1/5000 ölçekli imar planında park ve dinlenme alanında kalan taşınmazın önceki imar durumu doğrultusunda planda konut alanı olarak değiştirilmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine dair davalı idare işleminin iptali istemiyle açılan davada ileri sürülen iddialar imar planına ait olmayıp taşınmaz üzerindeki kısıtlamaların doğurduğu sonuçlarla ilgili olduğundan imar planının taşınmazda doğurduğu sonuçların ortadan kaldırılması istemine cevap verilmemek suretiyle reddine dair işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında.

 T.C.

D A N I Ş T A Y

Altıncı Daire

Esas No : 2012/3451

Karar No : 2015/137

 

 

Temyiz Eden (Davacı) : … Reklam ve İletişim Hizmet Sanayi

Ticaret Limited Şirketi

Vekili : Av. …

Karşı Taraf (Davalı) : İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. …

İstemin Özeti : İstanbul 5. İdare Mahkemesince verilen

23.02.2012 tarihli, E:2010/2500, K:2012/564 sayılı kararın, usul ve hukuka

aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden

hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması

gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hâkimi : Hanife ERDEM

Düşüncesi : Temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının

bozulması gerektiği düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hâkiminin

açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin

gereği görüşüldü:

Dava, mülkiyeti davacıya ait İstanbul İli, Ümraniye İlçesi, Yukarı

Dudullu Mahallesi, … pafta, … parsel sayılı taşınmazın 1/5000 ölçekli imar

planında park ve dinlenme alanları lejantında kalan fonksiyonunun önceki

imar durumu doğrultusunda konut alanı olarak değiştirilmesi istemiyle

yapılan başvurunun zımnen reddine dair davalı idare işleminin iptali

istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, davacının mağduriyeti sebebiyle

dava konusu parselde eski imar durumu doğrultusunda plan değişikliği

yapılmasının Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin 27`nci maddesi

kapsamında herhangi bir zorunluluktan kaynaklanmadığı, davacının istemi

doğrultusunda plan değişikliği yapılabilmesi için anılan 27`nci maddedeki

esaslara göre eşdeğer yeni bir alan ayrılmasının gerektiği, ayrıca davalı

idarenin yargı kararı ile plan değişikliği yapmaya zorlanamayacağı bu

durumda dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle

davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz

edilmiştir.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 35`inci maddesinde

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı

amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz." hükmüne, 90. maddesinin 5. fıkrasında ise

"Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun

hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa

Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak

ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda

farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası

antlaşma hükümleri esas alınır." kuralına yer verilmiş bulunmaktadır.

3194 sayılı İmar Kanunuyla, yerleşim yerleri ile bu yerlerdeki

yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü

sağlamak amacıyla, adı geçen Kanunun 7. ve 8. maddesiyle belirli nüfus

kriterini aşan belediyelere imar planlarını hazırlama ve yürürlüğe koyma

yükümlülüğü getirilmiştir. Aynı Kanunun 10. maddesinde de; "Belediyeler,

imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içerisinde bu planı tatbik

etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar

programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının

temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu

programlar belediye meclisince kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu

program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu

kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan

alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu

kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli 

ödenek kamu kuruluşlarının bütçelerine konulur. İmar programlarında

umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama

konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili

projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla

verilen haklar devam eder." hükmüne yer verilmek suretiyle belediyelere,

imar planlarını uygulamak üzere belirtilen süre içerisinde imar programını

hazırlama; ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarına ise imar programlarında kendi

görev alanlarındaki kamu hizmeti için ayrılan özel mülkiyete konu

taşınmazları kamulaştırma zorunluluğu getirilmiştir.

İmar planlarında kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan

yerlerde kalan taşınmazlar üzerinde maliklerin tasarruf hakları kısıtlanmakta,

bu yerler kamulaştırma işlemine konu teşkil edeceğinden satış değerleri

düşmekte, rayiç değerinden satılamamakta, ancak kamulaştırma bedeli

alınmak suretiyle yarar sağlanabilmektedir. Kamulaştırma yapılmadığı

takdirde, kişilerin temel haklarından biri olan mülkiyet hakkı süresi belirsiz

bir zaman diliminde kısıtlanmakta ve bu durum mülkiyet hakkının özünün

zedelemesine neden olmaktadır.

Yukarıda yer verilen imar Kanunu`nun 10`uncu maddesi hükmüyle,

belediyelere imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren en geç üç ay

içinde imar programını hazırlama, yatırımcı kuruluşlara imar planlarında

kamu hizmetine ayrılan arsaları imar programı süresi içerisinde

kamulaştırma, yine yetkili idari makamlara kamulaştırmaya ilişkin ödeneği

yatırımcı kuruluşun bütçesine koyma mükellefiyeti yüklenmek suretiyle

kanun koyucu tarafından kamu yararı adına fedakârlığa katlanmak

durumunda kalan taşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının ihlal edilmesi

sonucunu doğuracak şekilde uzun süre taşınmazlarının imar programlarına

alınmadan bekletilmesi uygun görülmemiş ve idareye herhangi bir takdir

yetkisi tanınmaksızın bağlayıcı sürelerle gerekli işlemleri yapma görevi

yüklenmiştir.

Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından 20.03.1952

tarihinde imzalanan, 10.03.1954 günlü, 6366 sayılı Kanunla onaylanması

uygun bulunan İnsan Hakları ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme‘

ye (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi-AİHS) Ek Protokol‘ün 1. maddesinde

"Her gerçek ve tüzel kişinin, maliki olduğu şeyleri barışçıl bir biçimde

kullanma hakkına sahip olduğu, kamu yararı gerektirmedikçe ve uluslararası

hukukun genel ilkeleri ile hukukun aradığı koşullara uyulmadıkça, hiç

kimsenin mülkiyetinden yoksun bırakılamayacağı" düzenleme altına

alınmıştır.

Bu kapsamda İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi‘nin, mülkiyet hakkı

ihlali iddiasıyla açılmış olan Hakan Arı/Türkiye davasında (Başvuru

No:13331/07)11.01.2011 gününde verdiği kararda, "... başvuran mülkiyet

hakkına karşı orantısız bir müdahalenin yapıldığını öne sürmektedir.

Hükümet mülkiyetten yoksun bırakma gibi bir durumun söz konusu

olmadığını ve başvuranın arazisini kullanmaya ve fidanlık olarak ekip

biçmeye devam edebileceğini savunmaktadır. İHAM‘ a göre başvuranın

mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale söz konusudur. Taşınmazın şehir

imar planında okul yapımı için öngörülmesi yalnızca imar yasağından

etkilenmesine yol açmamış, aynı zamanda araziden istifade edilmesini de

olanaksız hale getirmiştir. Geriye Ek 1 No‘ lu Protokol‘ün 1. maddesinin

ihlal edilip edilmediğini tespit etmek kalmaktadır. İHAM başvuranın

taşınmazına el atılmaması nedeniyle re‘sen gerçekleşmiş bir müdahalenin

olmadığını gözlemlemektedir. İHAM bunun yarı sıra mülkiyetin transferinin

gerçekleşmemiş olduğu ihtilaf konusu davayı görünenlerin ötesine geçerek

gerçek yüzüyle inceleyeceğini belirtmektedir(...). İHAM bu bağlamda,

başvuran tarafından öne sürülen durumun etkilerinin mülkiyet hakkına

yönelik kısıtlamalardan ileri geldiğini, gayrimenkulün değeri ile ilintili

olduğunu ve sonucu itibarıyla bütün olarak taşınmazın kullanılabilirliğini

azalttığını anımsatır. İHAM buna karşın özüne yönelik kayba uğrasa da

mezkûr hakkın kaybolmadığını not etmektedir. Dile getirilen bütün bu

tedbirlerde başvuranın mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığı gibi bir

çıkarımda bulunulamamaktadır. Başvuran ne taşınmazına erişim hakkını ne

de onun maliki olmayı kaybetmiş, esasen taşınmazın satışı konusunda sıkıntı

yaşamıştır. .... İHAM yine de başvuran tarafından dile getirilen durumun Ek

1 No‘ lu Protokol‘ün 1. maddesinin ilk cümlesi kapsamına girdiğini ifade

etmektedir(...). İHAM kamu yararının gerekleri ile başvuranın temel

haklarının korunması arasında hüküm sürmesi gereken adil dengenin

gözetilip gözetilmediğini incelemeye alacaktır (.....) Başvuranın imar iznini

elde etme konusunda meşru bir beklentisi bulunmaktadır. Zira okul

inşaatının öngörüldüğü şehir imar planını müteakip kamulaştırma amacıyla

sonradan araziye imar yasağı getirilmiştir. Bu yasak halen sürmektedir.

İHAM başvuranın ilgili bütün bu dönem boyunca mülkiyetinin akıbeti

konusunda bir belirsizliğe itildiğini gözlemlemektedir. İlk etapta idari bütçe

kaynaklarının yetersizliği nedeniyle mezkûr arazi kamulaştırılamamış, ikinci

süreçte belediyenin 22 Eylül 2005 tarihinde kabul ettiği yeni şehir imar

planına göre başvuranın taşınmazı bir kez daha okul yapımı kararından

etkilenmiştir. (...) Hükümet tarafından iç hukukta başvuranın taşınmazının

belirsizliğini telafi edecek herhangi bir hukuki kararın alındığı dile 

getirilmemiştir. İHAM söz konusu bu durumun başvuranın mülkiyet

hakkından tam anlamıyla yararlanması önünde engel teşkil ettiğine ve

arazinin satış şansı da dâhil, sonucu itibarıyla taşınmazın değerini hatırı

sayılır ölçüde azalttığına itibar etmektedir. Ayrıca başvuranın uğradığı kayıp

hiçbir tazminat miktarı ile giderilmemiştir. Bütün bu sözü edilenler İHAM‘ı

başvuranın, kamu yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi

gereken adil dengeyi bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir yüke

katlanmak zorunda kaldığı yönünde düşünmeye sevk etmektedir. (...)

İHAM bu nedenle Ek 1 No‘ lu Protokol‘ün 1. maddesinin ihlal edildiği

sonucuna varmaktadır." gerekçesiyle Türkiye tazminat ödemeye mahkûm

edilmiştir.

Uyuşmazlık konusu olayda. 02.09.1988 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli

nazım imar planında "Az Yoğunlukta Konut Gelişme Alanı" lejantında

kalan ve 2004 yılında yapılan değişiklikle Park ve Dinlenme Alanı (yeşil

alan) olarak düzenlenen davacıya ait parselde 5 yılı aşkın süre geçtiği halde

imar uygulaması veya kamulaştırma işlemi yapılmadığından, davacının söz

konusu yerin eski imar durumunda olduğu gibi az yoğunluklu konut alanına

dönüştürülmesi istemli başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali

istemiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Davacıya ait uyuşmazlık konusu parselin, imar planında park ve

dinlenme alanı olarak ayrılması nedeniyle bu parselde artık yapılaşmaya

gidilemeyeceği ve bu nedenle davacının tasarruf hakkının kısıtlandığı açıktır.

Bu fonksiyonun imar planına işlenmesinden itibaren beş yıldan fazla bir

süre geçmiş olmasına karşın davalı idarece imar programına alınmadığı gibi,

ne zaman imar programına alınacağı yahut söz konusu taşınmazın

kamulaştırma kapsamına alınıp alınmayacağı, bölgede parselasyon işleminin

yapılıp yapılmayacağı konusunda bir bilgi de davacıya verilmemiştir. Bu

nedenle, davacının maliki olduğu parselin durumu ve mülkiyet hakkından

yararlanma olanakları belirsizlik içindedir.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, yukarıda yer verilen Hakan

Arı/Türkiye davasında (Başvuru No:13331/07) verdiği kararda, söz konusu

durumun başvuranın mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanmasının

önünde engel teşkil ettiği ve arazinin satış şansı da dâhil, sonucu itibarıyla

taşınmazın değerini hatırı sayılır ölçüde azalttığı değerlendirmesinde

bulunarak, malikin, kamu yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında

gözetilmesi gereken adil dengeyi bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir

yüke katlanmak zorunda kaldığı sonucuna varmış ve Türkiye‘nin ilgili

kişinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir.

Uyuşmazlık konusu olayda da, davacının mülkiyet hakkının belirsiz

bir süre ile kısıtlandığı açık olup, taşınmazın imar programına alınmayarak

kamulaştırılmaması veya imar uygulaması yapılmaması nedeniyle

kısıtlamanın devam ettirildiği anlaşılmaktadır.

Davacının davalı idareye başvuruda bulunduğu dilekçesinde,

taşınmazının 18.08.2004 tarihinde park ve dinlenme alanı olarak planlandığı

ve 6 yılı aşan bir süre geçmesine rağmen imar planında ayrıldığı amaç

doğrultusunda bir işlem yapılmadığı; bu sebeple eski imar durumunun

tanınarak taşınmazı üzerindeki kısıtlılığın kaldırılması talep edilmiştir.

Davacı dava dilekçesinde de arsasına eski imar durumunun tanınması

yolunda ki başvurusunun reddi üzerine bu ret işleminin iptalini dava konusu

ettiğini belirtmektedir.

Davacı esas itibariyle imar planının şehircilik ilkelerine, planlama

esaslarına, hukuka aykırı olduğu iddiasıyla dava açmamıştır. Daha açık bir

ifadeyle davacının ileri sürdüğü iddialar imar planına ait olmayıp imar

planının taşınmaz üzerinde doğurduğu sonuçlarla ilgilidir.

Bu kapsamda, imar planı sonucunda taşınmaz üzerinde meydana

gelen kısıtlılık halinin kamulaştırma ya da parselasyon yapılarak

kaldırılmaması sonucu mülkiyet hakkının ihlal edildiği saptanmıştır.

Bu durumda, davacının taşınmaz üzerindeki kısıtlama nedeniyle,

imar planının taşınmazda doğurduğu sonuçların ortadan kaldırılması

yönündeki isteminin cevap verilmemek suretiyle reddine dair işlemde

hukuka uyarlık görülmemiştir.

İdare mahkemesince belirtilen maddi ve hukuki durum

değerlendirilmeden, davanın imar planı tadilatının reddi yönünde işlem

olarak yorumlanmak suretiyle karar verilmesinde hukuki isabet

görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 5. İdare Mahkemesince verilen

23.02.2012 tarihli, E:2010/2500, K:2012/564 sayılı kararın bozulmasına,

dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini

izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık

olmak üzere, 23.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: http://www.danistay.gov.tr/upload/yayinlar/18_08_2016_095151.pdf

YAYINLAR Kitaplar

BELEDİYELERİN SINIRLARI

TÜRKİYE`DE ULUSAL VE YEREL PLANLAMA İLİŞKİLERİ: MERSİN İLİ ÖRNEĞİ

YEREL YÖNETİMLER İÇİN MAL ALIMI İHALELERİ KILAVUZU

Tüm Yayınlar
TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) Yerel Yönetimler Merkezi
85. Cadde Yücetepe 06100, ÇANKAYA / ANKARA
"YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı" Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yerel Yönetimler Merkezi'ne aittir. YerelNET'in içeriğini oluşturan bilgiler, uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır. Uzmanlar tarafından hazırlanan içeriğin hukuki sorumluluğu tümüyle yazarlarına aittir. İlgili içeriğe istinaden idari ve mali sorumluluk gerektiren iş ve işlemlerin yapılması idarelerin kendi sorumluluğu altındadır. YerelNET'de yayımlanan veritabanının içerikleri, ilgili Kamu Kurumları tarafından sağlanmış ve Merkez tarafından güncelleştirilmiştir / güncelleştirilmektedir. Tüm Veritabanları 5.000'e yakın içerik sağlayıcı kullanıcımız tarafından güncel tutulmaktadır. İçerik sağlayıcı kullanıcılar tarafından (Belediye, İl Özel İdare, İlçe ve Birlik) girilen her türlü bilginin hukuki ve cezai sorumluk kendilerine ait olup TODAİE'ye sorumluluk hiçbir şekilde atfedilemez. Yoğun bir emek ve uzmanlık ürünü olan YerelNET'teki tüm bilgi ve materyal, ilgili yasaların koruması altındadır. YerelNET'e ait her türlü yazılım kodu, veritabanı içeriği ve görsel materyal kesinlikle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz ve başka bir bilgisayara yüklenemez. TODAİE Yerel Yönetimler Merkezi, YerelNET içeriğinin kullanımı ile ilgili fikri ya da başka haklarını çiğneyen veya uygulanabilir diğer yasalara aykırı kullanım durumlarına karşı hukuki yollara başvurma hakkını saklı tutar. Yalnızca, ticari olmayan amaçlar için kaynak gösterilerek kullanılabilir. Bu tip kullanımımlarda bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu kaynak gösterilmesine karşın YerelNET'in yükümlülüğünde değildir. TODAİE - Yerel Yönetimler Merkezi her türlü sorumluluğu reddeder.

YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün bir hizmeti olup T.C. Kalkınma Bakanlığı tarafından finansal açıdan desteklenmektedir.