|
Hazırlayan: Örsan AKBULUT
- 1968 yılı yerel seçimlerinin gerçekte 17 Eylül 1967 tarihinde yapılması gerekiyordu. Seçim tarihinde değişiklik yapılmış ve seçimler 2 Haziran 1968 tarihine ertelenmiştir. 21 yaşını tamamlamış olan seçmenler, 25 yaşını tamamlamış olan yerel temsilci adaylarını bu tarihte oylamışlardır.
- 1968 yerel seçimlerine, sekiz siyasi parti ve bağımsızlar katılmıştır. Adalet Partisi (AP), Birlik Partisi (BP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP), Güven Partisi (GP), Millet Partisi (MP), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Yeni Türkiye Partisi (YTP), Bağımsızlar.
- Yerel seçimler ile birlikte, 24 ilde Senato'nun 3/1’inin yenilenmesi için kısmi ve boşalan iki senatörlük için ara seçim; 5 ilde boşalan milletvekillikleri için milletvekili ara seçimleri yapılmıştır. Bu durum, yerel genel seçimlerin 1969 yılında yapılacak olan genel seçimlerin bir provası olarak görülmesine neden olmuştur.
- Cumhuriyet Halk Partisi içindeki “ortanın solu” taraftarları ile “göbekçiler” arasındaki mücadelenin seyri ya da sonucu, senato kısmi ve milletvekili ara seçimlerinden alınacak olan sonuçlara bağlanmış özellikle de Ankara Belediye başkan adayının şahsında, Ankara Belediye seçimlerine “ortanın solu” hareketinin geleceği açısından ayrıca önem verilmiştir. Dolayısıyla, bir yöredeki yerel seçim, parti içi düşünce hareketlerinin geleceğine yön vermek bakımından ayrı bir anlam kazanmıştır.
- Adalet Partisi içinde, belediye başkan adaylarının belirlenmesi için yapılan ön seçimlerde, genel merkez ile yerel örgütlerin çatışması sonucunda partiden istifa ederek bağımsız olarak adaylıklarını koyanların çoğunluğunun seçimleri kazanması, hem parti içi demokrasi açısından önemli tartışmaların yapılmasına yol açmış hem de bağımsızların bu seçimlere bir anlamda damgasını vurmasına neden olmuştur.
- Yöresel düzeyde seçim haberleri, gazetelerde 1963 seçim dönemine oranla, daha ayrıntılı yer almaya başlamıştır.
|
1968 yılı yerel seçimlerinin gerçekte 17 Eylül 1967 tarihinde yapılması gerekiyordu. Seçim tarihinde değişiklik yapılmış ve seçimler 2 Haziran 1968 tarihine ertelenmiştir. 21 yaşını tamamlamış olan seçmenler, 25 yaşını tamamlamış olan yerel temsilci adaylarını bu tarihte oylamışlardır.
1968 yerel seçimlerine, sekiz siyasi parti ve bağımsızlar katılmıştır. Adalet Partisi (AP), Birlik Partisi (BP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP), Güven Partisi (GP), Millet Partisi (MP), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Yeni Türkiye Partisi (YTP), Bağımsızlar.
Yerel seçimler ile birlikte, 24 ilde Senato'nun 3/1’inin yenilenmesi için kısmi ve boşalan iki senatörlük için ara seçim; 5 ilde boşalan milletvekillikleri için milletvekili ara seçimleri yapılmıştır. Bu durum, yerel genel seçimlerin 1969 yılında yapılacak olan genel seçimlerin bir provası olarak görülmesine neden olmuştur.
Cumhuriyet Halk Partisi içindeki “ortanın solu” taraftarları ile “göbekçiler” arasındaki mücadelenin seyri ya da sonucu, senato kısmi ve milletvekili ara seçimlerinden alınacak olan sonuçlara bağlanmış özellikle de Ankara Belediye başkan adayının şahsında, Ankara Belediye seçimlerine “ortanın solu” hareketinin geleceği açısından ayrıca önem verilmiştir. Dolayısıyla, bir yöredeki yerel seçim, parti içi düşünce hareketlerinin geleceğine yön vermek bakımından ayrı bir anlam kazanmıştır.
Adalet Partisi içinde, belediye başkan adaylarının belirlenmesi için yapılan ön seçimlerde, genel merkez ile yerel örgütlerin çatışması sonucunda partiden istifa ederek bağımsız olarak adaylıklarını koyanların çoğunluğunun seçimleri kazanması, hem parti içi demokrasi açısından önemli tartışmaların yapılmasına yol açmış hem de bağımsızların bu seçimlere bir anlamda damgasını vurmasına neden olmuştur.
Yöresel düzeyde seçim haberleri, gazetelerde 1963 seçim dönemine oranla, daha ayrıntılı yer almaya başlamıştır.
I. 1968 SEÇİMLERİNİN NİTELİĞİ VE ÖNEMİ
1968 yılı yerel yönetim seçimlerini, genel olarak tüm köşe yazarları, iktidar değişikliğine yol açmayacak, kendine özgü özellikleri olan bir seçim şeklinde değerlendirmişlerdir. Oysa, 1963 yılı yerel yönetim seçimleri, başka hiçbir seçimle birlikte yapılmamasına karşın, iktidar değişikliğine yol açabilecek, genel seçimler için bir tür referandum olarak değerlendirilmişti.
1968 yerel seçimlerine gelinceye kadar, 1964 yılında Cumhuriyet Senatosu kısmi seçimleri, 1965 yılında Milletvekili genel seçimleri ve 1966 yılında da yine Cumhuriyet Senatosu kısmi seçimleri yapılmıştır. 1969 yılı Ekim ayında da milletvekili genel seçimleri yapılacaktır. Dolayısıyla, 1961 milletvekili genel seçimleri ile başlayan seçim süreci içerisinde siyasal partiler, iki milletvekili genel seçimine, bir senato genel seçimine, iki senato kısmi seçimine katılmışlardır. Özellikle 1965 yılı milletvekili genel seçimleri, 27 Mayıs ile başlayan ve 1961 Anayasası’nca yaratılan anayasal ve siyasal ortam içerisinde, tüm partilerin kendilerini ortaya koymalarına ve güçlerini gösterebilmelerine olanak sağlamıştır. Bu nedenle 1968 yerel seçimlerine 1963 yerel seçimleri kadar genel politikaya ilişkin bir anlam ve önem yüklenemeyeceği açıktır. Öte yandan aynı anda senato kısmi ve ara seçimleri ile milletvekilliği ara seçimlerinin de yapılıyor olması, yerel seçimlerin kendi mecrasında yürümesini sağlayan önemli faktörlerden biri olmuştur.
1960'lı yılların yeni siyasal ortamında görülen toplumsal ve siyasal oluşumlar, farklı toplumsal sınıfların kendi temsilcilerini özgürce bulabilecekleri beklentisi yaratmıştır. 'te şu değerlendirmeyi yapmaktadır:
Bahri Savcı, Cumhuriyet, 30.5.1968
“...1968 seçimleri, aynı zamanda ve bilhassa, siyasetin artık halkın bir fonksiyonu, halkın bir katkısı, hatta halkın tüm malı olma yolunda yer kazanmasının da işareti ve isbatı olacaktır. 1968 seçimleri artık, bizzat halkın, türlü halk kategorilerinin sınıfsal durumlarına göre seçimleri etkilemeye başladığını da gösterecektir.... 1968 seçimleri... biçimsel demokrasiden muhteva demokrasisine doğru olan akımın hangi noktaya gelebilmiş olduğunu bildirecektir...”
Doğan Özgüden (Ant, 66), gücünün büyük kısmını İnönü’nün tarihi kişiliğinden alan CHP'nin henüz dayandığı sınıf ve tabakaları tam anlamıyla saptayamadığını, iç çalkantılar içinde bocaladığını ve 2 Haziran seçimlerinin CHP’nin geleceğine yön vermek bakımından büyük önem taşıdığını ileri sürmektedir. Yazar, AP ile TİP’in dayandıkları kitlelerin artık açıkça belli olduğu, her ikisinin de seçmen kitlesinde ağırlığı işçi, köylü, küçük esnafın oluşturduğu saptamasını yapmakta ve 2 Haziran seçimlerinin bu toplumsal tabanların, partilerin ideolojisi doğrultusundaki tercihleri bakımından önemli olduğunu vurgulamaktadır.
1963 yerel seçimlerine, çok partili bir koalisyon hükümeti ile girilmişken, 1968 yerel seçimlerine, tek başına iktidar olmuş bir partinin hükümeti ile girilmiştir. Yerel seçimler sırasında AP'nin tek başına iktidarda olması, yerel seçimlerde ona önemli bir avantaj sağlamıştır.
Nadir Nadi, Cumhuriyet 14.5.1968:
“...daha ziyade bölgesel bir karakter taşıyan 2 Haziran seçimleri... hem üç yıllık AP iktidarının bir hesap verme sınavı hem de 1969 genel seçimlerinin bir ön provası sayılabileceği için... azımsanmaması gereken bir önem taşımaktadır. Önümüzdeki seçimlerde önemli olan AP’nin 1965 seçimlerine oranla herhangi bir oy kaybına uğrayıp uğramayacağıdır...”
29.5.1968 Cumhuriyet:
“...2 Haziran seçimleri siyasi iktidarda değişiklik yapmayacağı için önemsiz görülüyor... Ama 1969 seçimlerine kadar sürecek dönemi mutlaka etkileyecek, belki de büyük seçimlerin kaderini tayin edecektir...”
Abdullah Uraz, Son Havadis, 15.5.1968
“2 Haziran seçimleri, halkın şehir hizmetlerinin daha iyi görülmesini temin edecek meclislerin teşkili bakımından önem taşımaktadır. Ve nihayet önümüzdeki sene yapılacak olan genel seçimler için ışık tutacaktır...”
Seçimlere katılma oranının düşük olması durumunda ve AP’nin tek başına iktidarda olması gerçeği karşısında, genel olarak, 1968 yerel seçimleri başlı başına bir yerel seçim olarak önem taşıma özelliğinde olmuştur denebilir. Bu arada hemen şunu hatırlatmakta ya da önceden ifade etmekte fayda var, seçimlere katılma oranı düşük olmuştur. Ayrıca, yerel seçimlerin, bölgesel nitelik taşıdığı ve adayların kişiliklerinin önem taşıdığı gibi değerlendirmeler de, yerel seçimlerin yerel seçim olarak değerlendirildiğinin bir göstergesidir. Sadece bu bakımdan, 1968 yerel seçimleri, il, belde, köy ve mahallelerin yerel yöneticilerini belirlenmesinin taşıdığı başlı başına önemin dışında başka bir önem ya da özellik taşımamaktadır.
Ön seçimler ve bağımsızlar
Adalet Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye İşçi Partisi bütün il ve ilçelerde, diğer partiler ise bir kısım illerde belediye başkanlığı, il genel meclisi ve belediye meclisi üyeliklerine aday gösterilecekleri belirlemek için ön seçim yapmışlardır.
Ön seçimler özellikle Adalet Partisi içinde büyük sorunların yaşanmasına neden olmuştur. AP tüzüğüne göre, il belediye başkan adaylarının genel idare kurulunun onayını almaları bir zorunluluktu. AP genel merkezi, çoğunlukla başkan adaylarını kendisi belirlemiş, ön seçimden çıkan kimi adayları ise veto etmiştir.
Yerel seçim aday yoklamaları sonuçları, AP bünyesinde istifalara yol açmıştır. Veto edilen İzmit belediye başkan adayı ve taraftarları sessiz yürüyüş yapmış, Kağıthane belediye başkanı, Bursa belediye başkanı istifa etmiş; Mersin’de yoklamayı kaybedenler ‘güç birliği’ kurmuş, İzmir’de yoklamayı kaybeden bir aday, bağımsız adaylığını koymuş, Balıkesir’de AP’liler sessiz bir yürüyüşle partilerini protesto etmiş, Antalya AP belediye başkan adayına karşı dört AP’li bağımsız olarak mücadeleye girişmiştir. CHP içerisinde de çeşitli huzursuzluklar ortaya çıkmış, Ankara CHP il kurulu feshedilmiş, Ağrı CHP il başkanı hem adaylıktan hem de partisinden istifa etmiştir.
AP Genel Merkezi'nce veto edilen ve partiden istifa ederek adaylığını bağımsız koyan tüm belediye başkan adaylarının seçimleri kazanmaları, 1968 seçimlerinin çarpıcı özelliklerinden biri olmuştur.
Ecvet GÜRESİN, Cumhuriyet, 29.4.1968
“...bir partinin iç canlılığı olmazsa, içerde tartışmayı diyalogu sağlayamazsa, kamuoyunun ilgisini çekemeyecektir... üst yapıdaki kapalı meşveret anlayışından ise parti içi diyalogcu anlayışa geçmek... kolay olmamaktadır... uyanış yaygınlaştıkça parti içi tartışmalar da gelişecektir... özellikle mahalli seçim adaylarının tespiti sırasında bu gelişmelerin işaretleri görülmektedir... bu olaylar aslında AP’nin çöküntüsü değil canlılık, diyalogcu anlayışa dönüşme işaretleridir. Seçmenin ilgisi çekişmelerden dolayı AP üzerinde toplanmıştır.
Abdullah URAZ, Son Havadis, 28.4.1968
“...bütün AP’liler şahısların değil partinin arkasındadır... AP’de teşkilat ve genel merkez diye bir ayrım yoktur...”
Sabri SÜPHANDAĞLI, Son Havadis, 31.5.1968
“...AP bu gücüne rağmen ön seçimlerden hayli dertli çıkmıştır... ve AP ön seçimlerden bu yana kusurlu saymaktadır kendisini...”
Olayların Ardındaki Gerçek, Cumhuriyet, 5.5.1968
“...CHP’nin Ankara teşkilatı karmakarışık oldu. İl başkanı, kadınlar kolu başkanı hem görevlerinden hem de partilerinden istifa ettiler... aslında bu tür baş kaldırmalar, çıkarlara, rekabetlere de bağlansa, türdeş olmayan kitle partilerinde çözülmeye doğru gidişin işaretleridir.."
Yerel seçimlerde partilerden çok kişilerin önemli olduğu varsayımını doğru kabul edersek, yerel seçimlerde aday belirlemek için en akılcı yolun ön seçim olduğu sonucuna kolayca varabiliriz. 1968 yerel seçimlerinin belki de en önemli ve dikkat çekici özelliğini oluşturan, AP ve CHP içinde ön seçim nedeniyle ortaya çıkan bölünmeler, bu varsayımı doğrulayıcı nitelikte olmuştur. Parti yerel örgütleri tarafından desteklenen adaylar, genel merkez tarafından reddedilmiştir. Ancak, seçim sonucunda, reddedildikten sonra partiden istifa edip, bağımsız olarak adaylığını koyanların seçimleri kazanması, "yerel seçimlerde kişiler önemlidir" tezini doğrulamaktadır.
1968 seçimlerinde bağımsız adaylar olukça yüksek bir başarı sergilemişlerdir. Bu olgu, 1968 seçimlerinde adaylarda "yerel"liğin önemli bir özellik olarak belirdiği düşüncesini pekiştirmektedir.
Ortanın solu: chp ve ankara belediye başkan adayı
Bülent Ecevit’in CHP Genel Sekreteri olması ile başlayan ve İsmet İnönü tarafından da benimsenen ortanın solu yaklaşımı, 1965 milletvekili genel seçimlerinde, CHP’nin yeni anlayışı olarak kullanılmıştı. Ortanın solu hareketi, partinin ikiye bölünmesine neden olmuştur. Aralarında Nihat Erim, Kemal Satır, Suphi Baykam'ın bulunduğu "göbekçiler" adı verilen bir grup ortaya çıkmış, bunların bir kısmı partiden ayrılarak Güven Partisi'ni kurmuşlardı.
Göbekçiler ve ortanın solu arasındaki tartışma, CHP’nin Ankara belediye başkan adaylığına merkezden atamayla Osman Soğukpınar'ı getirmesi ekseninde, AP yanlısı basını da içine çekerek hararetlenmiştir:
Mümtaz Faik FENİK, Son Havadis, 1.5.1968
“...CHP... İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük merkezlerde aday bulmakta güçlük çekmiş ve nihayet tayinleri merkezden yapmıştır.... sol akımlara olan meyli ile tanınmış bir sendikacıyı aday göstermek ve hiç değilse bu şekilde Ankara’da ‘solun sondajını’ yapmak (istemektedir)…”
Abdullah URAZ, Son Havadis, 2.5.1968
“...Seçimleri Ankara’da kaybedeceğini anlayan CHP’liler teşkilattan çıkacak adayı nazara almadan... bir solcu sendikacıyı aday göstermekle yeni bir sol denemesi içine girmişlerdir...”
Mümtaz Faik FENİK, Son Havadis, 29.4.1968
“...İnönü, Ecevit’in ‘ortanın solu’ sloganına boyun eğmiştir... Soğukpınar kazanacak olursa, bu İnönü’nün yeni bir hezimeti olacak ve parti içinde ‘ikinci adam’ hatta sözü artık geçmeyen adam durumuna irca edildiği bir defa daha tevsik edilecektir...”
Tekin ERER, Son Havadis, 13.5.1968
“...CHP’nin Türkiye’nin en münevver insanlarının toplu olarak bulundukları devlet merkezimiz Ankara ile alay etmeğe, eğlenmeğe hakları yoktur. Bu şehrin, insanlarına belediye reisi olarak, ilkokulu bitirmiş ve ömrünün büyük kısmını Adana’da HAMMALLIK YAPARAK, İŞSİZ KALARAK geçirdiğini iftaharla anlatan BİR İŞÇİYİ münasip bulmak, MEMUR VE MÜNEVVER şehri başkent Ankara’ya biraz HAKARET değil midir?... Ecevit takımının henüz arzuladıkları rejime kavuşmadan, daha doğrusu dereyi görmeden nasıl paçaları sıvadıklarına şaşıyorum... İşçidir diye her insan, her makama getirilebilir mi?... Ünlü ve tanınmış bir işçi aday gösterilebilirdi. Büyük şehirlerin belediye başkan adaylarının tüm Türkiye’nin tanıdığı kişiler olması gerekir... (bu) işçi... başkan seçilirse BÜTÜN DÜNYA HAYRETLER İÇİNDE KALIR, TÜRKİYE’YE KOMÜNİZM NE KADAR ÇABUK GİRMİŞ” diye şaşkınlıklar geçirirler...”
Mümtaz Faik FENİK, Son Havadis, 29.5.1968
“...Halk Partili solcular aramışlar, taramışlar ve 1963 seçimlerinde il genel meclisi için TİP tarafından gösterilen adayların dördüncüsünü, belediye başkanı yapmayı uygun bulmuşlardır... Bu sahiden önemli bir buluştur. Sade buluş değil, bir icaddır...”
Mümtaz Faik FENİK, Son Havdis, 18.5.1968
“...kırk yıllık CHP kendi içinde belediye başkanlığı için bir tek aday bulamamış da TİP’den mi istianeye kalkmıştır?”
Soğukpınar’ın, 1963 yerel seçimlerinde TİP adayı olarak il genel meclisi seçimlerine katılması, “Ecevit, TİP’le işbirliği halinde” şeklinde yorumlanmıştır. Burada yapılmak istenen, CHP’yi TİP’e yakınmış gibi göstererek bu partinin geleneksel seçmeninin partiden uzaklaşmasını sağlamaktır.
Sol basında ise CHP’nin ‘halktan yana’ görünmek için bir sendikacıyı aday göstermesi samimi bulunmamıştır. (ANT Dergisi, “Burjuva Partileri Telaşta”, 21.5.1968, Sayı: 73, s. 4) Bunun kanıtı olarak “...CHP’nin belediye meclisi adayları içerisinde meslekler itibarıyla yine tüccarlar, müteahitler, kapitalistler, işadamları”nın ağır basması gösterilmekte ve CHP’nin Ankara’da seçimi kazanması halinde bile sendikacı bir belediye başkanının, kapitalistlerin geniş ölçüde yer aldığı bir belediye meclisinde çalışmasının mümkün olamayacağı görüşü dile getirilmektedir.
Osman Soğukpınar olayında dikkat çeken özelliklerden biri CHP’nin ortanın solu hareketini güçlendirmek amacı ile belediye başkanlığı seçimini kullanmış olması, diğeri AP yanlısı basının bir belediye başkan adayına karşı genel politik tezler ileri sürmesidir. Bu örnek, yerel seçimler ve yerel yöneticiliklerin politik ve ideolojik duruşlardan uzak olmadığını; aksine bu boyutlar ile içiçe geçmiş olduğunu ortaya koymaktadır.
II. SİYASİ PARTİLER
1968 yerel seçimlerine, sekiz siyasi parti ve bağımsızlar katılmıştır. Bu partiler Adalet Partisi (AP), Birlik Partisi (BP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP), Güven Partisi (GP), Millet Partisi (MP), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Yeni Türkiye Partisi (YTP)’dir.
Seçime giren partilerden yalnızca ikisi - CHP ve CKMP 1960 öncesinde kurulmuştur. Birlik Partisi ve Güven Partisi, ilk kez 1968 seçimleri ile bir seçime katılmışlardır.
1968 yerel seçimlerine katılan partilerden TİP sol, CHP, BP merkez sol, AP ve YTP merkez sağ, GP aşırı sağ eğilimli merkez sağ, CKMP ve MP aşırı sağ görüşü temsil etmişlerdir.
1963 yerel seçimlerine göre 1968 yerel seçimlerinde solda yer alan ya da kendisini sol olarak ifade eden partilerin sayısı artmıştır. 1963 yerel seçimlerinde tek sol parti TİP olmasına karşın 1968 seçimlerinde CHP ortanın solunda yer aldığını açıklamış, BP yöneticileri de sol bir parti olduklarını ileri sürmüşlerdir. Dolayısıyla seçime katılan 8 partiden3’ü sol görüşü, 4’ü ise sağ görüşü temsil etmiştir.
CHP, TİP ve BP ile GP’nin benzer tabanları oldukları belirtilebilir. BP’nin CHP’ye giden kimi Alevi oyları, GP’nin ise CHP’nin sağa yakın oylarını almış olduğu ileri sürülebilir. CHP’den umudunu kesen kimi aydınların da TİP’e yönelmiş oldukları, dönemin gazetelerinde yer alan değerlendirmelerdir.
AP, YTP, CKMP, MP ve GP’nin benzer tabanları olmuştur. AP ve YTP merkeze yakın sağ seçmene dönük partilerdir. CKMP ve MP’nin ise, daha çok aşırı sağa yönelimli seçmene dönük partiler oldukları söylenebilir. GP ise, CHP’den kopanlar tarafından kurulan bir parti olmasına rağmen özellikle seçim propagandası ile aşırı sağa yaklaşmaya yönelimli bir parti görüntüsü çizmiştir.
AP, YTP, GP, TİP ve kısmen CHP’nin belli bir sınıfsal özelliği taşıyan bir tabana sahip oldukları saptaması da yapılabilir.
AP ve GP sermaye sınıfının partileri, TİP işçi sınıfının, CHP orta sınıfın, YTP ise tarımsal sermayenin partisi olarak değerlendirilebilir.
Adalet partisi (ap)
Adalet Partisi, 1960 sonrası dönemde kurulmuş, kapatılan Demokrat Parti’nin seçmen tabanının önemli bir bölümüne sahip, merkez sağda yer alan bir partidir.
Partinin ilk genel başkanı Ragıp Gümüşpala'dır. Ancak, AP adı ile özdeşleşen ve partiyi kısa zamanda büyütüp geliştiren 1964’te genel başkanlığa seçilen Süleyman Demirel olmuştur. AP, 1968 yılı yerel seçimlerine de Demirel’in önderliğinde katılmıştır.
Adalet Partisi, 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinden büyük bir başarı ile çıkmış ve %52.9 oy almıştır. Böylece 1960 sonrası dönemde tek başına iktidar olan ilk parti olmuştur. AP, 1968 seçimlerine iktidar partisi olarak girmiştir.
AP, 1965 yılında iktidara geldiğinde, devletin durumunu şöyle özetlemekteydi: “...azınlık iktidarının göçüp giderken bıraktığı devlet gemisi, her tarafı delik deşik, SOLA yatmış, harap bir tekneden başka bir şey değildi...” Parti kendisini "koalisyonlar devrine son veren ve ülkeyi istikrarlı bir yaşama kavuşturabilecek hükümetlere sahip kılma hedefini gerçekleştiren parti" olarak görmekteydi.
AP’nin ve diğer partilerin, 1968 seçimlerine ilişkin genel propaganda incelemesi, seçim propagandaları başlığı altında incelenmektedir.
Birlik partisi (bp)
Birlik Partisi 17 Ekim 1966 tarihinde “ilerici, Atatürkçü ve reformist bir parti” olarak kurulmuştur.
Birlik Partisi’nin program tasarısında “...bütün davalarımızın halli her şeyden önce... milli birliğimizin kurulmasına bağlıdır” denmekte ve partinin “bu milli zaruretten doğmuş” olduğu belirtilmektedir. Parti, “ahlak ve fazilet partisi olmak iddiasında"dır ve “her alanda ilmin ve vatanseverliğin ışığında gerçeklere yönelecek ve kuvvetli bir merkez partisi olarak aşırı cereyanlara asla müsamaha ve müsaade...” etmeyecektir. Karma ekonomi tercih edilmekte, laik devletin din işleri ile uğraşması laikliğe aykırı sayılmamakta, “...müftü, vaiz, imam gibi din işleri yöneticileri öğretmen statüsü içinde mütalaa...” edilmektedir.
Partinin İstanbul il başkanı “BP, sol bir partidir” açıklamasını yaparken, Birlik Partisi’nin Alevi oyları üzerine oynadığı ileri sürülmüştür. (ANT Dergisi, 2.4.1968, Sayı: 66, s. 5)
Anadolu dinsel inanışının en önemli temsilcisi olan bir inanç sisteminin insanlarını kendisine hedef kitle olarak seçen BP, sol bir parti olma iddiası ile CHP ve TİP’ten; programındaki ‘ılımlı’ ya da ‘ortacı’ tavrı ile de merkez sağdaki seçmenden oy almayı hedefleyen bir parti görünümünde olmuştur.
Cumhuriyet halk partisi (chp)
Devletin kurucusu parti imajını taşıyan CHP için 1960’lı yılların ikinci yarısı bir dönüm noktası olmuştur.
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, 4. Olağanüstü Kurultayı açış konuşmasında, CHP’nin önemli bir iç tartışma içinde olduğunu, ağır bir buhran geçirdiğini açıklamıştır. Bu buhranın ve tartışmaların konusu, ortanın solu hareketidir. CHP, 1965 yılına gelinceye değin, ne sağa nede sola yakın bir parti olmuş, deyim yerindeyse bir ‘merkez’ partisi görünümü vermiştir. Bunda, partinin tarihsel kimliğinin ve tarihsel rolünün etkisi büyük olmuştur. CHP bu kimliği ile 1960’lı yıllara kadar varlığını sürdürebilmiş ve geleneksel bir seçmen kitlesi yaratabilmiştir.
Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik koşullarının bir sonucu olarak CHP’nin merkez parti olma konumunu sürdürmesi, Demokrat Parti’nin kurulması ile bile, partiler arasında batılı anlamda, toplumsal sınıflara dayanan bir parti ayrımı yaratmamıştır. Demokrat Parti, sadece, Cumhuriyet - Osmanlı, çağdaşlaşmacı-gelenekçi kutuplarının bir parti olarak örgütlenmesinde diğer tarafı temsil etme konumunda olmuştur. Bununla birlikte, DP’nin sağda olduğu açıktır. CHP’nin kendisini karşı kutuptaadlandırmaması onun o kutupta yer almadığını gösterir ya da o kutupta yer alabilecek bir toplumsal tabandan yoksunluğunu.
Bir CHP’li, Tayfur SÖKMEN, CHP Ortadadır. Ortanın Solu Moskova Yoludur, 18 Kasım 1968, (Basım yeri ve yılı belirtilmemiş):
“...Atatürk her biri bir asra sığmayacak inkılaplarını yaparken ve halka inip ona hizmetlerini yaparken, soldayım deyiminin solculuğa ve komünistliğe yol açacağını bildikleri için partim ortanın solundadır dememişlerdir...”
İsmet İnönü, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ortanın solunda bir parti olduğunu 1965 seçimlerine girerken kendisinin açıkladığını ilan etmiştir. Ortanın solu yaklaşımı 1966 yılında yapılan 18. Kurultayda ilke olarak benimsenmiş, Bülent Ecevit parti genel sekreteri seçilmiştir. Ortanın soluna karşı olan meclis başkanvekilleri ve yönetim kurulları içinden “sekizler” olarak adlandırılan bir grup milletvekili, genel sekreterin ve MYK’nın kurultay kararlarını aştıklarını, ortanın solunun aşırı sola doğru kaydığını ileri sürmüşlerdir.
Sekizler'e göre CHP ortanın solu yaklaşımını benimsemektedir. Oysa genel sekreter partiyi sosyalist çizgiye yaklaştırmaktadır. “...ortanın solundaki CHP (nin) sadece, altı ok’a bağlı, devletçi, halkçı, sosyal adaletçi, reformcu kemalistlerin partisi” olduğunu, “CHP(nin) sınıf mücadelesinden değil, düşmana karşı Milli Mücadeleden doğmuş” bir parti olduğunu, “..CHP'’in kuruluşundan beri izlediği fikirler, ülküler ve icraati ile karakteri(nin), siyasal akımlar arasında ortanın solunda yer”almasını gerektirdiğini ve CHP’nin ortanın solunda olduğunu fakat sosyalist olmadığını ve olmayacağını ifade etmişlerdir.
Bu gruba karşı İnönü, partiyi Sosyalist Halk Partisi ve Kemalist Halk Partisi olarak ikiye bölmeye çalıştıklarını belirterek tavır almıştır.
İsmet İnönü'ye göre ortanın solu:
“...ortanın solu bir ileri hamle ve bir ileri fikir hareketidir. Halkçılığımızı, devletçiliğimizi, devrimciliğimizi, zamanın ihtiyaçlarına ve programın icaplarına göre özet olarak anlatabilen kısa bir tariftir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin sağın karşısında olduğu bellidir. Biz, devrimleri yapan partiyiz. Fakat Cumhuriyet Halk Partisi, aynı zamanda aşırı solun yani komünistliğin bugünkü yaşayış düzeni içinde karşısına çıkacak tek emniyet duvarıdır.
Sosyalist Parti değiliz ve olmayacağız dememiz ezbere bir söz değil, tarihe kendi ihtiyacımıza ve davamıza dayanan bir neticedir...”
“Ortanın solu çatışması(nın) sandıktan çıkacak oylara göre şekillenece”ği, 2 Haziran seçimlerinde, ortanın solu ekibi ile göbekçilerin hesaplaşacakları şeklinde yorumlar da yapılmıştır.
Ortanın solu yaklaşımı ya da hareketi, CHP’nin belli bir toplumsal tabana oturma arayışı sonucunda ortaya çıkan ya da böyle bir arayışa zorlanan özelliği ile ve İnönü’nün, sağın karşısında yer aldıkları şeklindeki açıklamasıyla da belli bir anlam kazanmış ve CHP ‘de ciddi bir yaklaşım dönüşümüne yol açmıştır. En azından, sekizler partiden ayrılarak ayrı bir parti kurmuşlar (Güven Partisi) böylece CHP içerisindeki ‘sağ’ unsurların bir bölümünün ayrılması ile partinin kimlik bunalımı biraz olsun azalmıştır.
Geride kalan ve ortanın soluna karşı olan ‘göbekçiler’ ise, merkez bir parti içerisindeki farklı grup olarak tanımlanabilir. ‘Sekizler’in, ‘kemalist sağ’ bir anlayışa sahip oldukları hatta daha da ötede ‘milliyetçi’ yönlerinin oldukça baskın olduğunu sonraki kısımda GP’yi incelerken daha ayrıntılı olarak görebileceğiz. Gerçi, ‘sekizler’, ortanın soluna değil, partinin sosyalizme kaymasına karşı çıkmış olmalarına rağmen, GP tecrübesi bunun hiç de böyle olmadığını göstermiştir.
Ortanın solu yaklaşımının, yerel seçimleri de etkilemesi kaçınılmazdır. Yerel siyasal süreçlerin, parti politikalarındaki değişikliklere duyarlı olmaları işin doğası gereğidir.
Cumhuriyetçi köylü millet partisi (ckmp)
Türkiye’de, sağ geleneğin önemli ve eski partilerinden olan CKMP’de, 1968 seçimlerine girerken iki önemli gelişme olmuştur. İlki, Alpaslan Türkeş’in genel başkanlığa seçilmesi, ikincisi ise partinin programını değiştirmesidir.
Program değişikliği ile birlikte “Dokuz Işık” yolu esasında parti, ‘Islav marksizmine’ ve ‘Anglo-Sakson kapitalizmine’ karşı çıkarak, üçüncü yol olarak, ‘milli ülkü’ yolunu önermiştir.
Bir senatör adayının seçim bildirgesinden yaptığımız şu alıntı, CKMP’nin 1968 seçimlerine girerken, durumunu özetleyecektir:
Mehmet Orhun, CKMP Çankırı İli İdare Heyeti Bildirisi, Ankara, 1968
“...Millet düşmanı, din düşmanı, komünizm ve masonluk meydanı boş bulmuş cirit atarken, bir derenin önünü kapatmayı büyük bir iş sayan siyasiler bizleri idare etmektedir...”
Güven partisi (gp)
Özellikle ilk kurulduğu günlerde sağda bir merkez partisi olarak değerlendirilen Güven Partisi, 12 Mayıs 1967’de kurulmuştur.
Partinin yöneticilerinin çoğunu, daha önce CHP’yi anlatırken değindiğimiz, ‘sekizler’ oluşturmuştur. GP’nin programında, partinin, “...bir sınıf ve zümre partisi değil, milletimizin hürriyet ve sosyal adalet içinde hızla kalkınmasını isteyen,... milli bir parti” olduğu, devletin bağımsızlığının, ülke ve milletin bütünlüğünün korunmasının yolunun milliyetçilik olduğu, Atatürk milliyetçiliğinin, Türk milletinin sosyal adalet içinde kalkınmasını sınıf kavgasında görmediğini, aşırı sol kışkırtmaların, faşizmi davet ettiği gibi, aşırı sağın hareketsizliğinin ve ilerlemeye karşı çıkışının da aşırı sola bahaneler verdiği, Atatürk’ün bütün vatandaşları millet potasındakaynaştırdığını ve sınıf kavgasını reddettiğini bu tutumunun milliyetçi ve ıslahatçı olduğunu, demokratik plancılığı benimsediklerini, özel teşebbüsün esas olduğunu, karma ekonomi görüşünü benimsedikleri, hürriyete, mülkiyete ve kazanca düşman olmadıkları, laik devlet ilkesini benimsediklerine de yer verilmiştir.
GP Genel Başkanı Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu, iç ve dış politikada, iktisatta milliyetçi olduklarını, kapitalist veya komünist emperyalizme karşı milli menfaatlerin, milli bağımsızlığın ve vatan bütünlüğünün savunucusu olduklarını, köylüyü topraklandırmak istediklerini, ancak bunu yaparken mülkiyet hakkına saygılı olacaklarını ve GP'nin parolasının "Huzur, Hürriyet, Refah"olduğunu belirtmiştir.
Güven Partisi, hem kapitalist ekonomik sistemi savunmuş, hem de milliyetçi-muhafazakar bir görünüm vermiştir, kendisine. Kapitalist ekonomik sistemi eleştirmişse de esas olarak sosyalizm eleştirisini yoğun bir şekilde yapmıştır. Nitekim, CKMP’de, hem kapitalizme hem de sosyalizme karşı çıkmıştı. Bu noktada ikiparti arasında önemli bir benzerlik olmasına rağmen, GP sermaye çevrelerince desteklendiğinden, kapitalizm eleştirisi çok az yapılmıştır. GP için, merkez sağ yerine aşırı sağa meyilli olmuş bir parti nitelemesini yapmak daha doğru olur.
Millet partisi (mp)
CKMP’den ayrılan Osman Bölükbaşı tarafından kurulan Millet Partisi, tipik bir lider partisi olarak değerlendirilmektedir.
Türk toplumunda, 1965’ten sonra, kişilerin değil ancak belli bir görüş ve programa bağlı olarak toplumsal taban oluşturan partilerin etkinliklerini sürdürdükleri saptaması yapılmıştır. Dolayısıyla, MP’nin böyle bir ortamda, varlığını sürdürmesi zor olmuştur.
Türkiye işçi partisi (tip)
1968 seçimlerine, gerçek anlamda sol parti olarak giren tek siyasi oluşum TİP olmuştur.
İlk kez bir yerel seçim ile (1963) seçmenlerin karşısına çıkan TİP, 1965 Milletvekili Genel Seçimlerinde %3 oy almış, ulusal bakiye sisteminin de etkisiyle parlamentoya 14 milletvekili sokabilmiştir.
1960’ların ikinci yarısında parti içinde çeşitli görüş ayrılıkları yaşanmaya başlamış ve ‘Milli Demokratik Devrimciler’ olarak adlandırılan bir grup ortaya çıkmıştır.
1968 seçimleri, TİP’in “emekçi sınıflarına ne dereceye kadar nüfuz ettiğini gösterecek işaretleri” vermesi bakımından TİP için önemli kabul edilmiştir. Bu seçimler ile TİP’in bölgesel olarak gücünü gösterebileceği değerlendirmesi de yapılmıştır.
Yeni türkiye partisi (ytp)
AP ile birlikte DP’nin siyasi mirasını paylaşmak isteyen partilerden biri olan YTP, siyasi yaşamı boyunca toplumsal bir taban oluşturamamıştır.
III. SEÇİM PROPAGANDASI
1- AP 1965 seçimleri ile iktidara gelmesinden sonra yaptığı faaliyetlerin hesabını bu seçimlerde değil 1969 seçimlerinde vereceğini açıklayarak, bu seçimleri referandum olarak görmediğini ortaya koymuştur. Nitekim, Demirel, “...alacak vadesinde tahsil olunur, vadenin yarısında tahsil olunmaz. 1969 milletvekili seçimlerine girerken büyük milletimize taahhütlerimizin tam bir hesabını vereceğiz...” demiştir. (Son Havadis, 26.5.1968) Bununla birlikte, 2 Haziran seçimleri genel olarak, 1969 seçimlerine kadar sürecek dönemi mutlaka etkileyecek ve büyük seçimlerin kaderini belirleyecek şeklinde de değerlendirilmiştir.
2- CHP, AP’nin irticaya taviz verdiğini öne sürmüştür. Nitekim, İnönü, “...hükümetin irticaı kullanmamasını istiyorum” demiştir.
Ecvet GÜRESİN, Cumhuriyet, 25.5.1968
“...hizipleşmelere rağmen, bağımsızların oy bölmesine rağmen AP, kimi politikacıların iddia ettiği gibi, bitmiş, tükenmiş değildir... din görevlileri... partinin gönüllü veya devletten ücret alan propagandacılarıdır... nurcular, nakşibendiciler AP için çalışmaktadır...”
AP ile bu konuda yarışan parti MP'dir. MP’nin Diyanet İşleri Eski Başkanı İbrahim Elmalı'yı partiye çekmesi, bu partinin ‘dini’ siyasete alet ettiği şeklinde yorumlanmıştır.
3- AP’nin yürüttüğü genel propagandanın üçüncü özelliği, kendilerini ülkenin anarşiye doğru kayma tehlikesinin önleyicisi olarak göstermeleri ve komünizm karşıtlığıdır.
4- CHP, yukarıda belirtildiği gibi, AP’nin irticayı kullandığı temasını sıklıkla vurgulamış, İnönü "başlıca rakibimiz TİP’tir" diyerek partinin sol kimliğini yerleştirmeye çalışmıştır.
5- Seçim kampanyasının iki büyükler AP ve CHP arasında geçtiği ileri sürülmüştür. Özellikle AP yöneticileri, küçük partilerin oylarını almaya yönelik olarak, seçim yarışının AP ile CHP arasında geçtiği temasını 1963 seçimlerinde olduğu gibi bu seçimlerde de kullanmışlardır.
6- YTP ise, eski DP’lilerin haklarının iadesi ve tabii senatörlüğün kaldırılması yönünde teklif hazırlayarak kampanyasını yürütmüştür. Ancak bu, “...senato ve milletvekili ara seçimlerine katılmayan bu partinin, bütün muhtarlık ve belediyeleri elde etse bile, Anayasa’yı nasıl değiştirip DP’lilerin siyasi haklarını vereceğini herkesin kolayca keşfedemeyeceği bir mesele” olarak değerlendirilmiştir.(Tekin Erer, Son Havadis, 26.5.1968.)
YSK kararı gereği sadece yerel seçimlere katılabilen YTP’nin, yerel propaganda için eski DP’lileri kullanması oldukça önemli bir örnektir.
7- TİP “1969’da başa güreşeceğiz” diyerek, seçimlerde çok fazla iddialı olmadığını ortaya koymuştur.
Radyo konuşmaları - seçim beyannameler
Radyo konuşmaları ve basılı malzemeler izlendiğinde, 1968 seçimlerinde Güven Partisi’nin tamamen genel politika konularına değindiği, yalnızca Ankara belediyesine ilişkin bazı saptamalar yaptığı görülmektedir. Adalet Partisi ise yerel yönetimleri demokrasinin temsilcisi ve öncüsü olarak nitelemeye özen göstermiştir. TİP, kentsel hizmetlerin sorunlu olduğunu öne çıkarmış, bu sorunların da genel siyasal sistemin sorunlarından ayrı düşünülmeyeceğini, bu sistemin bir sonucu olarak ortaya çıktığını vurgulamıştır.
Güven Partisi adına radyoda yapılan konuşmalar incelediğimizde, yerel seçimlere ilişkin ve yerel sorunlara değinen hemen hiçbir konuşmaya rastlayamadık. Bunun iki nedeninin olabileceği düşünülmektedir:
- GP ilk kez bir seçime girmektedir. Seçimler partinin kendisini anlatabilmesi ve tanıtabilmesi için bir fırsat olarak görülmüş olabilir.
- Senato ve milletvekilliği seçimleri de yapıldığından yerel seçimlere göre bu seçimler ölçüt olma açısından daha önemli görülmüş, bu nedenle genel konulara değinilmiş olabilir.
Konuşmalarda, pahalılıktan, işsizlikten, gittikçe şımarık ve azgın hale gelen komünizm kışkırtmalarından bunalan vatandaşın geleceğe endişe ile baktığı, hem komünizmle hem yoksullukla imanlı ve cesur şekilde mücadele edecek partinin GP olduğu, sınıf kavgası değil milli beraberlik istendiği, din ve mukaddesat düşmanı olmadıkları, her meseleye Türkiye’nin gözü ile bakılmasını isteyen milliyetçilerin partisi oldukları, komünizmi mutlaka ezecekleri, sol macera ve şahsi tahakküm hevesleri yüzünden CHP’nin seçim minderinde iktidara güreşebilme olanağını kaybettiğini, GP’ye verilecek oyların ‘komünizme dur’ diyeceği, GP’nin sol maceracıların giriştikleri çok tehlikeli oyun ve tertiplere karşı verilmiş şerefli bir mücadeleden doğduğu, GP’nin komünizme de, faşizme de bilinçli düşman olduğu, vatandaş ıstıraplarını düzen yıkma edebiyatı ile sömürmedikleri, ülkenin yetersiz bir iktidar ve yıkıcı sol muhalefetin elinde tehlikeli bir yola sürüklendiği, TİP’in maskeli bir komünist parti olduğu, “Ankara Belediyesi(nin perişan halde oldu(ğu), Ankara(nın) suya, yola, temizliğe, hatta teneffüs edilebilir temiz havaya hasret bir şehir haline geldiği,” belirtilmiştir. Ayrıca partinin Ankara belediye başkan adayı, Ankara’yı kalorifer bacalarının halkı ölüme sürükleyen kirli havasından kurtarmak gerektiğine, gecekondu sorununun milli birlik ve bütünlük ile yakından ilgili bir sorun olduğuna değinmiştir.
AP adına Demirel radyoda yaptığı konuşmada, yerel yönetimlere büyük değer atfettiklerini, devlet yönetiminde verimi sağlamanın en önemli ilkelerinden birinin ‘ademi merkeziyet sistemi’ olduğunu ve yerel yönetimlerin özellikle de belediyelerin, halk için halk tarafından yönetimin ilk kademesini oluşturduklarını ifade etmiştir.
Türkiye İşçi Partisi ise, yerel ve ara seçimlerde iktidarın değişmediğini ancak kullanılan oyların anlamının büyük olduğunu, oyların çoğunlukla muhalefete verilmesi halinde AP iktidarının Anayasa’ya ters düşen gidişine dur dendiğinin anlaşılacağını, “...sokaklarımız yazın tozdan, kışın çamurdan geçilmiyor, mahallemizin suyu sık sık kesilir. Çoğunluğumuzun evinde su bile yok. Elektrik ha var ha yok. Çöpçü haftada bir uğrarsa ne ala. Karda kışta, rüzgar, soğuk altında otobüs beklemekten hastalananlarımız çok. Otobüste yer bulmak ayrı dava” diyerek, kentsel hizmetlerin yeterli olmadığı, partinin doğal olarak da emekçilerin iktidara gelebilmesi için belediye meclislerine ve il genel meclislerine girmesinin gerektiğini belirtmiştir:
“...Devlet ve belediye hizmetlerinden tüm emekçi halkımız yararlanmaya başlayacak. Bugün tamamen bir avuç sömürücünün yararına yapılan hizmetlerden artık sen yararlanacaksın. Temiz yola, ışığa, suya, çocuğun için okula, velhasıl insanca yaşama imkanlarına kavuşacaksın. İkinci sınıf vatandaş olmaktan kurtulacaksın...”
İstanbul seçimleri
Yerel seçim propagandalarını izlemek için İstanbul adayları iyi bir çalışma malzemesidir.
İstanbul Belediye Başkanlığını 1963 yerel seçimlerinde Adalet Partisi kazanmıştı. Fakat, YSK, AP’nin başkanlığını iptal etmiş bunun üzerine başkan CHP adayı Haşim İşcan olmuştu. Bu olaydan ötürü, AP İstanbul seçimleri üzerinde titizlikle durmuştur. Nitekim 1963’te başkanlığı iptal edilen Nuri Eroğan söyle yazmıştır: “AP İstanbul’da bu seçimleri bilhassa başkanlık seçimini kazanmalıdır. Bu suretle gasp edilmiş bir hakkın milli irade ile istirdadı sağlanacaktır.”
Adayların açıklamaları ve seçim beyannameleri, İstanbul’un en önemli sorununun su sorunu olduğunu göstermektedir. Adaylar öncelikle bu sorunun çözümüne yönelik vaadlerde bulunmuşlardır. Vaadler değerlendirildiğinde, tüm adayların altyapı konusuna değinmeleri, İstanbul’un altyapı sorunun çözülemediğini göstermektedir. Halkın belediye yönetimine katılımını öngören vaadler de dönemin toplumcu havasına uygun öneriler olarak göze çarpmaktadır. Bir diğer önemli sorun ve vaad, hayat pahalılığı ve bunun çözümü olmuştur. Belediyelerin o dönem narh koyma yetkileri olduğundan özellikle sebze, meyve ve et fiyatları seçim propaganda malzemesi olabilmiştir.
AP İstanbul belediye başkan adayı Fahri Atabey; İstanbul’un 10 ayrı sorunu olduğunu belirtmiş ve bunları şöyle sıralamıştır: su, elektrik, kanalizasyon, konut, temizlik ve çöp, trafik, gıda ve kontrolü, yakıt, çocuk bakımı ve huzur evleri meselesi. Atabey'in seçim beyannamesinde, İstanbul nüfusunun yarısına yakın bir kısmının yaşadığı gecekondulara medeni hizmetlerin en kısa zamanda götürüleceği, yapılmakta olan tesislerin 1971 yılında bitirileceği ve İstanbul’un dört misli suya kavuşacağı vaat edilmiştir. "Vaat değil, taahhüt ediyorum İstanbul’u suya kavuşturacağım.” Atabey, verdiği bir demecinde, İstanbul’un sanayi şehri olmasını önleyeceğini; vatandaşların dert ve şikayetlerini dinlemek için her hafta açık oturum düzenleyeceğini ilan etmiştir.
CHP İstanbul belediye başkan adayı Orhan Eyüboğlu, isteyen her şoförün ortak olabileceği yeraltı ve yerüstü otoparkları yaptıracağını, yeni hal binaları açacağını, İstanbul’un spor tesislerini tamamlayacağını, yapıcı başkan İşcan’ın yolunda gideceğini, imar çalışmaları yanında, belediyenin bütün kaynaklarını şehri susuzluktan kurtarmak için kullanacağını, halkın zaruri gıda maddelerini spekülasyon ve aşırı kar konusu yaptırmayacağını; hayat pahalılığı, su, yollar, geçitler, imar hareketleri, çocuk yuvaları, meydanların tanzimi gibi faaliyetleri gerçekleştireceğini belirtmiştir.
TİP İstanbul belediye başkan adayı Sadrettin Tospi, devletin İstanbul’da tahsil edilen vergilerden bu şehre en az %5 pay ayrılması gerektiğini, her oturandan, hemşehrilik vergisi alınması gerektiğini belirtmiş ve bir belediye reisinin en başta gelen görevinin, “...halkın huzursuzluğuna sebep olan kaynaklara hiçbir ard fikir ve endişeye kapılmaksızın, sırf halkın menfaatlerini gözönünde tutarak, cesaretle cepheden hücum etmek ve bunları radikal olarak ortadan kaldırmak” olduğunu açıklamıştır.
GP Adayı Fehmi Atanç, İstanbul’u tertemiz bir su, ışık ve güneş şehri olarak düşündüğünü belirtmiş ve belediyenin partilerin at oynattığı bir alan haline geldiğini eklemiştir.
MP adayı Sabih Atlı, İstanbul’u turistik bir Avrupa şehri haline getireceğini, Boğaz Köprüsü’nün yapılmasını şimdilik lüks bulduğunu, şehrin metrosunun yapılmasını arzuladığını ve Haliç’i temizlemek istediğini belirtmiş ve ayrıca Haşim İşcan’ın projelerini gerçekleştirmek isteğinde olduğunu da eklemiştir.
BP adayı Abidin Özgünay’da, ilk yapacağı işin, ucuz mesken ve gecekondu sorununun halli olduğunu açıklamıştır.
Diğer kentlerden örnekler
1963 yerel seçimlerinde, gazeteler daha çok İstanbul, Ankara ve İzmir ile sınırlı yerel seçim haberleri verirken, 1968 yerel seçimlerinde ülkenin diğer yörelerinden de seçim haberleri verilmeye başlanmıştır. Diğer kentlerde yapılan propaganda faaliyetleri şu alıntılar ile resmedilebilir:
AP Ankara Belediye Başkan Adayı Ekrem BARLAS
Gecekondu sorununa el atacağını, yeni pazar yerleri kuracağını, ucuz ve temiz gıda satışına önem vereceğini, yüksek şehircilik kurulu oluşturacağını ve şehrin bir nazım planının yapılacağını vaadetmiştir.
TİP Adana belediye başkan adayı Demirtaş CEYHUN
Bugünkü belediyecilik yol sulamak, ölüye mezar temin etmektir, bu belediyecilik değildir iddiasındadır.
AP Trabzon belediye başkan adayı Yaşar AKIN
Trabzon’un elektrik derdini halledecektir.
AP Çankırı belediye başkan adayı Mehmet EVCİ
Gecekondu davasını kökünden bitirecek radikal tedbirler alacaktır.
AP Konya belediye başkan adayı Ahmet NALÇACI
Hedefi Konya’yı anakent yapmaktır.
AP Aydın belediye başkan adayı Orhan ERSİN
Aydın’ın kanalizasyon işlerini çözecektir.
CHP Rize belediye başkan adayı Mustafa ARDAL
Rizelilere ucuz ve temiz gıda temin edecek ve belediyenin içine düştüğü israfa son verecektir.
AP Kırşehir belediye başkan adayı İsmet ESENSOY
Seçildiğinde beldesini küçük Ankara yapacaktır.
AP Bursa belediye başkan adayı Ömer ÖNADIM
İlk işi yol-su-ışık olacaktır.
AP Edirne belediye başkan adayı Burhan IŞIKSEREN
Pazar yerini tanzim edecek, oto terminali, çağdaş bir sinema sitesi yaptıracak, Selimiye’nin etrafını tanzim ettirecektir.
Gazetelere yansıyan diğer bazı olaylar şunlar olmuştur:
Mersin’de eski belediye başkanı ön seçimlerden sonra bağımsız adaylığını koymuştur. İzmit’te partilerin müdahalesinden çok, kişiler arasında bir yarış yaşanmıştır. Afyon’da, partilerin dışında beş bağımsız adayın belediye başkanlığına aday olmuştur. Nevşehir’de bağımsız adayın ortaya çıkması, ‘herkesin herşey olabilirim’ tutumundan ileri gelmesine bağlanmıştır. Rize’de seçimlerin bütün ağırlığı belediye seçimleri üzerinde yoğunlaşmıştır. Yozgat’ta sadece yerel seçimler yapıldığından halkın seçimlere ilgi göstermediği bildirilmiştir. Çanakkale’de muhalefet bağımsızlara güvenmiştir.
Senato kısmi ve milletvekili ara seçimlerinin yapılmadığı yörelerde, yerel seçim propagandasinin daha yoğun yapıldığı da ileri sürülebilir.
Ayrıca çoğu ilde, bağımsız belediye başkan adaylarının varlığının, yerel propaganda sürecinin en önemli olayı olduğu saptamasını da yapabiliriz.
Tüm yerel seçim propagandasına genel olarak baktığımızda, gecekondu sorununun sadece anakentlerde değil, diğer kentsel alanlarda da görüldüğü, sebze ve meyve, et fiyatlarının hemen her yerde seçim vaadleri arasında yer aldığını, altyapı sorunu ve buna ilişkin vaadlerin de yoğun olduğunu belirtebiliriz.
Gecekondu
1968 yerel seçimleri öncesi, iktidar partisinin ve çeşitli belediyelerin verdikleri taviz sonucu yoğun bir şekilde gecekondu yapıldığı, dönemin gazetelerinde yer alan ve yerel seçim propagandasını ilgilendiren önemli haberlerdendir.
Cumhuriyet, 13.4.1968; 3.5.1968; 23.5.1968; 28.5.1968; Son Havadis 1.6.1968
“Seçimlerin yaklaşması, gecekondu yapımlarını hızlandırdı. Alınan tedbirlerle nispeten önlenen gecekondu yapımı, AP’li belediye meclisi üyelerinin emirleri, biraz da ilgililerin çekingen hareketleri yüzünden şahıs arsaları üzerine bile kurulmaya başlandı.”. “Ankara’da gecekondu yapımı hızlandı.” “...İmar İskan Bakanı Haldun Menteşeoğlu, onbin gecekondu tapularını bağışlamış olmanın...” “Tapulu araziye gecekondu yapılıyor” “İmar Bakanı açıkladı: Bu yıl 10.000 aileye tapuları verilecek” “Gecekonduları gezen Demirel ‘kuvvetimiz sizsiniz’ dedi.”
Görüldüğü üzere, yerel seçim kampanyasında kullanılan en önemli propaganda aracı ve oy deposu gecekondular olmuştur. Bu konuda fazla yorum yapmadan şu yazıya dikkat edilmesi gerekiyor.
Nadir Nadi, Cumhuriyet, 26.5.1968
“...imar planları, kitabına uydurularak bozulmakta, kat müsaadeleri ve parselleme oyunları ile arsa fiyatları durmadan yükselmektedir. Her mahallede bir milyoner yetiştirme politikası yön değiştirmiş, bütün milyonerler belli mahallelerde toplanmaya başlamışlardır. Her karış toprağı ne yapıp ne edip paraya çevirme hırsı, kentlerimizde park diye hemen bir şey bırakmamıştır... bu renksiz başıboş imar faaliyetlerine paralel olarak... kenar mahallelerde çok yoğun bir gecekondu yapımı göze çarpmaktadır...”
İktidarın seçim baskısı
1968 seçimlerine tek başına iktidar olarak giren Adalet Partisi, bu avantajını kullanmıştır. Enerji Bakanı Rafet Sezgin, “AP’nin belediye başkan adayından başkasına oy verilmesi halinde Çanakkale’ye hiçbir yatırım yapılmayacağı” nı belirtmiştir. CHP Genel Başkan vekili Kemal Satır AP’nin seçim beyannamesini ‘rüşvet-i kalem dolu bir mektup’ olarak değerlendirmiş, Ecevit “AP’ye oy verilmedi diye belediyelere yardım etmezlerse dünyayı başlarına yıkarız” demiştir.
Bayındırlık Bakanı Orhan Alp, AP Ankara belediye başkanı için, “...bakanlığımız her bakımdan kendisini destekliyor ve destekleyecektir” demiş, yine enerji bakanı, “AP’li olamayan belediye başkanının kesilen elektrik cereyanını bağlatmam” demiştir. AP İstanbul belediye başkan adayı da, “İstanbul’un devlet yardımına ihtiyacı olduğunu” belirtmiştir.
Adalet Partisi’nin bakanları, partili adayların kazanması için iktidar olmanın olanaklarını kullanırken, AP’li belediye başkanları da iktidar partisinin adayı olmanın avantajını kullanmışlardır:
AP Zonguldak Belediye Başkan Adayı Hamit Bıyık Seçim Beyannamesi, 1968.
“Hükümetle daima temas halinde olarak şehir meselelerimizin yeterli derecede hallini mutlaka tahakkuk ettirmem vazifemdir.
Zonguldağımızın bütün meselelerinin toptan halli için hükümetle temas ederek büyük bir istikraz yoluna gitmek planım dahildir."
IV. SEÇİM SONRASI SİYASAL ORTAM
“AP farklı kazandı.” “Belediye seçimlerinde AP’nin oylarında %30 artış oldu.” AP hem senato ve milletvekilliği seçiminde hem de yerel seçimlerde en başarılı partidir. Milletvekili ara seçimlerinde AP tam bir başarı ile çıkmış ve boş olan 5 milletvekilliğini de kazanmıştır. Senato kısmi ve ara seçimlerinde de AP en çok senatörlüğü alabilmiştir. AP belediye başkanlığı seçimlerinde belediyelerin %56'sında başkanlıklar AP'nin olmuştur.
"CHP ve TİP’de gerileme" “CHP’nin yeni bir kazancı yok.” CHP gerileyen oy oranını belli bir noktada tutabilmiştir. Parti, belediye başkanlıklarının %25'ini alabilmiştir.
“TİP umduğunu bulamadı.” “MP oy kaybetti” “CKMP ve YTP silindi” CKMP ve YTP'nin kazandığı belediye başkanlıkları, toplam içinde binde 5 düzeyindedir; MP ve GP %1 ve %2 düzeyinde kalmıştır.
Belediye başkanlığı seçiminde bağımsızlar sürpriz yapmıştır. Belediye başkanlıklarının %15'I bağımsız adaylara gitmiştir.
Seçime katılma oranı düşüktür.
İlhan SELÇUK, Cumhuriyet, 3.6.1968
“...camiler birer siyasi parti ocağı haline getirilmiştir... komprador kapitalizmin düzenleri seçimleri dürüst seçim olmaktan çıkarmakta ve halk iradesinin sandıktan gereği gibi yansımasını engellemektedir...”
“...bu seçimler halkın gerçek eğilimini yansıtmaktan çok halk üstünde kurulan sultanın iradesini belirlemektedir. Komprador-mütegallibe-softa üçlemesi Türkiye’de seçim sandığına hakimdir. 2 Haziran seçimlerinde bu gerçeği değiştirecek ve iyimserliğe yol açacak bir işaret bulamadık... bakanların belediye başkanı bizden olursa hizmet yardımı yapılır yoksa yapılmaz demeleri durumunda o memlekette seçimin dürüstlüğü kalmaz.
İlhan SELÇUK, Cumhuriyet, 5.6.1968
BP’nin alevilik ve MP’nin sünnilik üzerine eğilmesi geçersiz kalmıştır. GP milliyetçi sol devrimciliğine dönüşen CHP’yi yıkmak yolunda kompradorların beslediği politikacılar kulübü haline gelmiştir. TİP ümit edilen oy artışına kavuşamamıştır...”
Cumhuriyet, 10.6.1968
“...özellikle ilçe merkezlerinde AP kitlesi parçalanmağa başlamış, bir kısım oylar GP’ye ortada duranların bir kısmı da CHP’ye kaymıştır. BP alevi bölgelerinde hem CHP’den hem de AP’den oy çalmıştır. TİP’in köylerden aldığı daha çok AP oylarıdır... 2 Haziran seçimleriyle görülmüştür ki Türkiye bir oluşum içindedir. Üstelik 1969’a kadar olan dönemde ekonomik, sosyal ve siyasal olayları şimdiden kestirmek olanaksızdır...”
Tekin ERER, Son Havadis, 5.6.1968
“...milletten itibar görmedikçe, millet bunları reddetmedikçe, millet bunları istemedikçe... hiçbir utanmazlık duygusuna kapılmadan karşısına çıkar, ‘yine aldandınız’ derler. Bu nasıl millettir ki, yirmiiki seneden beri daima aldanır? Bu millet aldanmakta devam ediyor, o halde ne diye karşısına çıkıp ondan oy istiyorsunuz?... Bir kısmı da ‘henüz millet uyanmadı’ diye sayıklıyor...”
AP’nin seçimden başarılı çıkmasını CHP’ye yakın basın AP’nin irticayı kullanmasına, sermayenin gücüne ve özellikle belediye başkanlığı seçimlerinde yapmış olduğu iktidar baskısına bağlamaktadır. AP yanlısı basın CHP’yi seçimlerde başarısız olarak değerlendirmiştir.
1968 yerel seçimleri, seçim öncesinde ne AP ne de CHP tarafından bir referandum olarak görülmüş, ancak CHP seçimlerin önemi üzerinde daha fazla vurgu yapmıştır. Oysa, seçimlerden sonra yapılan değerlendirmeleri incelediğimizde, bu seçimlerin de referandum olarak değerlendirildiği görülmektedir. “...68 seçimleri iktidarı değiştirmeyecekti ama bir anlamda referandum niteliğindeydi...” “...bu seçimler bir referandum şeklinde olmuştur... ve bu seçimler bir güvenoyu mahiyetinde olmuştur...”
1968 seçimlerinin referandum olarak adlandırılmasının seçim sonrasında yapılması da anlamlıdır. Demirel, yaptığı konuşmalarda, senedin vadesinin 1969 seçimlerinde dolacağını belirtmişti. Ancak seçimlerden (1968) AP önde çıkınca, AP yanlısı basının bunu bir referandum olarak değerlendirmek istediği şeklinde bir yorum yapmak kaçınılmazdır. İnönü ise, sürekli bu seçimlerin önemine dikkat çekmişti. Seçim sonucunda, CHP’nin gerilememesi, CHP yanlılarının da bu seçimleri bir referandum olarak değerlendirmelerine sebep olmuştur.
1960’lı yıllarda yapılan bütün yerel seçimler neredeyse referandum mahiyetinde olmuştur. Her seçim bir referandum dememiz, 1960’lı yılları açıklamaya yetecektir.
Ortanın solu hareketi açısından
Seçim öncesi siyasal ortamı incelerken, 2 Haziran seçimlerinin CHP içerisinde ortanın solu taraftarları ile göbekçiler arasında bir hesaplaşma niteliğinde olacağını ve partinin temel politikalarını şekillendirmesinde büyük önemi olduğunu ve özellikle de Ankara belediye başkanlığı seçiminin, adayın ortanın solu hareketinin bir temsilcisi olmasından dolayı ayrı bir önem taşıdığını belirtmiştik.
Seçimden sonra hem ortanın solu hareketi için hem de Ankara belediye seçimleri açısından farklı yorumların yapıldığını gördük.
Tekin ERER, Son Havadis, 7.6.1968
“...‘ortanın solu paşanın sonu’ diye yazmıştık. O zaman ne kadar isabetli bir tahminde bulunduğumuzu 1965, 1966, 1968 seçimleri göstermiştir... eğer Ecevit 1968 seçimlerinde başarı kazanabilseydi CHP’yi tamamıyla aşırı sol bir parti haline getirecekti...
Ecvet GÜRESİN, Cumhuriyet, 19.6.1968
“...ortanın solu Moskova yolu sloganı tutmamıştır...”
Nadir NADİ, Cumhuriyet, 5.6.1968
“...memleket ölçüsünde ilgi görmeğe başladığı anlaşılan ortanın solu politikası, başarı ile yürütülme yolundadır... CHP’ye verilen oylar yer yer umut verici artışlar göstermiş...”
Haluk ÜLMAN, Cumhuriyet, 12.6.1968
“...CHP 1961 seçimlerinden bu yana uğradığı devamlı oy kaybını durdurmayı başarmıştır...”
ANT Dergisi, Sayı: 76, 11.6.1968
“Göbekçiler, CHP’nin resmen oy kaybettiğini (belirtmişler)... iç iktidarı ele geçirmek üzere... harekete geçmişlerdir...”
Yorumlar, yapıldıkları kaynağın özelliğine göre farklılık taşımaktadır. Ancak şu söylenebilir: CHP hem milletvekili ve senato hem de belediye/yerel yönetim seçimlerinde büyük başarı elde etmemiştir. Ancak, kendini ‘sol’ olarak ifade etmesi, ayrı bir parti olarak içerisindeki sağ unsurlar Güven Partisi’ne kısmen kaydığından, oy gerilemesine neden olmamıştır. Ancak, GP ilk olarak bir seçime girmesine rağmen üçüncü parti durumuna gelmiştir. Bunda, GP’nin AP’den de oy almasının etkisi olmakla birlikte, CHP’den büyük ölçüde oy çaldığı ileri sürülebilir.
CHP Ankara belediye başkanı hakkında, seçim öncesinde olduğu gibi seçim sonrasında da AP yanlısı basın çok yorum/yazıya yer vermiştir:
Mümtaz Feik FENİK, Son Havadis, 4.6.1968
“...Türk milleti, sola da ortanın soluna da iltifat etmemiştir. ... İşçi ve küçük esnaf çoğunlukla ortanın solunu tutmuyor. Buna karşılık solculuk, Çankaya gibi, büyük apartmanların, büyük mülk sahiplerinin bulunduğu ve yüksek memurların oturduğu semtlerde bir sosyete oyunudur... Ankara belediye başkanlığını AP’nin almasının büyük manası vardır...”
Mümtaz Faik FENİK, Son Havadis, 5.6.1968
“...bütün seçimler içinde en önemlilerinden biri, Ankara belediye başkanlığında alınan neticedir. Çünkü, Ecevit takımı, buna ortanın solundaki bütün ağırlığını koymuştur... solcular Ankara belediye başkanlığında ORTANIN SOLUNU BİR TECRÜBE TAVŞANI GİBİ LABORATUVAR DENEYİNE TABİ TUTMUŞLAR fakat yaptıkları enjeksiyonlar bir ideolojiye bir hayat, bir zindelik sağlayamamıştır... Bu netice Ecevit politikasının da o politikaya ayak uydurmaya çalışan İnönü’nün yeni bir iflasıdır...”
Adalet Partisi, Yenimahalle AP İlçe Kongresi 22 Eylül 1968, s. 14.
“1960 yılından beri muhalefetin (CHP) elinde bulunan ve bu yüzden de vatandaşlarımız arasında büyük huzursuzluklar meydana getiren Ankara belediye başkanlığının siyasi iktidara muvazi olarak partimiz tarafından kazanılması en büyük arzularımızdan biriydi...”
CHP’nin Ankara belediye başkanlığı seçimlerini kaybetmesi ortanın solu hareketi için elbette bir yenilgidir. Ancak, bu konuda daha akılcı bir yorum yapabilmek için 1970’li yılları beklemek gerekecektir.
Bağımsızlar açısından
1968 seçimlerinde, AP içerisinde ön seçim sonucunda veto edilmeleri nedeniyle istifa eden pekçok aday, bağımsız olarak seçimleri kazanmışlardır. Bunun hem Türk siyasal yaşamı bakımından hem de yerel seçim tarihi açısından önemi büyüktür.
Ecvet GÜRESİN, Cumhuriyet, 4.6.1968
“...AP 1963’e göre, belediye başkanlıklarını bağımsızlara kaptırmıştır. Bursa, Balıkesir’de ön yoklamada veto edilenler AP’de ezici çoğunlukla seçimi kazanmışlardır...”
Ecvet GÜRESİN, Cumhuriyet, 19.6.1968
“...iktidar partisi, iktidar avantajına rağmen bazı önemli illerde ve kalelerde belediye başkanlığını ya muhalefete ya da bağımsızlara kaptırdı... bağımsızlar AP’den kopmasına rağmen halkın iktidar partisi adayları yerine bağımsızlara oy vermesi ilginçti... başkaldırmalar güney gibi, batı gibi, 1950'’en bu yana muhalefetin giremediği ve çözüklüğün görülmediği yerlerde oluyordu...”
Tekin ERER, Son Havadis, 10.6.1968 "
...bütün bu çelişmelerin esası ön seçim mücadelesinin iyi tanzim edilmeyişindendir. Ön seçimlerde delege sistemi... bütün siyasi partiler için hizip yaratmaktan... hiçbir işe yaramıyor...”
Mümtaz Feik FENİK, Son Havadis, 11.6.1968
“...(seçmenler) körü körüne parti disiplinine bağlı kalmamış, belediye seçimlerinde, şehirlerine ve kasabalarına en çok hizmet edecek insanları bulup çıkarmışlardır... partiler bundan sonra adaylarını tespit ederken bu bölgede bizim çoğunluğumuz var, kimi göstersek seçilir, diyemeyeceklerdir...”
Gerçekten de, bağımsızlar olayı yerel seçim tarihinin en önemli olaylarından biridir. AP her ne kadar, belediye başkanlıklarının çoğunu kazanmışsa da, iktidarda olmasına rağmen kendi seçmen bölgesinde, belediye başkanlıklarını bağımsızların kazanması önemlidir. Üstelik, bağımsızlar sadece küçük kasabalarda değil büyük kentlerde de bu sonuçları almışlardır.
“AP Adana’da seçimleri il idare kurulu yüzünden kaybetmiştir.”
“Adana’da kaybedilen yalnız belediye başkanlığıdır. Seçimi kaybeden AP olmayıp, belediye başkan adayı Ali Sepicidir.”
“Bursa’da seçimi AP değil Önadım kardeşler kaybetmiştir. Bursalılar AP’li belediye başkanına hayır, oyların çoğunu ise AP’li belediye meclisine vermişlerdir...”
“Çanakkale’de seçim il idare kurulu yüzünden kaybedildi.”
“Bursa’da seçimi kaybeden AP değil, AP Bursa il reisliğidir.”
“Adana’da seçimlerin iç yüzü: Adana mahalli seçimleri CHP kazanmamış, AP kendi adayını mağlubiyete uğratmıştır.”
Seçimden sonra Adalet Partisi içinde, özellikle bağımsızların kazandığı illerde seçimlere ilişkin tartışmalar çok yoğun bir şekilde devam etmiştir.
Bu başlığı kapatmadan önce, yerel seçimlere ilişkin bazı önemli olaylara da değinmek gerekir.
İzmir Belediye Başkanı Osman KİBAR’ın bir demeci: “26 bin gecekondunun tapuları Eylül’de verilecek”
İstanbul Belediye Başkanı Fahri ATABEY (AP): “Kuvvetli bir partinin adayı oldum. Kazanacağımdan eminim.”
“Üç belediye başkanlığı seçimi iptal edildi. Antalya, Develi, Ali Fuat paşa.”
“Seçim konduların yıkımı devam ediyor.”
“Ankara’da belediye başkanlığı seçimi oyları yeniden sayılacak.”
“Ardahan belediye seçimi de yenilenecek”
“Seçim öncesi kurulan 500 gecekondulu ‘Adalet Mahallesi’ yerle bir edildi”
“İnönü, Demirel’den yıkımları bir süre durdurmasını istedi. Gecekonduların yıkımı durduruldu.”
“Kenar mahallelerdeki halk daha çok sandık başına gitmiştir. Merkezlerde katılım oranı az olmuştur.”
“67 il merkezinde siyasi partiler tarafından aday gösterilen tek kadın Leyla ATAKAN (İZMİT-CHP), rakiplerini yenilgiye uğratarak seçimi kazanmıştır.”
Tüm bu haberleri birlikte değerlendirdiğimizde: seçim öncesi siyasal ortamın en önemli olayı olan gecekondu sorunu seçim sonrasında da devam etmiştir. Üstelik, AP seçim öncesinde gecekondu yapımını teşvik edici beyanlarda bulunmasına rağmen, seçim sonrasında pekçok gecekondunun yıkıldığı yazılmıştır.
İstanbul belediye seçimleri açısından
YSK’nın aldığı bir kararla, AP’nin il ve belediye meclisi üyelikleri iptal edilmiştir. AP’nin belediye meclisindeki 57 üyeliği muhalefet partileri arasında paylaştırılmıştır.
Demirel: “YSK’nın kararı vatandaşın iradesini değiştiriyor” ve bir başlık: “Bu, seçim değil, tayindir”
Adalet Partisi’ne İstanbul seçimleri pek uğurlu gelmemiş olacak, belediye başkanlığından sonra (1963) belediye ve il genel meclisi üyelikleri de usuldeki bir hata nedeniyle ya da usuldeki bir yolsuzluk nedeniyle iptal edilmiştir. AP itiraz etmişse de bu itirazı reddedilmiştir. Ancak, bu iptal kararına parti çok büyük tepki göstermiştir. Son Havadis, günlerce bu yönde yayın yapmıştır.
“Millet İradesi mi, Hakim Tercihi mi?”
“...seçmenlerin onlardan esirgedikleri oyları keyif içinde sömürecekler...”
“...YSK’nın belediye meclisidir... kendimizi bu şehrin hemşehrisi saymaktan vazgeçmeliyiz...”
“...İstanbul’u Türkiye’den ayrı bir Monako prensliği mi yapmak niyetindeler?...”
“...seçimlerin yargı organlarının nezaretinde yapılmasından övünüyorduk...”
“...YSK DA KENDİ DÖLÜNDEN İSTANBUL BELEDİYESİNDE VE İLİNDE ‘NESEBİ GAYRİ SAHİH’ MECLİSLER KURULMAKTADIR...”
“...Milli Hakimiyet YSK’da mı?”
“...Ey Millet, sen misin bize oy vermeyen al cevabını...”
“...Atabey, kanaatsiz ve ortak düşünce gücünden yoksun bir belediye başkanıyım...”
“...İstanbul’da vatandaş infial içinde...”
V. DEĞERLENDİRME
1968 yılı yerel yönetim seçimlerinde uygulanan mevzuatın, seçimlerin ertelenmesini öngören ve seçmen kütüklerinin güncelleştirilmesini düzenleyen hükümleri dışında hukuki anlamda en önemli düzenlemesi, seçmen kütükleri ile ilgili işlerde köy muhtarlarının görevlendirilmesinin bir zorunluluk haline getirilmesi olmuştur.
Yerel seçimler ile birlikte, senato ara ve kısmi ve milletvekili ara seçimlerinin yapılmış olması yerel propaganda sürecini etkilemiş, seçimler 1969 genel seçimlerinin bir tür hazırlığı olarak değerlendirilmiştir.
Adalet Partisi iktidarda olmasının avantajını özellikle seçim propagandası sırasında fazlası ile kullanmış ve “gecekondulara tapu dağıtılacağı” ile “ancak iktidar partisi belediyelerine yardım yapılacağı” temaları propagandanın temelini oluşturmuştur.
CHP, 1965 seçimlerinden sonra ve kurultay tarafından da kabul edilmesi ile birlikte ortanın solu hareketini daha fazla, ağırlıklı olarak bu seçimlerde seçmen karşısında ortaya koymuştur. Özellikle de, Ankara belediye başkanlığı seçiminde, adayın ortanın solu için bir temsilci kobay olması, bu seçimi CHP ve ortanın solu için ayrı bir öneme sahip kılmıştır.
CHP içerisindeki bu tartışmalar partiden kopmalara yol açmış ve Güven Partisi, CHP’nin sekizleri tarafından kurulmuş ve seçimden üçüncü parti olarak çıkmıştır.
1965 sonrası yaygın olarak partilerin programları ve ideolojileriyle ön plana çıkmaları yerel seçim sürecini de etkilemiş, seçmen parti ya da aday tercihi yaparken bu değişime ya da dönüşüme kayıtsız kalmamış/kalamamıştır.
Yerel seçim ya da yerel temsile ilişkin değerlendirmeler yapılırken yerel seçimlerde kişilerin ön planda olduğu varsayımı esas alınır. Bu seçimlerde de bu varsayımın ya da saptamanın sınanmasına yönelik önemli olaylar olmuştur.
Yerel seçimler için yapılan ön seçim yoklamalarında, AP içerisinde genel merkez-örgüt tartışması ya da karşıtlığı yaşanmış ve pekçok aday partiden istifa ederek, bağımsız adaylıklarını koymuşlardır. Seçim sonucunda da bunların çoğu başarılı olmuştur. Bu olay, partilerin artık "şu bölge bizim oy potansiyelimize sahip, gösterebileceğimiz herhangi bir aday belediye başkanlığını kazanır" ön kabulünü yıkmıştır. Ancak, bu yorumun tam olarak doğru kabul edilebilmesi için, o parti için belediye meclisi üyeliklerine verilen oyların da gözönünde tutulması gerekmektedir.
İstanbul belediye başkanının (AP), kazanacağından emin olduğunu açıklaması ve bunun nedeni olarak da, güçlü bir partinin adayı olduğunu söylemesi, yerel seçimlerde partilerin daha etkin olduğunu kaba olarak gösteren bir örnek olarak değerlendirilebilir.
Ancak, 1960’lı yılların ikinci yarısında, düşünsel hareketlerin yoğunlaşması (örneğin CHP’nin solda yer aldığını açıklaması...), sınıfsal özelliklerin belirginleşmesi, seçimlerde de seçmenin kişiden çok partiye ya da o partinin temsil ettiği ideolojiye yönelmesine yol açtığından ve de ara seçimlerin yerel seçimler ile birlikte yapılmasından dolayı, yerel seçimlerin tam anlamı ile ‘yerel’ geçtiği söylenemez.
1960’lı yıllarda, seçimleri ‘referandum’ olarak tanımlama geleneği bu seçimlerde de yapılmıştır. CHP, aldığı oylar bakımından ortanın solu hareketine seçmenin bakışı noktasında bu seçimleri bir referandum olarak algılamış ya da adlandırmış; AP ise, seçimden en başarılı parti olarak çıktığında, bunu hem şimdiye kadar yapmış olduğu hizmetlere verilmiş bir güvenoyu (aslında Demirel, senedin vadesini 1969 olarak göstermişti) ve geleneksel söylemi olan, “milli iradenin kendini göstermesi ve millet dışı güçlere bir cevap"”niteliğinde bir referandum olarak adlandırmıştır.
VI. KAYNAKÇA
Adalet Partisi, AP Politikasında Genel Görüşler, Ankara, 1969, AP Genel Merkezi Yayını.
Adalet Partisi, AP Zonguldak Belediye Başkan Adayı Hamit BIYIK’ın Seçim Beyannamesi, 1968.
Adalet Partisi, Yenimahalle AP İlçe Kongresi, 22 Eylül 1968, Ankara, 1968.
ALPASLAN, Fehmi; FEYZİOĞLU, Turhan; KIRCA, Coşkun; KOÇ, Süreyya; MELEN; Ferit; ÖZTRAK, Orhan; PAKSÜT, Emin; ŞAHİN, Turhan, CHP’deki Tartışmaların İçyüzü-Belgeler-Ankara, 1967, Balkanoğlu Matbaacılık.
Ant Dergisi, Şubat-Mart-Nisan-Mayıs-Haziran, 1968 Yılı Sayıları.
BAYRAK, M.Orhan, Türkiye’de Gazeteler ve Dergiler Sözlüğü (1831-1993), Küll Yayınları, İstanbul, 1994.
Cumhuriyet, Nisan-Mayıs-Haziran-Temmuz, 1968 Yılı Sayıları.
DEMİREL, Süleyman, Muhtelif Konuşmalar, Ankara, 1969, AP Yayını.
DEMİREL, Süleyman, Seçim Konuşmaları, Ankara, 1969, AP Genel Merkezi Yayını.
FEYZİOĞLU, Turhan, Milli Kurtuluş Yolu-Milliyetçi, Hürriyetçi, Islahatçı Yol, Ankara, 1970.
Gelişim Yayınları, Türkiye’de Dergiler-Ansiklopediler, (1849-1984) Gelişim Yayınları, İstanbul, 1984.
Güven Partisi, Güven Partisi Programı, Ankara, 1967, Balkanoğlu Matbaacılık.
Güven Partisi, Hürriyet, Huzur, Refah, GP Adına Radyoda Yapılan Konuşmalar, Ankara, 1968, GP Yayını.
Hürriyet, Nisan-Mayıs-Haziran-Temmuz, 1968 Yılı Sayıları.
İNÖNÜ, İsmet, CHP Genel Başkanı İsmet İNÖNÜ’nün IV. Olağanüstü Kurultaydaki Açış-Kapanış Konuşmaları (28-29 Nisan 1967), Ankara, 1967, CHP Yayını.
KIRCAALİ, Abdurrahim, Birlik Partisi Program Tasarısı, Eskişehir, 1965.
KONGAR, Emre, İmparatorluktan Günümüze Türkiye’nin Toplumsal Yapısı, C. 1-2, İstanbul 1995, Remzi Kitabevi.
ORHUN, Mehmet, CKMP Çankırı İli İdare Heyeti Bildirisi, Ankara, 1968.
Son Havadis, Nisan-Mayıs-Haziran-Temmuz-Ağustos, 1968 Yılı Sayıları.
SÖKMEN, Tayfur, CHP Ortadadır Ortanın Solu Moskova Yoludur, 18 Kasım 1968, (Basımyeri belirtilmemiş.)
TBMM, Tutanak Dergisi, (1967 Yılı Sayıları).
TEZİÇ, Erdoğan, 100 Soruda Siyasi Partiler, İstanbul, 1976, Gerçek Yayınevi.
Türkiye İşçi Partisi, TİP-Doğru Bilelim, Doğru Konuşalım, İstanbul, 1968, TİP Yayını.
|