Uyuşmazlığa konu olayda, taşınmazı ile ilgili olarak imar planına askı tarihleri içinde itiraz eden davacının; davalı idare tarafından itirazın reddine dair işlemin kendisine bildirilmesi üzerine, dava açma süresi içerisinde görülen davayı açtığı anlaşıldığından, mahkemece işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde isabet görülmediği hakkında.

 T.C.

D A N I Ş T A Y

Altıncı Daire

Esas No : 2013/673

Karar No : 2015/1617

 

Temyiz Eden (Davacı) : 1-… 2- …

Vekili : Av. …

Karşı Taraf (Davalı) : İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. …

İstemin Özeti : İstanbul 5. İdare Mahkemesince verilen

09/11/2012 tarihli, E:2012/465, K:2012/2624 sayılı kararın, usul ve

hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi : Nuran Doğan Çakmak

Düşüncesi : Temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının

bozulması gerektiği düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin

açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin

gereği görüşüldü:

Dava, İstanbul İli, Eyüp İlçesi, Kemerburgaz Köyü, Bağlar mevkii

sınırları içerisinde bulunan … pafta, … parsel sayılı taşınmazların müşterek

maliki olan davacılar tarafından mevcut imar planında "Düşük Yoğunluklu

Konut Alanı‘nda kalan taşınmazlarının "Bölge Parkı" olarak ayrılmasına

ilişkin 07.11.2010 onay tarihli 1/5000 ölçekli Kemerburgaz Revizyon

Nazım İmar Planına yapılan itirazın reddine ilişkin tesis edilen 10.08.2011

tarih ve 1617 sayılı meclis kararının iptali istemiyle açılmış; İdare

Mahkemesince, dosyanın incelenmesinden, davacıların maliki olduğu

taşınmazın büyük oranda yönetim merkezleri alanında(İETT alana), kısmen

yol, kısmen de plan tasdik sınırları dışında kaldığı, bu planın iptali istemiyle

İstanbul 8. İdare Mahkemesinin E:2008/1743 esasına açılan davada yapılan

yargılama sonucu dava konusu edilen 04.10.2007 tasdik tarihli 1/5000

ölçekli Kemerburgaz Merkez Revizyon Nazım İmar Planının bütünsel

anlamda üst ölçekli plan kararlarına aykırı arazi kullanım kararları getirdiği,

dolayısıyla planlama hiyerarşisine uyulmadığı, dava konusu planla davacılara

ait parselin Yönetim Merkezleri Alanına(İETT Alanı) ayrılmasının imar

mevzuatına, planlama ilkelerine, kamu yararına uygun olmadığı gerekçesiyle

anılan Mahkemenin 30.03.2010 tarihli, 2010/446 sayılı kararı ile iptaline

karar verildiği, bunun üzerine plan yapım çalışmalarına başlanılarak dava

konusu parselin bir kısmı bölge parkı, kısmen yol, kısmen de 100 kişi/ ha

konut alanına alındığı, konunun belediye meclisinin 14.09.2010 tarihli, 1875

sayılı kararı ile kabul edilerek 07.11.2010 tarihinde Büyükşehir Belediye

Başkanlığınca onaylanarak 07.12.2010 - 07.01.2010 tarihleri arasında askıya

çıkarıldığı, davacı tarafından … parselin batısındaki özel mülkiyete konu

bitişik parselin düşük yoğunluklu konut alanı olarak belirlendiği ve eşitlik

ilkesine aykırı hareket edildiği, bölge parkı olarak tanımlanmasının hiçbir

yasal dayanağı bulunmadığı belirtilerek bu defa İstanbul 10. İdare

Mahkemesinin E:2010/2498 esasına kayıtlı davada yapılan yargılama

sonucu taşınmazlarını bölge parkı içerisinde belirleyen 17.09.2010 tarihli,

2069 sayılı davalı idare meclis kararının ve bunun tebliğine ilişkin

21.10.2010 tarihli, İBB-148718 sayılı işlemin iptaline karar verildiği, bu defa

taşınmazın "Bölge Parkı" olarak ayrılmasına ilişkin 07.12.2010 askı tarihli

1/5000 ölçekli Kemerburgaz Revizyon Nazım İmar Planının iptali istemiyle

Mahkemelerinin E:2011/428 esasına dava açıldığı ve 28.06.2012 tarih ve

K:2012/1929 sayılı kararla işlemin iptaline karar verildiği, plana yapılan

itirazın reddine ilişkin sonradan tesis edilen 10.08.2011 tarihli, 1617 sayılı

meclis kararının iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı, 07.11.2010

tasdik tarihli 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planına karşı askıdan indirildiği

tarih olan 07.01.2011 gününü takiben altmış (60) günlük yasal dava açma

süresi içerisinde veya mevcut durumda olduğu gibi itiraz edilmiş ise askı

süresini takip eden 60 günden sonraki 60 gün içerisinde olmak üzere en son

olarak 06.05.2011 tarihine kadar dava açılması gerekirken bu süre

geçirildikten sonra ve dava açma süresini ihya etmeyecek nitelikte olan ve

davalı idarece tesis olunan 10.08.2011 tarihli meclis kararının 27.09.2011

tarihli yazı ile 07.10.2011 tarihinde tebliği üzerine 02.12.2011 günü açılan

davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili

tarafından temyiz edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Anayasanın bağlayıcılığı ve

üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama,

yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri

bağlayan temel hukuk kuralları olduğu ifade edilmiş; "Hak arama hürriyeti"

başlıklı 36. maddesinde de: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmüne yer verilmiş; Anayasanın

"Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesine 4709 sayılı

Kanun`un 16. maddesiyle eklenen ikinci fıkrada ise: "Devlet, işlemlerinde,

ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini

belirtmek zorundadır." kuralı yer almış, bu ek fıkranın gerekçesinde ise:

"Bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını

arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amaçlanmış, son derece

dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesi hak

arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline

gelmiştir." açıklaması yapılmıştır.

Bu bağlamda, Anayasanın "Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma"

başlıklı 90. maddesinin son fıkrasında: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş

milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya

aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle:

07.05.2004 günlü, 5170 sayılı Yasanın 7. maddesi) Usulüne göre yürürlüğe

konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla

kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek

uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." hükmü

getirilmiştir. Bu hüküm ile usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası

andlaşmaların iç hukuk sistemine yansıtılma yöntemi belirlenmiştir. Buna

göre, bu andlaşmalardan temel hak ve özgürlüklere ilişkin olanlarla yasaların

aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda uluslararası andlaşma

kurallarının esas alınması anayasal bir gerekliliktir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme, AİHS) 6/1.

maddesinde: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası

konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir

mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde

görülmesini isteme hakkına sahiptir." kuralı yer almıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36533/04 başvuru numaralı

Mesutoğlu-Türkiye kararında özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak

olmadığını, bazı sınırlamalara tabi olabildiğini, bununla birlikte, getirilen

kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye

erişimini engellememesi gerektiğini, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu

tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen

amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde

Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceğini, bu ilkelerden, dava açma

hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte,

mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın

hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla

öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar

aşırı bir gevşeklikten kaçınmaları gerektiği belirtilmiştir.

Anayasa`nın "Yargı Yolu" başlıklı 125. maddesinin 3. fıkrasında,

"idari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden

başlar" hükmü yer almaktadır.

Anayasa`nın 74. maddesi, idareye başvurulara "yazılı" yanıt verme

yükümlülüğü getirmektedir. 74. maddenin II. fıkrasına göre, "kendileriyle

ilgili başvurmaların sonucu, dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir."

hükmü yer almaktadır.

Anayasa‘nın 35. maddesinde, herkesin mülkiyet ve miras hakkına

sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabileceği belirtilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 7. maddesinde, dava

açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde

Danıştay`da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, ilanı gereken

düzenleyici işlemlerde dava açma süresinin ilan tarihini izleyen günden

itibaren başlayacağı belirtilmiştir.

2577 sayılı Kanun`un "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11.

maddesinde :

1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin

kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst

makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava

açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari

dava açma süresini durdurur.

2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.

3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava

açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre

de hesaba katılır." hükmü yer almıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu`nun "Planların hazırlanması ve yürürlüğe

konulması" başlıklı 8. maddesinin (b) bendinde: "İmar Planları; Nazım İmar

Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve

çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde

kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır

veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar

onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde

ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan

edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye

başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye

meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar." kuralı yer

almaktadır.

Ayrıca, 5393 sayılı Belediye Kanunu`nun 20. maddesinin 1.

fıkrasında, belediye meclisinin, her ayın ilk haftası, önceden kararlaştırdığı

günde toplanacağı, 5675 sayılı Yasanın 3. maddesiyle eklenen fıkrasında ise:

"Belediye başkanı, acil durumlarda lüzum görmesi halinde belediye

meclisini bir yılda üç defadan fazla olmamak ve her toplantı bir birleşimi

geçmemek üzere toplantıya çağırır. Olağanüstü toplantı çağrısı ve gündem

en az üç gün önceden meclis üyelerine yazılı olarak duyurulur ve ayrıca

mutat usûllerle ilan edilir. Olağanüstü toplantılarda çağrıyı gerektiren

konuların dışında hiçbir konu görüşülemez." kuralı bulunmaktadır.

Uygulamada, 3194 sayılı Yasanın 8. maddesine göre belediye

meclisince onaylanarak yürürlüğe giren ve askıya çıkarılan planlara yapılan

itirazları ve planları, belediye meclisinin, kendisine gönderildiği tarihten

itibaren onbeş gün içinde inceleyerek karar vermesi ve belediye meclisinin

yasal olarak olağan ve olağanüstü yapabilecekleri toplantıları dikkate

alındığında, itirazlar hakkında belediye meclisi tarafından 2577 sayılı

Yasanın 11. maddesine göre oluşan zımnı ret süresi içerisinde karar

oluşturulması ve tebliğ edilmesinin özellikle kapsamlı planlarda her zaman

için mümkün olmadığı görülmektedir.

Esasen, 2577 sayılı Yasada yer alan kurallar idari usulü belirleyen

kurallar olmayıp, yargılama usulünün belirlenmesine ilişkin kurallardır.

Yargılama usulünde, dava açılmadan önce, idari yoldan işlemin idare

bünyesinde ilgili yönünden yeniden değerlendirilmesine olanak sağlayan ve

dava açılmasını idarenin bu değerlendirme sonucuna bağlayan ve bunu dava

açma süresi ile ilişkilendiren Yasanın 10, 11, 12, 13. maddesindeki gibi

kurallar yer almaktadır. Bu kapsamda yapılacak başvurulara cevap

verilmemesi hali ise, dava açma süresine yönelik olarak oluşturulmuştur.

Yukarıdaki hükümler uyarınca mülkiyet hakkı kapsamında askı

tarihleri arasında 2577 sayılı Kanun`un 11. maddesi uyarınca imar planlarına

itirazda bulunulması üzerine; anılan itiraza ilişkin başvurunun Anayasanın

40. maddesi uyarınca yetkili makama geciktirilmeden ulaştırılması ve 74.

maddesi uyarınca başvurunun sonucunun gecikmeksizin ilgiliye bildirilmesi

gerekmekte olup; ilgilinin haklarının zımni ret süresi ile sınırlandırılması

yukarıda yer verilen yasal düzenlemelere uygun görülmemiştir.

Dava açma süresi içinde idareye yapılan başvurunun, altmış gün

içinde yanıtlanmaması durumunun zımni ret sayılması, idarenin keyfi olarak

vatandaşın başvurusunu bekletmesine karşı getirilmiş bir güvence olup,

idarenin yanıt verme yükümlülüğünü kaldıran bir durum değildir.

Zımni ret sonunda dava açma hakkını kullanmayan birinin, idarenin

sonradan vermiş olduğu ret cevabı üzerine dava açma hakkını kullanması

Anayasa`nın 74 ve 125. maddelerinin vermiş olduğu hakkın bir gereğidir.

Zımni ret müessesesi, idarenin keyfi olarak cevap vermemek

suretiyle dava açma hakkının engellenmesi nedeniyle getirilmiştir. İdari

yargıda, idarenin iptal davası ile denetlenmesi esas olup, İdarenin cevap

vermemek suretiyle, hak arama özgürlüğünün kullanılmasına engel olması

zımni ret müessesesi ile ortadan kaldırılmıştır.

Zimni ret süresi sonundan itibaren başlayan dava açma süresi

geçtikten sonra idareden gelen açık cevap üzerine süresi içinde dava

açılabilecek olup, Anayasanın 125. maddesinin üçüncü fıkrası gereği bu

duruma herhangi bir yasal engel bulunmamaktadır.

2577 sayılı Kanun`un "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11.

maddenin 3. bendinde "isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması

halinde" dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı düzenlenmiştir.

Burada "reddedilme" ve ya "reddedilmiş sayılma" durumu söz konusudur.

Buradan anlaşılması gereken idare dava açma süresi içinde yapılan

başvuruya açıkça ret cevabı verebilir. Bu cevap dava açma süresini başlatır.

Bu cevabın altmış günlük dava açma süresi içinde verilmemesi nedeniyle

oluşan zımni retten sonra idarenin vermiş olduğu açık ret cevabının dava

açma hakkı vermeyeceği şeklinde hükmü yorumlamak, hükmün bir kısmını

uygulanamaz hale getirmektedir. Böyle yorumlandığında hükmün "veya"

bağlacından önceki kısmının anlamı kalmamaktadır. İdari işleme karşı dava

açmadan önce idareye başvuran kişilere, Anayasanın 74.maddesine göre

idarenin yanıt vermesi zorunlu olduğundan, idarenin açık yanıtının zımni ret

süresi içinde gelmesi gerektiğine dair bir sınırlama madde metninde yer

almamaktadır. Madde metni bu yorumda bulunulmayacak kadar açıktır. 

KARŞI OY

Dava süresi, kamu düzeni ile ilgili olup, hak düşürücü nitelik taşır.

Nitekim İdari Yargılama Usulü Kanun`unda, davanın süresinde açılıp

açılmadığı hususu ilk inceleme konuları arasında sayılmış, davanın süresinde

açılmadığının tespiti halinde esasa girilmeden süre aşımı yönünden davanın

reddine karar verileceği öngörülmüştür (m.14/3-e; m.15/1-b). Ayrıca,

davanın süresinde açılıp açılmadığı hususunun yargılamanın her aşamasında

dikkate alınması gerektiği de vurgulanmıştır (m.14/6).

İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 7. maddesinde dava süreleri

belirlenmiş, 8. maddesinde dava süreleri ile ilgili genel esaslar düzenlenmiş,

bu kapsamda sürelerin ne zaman başlayacağı, son günü tatil gününe veya

ara vermeye rastlarsa ne şekilde uzayacağı hususları vurgulanmış, 9.

maddesinde görevli olmayan yerlere başvurulması halinde ne kadar süre

içinde idari yargı yerinde dava açılacağı kurala bağlanmıştır. Ayrıca, İdari

Yargılama Usulü Kanunu`nun 10, 11, 12 ve 13. maddelerinde de dava

süreleri ile ilgili hükümler yer almaktadır.

Görüldüğü gibi dava açma süreleri kanunla belirlenmekte ve ayrıca

dava açma süresinin duracağı, kesileceği veya uzayacağı haller de aynı

şekilde kanunla düzenlenmektedir. Bu husus, günümüz anayasalarında yer

alan temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlandırılabileceği

yolundaki ilkenin de bir sonucudur. Bu bakımdan, dava sürelerinin

taraflarca, sözleşme ile yahut tek taraflı olarak veya mahkeme kararı ile

tespit ya da yorum yoluyla değiştirilmesi mümkün değildir. Nitekim

Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulunun 08.12.1944 tarih ve E:1941/1,

K:1944/138 sayılı içtihadın birleştirilmesi kararında, hâkimin içtihatları ile

kanun`un tayin ettiği süreleri kıyas ve istidlâl yolu ile tezyit (artırmak) ve

tenkise (azaltmak) yetkisinin olmadığı belirtilmiştir.

Uyuşmazlık konusu olayda; imar planına ilan - askı süresi içinde

itiraz edildiğine göre, dava açma süresinin İdari Yargılama Usulü

Kanunu`nun 11. maddesi kapsamında belirlenmesi gerektiği açıktır. Bu

bakımdan, yapılan itiraza altmış gün içinde bir cevap verilmemiş ise, itirazın

zımnen reddedilmiş olması nedeniyle ilan tarihinin son gününü izleyen

ikinci altmış gün içinde davanın açılması gerekir.

Belirtilen süreler geçtikten sonra cevap verilmesi halinde dava açma

hakkının ihya olduğundan söz edilemez. Zira İdari Yargılama Usulü

Kanunu`nun 10. maddesinin ikinci fıkrasında, yetkili idari makamlarca dava

açma süresi geçtikten sonra verilen cevap üzerine tebliğ tarihini izleyen

günden itibaren altmış gün içinde dava açılabileceği belirtildiği halde 11.

maddede, davanın açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, 

sonradan yetkili makamlarca cevap verilmesi durumunda, işlemin

tebliğinden itibaren altmış gün içinde davanın açılabileceğine dair bir

hüküm bulunmamaktadır. Dolayısıyla yetkili makamlarca ne zaman cevap

verileceği belli olmayan bir durumda, dava süresinin yorum yoluyla süresi

belirsiz bir zamana kadar uzatılması mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin

kararın onanması gerektiği oyuyla aksi yönde verilen karara katılmıyoruz.

Kaynak: http://www.danistay.gov.tr/upload/yayinlar/12_04_2016_115406.pdf

YAYINLAR Kitaplar

BELEDİYELERİN SINIRLARI

TÜRKİYE`DE ULUSAL VE YEREL PLANLAMA İLİŞKİLERİ: MERSİN İLİ ÖRNEĞİ

YEREL YÖNETİMLER İÇİN MAL ALIMI İHALELERİ KILAVUZU

Tüm Yayınlar
TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) Yerel Yönetimler Merkezi
85. Cadde Yücetepe 06100, ÇANKAYA / ANKARA
"YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı" Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yerel Yönetimler Merkezi'ne aittir. YerelNET'in içeriğini oluşturan bilgiler, uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır. Uzmanlar tarafından hazırlanan içeriğin hukuki sorumluluğu tümüyle yazarlarına aittir. İlgili içeriğe istinaden idari ve mali sorumluluk gerektiren iş ve işlemlerin yapılması idarelerin kendi sorumluluğu altındadır. YerelNET'de yayımlanan veritabanının içerikleri, ilgili Kamu Kurumları tarafından sağlanmış ve Merkez tarafından güncelleştirilmiştir / güncelleştirilmektedir. Tüm Veritabanları 5.000'e yakın içerik sağlayıcı kullanıcımız tarafından güncel tutulmaktadır. İçerik sağlayıcı kullanıcılar tarafından (Belediye, İl Özel İdare, İlçe ve Birlik) girilen her türlü bilginin hukuki ve cezai sorumluk kendilerine ait olup TODAİE'ye sorumluluk hiçbir şekilde atfedilemez. Yoğun bir emek ve uzmanlık ürünü olan YerelNET'teki tüm bilgi ve materyal, ilgili yasaların koruması altındadır. YerelNET'e ait her türlü yazılım kodu, veritabanı içeriği ve görsel materyal kesinlikle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz ve başka bir bilgisayara yüklenemez. TODAİE Yerel Yönetimler Merkezi, YerelNET içeriğinin kullanımı ile ilgili fikri ya da başka haklarını çiğneyen veya uygulanabilir diğer yasalara aykırı kullanım durumlarına karşı hukuki yollara başvurma hakkını saklı tutar. Yalnızca, ticari olmayan amaçlar için kaynak gösterilerek kullanılabilir. Bu tip kullanımımlarda bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu kaynak gösterilmesine karşın YerelNET'in yükümlülüğünde değildir. TODAİE - Yerel Yönetimler Merkezi her türlü sorumluluğu reddeder.

YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün bir hizmeti olup T.C. Kalkınma Bakanlığı tarafından finansal açıdan desteklenmektedir.