap Yenileme Alanı kapsamında

kalan taşınmazların mülkiyetlerinin parçalı mülkiyet niteliğinde olduğu,

toplamda 430 malik bulunduğu, davalı idarece yapılan toplantılarla

maliklerle anlaşma yolunun denendiği, anlaşma yapan maliklerle uzlaşma

tutanaklarının düzenlendiği, anlaşma yapmayan kişilerin taşınmazlarının

kamulaştırılmasına karar verildiği, proje kapsamında yer alan özel

mülkiyete tabi yapıların yeniden inşa edilerek ya da restore edilerek

korunması ve yaşatılması amacı doğrultusunda projenin bütüncül niteliği

gereği malikler eliyle yürütülmesinin fiilen mümkün olmaması nedeniyle,

kamulaştırma yapılmaması halinde projenin hayata geçme imkanı

bulamayacağı, proje ile öngörülen ve yargı kararlarıyla da uygun bulunan

kamusal yararın sağlanamayacağı açıktır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu

görüldüğünden, mahkeme kararının onanması gerektiği oyuyla aksi

yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.


Kaynak: http://www.danistay.gov.tr/upload/yayinlar/11_01_2016_035856.pdf

YAYINLAR Kitaplar

BELEDİYELERİN SINIRLARI

TÜRKİYE`DE ULUSAL VE YEREL PLANLAMA İLİŞKİLERİ: MERSİN İLİ ÖRNEĞİ

YEREL YÖNETİMLER İÇİN MAL ALIMI İHALELERİ KILAVUZU

Tüm Yayınlar
TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) Yerel Yönetimler Merkezi
85. Cadde Yücetepe 06100, ÇANKAYA / ANKARA
"YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı" Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yerel Yönetimler Merkezi'ne aittir. YerelNET'in içeriğini oluşturan bilgiler, uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır. Uzmanlar tarafından hazırlanan içeriğin hukuki sorumluluğu tümüyle yazarlarına aittir. İlgili içeriğe istinaden idari ve mali sorumluluk gerektiren iş ve işlemlerin yapılması idarelerin kendi sorumluluğu altındadır. YerelNET'de yayımlanan veritabanının içerikleri, ilgili Kamu Kurumları tarafından sağlanmış ve Merkez tarafından güncelleştirilmiştir / güncelleştirilmektedir. Tüm Veritabanları 5.000'e yakın içerik sağlayıcı kullanıcımız tarafından güncel tutulmaktadır. İçerik sağlayıcı kullanıcılar tarafından (Belediye, İl Özel İdare, İlçe ve Birlik) girilen her türlü bilginin hukuki ve cezai sorumluk kendilerine ait olup TODAİE'ye sorumluluk hiçbir şekilde atfedilemez. Yoğun bir emek ve uzmanlık ürünü olan YerelNET'teki tüm bilgi ve materyal, ilgili yasaların koruması altındadır. YerelNET'e ait her türlü yazılım kodu, veritabanı içeriği ve görsel materyal kesinlikle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz ve başka bir bilgisayara yüklenemez. TODAİE Yerel Yönetimler Merkezi, YerelNET içeriğinin kullanımı ile ilgili fikri ya da başka haklarını çiğneyen veya uygulanabilir diğer yasalara aykırı kullanım durumlarına karşı hukuki yollara başvurma hakkını saklı tutar. Yalnızca, ticari olmayan amaçlar için kaynak gösterilerek kullanılabilir. Bu tip kullanımımlarda bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu kaynak gösterilmesine karşın YerelNET'in yükümlülüğünde değildir. TODAİE - Yerel Yönetimler Merkezi her türlü sorumluluğu reddeder.

YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün bir hizmeti olup T.C. Kalkınma Bakanlığı tarafından finansal açıdan desteklenmektedir.