1- 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca "riskli alan" ilanına ilişkin Bakanlar Kurulu kararlarının Resmi Gazete`de yayımlanmış olmasının ilgililere tebliğ hükmünde olmadığı, Anayasa`da yer alan bir temel hak ve özgürlük olan mülkiyet hakkını kısıtlayıcı nitelikte sonuçlar doğuracak olması yönüyle de içeriği itibarıyla muhataplara tebliği zorunlu olan riskli alan ilân edilmesine ilişkin bu kararların, yazılı bildirim veya öğrenme üzerine yasal dava açma süresi içinde dava konusu edilebileceği, 2- Öte yandan, özel yasalarda, genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma süreleri öngörülmüş olan idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri idare tarafından ilgililerine bildirilmedikçe, özel dava açma sürelerinin işletilmesine Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca olanak bulunmadığından, davacıya bildirilmemiş olan dava konusu Bakanlar Kurulu kararına karşı 6306 sayılı Kanun`da öngörülen 30 günlük özel dava açma süresinin değil, 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiğinden, öğrenme tarihinden itibaren 60 günlük genel dava açma süresi içinde açılan davada süre aşımı bulunmadığı hakkında.

 T.C.

D A N I Ş T A Y

İdari Dava Daireleri Kurulu

Esas No : 2015/483

Karar No : 2015/1447

 

Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı) : … Otomotiv Sanayi ve

Tic. A.Ş.

Vekili : Av. …

Karşı Taraf (Davalılar) : 1- T.C. Başbakanlık

Vekilleri : Hukuk Hizmetleri Başkanı …, Hukuk Müşaviri …

2- Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 

 

Vekili: 1. Hukuk Müşaviri …

3- Bayrampaşa Belediyesi

Vekili: Av. …

İstemin Özeti : Danıştay Ondördüncü Dairesi‘nin 24/10/2014

günlü, E:2014/6188, K:2014/8868 sayılı kararının temyizen incelenerek

bozulması, davacı tarafından istenilmektedir.

Savunmaların Özeti : Danıştay Ondördüncü Dairesince verilen

kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen

nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek,

temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : Betül Özyiğit

Düşüncesi : Temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu

kararın, davanın süre aşımı yönünden reddine ilişkin kısmının bozulması,

diğer kısmının ise onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, dosyanın

tekemmül ettiği anlaşıldığından davacının yürütmenin durdurulması istemi

görüşülmeyerek dosya incelendi, gereği görüşüldü:

Dava; davacıya ait İstanbul İli, Bayrampaşa İlçesi, Vatan Mahallesi‘nde

bulunan binanın riskli yapı olarak tespitinden ve yıkım uygulamasından vareste

tutulma talebine karşılık tesis edilen 21/05/2014 günlü, 4903 sayılı Bayrampaşa

Belediyesi Başkanlığı işlemi ile bu işlemin dayanağı olduğundan bahisle

16/05/2013 günlü, 28649 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren

İstanbul İli, Bayrampaşa İlçesi, Vatan Mahallesi‘nin riskli alan ilân edilmesine

ilişkin 22/04/2013 günlü, 2013/4655 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali

istemiyle açılmıştır.

Danıştay Ondördüncü Dairesi‘nin 24/10/2014 günlü, E:2014/6188,

K:2014/8868 sayılı kararıyla; davacının binasının riskli yapı olarak tespitinden

ve yıkım uygulamasından vareste tutulma talebine karşılık tesis edilen dava

konusu 21/05/2014 günlü, 4903 sayılı Bayrampaşa Belediyesi Başkanlığı işlemi

yönünden; tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir dava görülmekte iken ikinci

davanın esasının derdestlik nedeniyle incelenemeyeceğinin usul hukukunun

genel ilkelerinden olduğu; uyuşmazlıkta, davacı tarafından dava konusu edilen

21/05/2014 günlü, 4903 sayılı Bayrampaşa Belediyesi Başkanlığı işleminin

iptali istemiyle 09/06/2014 tarihinde İstanbul 5. İdare Mahkemesi‘nin

E:2014/1293 sayılı dosyasında da dava açıldığı ve bu davanın halen derdest

olduğu anlaşılmakta olup, bu haliyle bakılmakta olan davanın, bu işleme yönelik

kısmının derdestlik nedeniyle incelenmesine olanak bulunmadığı; 22/04/2013 

günlü, 2013/4655 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı yönünden; 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu‘nun 7. maddesinin dördüncü fıkrası ve 6306 sayılı

Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun‘un 6.

maddesinin 9. bendi hükümleri uyarınca, düzenleyici işlemin uygulanması

üzerine tesis edilmiş, dava açma süresine başlangıç oluşturabilecek herhangi bir

uygulama işlemi bulunmadığı hallerde, düzenleyici işlemin Resmi Gazete‘de

yayımlandığı tarihi izleyen günden itibaren dava açma süresinin başlayacağının

kabulü gerektiği; uyuşmazlıkta, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının

16/05/2013 tarihli Resmi Gazete‘de yayımlandığı, davanın ise 25/06/2014

tarihinde açıldığının anlaşıldığı; olayda, riskli alan ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu

Kararı ile birlikte 21/05/2014 günlü, 4903 sayılı Bayrampaşa Belediyesi

Başkanlığı işlemi de dava konusu edilmiş ise de, Bayrampaşa Belediyesi

Başkanlığı işleminin Bakanlar Kurulu Kararının uygulanmasına yönelik bir

işlem olmadığı sonucuna varıldığı; bu durumda, dava konusu Bakanlar Kurulu

Kararının Resmi Gazete‘de yayımlandığı 16/05/2013 gününü takip eden

günden itibaren en geç 30 gün içerisinde dava açılması gerekmekte iken

25/06/2014 günü açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle,

22/04/2013 günlü, 2013/4655 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemine

ilişkin olarak davanın süre aşımı yönünden reddine, 21/05/2014 günlü, 4903

sayılı Bayrampaşa Belediyesi Başkanlığı işleminin iptali isteminin ise

incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.

Davacı, bu kararı temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.

Temyize konu kararın, 21/05/2014 günlü, 4903 sayılı Bayrampaşa

Belediyesi Başkanlığı işleminin iptali istemi yönünden davanın incelenmeksizin

reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, davacının temyiz

dilekçesinde öne sürdüğü nedenlerin kararın bu kısmının bozulmasını

gerektirecek nitelikte bulunmadığı anlaşıldığından, davacının anılan kısma

ilişkin temyiz istemi yerinde görülmemiştir.

Davacının, kararın dava konusu Bakanlar Kurulu Kararına ilişkin

kısmına yönelik temyiz istemine gelince;

Anayasa‘nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında; Devletin, işlemlerinde,

ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini

belirtmek zorunda olduğu hükme bağlanmış, 125. maddesinin üçüncü

fıkrasında da; 40. maddedeki düzenlemenin devamı niteliğinde, "İdari işlemlere

karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar." hükmüne yer

verilmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun "Dava açma süresi"

başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında

ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay‘da ve idare mahkemelerinde altmış 

gün olduğu; ikinci fıkrasında, bu sürenin, idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin

yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren başlayacağı; dördüncü fıkrasında ise,

ilânı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresinin, ilân tarihini izleyen

günden itibaren başlayacağı hükme bağlanmıştır.

Öte yandan, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi

Hakkında Kanun‘un 6. maddesinin 9. bendinde, bu Kanun uyarınca tesis

edilen idari işlemlere karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde 2577 sayılı

İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca dava açılabileceği düzenlemesine yer

verilmiştir.

Yukarıda belirtilen Anayasa ve Yasa hükümleri karşısında; özel

kanunlarında aksine bir hüküm bulunmadıkça, idari işlemlerde dava açma

süresinin başlamasında yazılı bildirimin esas olduğu, dava açma süresi

hesabında ilân tarihinin, ancak "ilânı gereken" düzenleyici nitelikteki işlemler

açısından dikkate alınacağı, bireysel nitelikteki işlemlere karşı ilgililerin, bu

işlemlerin kendilerine yazılı olarak bildirildiği tarihten itibaren dava

açabilecekleri kuşkusuzdur.

İdari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim

tarihinden başlayacağı kuralı, idari işlemlerin idare tarafından ilgililere açık ve

anlaşılır bir biçimde duyurulması ve bu işlemlere karşı idari yollara veya dava

yoluna başvurmalarına olanak sağlama amacını taşımaktadır. Bununla birlikte,

idari işlemin niteliğinin ve hukuki sonuçlarının davacı tarafından bütünüyle

öğrenildiği kimi davalarda, bilgi edinmenin (ıttılanın) yazılı bildirimin

sonuçlarını doğuracağı ve dava açma süresine başlangıç alınacağı Danıştay

içtihatlarıyla kabul edilmiştir. Ancak bu istisnai durumun, yani bilgi edinmenin

dava açma süresine başlangıç alınması da, idari işlemin niteliği ve doğurduğu

hukuki sonuç itibariyle davacılar tarafından öğrenildiğinin kanıtlanması

koşuluna bağlı olup; bu koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği açılan idari davada

ancak idari yargı merciince karara bağlanabilir. Bir başka deyişle, her tür bilgi

edinmenin (ıttılanın) idari dava açma süresine başlangıç alınacağı şeklindeki

genel bir kabul, Anayasa‘nın 125. maddesi ve 2577 sayılı Yasayla

bağdaşmayacaktır.

Nitekim, 6306 sayılı Yasa‘da, ayrım gözetilmeksizin, bu Kanun uyarınca

tesis edilmiş tüm işlemlere karşı dava açma süresinin hesabında "tebliğ"

tarihinin esas alınacağına dair 6/9. maddedeki hüküm ile anılan Yasa‘da, zemin

yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski

taşıyan alanların "Riskli Alan" olarak belirlenmesine ilişkin Bakanlar Kurulu

kararlarının Resmi Gazete‘de yayımlanmasının zorunlu olduğuna veya Resmî

Gazete‘de yayımlanmış olmasının ilgililere tebliğ hükmünde olduğuna dair bir

kurala yer verilmemiş olması da bunu doğrulamaktadır. Ayrıca, riskli alan 

belirlenmesi ve sonrasında tesis edilen işlemlerin Anayasa‘da yer alan bir temel

hak ve özgürlük olan mülkiyet hakkını kısıtlayıcı nitelikte sonuçlar doğuracak

olması itibariyle, yazılı bildirim yapılması, Anayasa‘da güvence altına alınmış

olan hak arama özgürlüğünün de gereğidir.

Dolayısıyla, içeriği itibarıyla muhataplara tebliği zorunlu olan riskli alan

ilân edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararlarının, yazılı bildirim veya

öğrenme üzerine yasal dava açma süresi içinde dava konusu edilebileceği

açıktır.

Bu çerçevede, dosyanın incelenmesinden, dava konusu Bakanlar

Kurulu Kararının 16/05/2013 günlü, 28649 sayılı Resmî Gazete‘de

yayımlandığı ancak, davacıya ayrıca tebliğ edilmediği, davacı bu kararı hangi

tarihte öğrendiğini belirtmemiş ise de, davacının, maliki olduğu binanın gerek

zemini gerekse de yapısı itibarıyla çok sağlam ve sağlıklı olduğunu belirterek,

yapısının 6306 sayılı Kanun kapsamındaki riskli yapı tespit ve yıkım

uygulamasından vareste tutulması istemiyle davalı idarelerden Bayrampaşa

Belediyesi‘ne sunmuş olduğu 06/05/2014 tarihli başvuru dilekçesinden,

taşınmazını da kapsayan alanın riskli alan olarak ilân edilmesine ilişkin Bakanlar

Kurulu Kararından en geç bu tarih itibarıyla haberdar olduğu, bu kararın daha

önceki bir tarihte davacının bilgisine girdiğinin ise davalı idarelerce

kanıtlanamadığı anlaşıldığından, 06/05/2014 tarihinin, davacının dava konusu

Bakanlar Kurulu Kararını öğrendiği tarih olarak kabul edilmesi gerektiği

sonucuna varılmıştır.

Öte yandan, idari işlemlere karşı başvuru yollarının ayrıntılı

düzenlemelerde yer alması, başvuru süresinin kısa olması veya olağan başvuru

yollarına istisna getirilebilmesi nedeniyle, işlemlere karşı hangi idari birime,

hangi sürede başvurulacağının idarelerce işlemde belirtilmesi hukuk güvenliği

ilkesinin bir gereği olduğundan, Anayasa‘nın 40. maddesiyle, bireylerin yargı ya

da idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve olanak

sağlanması amaçlanmış; idareye işlemlerinde, ilgililerin kaç gün içinde, hangi

mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirilmiştir.

Bu nedenle, nitelikleri gereği özel yasalarda, genel dava açma süreleri

dışında ayrı dava açma süreleri öngörülmüş olan idari işlemlerin nitelikleri ve

tabi oldukları dava açma süreleri idare tarafından ilgililerine bildirilmedikçe,

özel dava açma sürelerinin işletilmesine Anayasa`nın 40. maddesi hükmü

uyarınca olanak bulunmamakta olup, 2577 sayılı Kanun`da açıkça belirtilen ve

ilgililerce de bilindiğinin kabulü gereken genel dava açma sürelerinin işletilmesi

zorunludur.

Dolayısıyla, her ne kadar 6306 sayılı Kanun‘un 6. maddesinin 9.

bendiyle, bu Kanun uyarınca tesis edilen idari işlemler yönünden, 2577 sayılı

Kanun‘da öngörülen 60 günlük genel dava açma süresi 30 güne indirilmiş ise

de, dava konusu Bakanlar Kurulu kararı ile bu hususun davacıya bildirilmemiş

olması, bu davada özel dava açma süresinin değil, 60 günlük genel dava açma

süresinin uygulanmasını gerekli kılmaktadır.

Bu durumda, davacının dava konusu Bakanlar Kurulu Kararına karşı,

öğrenme tarihi olan 06/05/2014 tarihinden itibaren genel dava açma süresi

olan 60 günlük süre içinde, 25/06/2014 tarihinde açtığı bu davanın süresinde

olduğu sonucuna varıldığından, aksi yöndeki Daire kararında hukuki isabet

görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile

Danıştay Ondördüncü Dairesi‘nin 24/10/2014 günlü, E:2014/6188,

K:2014/8868 sayılı kararının davanın süre aşımı yönünden reddine ilişkin

kısmının bozulmasına, davanın incelenmeksizin reddine ilişkin kısmına yönelik

temyiz isteminin reddi ile anılan kısmın onanmasına, yürütmenin durdurulması

istemi hakkında bir karar verilmediğinden, 45,60. TL harcın istemi halinde

davacıya iadesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 6545 sayılı

Kanun ile değişik 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin

olarak 16/04/2015 gününde, onanan kısım yönünden oybirliği, bozulan kısım

yönünden gerekçede oyçokluğu, kesinlik hükmü yönünden ise oyçokluğu ile

karar verildi.

GEREKÇEDE KARŞI OY

X- Anayasa‘nın 125. maddesi ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu‘nun 7. maddesi uyarınca, bireysel nitelikteki idari işlemlere karşı

açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden itibaren başlayacağı, 6306

sayılı Yasa‘nın 6/9 maddesinde ise, ayrım gözetilmeksizin, bu Kanun uyarınca

tesis edilmiş tüm işlemlere karşı dava açma süresinin hesabında "tebliğ"

tarihinin esas alınacağı hükme bağlanmıştır.

Görüldüğü üzere, 6306 sayılı Kanun‘un 6/9. maddesindeki, ayrım

gözetmeksizin, bu Kanun uyarınca tesis edilen tüm işlemlere karşı dava açma

süresinin ancak tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı kuralı, bu Kanun

uyarınca tesis edilen "riskli alan" belirlenmesi ve ilânına ilişkin Bakanlar Kurulu

Kararlarına karşı dava açma süresi hesabında öğrenme tarihinin değil, işlemin

tüm unsurlarıyla birlikte içeriğinden haberdar olunduğu tebliğ tarihinin esas

alınması gerektirmektedir. Ayrıca ilgilileri açısından subjektif ve kişisel niteliği

bulunan bu kararların aynı zamanda Anayasa‘da yer alan bir temel hak ve

özgürlük olan mülkiyet hakkını kısıtlayıcı nitelikte sonuçlar doğuracak olması 

nedeniyle, tebliğ tarihinin esas alınması, Anayasa‘da güvence altına alınmış olan

hak arama özgürlüğünün de bir gereğidir.

Bu durumda, 6306 sayılı Kanun‘un 6/9. maddesi uyarınca dava açma

süresinin ancak tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlayacak olduğu,

uyuşmazlıkta ise, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının davacıya tebliğ

edilmediği, bunun aksinin davalı idarece kanıtlanamadığı gibi, öne de

sürülmediği, anlaşıldığından, davacının açmış bulunduğu bu davada süreaşımı

bulunduğundan bahsedilemeyeceğinden, Danıştay Ondördüncü Dairesi‘nin

temyize konu kararının, Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemine ilişkin olarak

davanın süre aşımı nedeniyle reddine yönelik kısmının belirtilen gerekçeyle

bozulması gerektiği oyuyla, bozma kararının gerekçesine katılmıyorum.

KARŞI OY

XX- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘na, 28/06/2014 günlü,

29044 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı

Kanun‘un 18. maddesiyle eklenen, bir kısım işlemlere karşı açılan davaların ilk

derece ve temyiz aşamasında, genel yargılama usulünden farklı olarak izlenecek

yargılama usulünün belirlendiği "ivedi yargılama usulü" başlıklı 20/A

maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca, temyiz üzerine verilen kararların

kesin olduğu hükme bağlanmış olmakla birlikte, 6545 sayılı Yasa‘nın yürürlüğe

girmesinden önce açılan ve sonradan ivedi yargılama usulü kapsamına dahil

edilen işlemlere karşı açılan davalarda, ivedi yargılama usulüne ilişkin

hükümlerin uygulanması, hukuk güvenliği ilkesine aykırı sonuçlar

doğuracağından, ivedi yargılama usulünün ilk derece ve temyiz aşamasına

ilişkin hükümlerinin, ancak 6545 sayılı Yasa‘nın yürürlüğe girdiği 28/06/2014

tarihinden sonra açılan davalarda uygulanabileceği, bu tarihten önce açılan

davalarda ise genel hükümlerin uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Bu durumda, 28/06/2014 tarihinden önce açılan bu davada belirtilen

ivedi yargılama usulü hükmünün uygulanma imkânı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle, davanın açıldığı tarih itibarıyla, ivedi yargılama

usulü kapsamında bulunmayan bu davada, Danıştay Ondördüncü Dairesince

verilen kararın kısmen gerekçeli onanması kısmen bozulması yolundaki karara

karşı, tarafların 15 (onbeş) günlük süre içinde karar düzeltme yoluna

başvurabilme imkânı bulunduğu oyuyla, kararın kesinlik hükmüne ilişkin

kısmına katılmıyoruz.

Kaynak: http://www.danistay.gov.tr/upload/yayinlar/18_08_2016_095151.pdf

YAYINLAR Kitaplar

BELEDİYELERİN SINIRLARI

TÜRKİYE`DE ULUSAL VE YEREL PLANLAMA İLİŞKİLERİ: MERSİN İLİ ÖRNEĞİ

YEREL YÖNETİMLER İÇİN MAL ALIMI İHALELERİ KILAVUZU

Tüm Yayınlar
TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) Yerel Yönetimler Merkezi
85. Cadde Yücetepe 06100, ÇANKAYA / ANKARA
"YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı" Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yerel Yönetimler Merkezi'ne aittir. YerelNET'in içeriğini oluşturan bilgiler, uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır. Uzmanlar tarafından hazırlanan içeriğin hukuki sorumluluğu tümüyle yazarlarına aittir. İlgili içeriğe istinaden idari ve mali sorumluluk gerektiren iş ve işlemlerin yapılması idarelerin kendi sorumluluğu altındadır. YerelNET'de yayımlanan veritabanının içerikleri, ilgili Kamu Kurumları tarafından sağlanmış ve Merkez tarafından güncelleştirilmiştir / güncelleştirilmektedir. Tüm Veritabanları 5.000'e yakın içerik sağlayıcı kullanıcımız tarafından güncel tutulmaktadır. İçerik sağlayıcı kullanıcılar tarafından (Belediye, İl Özel İdare, İlçe ve Birlik) girilen her türlü bilginin hukuki ve cezai sorumluk kendilerine ait olup TODAİE'ye sorumluluk hiçbir şekilde atfedilemez. Yoğun bir emek ve uzmanlık ürünü olan YerelNET'teki tüm bilgi ve materyal, ilgili yasaların koruması altındadır. YerelNET'e ait her türlü yazılım kodu, veritabanı içeriği ve görsel materyal kesinlikle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz ve başka bir bilgisayara yüklenemez. TODAİE Yerel Yönetimler Merkezi, YerelNET içeriğinin kullanımı ile ilgili fikri ya da başka haklarını çiğneyen veya uygulanabilir diğer yasalara aykırı kullanım durumlarına karşı hukuki yollara başvurma hakkını saklı tutar. Yalnızca, ticari olmayan amaçlar için kaynak gösterilerek kullanılabilir. Bu tip kullanımımlarda bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu kaynak gösterilmesine karşın YerelNET'in yükümlülüğünde değildir. TODAİE - Yerel Yönetimler Merkezi her türlü sorumluluğu reddeder.

YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün bir hizmeti olup T.C. Kalkınma Bakanlığı tarafından finansal açıdan desteklenmektedir.