|
Hazırlayan: Hüseyin YAYMAN
- 1973 yerel yönetim seçimleri, 12 Mart müdahalesi sonrası yapılan ilk yerel seçimlerdir. 14 Ekim Milletvekili genel seçimlerinden 55 gün sonra 9 Aralık günü yapılmış, seçime 8 parti katılmıştır. 1973 yılına gelindiğinde toplam belediye sayısı 1623’e ulaşmıştır.
- 1961 Anayasası ve Anayasaya uyum yasalarıyla oluşturulan seçim mevzuatı ile, Belediye başkalarının 4 yılda bir, tek dereceli çoğunluk usulü ile seçileceği hükme bağlanmıştır.
- 9 Aralık 1973 yerel yönetim seçimleri, 14 Ekim 1973’de yapılan genel seçimlerin “sağlamasının yapıldığı referanduma ” dönüşerek partilerce milli seçim konumuna getirilmiştir. Yerel yönetim seçimleri daha önceki (1963, 1968) yerel seçimlerinde olduğu gibi bir genel seçim havasında yapılmıştır.
- 9 Aralık yerel yönetim seçimleri dönemin koşullarının yoğun etkisi altında gerçekleşmiştir. 1960 sonrası iyice hızlanan kentleşme hareketleri, ülkenin aynı dönem içindeki kapitalistleşme ve sanayileşme süreciyle kesişmesi sonucu toplumsal ve siyasal taleplerfarklılaşmaya ve değişmeye başlamıştır.
- Yerel yönetim seçimleri 14 Ekim seçimleri sonrası kurulamayan hükümet görüşmelerinin, ancak 27. turda 9 Aralık sonrası seçilen Meclis Başkanlığı seçimi tartışmalarının, yeniden başlayan Arap – İsrail savaşının ve dünya petrol krizinin başladığı hareketli ve yoğun bir dönemde yapılmıştır.
- Büyük kentlerin belediye başkan adaylarının propaganda çalışmaları, partilerinin propaganda çalışmalarının önüne geçerek gazetelerde daha fazla yer almışlardır.
- 9 Aralık seçimleri sonucu, hükümetin ve yerel yönetimlerin aynı partiden olma anlayışı son bularak ilk defa yerel yönetimler ile merkezi yönetime farklı partilerin yönetimine geçmiştir.
- Başta Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Eskişehir olmak üzere toplam 33 ilde CHP, 22 ilde AP, 3 ilde MSP, 1 ilde DP ve 8 ilde Bağımsız adaylar belediye başkanlıklarını kazanmışlardır. CHP seçimlerde büyük bir üstünlük kazanırken, 1968 yerel seçimlerine göre AP’nin oyları gerilemiştir.
- Büyük kentlerin öne çıkan sorunları, gecekondu, su, trafik, ulaşım, alt yapı, imar planı, hayat pahalılığı, metro, çöp sorunu gibi bugünde değişmeyen sorunlar olmuştur.
- Koalisyon görüşmeleri ve hükümetin kurulması sorunu, yerel yönetim seçimlerinin sonuçlarına endekslenerek, partilerin yerel seçimlerde aldıkları oylar hükümetin kurulmasına doğrudan etkide bulunmuştur.
- Seçim öncesi propaganda çalışmalarında ve seçim beyannamelerinde pek bahsedilmese de 1973-1977 yerel seçimleri ile başlayan dönem, belediyecilik tarihi açısından bir dönüm noktası olarak, “Demokratik belediyecilik” ismi altında, üretici, tüketimi düzenleyici, kaynak yaratıcı, birlikçi – bütünlükçü belediyecilik anlayışı deneyimini oluşturmuştur.
|
1973 yerel yönetim seçimleri, 12 Mart müdahalesi sonrası yapılan ilk yerel seçimlerdir. 14 Ekim Milletvekili genel seçimlerinden 55 gün sonra 9 Aralık günü yapılmış, seçime 8 parti katılmıştır. 1973 yılına gelindiğinde toplam belediye sayısı 1623’e ulaşmıştır.
1961 Anayasası ve Anayasaya uyum yasalarıyla oluşturulan seçim mevzuatı ile, Belediye başkalarının 4 yılda bir, tek dereceli çoğunluk usulü ile seçileceği hükme bağlanmıştır.
9 Aralık 1973 yerel yönetim seçimleri, 14 Ekim 1973’de yapılan genel seçimlerin “sağlamasının yapıldığı referanduma ” dönüşerek partilerce milli seçim konumuna getirilmiştir. Yerel yönetim seçimleri daha önceki (1963, 1968) yerel seçimlerinde olduğu gibi bir genel seçim havasında yapılmıştır.
9 Aralık yerel yönetim seçimleri dönemin koşullarının yoğun etkisi altında gerçekleşmiştir. 1960 sonrası iyice hızlanan kentleşme hareketleri, ülkenin aynı dönem içindeki kapitalistleşme ve sanayileşme süreciyle kesişmesi sonucu toplumsal ve siyasal taleplerfarklılaşmaya ve değişmeye başlamıştır.
Yerel yönetim seçimleri 14 Ekim seçimleri sonrası kurulamayan hükümet görüşmelerinin, ancak 27. turda 9 Aralık sonrası seçilen Meclis Başkanlığı seçimi tartışmalarının, yeniden başlayan Arap – İsrail savaşının ve dünya petrol krizinin başladığı hareketli ve yoğun bir dönemde yapılmıştır.
Büyük kentlerin belediye başkan adaylarının propaganda çalışmaları, partilerinin propaganda çalışmalarının önüne geçerek gazetelerde daha fazla yer almışlardır.
9 Aralık seçimleri sonucu, hükümetin ve yerel yönetimlerin aynı partiden olma anlayışı son bularak ilk defa yerel yönetimler ile merkezi yönetime farklı partilerin yönetimine geçmiştir.
Başta Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Eskişehir olmak üzere toplam 33 ilde CHP, 22 ilde AP, 3 ilde MSP, 1 ilde DP ve 8 ilde Bağımsız adaylar belediye başkanlıklarını kazanmışlardır. CHP seçimlerde büyük bir üstünlük kazanırken, 1968 yerel seçimlerine göre AP’nin oyları gerilemiştir.
Büyük kentlerin öne çıkan sorunları, gecekondu, su, trafik, ulaşım, alt yapı, imar planı, hayat pahalılığı, metro, çöp sorunu gibi bugünde değişmeyen sorunlar olmuştur.
Koalisyon görüşmeleri ve hükümetin kurulması sorunu, yerel yönetim seçimlerinin sonuçlarına endekslenerek, partilerin yerel seçimlerde aldıkları oylar hükümetin kurulmasına doğrudan etkide bulunmuştur.
Seçim öncesi propaganda çalışmalarında ve seçim beyannamelerinde pek bahsedilmese de 1973-1977 yerel seçimleri ile başlayan dönem, belediyecilik tarihi açısından bir dönüm noktası olarak, “Demokratik belediyecilik” ismi altında, üretici, tüketimi düzenleyici, kaynak yaratıcı, birlikçi – bütünlükçü belediyecilik anlayışı deneyimini oluşturmuştur.
I- SEÇİM MEVZUATI
1961 ANAYASASI VE YEREL SEÇİMLER
1973 yerel seçim mevzuatını tam olarak anlayabilmek için 27 Mayıs 1960’la müdahalesi ile başlayan süreçte hazırlanan 1961 Anayasasının yerel seçimlere ilişkin hükümlerine bakmak gerekmektedir. 1961 Anayasası birçok alanda olduğu gibi genel ve yerel seçimlere ilişkin olarak da birtakım düzenlemeler yapmıştır. 1961 Anayasası yine bir kurumsal çerçeve getirirken, yerel yönetimleri de bu kurumsal çerçevede yorumlamıştır. Bununla birlikte Anayasa kent yaşamı ve kentlerin yönetimine ilişkin düzenlemelerinin yanında merkezi ve yerel yönetimlere ilişkin getirdiği yeni düzenlemelerle de 1924 Anayasasından farklı bir bakış açısını ortaya koymaktadır (Tekeli- Ortaylı 1978 : 180). Başka bir ifade ile 1961 Anayasası ile yerel yönetimler farklı bir yorumlama ile yeniden düzenlenmek istemiştir (Altaban 1990 : 317).
Anayasanın 112. ve 116. maddeleri devlet teşkilatı içerisinde yerel yönetimlerin fonksiyonlarını belirlerken “idarenin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. İdare kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve yasayla düzenlenir” denilmektedir. 116 maddede ise “mahalli idareler, il, belediye ve köy halkının müşterek mahalli ihtiyaçlarını karşılayan ve genel karar organları halk tarafından seçilen kamu tüzel kişileridir” ifadesine yer verilmektedir. Yerel yönetimlerin seçimleri yasanın gösterdiği zamanlarda ve 55. maddede yazılı esaslara göre yapılacağı belirtilirken 55. madde de seçimlerin serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel ay, açık sayım ve döküm esaslarına göre yapılacağı vatandaşların yasada ifade edilen şartlara uygun olarak seçme ve seçilme hakkına sahip oldukları gösterilmiştir.
Ayrıca 116. maddede mahalli idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kazanma ve kaybetmeleri konusundaki denetim ancak yargı yolu ile olacağı hükme bağlanmıştır. Mahalli idarelerin kuruluşları, kendi aralarında birlik kurmaları, görevleri, yetkileri, maliye ve kolluk işleri ve merkezi idare ile karşılıklı bağ ve ilgileri kanunla düzenlenir. Bu idarelere görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır, denilerek 1924anayasasından farklı bir bakış açısı ve yenilikçi bir tutum ortaya koymaktadır. Yerel yönetimlere kamu tüzel kişisi denilmesinin yanında görevleri ile orantılı bir gelir sağlanacağının da belirtilmiş olması yerel yönetimlerin mali boyutunu da anayasal bir ilke haline getirilmiştir.
1961 Anayasası yerel yönetimlerin varlığını kabul eden 112. maddesi, yerel yönetimleri tanımlayan 116. maddesi ve seçimin özelliklerini ifade eden 55. maddesi ile 1924 Anayasasına göre oldukça yenilikçi ve özgürlükçü değişiklikler getirmiştir. 1961 Anayasasının, Tekeli ve Ortaylının ifadeleriyle “mahalli idarelerin özerk ve güçlü olarak kurulmalarına olanak sağlayacak bir çerçeve koymuştur. Bu çerçevenin işlerlik kazanabilmesi ancak gerekli yasaların çıkarılması ile sağlanacaktır.” denilmek suretiyle 1961 Anayasasının “ilerici-çağdaş” niteliği üzerine vurgu yapılmaktadır.
1961 SONRASI YASAL DÜZENLEMELER
1961 Anayasasında belirtilen hükümler bağlamında bir takım yasal düzenlemelere gidilmiştir. Bu yasalar sırasıyla 26 Nisan 1961 kabul, 2 Mayıs 1961 Resmi Gazete yayım tarihi ile 298 sayılı “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”, 25 Mayıs 1961 tarihli resmi gazetede yayımlanan 306 sayılı “Milletvekili Seçim Yasası” dır.
Seçimlerin Temel Hükümleri ve seçmen kütükleri hakkındaki 298 sayılı yasanın 1. maddesi ile “özel yasalara göre yapılacak Millet Meclisi, Cumhuriyet Meclisi, İl Genel Meclisleri, belediye Meclisleri, Muhtarlar, İhtiyar Meclisleri ve İhtiyar Heyetleri Seçimlerinde” uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Seçim Esaslarını belirten 2. madde de ise “Seçimler, serbest, eşit tek dereceli, genel oy esaslarına göre yapılır. Seçmen oyunu kendisi kullanır, oy gizli verilir. Oyların sayımı, dökümü ve tutanaklara bağlanması açık olarak yapılır” denilmektedir.
Yasa seçim çevresi olarak (Madde 3) “özel kanunlardaki çevre ayırmaları saklı kalmak şartıyla seçimlerde her il bir seçim çevresi” olduğunu hükme bağlanmıştır.
Onbir bölüm ve 189 maddeden oluşan 298 sayılı yasa seçimlerin temel hükümlerini ve niteliklerini (seçim sürecini) en ince ayrıntısına kadar düzenleyen temel bir yasa olmuştur.
Yerel yönetimlerin seçim mevzuatına ilişkin olarak bahsedilmesi gereken diğer temel yasalar 8 bölüm ve 165 maddeden oluşan 3 Nisan 1930 kabul tarihli 1580 sayılı Belediye Yasası, 10 bölüm ve 97 maddeden oluşan 18 Mart 1924 kabul tarihli 442 sayılı Köy Kanunu sayılabilir.
1580 sayılı Belediyeler Yasasında 19.7.1963 tarihli 307 sayılı yasa değişikliği ile belediye meclisi üyeleri seçiminde nispi temsil, belediye başkanları seçiminde çoğunluk usulünün uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 442 sayılı Köy Yasasında 18.7.1963 tarih ve 286 sayılı yasa değişikliği ile Köy muhtarı ve ihtiyar meclisi üyelerinin seçiminin çoğunluk usulüne göre tek dereceli olarak, şehir ve kasabalardaki mahalle muhtar ve heyetlerinin seçiminin de çoğunluk usulüne göre yapılacağı hükme bağlanmıştır. İl özel idaresi yasasında yapılan 19.7.1963 tarih ve 306 sayılı yasa ile, il genel meclisi seçimlerinin tek dereceli ve nispi temsil usulüne göre yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Daha önceki bir çalışmada (1963, 1968 dönemleri) yerel seçim mevzuatı ayrıntılı olarak incelendiğinden ve 1973 yerel seçimlerine bu dönemlerde yapılan değişikliklerle gidildiğinden bu bölüm kısa tutularak genel olara konu özetlenmeğe çalışılmıştır. 1968 – 1973 dönemi içerisinde, 298 sayılı yasada değişiklik yapan 24 Mart 1973 kabul tarihli 1700 sayılı yasa, Siyasi Partiler Kanunu ile seçimlerle ilgili Bazı Hükümlerin değiştirilmesi, Bazı Hükümlerin kaldırılması ve bu kanunlara Bazı Hükümlerin eklenmesi hakkındaki 1783 sayılı 26 Haziran 1973 kabul tarihli yasa, 306 sayılı milletvekili seçimi kanuna bazı maddeler eklenmesi hakkındaki 1036 sayılı 20 Mart 1968 kabul tarihli yasa, Siyasi Partiler Kanunun 74. maddesinin değiştirilmesine dair, 1017 sayılı22 Şubat 1968 kabul tarihli yasa, 286 sayılı Köy Kanununda Değişiklik yapılmasına dair yasanın 25. maddesinin, 287 sayılı Şehir ve Kasabalarda mahalle muhtar ve ihtiyar heyetleri teşkiline dair 4541 sayılı kanunda değişiklik yapılması ve bazı kanunların kaldırılması hakkında kanunun 8. maddesinin değiştirilmesine, 306 sayılı İdarei Umumiyei Vilayet Kanununda değişiklikler yapılmasına ve ilgili bazı kanunların kaldırılmasına dair kanunun 105. maddesinin değiştirilmesine ve 307 sayılı Belediye Kanununda değişiklik yapılmasına dair 24. maddesinin değiştirilmesi hakkındaki 1252 sayılı 14 Nisan 1970 kabul tarihli yasa ile bir takım değişiklikler yapılmış olsa da bu değişiklikler yerel seçilerin temel hükümlerinde değişiklik yapan yeni düzenlemeler olmayıp tali konular üzerinde bazı değişikliler yapan düzenlemelerdir.
1963-1973 Döneminde yerel yönetimler konusunda bir kısım temel yasaların çıkarılmasından ziyade, mevcut yasalar üzerinde bazı değişiklikler yapılması tercih edilmiş olup bu değişikliklerin büyük bir kısmı da 1961 anayasasının getirdiği yeni düzenlemelerden kaynaklanmıştır. Başka bir ifade ile mevcut yasaları Anayasaya uygun hale getirme çalışması yapılmıştır. Bir kısım değişiklikler ise toplumsal gelişmelere ve yerel yönetimlerle ilgili başka konularda çıkarılan yasalara uyum sağlama ihtiyacından doğmuştur (Tekeli- Ortaylı 1978 : 189).
II. 1973 SEÇİMLERİNİN ÖNEMİ
1970’li yıllara gelindiğinde görülen odur ki toplum giderek artan bir hızda yapısal ve zihinsel anlamda kabuk değiştirmekte yeni bir toplumun ve yeni bir Türkiye’nin oluşumunun işaretlerini vermektedir. 1970’li yılları etkileyen ve bir anlamda hazırlayan gelişmeler 1960’lı yıllarda ortaya çıkmaya başlamıştır. Öncelikle 1960 yılında askerlerin yönetime el koyması ile başlayan süreçte, hazırlanan 1961 Anayasası ve bu Anayasanın getirdiği çağdaş – özgürlükçü ortam, ülkenin planlı kalkınma hamlesi ile hızlanan kapitalistleşme süreci sonunda ortaya çıkan kentlileşme hareketi ile eklemlenince, 1970’li yılların siyaset ve yönetim anlayışının, devlet – birey ve devlet – toplum ilişkilerinin artık eskisi gibi olmayacağı görülmeye başlanmıştır.
1973 yerel seçimlerini ve seçim sonrası yerel yönetimlerde oluşan gelişimi daha iyi anlayabilmek için dönemin koşullarını bilmek ve yerel yönetimler ilişkin ortaya çıkan gelişmeleri irdelemek gerekmektedir. Öncelikle yerel yönetimler sistemi, toplumsal sistemin bir alt parçadır. Yerel yönetimler içinde bulunduğu büyük sistemden bağımsız ve ayrı düşünülmez. Toplumsal sistem içindeki siyasal ve ekonomik gelişmeler aksaklıklar hiç kuşkusuz özellikle belediyeleri ve onların konumlarını büyük ölçüde etkileyecektir. 1970’li yıllara gelindiğinde artık nüfusun %50’den fazlasının belediye sınırları içinde yaşamaya başlamıştır. Artık belediye hizmetleri mevcut haliyle toplumun ihtiyaçlarına cevap veremez halde olup kentli nüfus yerel yönetimlerden daha fazla hizmet talep etmeye başlamıştır. Ancak ne var ki 1970’li yılların yeniliklerinin ve taleplerinin 30-40 yıl önce çıkarılmış yasa ve diğer düzenlemelerle karşılanması pek mümkün gözükmemektedir (Kazancı 1982 : 237 – 238).
1961 Anayasasının getirdiği özgürlük ortamı ile 1960 sonrasında iyice hızlanan yüksek kentleşme düzeyi, ülkenin aynı dönem içindeki kapitalistleşme ve sanayileşme sürecinde kat ettiği mesafe ve deneyimlerle birleştiğinde ortaya kentlerin hem fiziksel hem de sosyal yapısında önemli değişmelere farklılıklara yol açmıştır. Evvela sayısal olarak ortaya çıkan gelişmelerin sosyali etkileyerek belli bir yöne kanalize etme çabası dikkatleri çekmektedir. 1950’lerde hızla büyüyen kentlerin 1970’lerin başına gelindiğinde ulaştığı büyüklükler bir kısım niteliksel değişiklikleri de beraberinde getirmiştir. Kentlerin sorunları ölçek değiştirmiştir. Örneğin 500 bin nüfuslu bir Ankara’da hava kirlenmesi çok önemli bir sorun teşkil etmezken, aynı çanak içine 1,5 milyon insan yerleşince hava kirliliği sorunu hayati öneme sahip bir sorun şekline dönüşmüştür. Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkündür (Tekeli- Ortaylı 1978 : 188). Büyüyen kentlerle sorunlar da büyürken, kentsel toplum yapısındaki siyasal ve sosyal farklılaşmanın 1973 yılı yerel seçimlerine gelinceye değin yönetim merkezi yönetim yapısına ve siyasal alana yansımamamsı sonucu, artan kentsel sorunların geçici ve parçacı bir yaklaşımla çözülmeye veya bastırılmaya çalışılmasına neden olmuştur (Altaban 1990 : 320).
1950-1960 dönemi içerisinde hükümetlerin ve belediye başkanlarının aynı partiden olması eğilimi 1960-1970 dönemi içerisinde de devam ederek, bir anlamda belediyeler merkezi iktidarın tamamlayıcısı durumuna gelmesine neden olurken, bu durum özellikle büyük kentlerin belediyelerinin, bu kentlerin günlük yaşamlarnda daha aktif rol oynamalarını ve sorumluluk almalarını geciktirmiştir (Göymen 1997 : 23). Söz konusu dönemi kapsayan yıllar içerisinde yukarıda sayılmaya çalışılan nedenlerden dolayı yerel yönetimler – merkezi yönetime hem kaynak hem de yönetim anlayışı bakımından bağımlı hale gelmişlerdir. 1970’li yıllara gelindiğinde ise toplumun sosyo-ekonomik ve siyasal yönden farklılaşması sonucu büyük ve orta ölçekli şehirlerde belediye yönetimleri kent yaşamında önemli bir konuma gelmiş aynı zamanda vatandaşların yönetime katılmalarını sağlayan bir işlev yüklenmişlerdir.
1970’li yıllar ülke tarihinin en çalkantılı ve en hareketli yıllarının olduğu yıllar olmuştur. 1970-1980 dönemi içerisinde 1971 ve 1980 yıllarında iki askeri darbe, iki genel, iki yerel seçim yapılmış, 11 (ONBİR) ayrı hükümet kurulmuştur. 1973 yerel seçimleri ile başlayan dönem ise Türk belediyecilik tarihine damgasını vuran “yeni bir belediyecilik anlayışının doğduğu” yıllar olmuştur. Bu yapısal değişiklikler siyasal iktidarın niteliğini ve kaynaklarını da değiştirmeye zorlamıştır.
Bu döneme ilişkin yerel yönetimlerin temel sorunu, belediyelerin parasal durumlarının nasıl iyileşeceği ve gecekonduları nasıl kent yaşamına dahil edilerek, çözüme kavuşturulacağı konularıdır (Erim 1990:382). 1961 Anayasası, 1924 Anayasasından farklı olarak yerel yönetimlerle ilgili düzenlemelere geniş bir yer vermiş olmasına rağmen, uygulama da bu ilkeler yasal düzenlemeler vasıtasıyla hayata geçirilememiş, belediyelerin yönetsel yetkileri ve mali olanakları yetersiz ve sınırlı kalmaya devam etmiştir. Belediyeler daha önceki dönemlerde olduğu gibi 1970’li yıllarda da kıt kaynaklarıyla hizmet vermeye çalışan kuruluşlar olarak kalmışlardır (Gülöksüz- Tekeli 1990:374). Bununla birlikte belediye kaynaklarının kıt olmasına rağmen belediye gelir sisteminin yeni belediyelerin kurulmasını özendirici yapısı, nüfus artışı ve kentleşme eğilimlerinin devamı ile birleşince, belediye sayısındaki artış devam etmiştir. 1961 yılında 998 olan belediye sayısı 1973 yılına gelindiğinde 1623’e ulaşmıştır. Yine bu dönem içinde belediye birliklerinin sayısındaki artış dikkatleri çekmektedir. Bu birliklerin pek çoğu altyapıları kurulmasında karşılaşılan ölçek ekonomileri yüzünden doğmuştur. (Tekeli- Ortaylı 1978 : 224).
1973 yerel seçimleri ile başlayan yeni dönem ile yeni bir belediyecilik anlayışı da ortaya çıkmıştır. Bu yeni anlayışın temel dinamikleri (Tekeli- Ortaylı 1978 : 243 – 255):
1- Demokratik – Katılımcı Belediye
2- Üretici Belediye
3- Tüketimi Düzenleyici Belediye
4- Kaynak Yaratıcı Özerk Belediye
5- Birlikçi- Bütünlükçü Belediye.
1973 sonrası belediyecilik anlayışı siyasal bir içerik kazanmıştır. Bir başka ifadesiyle 1973 sonrası ortaya çıkan yeni belediyecilik hareketin siyasal alanda önemli bir yer tutmaya başlamıştır. “Demokratik yerel yönetim hareketinde” denilen bu dönem uygulamaları Türk belediyecilik deneyimine zengin bir birikim katarak bütün zamanlar için “bir belediyecilik laboratuvarı olmaya” devam etmiştir.
9 Aralık 1973 yerel seçimlerine geldiğimizde, yerel seçimlerin dönemin koşulları gereği ikinci planda kaldığı görülmektedir. Öncelikle 14 Ekim 1973’de genel seçimlerin yapılmış olması, seçimin üzerinden uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen hükümetin kurulamamış ve TBMM başkanın seçilememiş olması tüm partilerin ve yöneticilerin öncelikle hükümet sorunu üzerinde yoğunlaşmalarına neden olmuştur. Yine seçim öncesi Arap – İsrail savaşının yeniden başlaması, petrol krizinin ortaya çıkması ile enerji sıkıntısının had safhaya ulaşması, pahalılığın iyice artması, dönemin önemli olaylarının bir kaçı olup bu gelişmeler 9 Aralık seçimlerinin gölgede kalmasına neden olan gelişmelerin bir kısmıdır. Bu olgusal gerçekliğin bir sonucu olarak, 1973 yılı yerel seçimleri, günün koşulları gereği bir yerel seçim olmaktan çıkarak 14 Ekim 1973’te yapılan genel seçimlerin “sağlamasının yapıldığı bir refaranduma” dönüşmüştür.
1961 Anayasası, yerel yönetimleri “il, belediye veya köy halkının ortak mahalli ihtiyaçlarını karşılayan tüzel kişiler olarak tanımlarken, karar organlarının halk tarafından seçileceğini ve organların bu statülerini kaybetmelerinin ancak yargı yoluyla olacağın hükme bağlamıştır. Yerel yönetimlerin kuruluşları kendi aralarındabirlik kurmaları, görevleri, yetkileri, maliye ve kolluk işleri ve merkezi idare ile karşılıklı bağ ve ilişkilerinin yasayla düzenleneceği belirtilirken, yerel yönetimlere görevleri ile orantılı gelir kaynağı sağlanacağı hükme bağlanmıştır. 1961 Anayasasına göre belediye başkanın 4 yılda bir halk tarafından seçileceği belirtilmiştir. 27 Temmuz 1963 ve 307 sayılı yasa ile 1580 sayılı belediye kanunu yeni Anayasa ile tutarlı hale getirilmeye çalışılmıştır. Bu yasa ile belediye başkanlarının seçiminde tek dereceli çoğunluk usulü getirilmiştir. Böylece kamuoyu denetimine açık olan belediye başkanları, belediye meclisine karşı güçlendirilmiştir.
III. SİYASAL PARTİLER
Adalet Partisi (AP)
Adalet Partisi 27 Mayıs Müdahalesinin ardından dönemin koşulları gereği üstü kapalı bir biçimde Demokrat Parti’nin (DP) mirasına sahip çıkarak Şubat 1961’de kurucuların çoğunluğunu eski DP’lilerin oluşturduğu bir ekip tarafından kuruldu. İlk genel başkan emekli orgeneral Ragıp Gümüşpala olan AP 1961 genel seçimlerinde 27 Mayıs müdahalesine üstü örtülü bir şekilde karşı çıktı ve % 34.4 oranında bir oy alarak CHP’nin ardından ikinci parti oldu. Kasım 1961’de kurulan hükumette, CHP ile koalisyona giren AP, 6 ay sonra bu koalisyonun dağılması sonucu muhalefete geçti. 1964 yılında genel başkanlığa Ragıp Gümüşpala’dan sonra Süleyman Demirel seçildi. Süleyman Demirel genel başkanlığında ilk girdiği seçimlerde % 52.9 oranında bir oy toplayarak tek başına iktidar oldu. 1969 seçimlerinde ise AP % 46.5 oranında bir oy alarak yeniden tek başına iktidar oldu. 1970 yılında DP’den beri devam eden “merkez sağın koalisyonu” olma durumu çatlaklar vermeye başladı ve AP’den ilk kopmalar oldu. Siyasal tarihimizde 41’ler olayı olarak bilinen bu olay sonucu bazı milletvekilleri Necmettin Erbakan’ın kurduğu Milli Nizam partisine geçerken bazıları ise Demirel’in DP mirasına sahip çıkmadığını öne sürerek Demokratik Partiyi kurarak DP’ye geçtiler. 1968 olaylarının Türkiye’yi de etkilemesi ile öğrenci ve işçi hareketleri sonucu bir bunalım ortamı oluştu. Bu bunalım 12 Mart 1971’de Ordunun müdahalesine yol açtı. Demirel hükümeti istifaya zorlandı. AP bir yandan partiler üstü denilen (1971-1973) teknokratlar hükümetine dışardan bakan verip kimi uygulamaları destekledi, bir yandan da askerlere karşı sezinişlerdebulunarak kendi durumunu temize çıkarma gayreti içinde oldu.
AP 1973 yılında ise Cumhurbaşkanlığı seçimi için CHP ile anlaşarak Farhi Korutürk’ün Cumhurbaşkanı seçilmesini sağladı. Kuruluş yıllarında özellikle kentlerde, pazar ekonomisinin güçlü olduğu yerlerde ve kırsal yörelerde güçlüydü. Bu durum 1969’dan sonra Türkiye’nin değişen sosyal-siyasal ve ekonomik koşulları karşısında özellikle CHP karşısında kentlerde güç yitirmeye başladı. Böylece kırsal desteği kentsel desteğinden daha güçlü hale geldi.
AP’nin esnaf-tüccar gibi iş çevreleri ile yakın ilişkileri vardı. Ekonomik kalkınmayı, milli iradeyi ve geleneksel değerleri vurgulayan popülist-muhafazakar tutumuyla toplumsal desteğini artırmaya çalıştı. AP’nin uyguladığı ekonomi politikası, devlet desteğiile korumacılığa ve iç pazara yönelik ithal ikameci sanayileşmeye dayalı büyüme hedefine ağırlık tanıyordu. Siyasal anlamda AP liberalizm ile muhafazakarlık arasında bir konumdaydı.
AP’nin 1973 Yerel Seçim Beyannamesi
AP’nin 9 Aralık 1973 yerel seçimlerine münhasıran bir yerel seçim beyannamesi hazırlamadığı görülmektedir. 14 Ekim 1973’de yapılan genel seçimler için hazırlanan seçim beyannamesinin kısmen yerel yönetim seçimlerinde de kullanıldığı ayrıca Ankara, İstanbul ve İzmir gibi illerde genel merkezden bağımsız bir kampanya yürüttükleri görülmektedir.
AP’nin 1969 yılında yayımladığı Adalet Partisi programında gaye başlığı altında partinin görüşleri şu şekilde sıralanmaktadır. “AP Türk Milletini, Milli İdeallerinin temeli yapmış bir siyasi teşekküldür. AP Türk Milletini geri kalmışlıktan, sefaletten ve siyasi vesayetten kurtarmak, Hür dünyanın demokratik ileri ve müreffeh hür bir üyesi haline getirmek için çalışır” (AP Programı 1969 :3). AP, devleti bizatihi kendisi için varolan bir kuruluş olarak değil, bir hizmet kuruluşu olarak görmektedir. Milletin bütün olarak hürriyet ve refahını sağlamak devletin görevidir. Mahalli idareler dahil bütün devlet kuruluşlarının bu gayeye en uygun kuruluş ve işleyiş düzeninde olması gerekmektedir (AP Seçim Beyannamesi 1973 :24).
Yine programın 85. Maddesinde Merkezi ve Mahalli idare münasebetleri başlığı altında bu ilişkiler şu şekilde özetlenmektedir. “Artan Amme hizmetlerinin vatandaş ayağına daha iyi şekilde götürülebilmesi ve genişleyen merkezi idare teşkilatının bürokratik mecburiyetler içinde boğulmasının önlenmesi için Türkiye’de merkezi devlet teşkilatı ile mahalli idareler arasındaki alakaların, tarihi kökleri ve tesadüflere dayanan bünyesi, yeniden gözden geçirilmeli ve mahalli idarelerin selahiyet ve imkanlarıartırılmalıdır. Merkezi devlet teşkilatı ile koordinasyon ve işbirliği daha vazıh ve rasyonel şekilde tespit edilmelidir.”
Mahalli İdareler başlığı altında "mahalli idarelerin gerçek bir şahsiyete kavuşturulmasını idari adem-i merkeziyet prensibinin samimi bir şekilde tatbik edilmesini demokratik düzenin ne hızlı gelişmenin şartlarından sayarız" denmektedir. Yine devamla "köylerimizin gelişmesinde ve ihtiyaçlarının karşılanmasında yetersiz halde bulunan köy kanununu, köy kalkınmasına yardım edecek şekilde yeniden tedvirini zaruri görmekteyiz" ifadesine yer verilmektedir.
Programda görüldüğü üzere çok genel ifadelerle yerel yönetimlerin durum tespiti yapılarak bir yerel, yönetim reform ihtiyacına dikkatler çekilmekte; idarenin müessiriyeti ve iş görme kabiliyeti, sürati varlığının şartıdır. Kamu kaynaklarının iyi kullanılması zaman ve imkandan tasarruf iyi işleyen bir idare ile sağlanabilir. İdarenin süratli, emin, güvenilir ve pahalı olmayan bir işleyişe kavuşturulması için kademeli bir ıslahat programına ihtiyaç olduğu öne sürülmektedir.
AP’nin 1973 yılı genel seçim beyannamesi bir seçim beyannamesinden daha çok periyodik yayınlanan bir propaganda kitapçığını andırmaktadır. Seçim beyannamesinde öncelikle 1971 bunalımının nedenleri ve sonuçları üzerinde dolaylı olarak durulurken, parti ve yönetim kadroları bir biçimde günah çıkarmaya çalıştıkları gözlenmektedir. Aslında bu durum yalnızca seçim beyannamesinde değil genel başkanın bir çok miting konuşmasında mevcuttur. Seçim beyannamesi merkezi ve yerel düzeyde bir reform ihtiyacından bahsederken aynı zamanda yerel yönetimlerin önemine, kaynaklarının yetersizliğine ve ülke kalkınmasındaki işlerine dikkatler çekilerek “Müessir İdare” görüşü üzerinde durulmaktadır.
Seçim beyannamesinde ayrıca şehirleşme Hizmetleri Çevre sorunları başlıkları altında şu görüşlere yer verilmektedir: “Ülkemizde nüfus hızlı bir şekilde artmakta ve Köylerden Kasabalardan şehirlerimize büyük nüfus akımı olmaktadır. Tarımsal bir takım nedenler ve sınai gelişme gibi etkenlerle hızlı bir şehirleşme Cereyan etmektedir. Bir taraftan yeni kasaba ve şehirler meydana gelirken diğer taraftan yeni şehirlerimiz kısa süre içinde bütün ölçüleri aşan bir biçimde büyümektedir. Böylesine kısa bir süre içinde nüfus yoğunlaşmasından ileri gelen hızlı bir şehirleşme karşımıza süratli çözümü gerekli sorunlar çıkarmaktadır” (AP Seçim Beyannamesi 1973: 50-51).
Bahsedilen bu sorunlar şu şekilde sıralanmıştır :
- Altyapı hizmetleri sorunu
- Şehirde oturanların yiyecek, giyecek ve yakacak gibi ihtiyaçları ile ilgili şehir ekonomisine ilişkin sorunlardır.
Beyannamede şehir planlarının, sık değiştirilen ve uygulanmayan özelliklerinden bahsederek, şehir planlarının şehrin çeşitli yönlerde gelişmesini veya aşamasını takip eden gelişme, yaşama ve ihtiyaçlara göre revizyonu yapabilen esnekliği olan bir şekle kavuşturulması gereği üzerinde durulmaktadır.
AP mesken politikasının ana hedefi olarak, bütün aileleri konut sahibi olmasını temin etmek şeklinde ifade etmektedir (AP Seçim Beyannamesi 1973 : 52). Konut sorunun çözümü öncelikle şehir planlaması ile ilgilidir. Şehir planları uzun bir gelişme dönemini kavrayacak şekilde hazırlanacak ve bu gelişme döneminde doğacak konut ihtiyacını karşılayacak yeterli yerleşme alanları ayrılarak elverişli arsalar depo edilecek, ruhsat işlemleri basitleştirilerek yasa düzenlemesi yapılacağı belirtilmektedir.
Bu arada, gecekondu bölgelerinin okul, yol, elektrik, kanalizasyon, su, yeşil saha, park ve çocuk bahçesi ve otobüs ihtiyaçlarına öncelik verilerek gecekondu sahiplerinin korkusuz ve endişesiz bir biçimde yaşamalarını devam ettirebilmeleri için 1973 Eylülü’ne kadar yapılmış gecekonduların tapularının verileceği vaat edilmektedir (AP 1973 : 53). Son yirmi yıl içinde yaşanan ekonomik sosyal gelişmeler sonucunda yoğun kentleşme alanlarında insan yaşamını yakından etkileyen hava, su ve kıyıların kirlenmesi gibi “Çevre sorunlarının” ortaya çıktığı görüldüğüne dikkat çekilerek çevre sorunları üzerinde durulmaktadır. AP çevre sorunlarını kalkınma gayretlerinin dışında görmek veya görmezlikten gelmek gibi bu sorunları ileri sürerek kalkınma çabalarının yavaşlatılmasına da karşı çıkmaktadır (AP 1973 : 54-55).
AP seçim beyannamesinde “Köy ve Köylü sorunları” başlığı altında köylünün ve köyün sorunları üzerinde uzun-uzun durmakta ve bu sorunların çözümünü AP’nin tarihi görevi olarak addetmektedir. Bu sorunların çözümü AP için bir medeniyet ve beşeriyet davasının doğal sonucu olarak görülmektedir. Bu anlayış çerçevesinde AP ülke kalkınmasının köyden başlamasını savunmaktadır (AP 1973 : 78). Önceki idarelerin köyü ve köylüyü hakir gördüğünü onun engin ruhunu, hasletlerini ve haysiyetini anlamadıkları öne sürülerek AP’nin köylüyü hak ettiği yere getireceği belirtilerek özellikle köylüye tepeden bakan zihniyet ağır biçimde eleştirilmektedir. Bu amaçla ilçe yönetimi, idari, mali ve teknik yönleriyle güçlendirilecek köye en yakın birimde çözümü sağlanacaktır denilmektedir.
Beyannamede görüldüğü üzere AP köylüleri yücelterek geçmişte bu kesime karşı haksızlıklar yapıldığını öne sürerek bir bakıma bir “iadei itibarda” bulunmaktadır. Bu durumun AP’nin fikirleri ve dayandığı toplumsal destek gözönüne alındığında normal bir durum olarak karşılanması gerektiği görülmektedir. AP kırsal ve taşra desteğini devam ettirmek için bu kesimlerin ruhlarını okşayıcı ifadeleri bilinçli olarak, özellikle ve ısrarla kullanmaktadır.
Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP)
3 Mart 1973 tarihinde Milli Güven Partisi ile Cumhuriyetçi Partinin birleşmesi sonucunda kurulan bir parti olan CGP, CHP içinde meydana çıkan “Ortanın Solu” hareketine muhalefet eden ve “Sekizler” olarak bilinen, öncülüğünü Turhan Feyzioğlu’nun yaptığı oluşumun, parti yönetimiyle anlaşmazlığa ve çatışmaya düşerek 28 Nisan 1967’de toplanan 4. Olağanüstü kurultayın toplanmasını sağlamasına rağmen sekizler grubu olarak bilinen muhalif hareket kongrede başarı kazanamayarak azınlıkta kaldı. Bunun üzerine bu grup 30 Nisan 1967’den CHP’den ayrılarak 12 Mayıs 1967’de Güven Partisini (GP) kurdu. Partinin genel başkanlığına Turan Feyzioğlu getirildi. Partinin adı 29 Ocak 1971’de Milli Güven Partisi olarak değiştirildi. GP 1969 genel seçimlerinde % 6,5 oranında bir oy alıp, 15 milletvekili çıkarak üçüncü parti oldu. 1971 bunalımında Nihat Erim hükümetlerine dışardan bakan verdi.
Yine, CHP içinde Bülent Ecevit’in 14 Mayıs 1972’de genel başkan seçilmesiyle, ortaya çıkan anlaşmazlık sonucu, Kemal Satır öncülüğünde bir grup milletvekili ve senatör CHP’den ayrılarak 4 Eylül 1972’de Cumhuriyetçi Partiyi (CP) kurdular. CP’nin genel başkanlığına Kemal Satır getirildi. Kısa bir süre sonra 3 Mart 1973’te MGP ve CP, Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) adı altında birleşti. Turan Feyzioğlu genel başkanlığa seçilirken Kemal Satır’da genel başkan yardımcılığına seçildi. 12 Mart döneminde parlamentodaki üye sayısıyla kıyaslanmayacak bir etkinliğe kavuşan CGP partiler üstü hükümete 8 bakan vermiştir. 14 Ekim 1973 seçimlerinde % 5,3 oranında oy alarak 13 milletvekili çıkaran CGP 1975’te kurulan I. Milliyetçi Cephe hükümetinde yer almıştır.
CGP ana düşünce olarak “Ortanın Soluna” kayan CHP’ye tepki olarak doğan ve CHP’yi onun kurucusu Atatürk’ten ve Atatürkçülükten uzaklaşmakla suçlayarak kendisini “Sağın merkezinde yer alan” bir parti olarak tanımlarken Atatürk’ün sol yorumuna karşı sağ bir Atatürkçülük yorumu geliştirmeye çalışmıştır.
CGP’nin 1973 Yerel Seçim Beyannamesi
Ortaya çıkışını ve gelişmesini yukarıda kısaca ifade etmeye çalıştığımız CGP 1973 Milletvekilliği Seçimleri için hazırladığı seçim beyannamesinde ona Slogan olarak; “Huzur, Güven, Refah için CGP” ifadesini kullanmaktadır. Toplam 136 sayfadan oluşan beyannamede ülke sorunları ayrıntılı olarak anlatılmış ve bu sorunlara karşı CGP’nin çözüm önerileri vaatleri tek-tek sıralanmıştır. CGP yerel seçimlere ilişkin ayrıbir seçim beyannamesi hazırlamayarak genel seçimler için hazırlanan beyannameyi kullanmıştır.
CGP temel Görüşler olarak kendisini şu ifadelerle anlatmaya çalışmaktadır: CGP bir fikir, program ve inanç partisidir. CGP Türk Milletinin bağımsız ve hür yaşamasını ve ülkemizin bütünlüğünün korunmasını başta gelen hedef saymaktadır. CGP Demokratik rejimi insan haysiyetine en uygun rejim olarak saymaktadır. CGP, Atatürk’ün toplayıcı birleştirici, yüceltici, milliyetçilik anlayışını ülke birliğinin ve kalkınmasının ilham kaynağı ve şaşmaz rehberi saymaktadır. CGP yıkıcı faaliyetlere, anarşiye, komünizme karşı mücadeleyi vatan vazifesi sayan, inançlı, bilgili, cesur milliyetçilerin partisidir. CGP sınıf ve zümre partisi değildir. Fikirlerini paylaşan her yurttaşa açık bir partidir. CGP sınıf mücadelesine karşıdır. CGP “Doğruya doğru, Eğriye Eğri, Ak’a Ak, Karaya Kara” diyen bir partidir. Türk siyasi hayatında yapıcı ve memleketçi tutumun, seviyeli tenkidin en iyi örneklerini CGP vermiştir. CGP Türkiye’de komünizmi de yoksulluğu da söküp atmak kararında olanların partidir. CGP kin değil, sevgi partisidir. Macera partisi değil, huzur partisidir. Yabancı ideolojilerin değil, Türk Milletinin Emrindedir (CGP Seçim Beyannamesi 1973 : 1-3).
CGP temel fikirlerini açıklarken görüldüğü gibi yine kendi ifadesiyle “ne tutucu ne yıkıcı, yapıcı bir parti” olup parolası huzur, hürriyet, güven, refahtır. 1973 seçimlerine iddialı bir biçimde hazırlanan ve bunu hazırladıkları seçim beyannameleri ile de ortaya koyan CGP aslında bütün“Olağanüstü dönemlerin” partisi konumundadır. CGP hem milliyetçi cephe hükümetini hem de CHP azınlık hükümetini desteklemiştir. CGP “vatandaşların idare için değil, idarenin vatandaşlar için var olduğu “ inancındadır. Devlet idaresinden rüşveti, kırtasiyeciliği, partizanlığı, iltiması ve kayırmayı kaldırmaya ihtiyaç vardır. Mahalli idareler, özellikle belediyeler kendilerine düşen kamu hizmetlerini yürütecek mali güçten ve personelden yoksundurlar. Bu şartlar altında kamu idaresinde ciddi ıslahat ihtiyaç vardır. Bugüne kadar hazırlanıp bir köşede unutulmuş olan idari ıslahat raporları incelenerek değerlendirileceği, öne sürülmektedir (CGP 1973: 28-31).
CGP köyün ve köylünün sorunları üzerinde ayrıntılı bir biçimde durarak, eskimiş ve bugünkü haliyle ihtiyaçları karşılayamayacak duruma gelmiş olan köy kanunu yürürlükten kaldırarak memleket gerçeklerinin ışığı altında yeni bir köy kanunu yapacağını öne sürmektedir. CGP seçim beyannamesinde özel olarak yerel yönetimler bahsi üzerinde durulmakla birlikte genel seçimler için hazırlanmış olan seçim beyannamesinin muhtelif yerlerinde köy ve kent sorunları üzerinde durmaktadır. Bu duruma genel seçimlerle yerel seçimlerin çok yakın zamanlarda yapılmasının önemli bir etkisinin olduğu tahmin edilmektedir.
CGP Seçim beyannamesinin “Şehir ve Kasabalarımızın Meseleleri” başlığı altında, hızlı nüfus artışının ve sanayileşmenin tabii bir sonucu olarak, Türkiye’de şehirleşme hareketinin hızlandığı, hızlı şehirleşmenin, şehirlerin düzenli gelişmesini zorlaştırdığı ve düzensizlikler yarattığı belirtilerek şehirlerin düzenli bir süratle gelişmelerini sağlamak üzere imar planları süratle tamamlanacak ve bu planları uygulayacak teşkilat kuvvetlendirilecektir, denilmektedir. Bu konuda ki yolsuzluklar kesinlikle önleneceği, şehir vekasabaların yol, su, elektrik kanalizasyon gibi alt yapı tesislerinin yapılması veya tamamlanması için belediyelere devletçe yapılmakta olan mali ve teknik yardımların genişletileceği ve arttırılacağı, öne sürülerek yerel yönetimlerin sorunları ve çözüm önerileri sıralanmaktadır (CGP 1973 : 128).
CGP konut ve gecekondu sorunlarına ilişkin olarak ise, her Türk ailesinin sağlam ve sağlık şartlarına uygun bir meskene kavuşmasını hedeflediğini, konut ihtiyacının iyi ve yeterli bir şekilde karşılanması, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmeyi de projeler hızlandıracağı öne sürülerek, gecekondu alım ve satım kiralanması, gecekondularda oturanların menfaatlerinin korunması temin edileceği, gecekondu bölgelerine yol, içme suyu, kanalizasyon, elektrik ve otobüs gibi belediye hizmetlerinin götürülmesine ve bu bölgelerin okul karakol, PTT gibi ihtiyaçlarının karşılanmasına önem verilerek gecekondularda yaşayan vatandaşların daha insanca ortamlarda yaşamaları sağlanması önemli bir hedef olarak gösterilmektedir.
CGP Seçim beyannamesinde, yerel yönetimler genel olarak merkezi yönetimin sorunları ile birlikte, ayrıntılı bir biçimde ele alınmış küçük bir kitapçık şeklinde düzenlenmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)
Cumhuriyetin ilk siyasal partisi olan CHP 1923-1950 yılları arasında aralıksız olarak iktidarda kalmıştır. Kurtuluş Savaşının Zafere ulaşmasından sonra Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyetlerinin, Halk Fırkası (HF) adıyla bir siyasi partiye dönüştürülmesi ile kurulmuştur. HF resmi kuruluş tarihi 11 Eylül 1923’tür. Kuruluşunda resmi bir programı olmayan ve siyasal çalışmalarında Dokuz Umdeyi temel alan partinin genel başkanlığına M. Kemal, genel başkan vekilliğine İsmet Bey ve genel sekreterliğine de Recep Peker getirilmiştir. HF’nin nizamnamesinde ulusal egemenliğin halk tarafından ve halk için uygulanmasına yol gösterme, Türkiye’yi çağdaşlaştırma ve hukuk devletini egemen kılma gibi amaçlar yer alıyordu.
CHP nizamnamesinin demokratik bir nitelik taşımasına karşın ilk yıllarında örgütlenmede merkeziyetçi bir model uygulanmıştır. Ülke 14 mıntıkaya ayrılarak her bölgeye merkezden bir müfettiş atanmış ayrıca il örgütlerinin başında bulunan mutemedler ve belediye başkanları merkezden belirlenmiştir. Sivas Kongresini I. Kurultay olarak kabul eden CHP 15 Ekim 1927’de II. Kurultayı toplamış, bu kurultayda Cumhuriyetçilik, halkçılık, milliyetçilik, laiklik değiştirilemez ilkeler olarak benimsenmiş, Mustafa Kemal değişmez genel başkan seçilmiştir. 1929 dünya ekonomik bunalımı nedeniyle CHF ekonomide liberal politikayı bırakıp “devletçi” politikaları benimsemiş, 10 Mayıs 1931’de CHF’nin III. Kurultayı toplanarak partinin ilk programı kabul edilmiştir. Parti ilkelerine Devletçilik ve İnkılapçılık (Devrimcilik) eklenerek partinin 6 ok adıyla bilinen ilkeleri belirlenmiştir.
9 Mayıs 1935’te toplanan IV. Kurultay ile parti ile devlet biraz daha bütünleştirilirken devletçilik ilkesi daha da pekiştirilerek devlete özel sektörü denetleme ve yönlendirme yetkisi verilmiş, IV. Kurultay da ayrıca fırka yerine parti kelimesi benimsenmiştir. 18 Haziran 1936’da İsmet İnönü imzasıyla yayınlanan genelgeyle parti-devlet özdeşliği kurulmuş, İçişleri bakanı parti genel sekreteri ve valilerde il başkanı kabul edilmiştir.
14 Mayıs 1950 seçimlerinde oyların % 39,98’ini alan CHP 27 yıllık iktidarını yitirerek, iktidarı DP devretmiş ve 1960’a kadar sürecek muhalefet dönemi başlamıştır. 1954 seçimlerinde % 34,28, 1957 seçimlerinde % 40,86 oranında oy alan parti siyasal ortamda daha etkin bir konuma gelmiş, 27 Mayıs askeri darbesini yapanlarla CHP arasında bağlantı olduğu iddiaları üzerine İnönü yaptığı açıklamada böyle bir ilişkinin olmadığını ancak 27 Mayısçılar ile CHP arasında görüş ve inanç birliği olduğunu belirtme ihtiyacı hissetmiştir.
CHP, 15 Ekim 1961 seçimlerinde oyların % 36,7’sini alarak birinci olmasına rağmen hükümeti kuracak çoğunluğu sahip değildi. 20 Kasım 1961’de AP ile, 25 Haziran 1962’de Yeni Türkiye Partisi (YTP), Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) ve bağımsızlarla koalisyon hükümetleri kuran CHP 13 Şubat 1965’te iktidardan düştü. 1965 seçimlerinde “Ortanın solunda” yer aldığını açıklayan parti sosyal demokrat nitelikleri olan bir parti niteliğine bürünüyordu. 10 Ekim 1965 seçimlerinde % 28.75 oranında bir oy alarak, AP’nin ardından ikinci parti olmuştur.
12 Ekim 1969 seçimlerinde ise % 27.36 oranında oy alan CHP içinde tartışmalar yoğunlaşarak devam etmekteydi. 12 Mart hareketi ile yaşanılan ara dönemde CHP’nin kurulacak hükümete dışardan destek verip vermeyeceği ve 12 Mart hareketine karşı alınacak tavır konusunda yaşanan tartışmalar parti içindeki saflaşmaları keskinleştirerek yeni bir dönemin işaretlerini vermekteydi. 5 Mayıs 1972’de toplanan V. Olağanüstü kurultayda Ecevit yanlısı parti meclisi, güvenoyu alınca İsmet İnönü genel başkanlıktan ayrıldı. 14 Mayıs 1972’de toplanan genel başkanlık seçimi özel kurultayında genel başkanlığa Bülent Ecevit getirildi, ve CHP’de yeni bir dönem başlamış oldu.
Türk siyasal yaşamının en uzun ömürlü partisi olan CHP diğer partilerin doğmasına kaynaklık etmesinin yanısıra, kendi içinde önemli değişiklikler ve evrimler geçirdi. Tek parti yönetiminde devlet partisi olarak biçimlenmesine karşın, 1950’den sonra muhalefette geçirdiği dönem içinde sivilleşme yönünde önemli adımlar attı. 1960 sonrası oluşan yeni dönemin yansımaları parti içinde de önemli yapısal değişikliliklere yol açtı ve 1970’den itibaren özellikle “demokratik sol” kavramı sıklıkla kullanılarak partinin yeni çizgisi oluşturulmaya çalışıldı.
CHP’nin 1973 Yerel Seçim Beyannamesi
Diğer bir kısım partiler gibi CHP’de genel ve yerel seçimlerin çok yakın tarihlerde yapılması nedeniyle, yerel seçimlere ilişkin ayrı bir seçim beyannamesi hazırlamazken yerel yönetimlere ilişkin görüşler genel seçim beyannamesinin içinde ortaya konulmaya çalışılmıştır.
CHP’de Bülent Ecevit’le başlayan yeni dönemi göstermesi bakımından hazırlanan “Ak Günlere” isimli seçim beyannamesi toplam 233 sayfadan oluşan bir kitap niteliğinde hazırlanmıştır. Çok ayrıntılı ve hemen her soruna ve bu soruna ilişkin partinin çözüm önerisine yer verilen bildirge “Yeni dönemin manifestosu” niteliğindedir. Yeni CHP’nin fikirlerini ve iddialarını ortaya koyması bakımından hayli titiz bir biçimde hazırlanan ve daha sonraki seçim bildirgelerine hatta 1980 sonrası kurulan DSP’nin görüşlerine referans oluşturan beyanname Bülent Ecevit’in yeni CHP’sinin Yeni Türkiye’yi analiz eden ilginç görüşler taşımaktadır.
CHP bir düzen değişikliği önermekte ve insanlık ülküsü olan “Ak Günlerin” Türkiye’ye hakim kılınacağını, bu günlerin yakın olduğunu belirtmektedir. İlk baskısı 1968 yılında yapılan Bülent. Ecevit’in “Bu Düzen Değişmelidir.” isimli kitabında ortaya koyduğu görüşler 1973 seçim bildirgesine esas teşkil etmiştir. Yeni CHP 1970’li yıllarda ortaya çıkan yeni toplumsal koşullar karşısında net bir biçimde düzen değişikliğini teklif etmektedir.
Aslında bildirgenin giriş kısmında belirtildiği gibi, CHP 1973 seçimlerinde, 1969 Genel seçimleri için ortaya koyduğu Düzen Değişikliği Programının aynının geçerli olduğunu ancak yeni seçim bildirgesinde bir kısım gelişmeler ve değişiklikler bağlamında “Düzen değişikliği programında” belirtilen bir takım maddeler geliştirilmiş, yenileştirilmiş, değişik toplum koşullarına ve öncelik kazanan sorunlara göre daha ayrıntılı olarak işlenmiştir.
Hacimli bir kitap büyüklüğünde olan seçim bildirgesinin 15 sayfadan oluşan bir özeti de hazırlanmıştır. CHP’de başlayan “ortanın solu” hareketi 1969 seçimlerinde “Düzen Değişikliği Programı” ile yeni bir ivme kazanırken, 1970’li yıllarda olgunlaşarak tüm toplumu ve tüm sorunları kapsayan “bir demokrasi ve halkça düzen” manifestosuna dönüşmüştür.
“Halkçı ve Etkin Kamu Yönetimi” başlığı altında genel olarak kamu yönetimine ve yerel yönetimlere ilişkin görüşler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Türk halkının en büyük ve gerekli ıstırap konularından biri devletle karşılaştığı güçlükler ilgisizlik ve haksızlık olduğu belirtilerek iyi işleyen dürüst ve tarafsız davranan, halkla sıcak ilişkiler kuran kamu yönetiminin güçlü devlet olabilmenin ve hızlı kalkınabilmenin, sağlıklı demokratik siyasal ortama girebilmesinin ve topluma huzur getirebilmesinin temel kuralı olduğu ifade edilerek ülke kalkınmasının ve kamu yönetiminin önemi üzerinde durulmuştur (CHP Seçim Bildirgesi 1973 : 193).
Kamu yönetimi iyi işlemediği sürece hiç bir iktidarın belli bir ölçünün üstünde başarılı olamayacağı, kamu yönetiminin tarafsız dürüst davranmadıkça ve halkla sıcak ilişkiler kuramadıkça halkla devletin bütünleşmesinin sağlanamayacağı bunun sonunda ne halkın nede devletin verimli olamayacağı öne sürülerek çağımızın demokratik ülkelerinde halkın yönetime daha çok katılarak ağırlığını koymaya başladığını bu durumun Türkiye koşullarında da sağlanması gerektiği belirtilmiştir.
CHP seçim bildirgesinde kamu yönetimine ilişkin genel olarak yukarıda ifade edilen ana fikir bağlamında uzun- uzun anlatılırken yerel yönetimlere ilişkin şu görüşler üzerinde durulmuştur : “Yeniden yönetimin (mahalli idarelerin) yetkileri ve yerinden yönetimi halkın etkileyebilme ve denetleyebilme olanakları genişletilecektir. Değişen toplum yapısına ve CHP iktidarının gerçekleştireceği köy kentler düzeniyle ortaya çıkacak yeni yerleşim düzenine uygun olarak yerinden yönetime yeni bir biçim verilecektir.
Yüklendikleri kamu görevlerinin ağırlığı ve önemi göz önüne alınarak muhtarlara aylık bağlanacak sosyal güvenlikleri sağlanacaktır. Köykentlerin kuruluş yerlerinin seçiminde ve adlandırılmasında halka danışılacaktır. Özel idarelerle belediyeler arasındaki yetki sürtüşmeleri önlenecektir. Belediye gelirleri artırılacak, gelir kaynakları çok kıt olan belediyelere gerekli devlet yardımı sağlanacaktır. İller bankası kredileri, plana objektif ölçülere ve hazırlanmış iş programlarına göre dağıtılacaktır, denilmektedir (CHP 1973 : 193-202)
CHP’nin 1969 genel seçimlerinde “Düzen Değişikliği Programında” öne sürülen “Köykentler Projesi” 1973 seçimleri için hazırladığı “AK GÜNLER” isimli seçim bildirgesinde de uzun-uzun anlatılmıştır. Köykentler Projesinde temel amaç olarak kalkınmayı köylüden başlatmayı amaçlayan, köylülerin güçlü kooperatifler yoluyla modern ve büyük tarım işletmeciliğinegeçebilmelerini ve sanayi yatırımları yapabilmeleri ve bazı altyapı hizmetlerinin köye götürülmesini amaçlayan bu proje ile CHP bir yerel yönetim birimi olan köy’ün yeniden yapılandırılmasını ve köy-kent ayrımının ortadan kaldırılmasını ve köyden kente geçişi ifade eden, bir kavram olarak kullanmaktadır. Bu yapılanma içerisinde dağınık bir vaziyette olan köyler aşama- aşama bir araya getirilecek yol-su-elektrik gibi altyapı hizmetleri daha çabuk ve koordineli olarak ulaştırılacak, buralarda kurulan küçük sanayi bölgeleri ile yeni iş olanakları yaratılacağı, böylece köylünün kendi şehirlerini yaratabileceği belirtilmiştir.
CHP 1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren başlayan ve “düzen değişikliği programı” ile kavramsallaştırılan, seçimlerinde “Ak Günler” bildirgesiyle net olarak somutlaşan, değişim ve dönüşüm taleplerini hem genel hem de yerel düzeyde köklü değişiklikler ve yeniliklerle ortaya koymakta ve değişen Türkiye’yi anlamaya çalışmaktadır.
Demokratik Parti (DP)
AP’ye karşı Demokrat Partinin gerçek mirasçısı olduğu iddiası ile kurulan, AP’yi DP’nin mirasına sahip çıkamamakla ve vefasızlıkla suçlayan bir kısım Adalet Partililer, 1964 kongresinde Saadettin Bilgiç’e karşı açık bir farkla kazanan Süleyman Demirel’in genel başkan olmasıyla parti içindeki mücadelelerine hız vererek, muhalefetlerini yeni bir aşamaya getirmişlerdir. Demirel liberallerin temsilcisi, Bilgiç muhafazakar kanadın temsilcisi olarak gösterilmiştir. 1970 yılına gelindiğinde Bilgiç grubunun muhalefeti daha da belirginleşerek, partiden çıkarılan bazı milletvekillerinin durumunu protesto etmek maksadıyla, Demirel’e 72 milletvekilinin imzasını taşıyan bir muhtıra vermişlerdir. 1970 yılına ait bütçe görüşmeleri sırasında daha sonra 41’ler olarak anılan AP’li 41 milletvekili bütçeye karşı oy kullanınca Demirel hükümeti kendi milletvekillerince düşürülmüştür. Bu gelişmeler üzerine muhalif milletvekillerinin bir bölümü disiplin kurulu kararıyla partiden uzaklaştırılmış, bir bölümü de istifa etmiş, partiden ayrılmalar sonucu AP Cumhuriyet Senatosunda çoğunluğu kaybetmiştir.
11 Şubat’da AP’den ayrılan bu muhafazakar grup 18 Ararlık 1970’de Demokratik Parti’yi kurmuşlardır. Kurucular, Saadettin Bilgiç, Nilüfer Gürsoy, Neriman Ağaoğlu, Yüksel Menderes, Mutlu Menderes, Talat Asal, İlhan Darendelioğlu, Cevat Önder, Mehmet Turgut gibi DP’nin önde gelen isimlerinden oluşmaktaydı. Partinin TBMM’de 41 milletvekili, Cumhuriyet senatosunda 8 üyesi vardı. Demirel’e karşı bir politika izleyen Demokratik Parti, eski DP’lileri kendi saflarına çekebilmek için siyasal af çıkarılmasını ve siyasal yasakların kaldırılmasını istedi. 12 Mart döneminde kurulan hükümetlere katılmayan parti, 14 Ekim 1973 seçimlerinde %11,9 oranında bir oy alarak 45 milletvekilliği kazandı. Seçimin ardından CHP’nin kurmak istediği koalisyon hükümetine yanaşmayan parti AP Genel başkanı Demirel’e karşı şiddetli muhalefeti ile tanındı.
DP'nin 1973 Yerel Seçim Beyannamesi
Demokratik parti, “946 Hareketi’nin Mana ve Felsefesi Etrafında Elele” isimli seçim beyannamesi ile 1973 genel seçimlerine girerken, 9 Aralık Yerel seçimlerine ilişkin olarak diğer partiler gibi DP’ninde ayrı bir yerel seçim bildirgesi hazırlamadığı görülmektedir.
Beyannamenin giriş bölümünde DP’nin bu seçimlere yeni bir grup ve taze bir kuvvet ve büyük bir azimle girdiği belirtilerek. İlk hedef olarak hür demokratik nizamın sarsıntısız bir şekilde işler hale gelmesi, herkesin birbirine hürmet ve sevgi beslemesi ve herkesin insan gibi yaşama hakkının sağlanması, ikinci hedef olarak kalkınma hamlelerini arızasız bir şekilde yürütülerek ekonominin bünyesini değiştirmek ve Türk insanının maddi ve manevi gücüne ilme ve ileri teknolojiye dayalı, büyük ve kudretli Türkiye’yi meydana getirmek olarak ileri sürülmektedir. Bu hedeflere ulaşmak için DP bütün vatandaşların 946, hareketinin mana ve felsefesi etrafında elele vermesi gerektiğini öne sürmektedir (DP Seçim Beyannamesi 1973: 4-5). DP “Bürokrasi ve İdare Reform” başlığı altında genel bir sistem eleştirisi yaparken, mevcut bürokratik yapılanmanın hantallaşmış, pahalı, verimsiz bir hale geldiğini öne sürerek amme hizmetlerinin çabuk, ucuz ve verimli bir şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiği üzerinde durulup özellikle yeni bir personel rejiminin gerekliliğine işaret edilmektedir (DP 1973 : 13). DP Gecekondu sorunu üzerinde de ısrarla durmuş ve 1 Eylül 1973’e kadar yapılmış olan gecekondular için bir af getirileceği belirtilerek, esas olarak gecekondu sorununun köküne inilmesi gerektiği öne sürülerek yeni arsa üretimi konusunun önemine değinilmiş, arsa üretecek kurum olan Arsa Ofisine genel bütçeden daha fazla kaynak sağlanması gerektiği belirtilmiştir.
DP, Şehirleşmeyi, sanayileşme ve tarımda modernleşme ile kalkınmanın üç saç ayağından biri olarak gördüğünü ve belediyelerle devletin daimi işbirliği içinde olmasının zaruretine inandığını belirterek, belediyelerin, yol, su elektrik ve kanalizasyon gibi altyapı tesislerine yardım edileceği, büyük şehirlerin nazım planları yapılacağı ve tavizsiz olarak uygulanacağı ayrıca büyük şehirlerin duman ve diğer kirlenme meselelerinin ciddiyeti ele alınacağı belirtilmiştir (DP 1973 : 62).
Parti “Köy ve Köylü Politikası” üzerinde de durarak köylerin sadece bir iskan ünitesi olmayıp Türk ekonomisinin Türk toplumunun ve politik organizasyonun çekirdeği olduğu belirtilerek her türlü kalkınmanın köyden başlatılacağı ve her türlü hizmetin köye ve köylüye ulaştırılması fikri benimsenirken, köylerin yol su, elektrik, okul işlerinin en kısa zamanda halledileceği, dağınık köyler için sağlık ocakları, kooperatif binaları, bölge okulları, PTT merkezleri, hamam, pazar yeri ve diğer hizmet binalarının inşa edileceği öne sürülerek, AP gibi köyün ve köylünün sorunları üzerinde uzun- uzun durulmuştur.
Millet Partisi (1962-1977)
1961 Genel seçimleri sonrası CKMP’nin İsmet İnönü’nün kuracağı koalisyon hükümetine katılıp katılmaması konusunda çıkan anlaşmazlık sonucu partiden istifa eden Osman Bölükbaşı ve bir grup milletvekili ve senatör 13 Haziran 1962’de Millet Partisi’ni kurmuşlardır. Osman Bölükbaşı bu partinin genel başkanlığına seçilmiştir. Parti, genel başkan Osman Bölükbaşı ile özdeşleşerek Osman Bölükbaşın’ın karizması ile güçlenmiştir. MP 1965 seçimlerinde % 6.16 oranında bir oy alarak 31 milletvekili çıkararak üçüncü parti olmuştur.
1969 seçimlerinde ise oyların % 3,2’ni alarak ancak 6 milletvekili çıkarabilen MP, Osman Bölükbaşı’nın 1972’de genel başkanlıktan ayrılmasıyla etkinliğini ve gücünü kaybetmiştir. Partiyi canlandırmak için genel başkanlığa eski genel kurmay başkanı Cemal Tural getirilmiş ancak MP 14 Ekim 1973 seçimlerinde hiçbir başarı göstermeyerek milletvekili çıkaramamıştır.
MP’nin 1973 Yerel Seçim Beyannamesi
Milli Kütüphanede ve TBMM kütüphanesinde ve diğer ilgili kütüphanelerde yapılan taramalarda MP’nin 1973 seçimlerine ilişkin seçim beyannamesine rastlanılmamıştır. Partinin kısa tarihçesinde ifade edilmeye çalışıldığı gibi 12 Mart müdahalesi ile yaşanan olağanüstü dönem içinde Osman Bölükbaşı’nın MP genel başkanlığından ayrılması ve Cemal Tural’ın genel başkan olması ile parti güç kaybetmeye başlamıştır. İhtimaldir ki MP 1973 seçimlerine seçim bildirgesi hazırlamadan girmiş olabilir yada bu belge kütüphane kayıtlarına girmemiş yada son ihtimal olarak burada kaybolmuş olabilir. Netice itibarıyla yapılan taramalar sonucu bu dökümana ulaşılmamıştır. Ancak partinin 1965 seçim beyannamesine ulaşılmış. Fikir vermesi bağlamında kısmen eski olmasına rağmen bu beyannamedeki yerel yönetimlere ilişkin görüşler kısaca aşağıdaki gibidir. MP merkezi yönetime ve yerel yönetimlere ilişkin sorunlara hemen hiç değinmezken daha çok iç ve dış güvenlik, sosyal politikalar, Aşırı cereyanlar (Sol-sağ) Eğitim, sağlık, Dış politika, Ekonomi, Ulaştırma politikalarına yer verirken yalnızca gecekondu meselesine çok kısa yer vermiştir.
MP şehirlerde arazi ve arsa spekülasyonunu önleyici tedbirler almayı, şehirlerde başıboş inşaatlara son vererek planlı gelişmeyi hedeflediğini ve böylece belediyelerin üzerindeki plansız büyüme kütlesini bertaraf edeceğini öne sürmektedir. Gece kondular için ise MP, buralarda oturanların zamanla plan dahilinde yapılmış meskenlere kavuşuncaya kadar mümkün olan kamu hizmetlerinden faydalanmalarını ve buralara devletin hizmet götürmesini savunmaktadır.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinin 8-9 Şubat 1969’da yapılan kongresinde partinin adı MHP olarak değiştirilmiş, CKMP’nin genel başkanı olan Alparslan Türkeş aynı kongrede MHP genel başkanlığına seçilmiştir. MHP programı 9 ışık olarak bilinen, Milliyetçilik, Ahlakçılık, İlimcilik, Toplumculuk, Köycülük, Hürriyetçilik ve Şahsiyetçilik, Gelişmecilik ve Halkçılık, Endüstricilik ve Teknikçilik partinin ana felsefesini oluşturmuştur. MHP ana düşünce olarak; anti emperyalist, barışçı, hürriyetçi, demokratik milliyetçilik, ve karma ekonomi anlayışını benimsediğini öne sürmektedir.
MHP yeni adıyla ilk kez 12 Ekim 1969’daki genel seçimlerine katılmış, oyların %3,03 olan parti bir milletvekili çıkarmıştır. 14 Ekim 1973 seçimlerinde % 3,4 oranında oy alan parti üç milletvekili çıkarmış, 1961 Anayasasının değiştirilmesini ve başkanlık sistemine geçilmesini savunan parti, demokrasi anlayışı olarak da “Milli demokrasi” fikrini benimsediğini belirtmiştir.
MHP’nin 1973 Yerel Seçim Beyannamesi
MHP’nin 1973 yılında yayınlanan programında partinin temel ilke ve görüşleri şu şekilde sıralanmaktadır: Türk milletinin ebediyete kadar yaşamasının temel şartlarını hazırlamak üzere insan hakları ve çağdaş hukuk anlayışına bağlı, toplumun bütün kesimlerine hakim olacak şekilde Türk Milliyetçiliği ülküsüne ve Türk için Türk’e göre Türk tarafından ilkesine dayanan yeni bir Milli düzen kurmaktır.
Partinin hedefi olarak iç ve dış düşmanların yıkamayacağı kudretli ve Müreffeh Büyük Türkiye’yi inşa etmek olarak gösterilirken bu hedefe ulaşabilmek için milletimizi geri kalmışlıktan kurtararak en kısa zamanda ilimde ve teknikte gelişmiş ülkeler safına katmak olarak belirtilmekte ve bu gayelere ulaşmak için 9 ışık programının uygulanılacağı öne sürülmektedir (MHP Programı 1973 :3).
Programın “Devlet Teşkilatı-İdare ve Organizasyon” başlığı altında mevcut devlet teşkilatının, ağır, masraflı ve ana gayesini kaybetmiş, hatta ağırlık ve baskı cihazı haline geldiği, bu haliyle idare teşkilatı ve organizasyonunda reforma ihtiyaç olduğu belirtilmektedir. Bu reformla milletle devletin bütünleşmesi, idari hizmetlerin vatandaşa yeter, kolay, süratli, külfetsiz ulaşması temin olan edileceği sesi öne sürülmektedir. CHP’nin Ak Günler programında belirttiği, köykent projesi gibi MHP de tarım kentleri projesi ile merkezi köy uygulamasını pratiğe geçirerek dağınık vaziyette olan yerleşim yerlerini belli merkezlerde toplamak istenmektedir (MHP 1973 :47).
Milli Selamet Partisi (MSP)
Kapatılan Milli Nizam Partisi’nin (MNP) çizgisinde 11 Ekim 1972’de kurulan Milli Selamet Partisinin ilk genel başkanı Süleyman Arif Emre olmuştur. Kapatılan MNP genel başkanı Necmettin Erbakan kuruluş çalışmalarına katılmakla birlikte ancak resmen 1973’de partiye üye oldu. 14 Ekim 1973 Seçimlerinde % 11,8 oranında bir oy alarak 48 milletvekilliği kazanan MSP’nin genel başkanlığına 20 Ekim 1973’de Necmettin Erbakan getirilmiştir. Toplum yaşamının düzenlenmesinde dinin ağırlığının arttırılmasını amaçlayan MSP program ve söylemiyle diğer partilerden farklı ve ana felsefelerinin “Milli Görüş” düşüncesi olduğunu belirtmektedir.
MSP’nin 1973 Yerel Seçim Beyannamesi
9 Aralık 1973 yerel seçimlerine ilişkin “Yerel Seçim Beyannamesi” hazırlayan tek parti MSP’dir. Daha önce değişik vesilelerle ifade edildiği gibi genel seçimlerin 14 Ekim 1973’de ve yerel seçimlerin 9 Aralık 1973’de yapılması nedeniyle ayrıca dönemin kendine özgü koşulları gereği yerel seçimler, genel seçimlerin gölgesinde kalmıştır. Partiler yerel seçimlere genel seçimler için hazırlanmış beyannameleri ile girerken MSP aynı zamanda 9 Aralık 1973 seçimlerine ilişkin olarak ayrı bir yerel seçim beyannamesi hazırlamıştır.
Bu beyannamede yerel yönetimlere ilişkin olarak MSP’nin ana prensipleri şu şekilde sıralanmıştır : Milletin emaneti, milletin emanet ettiği, sevdiği ehliyetli ve kabiliyetli ellere teslim edilmelidir. Halkla hem hal, halkın dertleri ile hem dert, dürüst, ve yüksek ahlak sahibi idareciler işbaşına getirilmelidir. Hakkın hiçbir ayrım yapılmadan, adalet dairesinde dağıtılması esastır. Hakkı olan zayıf da olsa hakkını alıncaya kadar en kuvvetli, haksız olan ise kuvvetli de olsa hakkı teslim edinceye kadar en zayıf olması ana prensibimizdir. İdari hizmetlerin görülmesinde lüks ve israf tamamen kaldırılıp rüşvet, ihtilas, irtikap gibi hastalıkların kökünden kazınması ve herkese eşit muamele yapan, yol gösterici bir idarenin kurulması şaşmaz hedefimizdir. Mahalli idareler yeterli ve etkili iş görme imkanlarına kavuşturulacak idarecilere hizmetlerini en iyi şekilde görmeleri için gerekli bütün yetkiler sağlanacaktır. Mahalli idarelerin gelirleri, sağlam kaynaklar tesisi suretiyle temelli bir şeklide artırılacak, buna ilaveten kamu hizmeti vasfındaki hizmetlerin görülmesinde merkezi hükümetten gerek teknik, gerekse mali finansman alanlarında çok daha köklü ve güçlü destekler temin edilecektir. Bürokrasi islah edilecek işlerin sağlam esaslarla göre süratle yürütülmesi için bütün formaliteler basitleştirilecektir (MSP Mahalli Seçimler Beyannamesi 1973 : 11-16) denilerek yerel yönetimlere Milli Görüşün damgasının vurulacağı belirtilmektedir.
MSP’nin Yerel yönetimlerde yapacağı projeleri ise başlıklar halinde şu şekilde sıralanmaktadır; Tanzim ve Murakebe Hizmetleri, Amme Hizmetleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Hizmetleri, İskan Hizmetleri, Kültür ve Eğitim Hizmetleri, Özel İdarelerle ilgili Hususlardır.
Amme Hizmetleri başlığı altında “Şehirlerin maddi ve manevi temizliğinin sağlanması ve huzur içinde yaşanılacak yerler haline getirilebilmesi için fiziki ve sosyal düzenlemeler yapılacağı ve bu bağlamda yasal düzenlemeye gidileceği öne sürülürken manevi temizlikle ne kastedildiği belli değildir (MSP 1973 : 18). Ayrıca toplumcu belediyeciliğin bir parçası olarak yoksullukla mücadele edileceği, fakir, meczup, kazazede yetim ve kimsesizlerin korunacağı, bunlara iş bulunması imkanları sağlanacak, aciz ve düşkünlerin korunması ve yeme, içme, giyim ihtiyaçlarının temini için gerekli sabit tesisler temin edilecek ve bunların müstahsil hale getirilmesi için belediyelere gerekli yardımlar yapılacaktır. Fakir, yetim, kimsesizlerin yeme, içme, giyinme ve barınmalarının teminat altına alınacak, en büyük öncelik dar gelirli vatandaşlara verilerek, gerektiğindeMSP’li bir belediye başkanı un çuvalını taşımayı şart bileceği, vaat edilmektedir.
MSP iskan hizmetleri olarak; vatandaşların sağlıklı ve yeterli meskenlere biran önce kavuşmalarının temin edilmesi ve şehirlerde huzurlu ortamın sağlanması ayrıca yoksul ve dar gelirlilere konut ihtiyaçlarını karşılamak üzere arsaların verilmesi amaçlanırken, gecekonduların yol, su, elektrik gibi medeni imkanlara kavuşturulması için belediye ve ülke şartlarının hazırlanacağı belirtilmektedir (MSP 1973 : 10-20).
Beyannamede ayrıca, kütüphaneler, konferans salonları, çocuk bahçeleri, milli sporların yaygın şekilde yapılabileceği, spor ve yarış yerleri, parklar ve mesire yerleri tesisine önem verileceği ve bu gibi yerlerin işletilmesinde hassasiyet gösterilerek titiz davranılacağı vaat edilmektedir. Bunlarla birlikte MSP’li belediyelerin Eğitim ve Kültür hizmetleri olarak tarihte büyük hizmetleri geçmiş ariflerin, kumandanların, devlet adamlarının şehitlerin ve gazilerin hayatlarının ve eserlerinin iyice tanınması ve yeni nesillere aktarılması konuları gibi kültür hizmetlerine ağırlık verileceği belirtilmektedir.
Toplam yirmi dört sayfadan oluşan MSP’nin seçim beyannamesinde gösterilen hedefler ve vaatler aslında günümüzdeki FP’li belediyelerin icraatlarına da esin kaynaklığı etmiş gözükmektedir. Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlerde iki dönemdir iktidarda olan RP’li ve FP’li belediyeler 1973 seçimleri beyannamesinde hedef gösterilen, aşevi, yaşlı ve dar gelirlilere yardım, ucuz ekmek gibi projeleri pratiğe aktararak belediyelerin asıl işlevlerinin ne olması gerektiği konusunda hayli tartışmalara neden olmuşlardır.
Türkiye Birlik Partisi (TBP)
Alevi kökenli bir grup siyaset adamınca 17 Ekim 1966’da Birlik Partisi adıyla kurulmuş, genel başkanlığına Hasan Tahsin Berkman getirilmiştir. Partinin amblemi Hz. Ali’yi simgeleyen bir aslanla onun çevresinde 12 imamı temsil eden 12 aslandan oluşuyordu. Birlik Partisi programında din ve vicdan özgürlüğü vurgulanıyor, kamu düzenine, genel ahlaka ve yasalara aykırı olmayan ibadetlerin serbest bırakılması isteniyordu. 1969 genel seçimlerinde %2,8 oranında oy alan parti 8 milletvekili çıkarmış, 23 – 24 Kasım 1969’daki II. kongrede BP genel başkanlığına Sivas milletvekili Mustafa Timisi seçilmiştir. 1973 seçimleri öncesi partinin adı Türkiye Birlik Partisi olarak değiştirildi. 1973 milletvekili seçimlerinde TİP eski genel başkanı Mehmet Ali Aybar TBP listelerinden seçime girdi ise de TBP %1,1 oranında bir ay alarak yalnızca genel başkan Mustafa Timisi’yi TBMM’ne gönderebilmiştir.
Yapılan taramalarda TBP’nin 1973 Genel ve Yerel seçimlere ait seçim beyannamesi veya herhangi bir dökümanına rastlanılamamış, TBP’nin yerel yönetimlere ilişkin görüşlerine ulaşılamamıştır. Bu nedenle bu partinin yerel yönetimlere ilişkin fikirleri yalnızca propaganda faaliyetleri çerçevesinde ele alınmıştır.
IV- PARTİLERİN PROPAGANDA ÇALIŞMALARI.
9 Aralık 1973 yerel seçimleri daha önce ifade edilmeye çalışıldığı gibi aslında seçimler yılı olarak bilinen bir yılda yapılmıştır. 12 mart müdahalesi sonrasında yeniden normal döneme geçiş için önemli bir sınav olan 14 Ekim 1973 Milletvekilliği seçimleri sonucunda hiç bir parti tek başına iktidar için yeterli oyu alamayınca bir anlamda 9 Aralık yerel seçimleri 14 Ekim seçimlerinin bir “sağlaması” konumuna gelmiştir. 9 Aralık gününe gelinceye değin geçen uzun zamana rağmen henüz hükümetin kurulamaması ve meclis başkanının seçilmemiş olması ve ülkenin içinde bulunduğu durum 9 Aralık yerel seçimlerini, yerel seçim olmaktan çıkararak bir genel seçim havasına sokmuştur. Tüm partiler dolaylı ve dolaysız olarak miting meydanlarında, radyo konuşmalarında sıklıkla bu konuyu işlemişlerdir.
Partiler, 9 Aralık yerel seçimlerine, 14 Ekim genel seçimlerine nazaran daha kısa süreli bir kampanya dönemi içinde girerlerken, yerel seçimler daha çok Ankara, İstanbul, İzmir, Adana gibi şehirlerin başkan adaylarının kampanyaları ve vaatleri ile kamuoyunun ve gazetelerin gündemine girmiştir. Bu şehirlerin adayları kıran kırana bir mücadele içerisinde ve hemen hergün gazetelere demeçler vererek seçmenlerine ulaşmaya çalışmışlardır. İki dönem İzmir belediye başkanlığı yapan AP’li Osman Kibar’la CHP adayı İhsan Alyanak arasındaki seçim diyaloğu ise gerçekten ilginç tartışmalarına sahne olmuştur. Aynı şekilde Ankara AP adayı Ekrem Barlas ve CHP adayı Vedat Dolakay’ın restleşmeye varan polemikleri ve İstanbul AP adayı Atabey ile CHP adayı Ahmet İsvan arasındaki rekabet 9 Aralık yerel seçimlerinin renkli olayları olarak tarihe geçmiştir.
Partiler 14 Ekim genel seçimlerde olduğu gibi meydan mitinglerinden daha ziyade radyo konuşmaları ve gazeteler vasıtasıyla bir propaganda faaliyeti yürütürken aslında yerel yönetimlerin sorunlardan daha çok genel sorunlar üzerinde durmuşlardır. Dönemin özelliklerini göz önüne aldığımızda bu durum doğal bir sonuç olsa gerektir. Bu savı doğrulaması bakımından partilerin radyo konuşmaları ilginç mesajlar taşımakta olup aslında 9 Aralık yerel seçim konuşmaları, 14 Ekim genel seçimlerinin konuşmalarının devamı niteliğindedir.
AP’nin Propaganda Çalışmaları
AP 12 Mart müdahalesi ile başlayan süreçte siyasal ve toplumsal desteği azaldıkça güç kaybetmeye başlamış ve bunu seçim sath-ı mehalinde açıkça CHP’ye karşı, oyların bölünmemesini istemiştir. Siyasal hayatımıza 41’ler olayı olarak geçen bölünme sonrası AP zor duruma düşmüş, 14 Ekim Seçimlerinde durumunu açıklığa kavuşturmak ve kendini vatandaşlara ifade edememek sorununu çözmek için sık-sık, AP’nin 12 Mart müdahalesi ile mağdur olduğu öne sürülürken, mevcut hayat pahalılığında ve ülkenin içinde bulunduğu durumda AP’nin bir katkısınınolmadığı belirtmiştir. Gerçekte ise AP askeri müdahale sonucu kurulan hükumetlere resmen katılmamış olmakla birlikte kurulan hükümetlere dışardan bakan ve bakanlar vermek suretiyle mevcut durumun sorumluları arasına girmiştir.
1973 Genel seçimleri ve yerel seçimleri AP için aslında en zor geçen seçimlerdir. MHP’nin milliyetçi, MSP’nin İslâmcı söylemleri ve programları AP’nin elindeki en önemli kozları alarak, AP’nin “Liberal görüntüsünü” ortaya çıkarmıştır. Ayrıca eski gücünde olmasa dahi MP’de AP’nin tabanından oy almakta ve AP’nin oylarını bölmektedir. Ayrıca DP, AP’nin büyük bir yanılsama olduğunu iddia ederek Demokrat Partinin gerçek mirasçısının ve temsilcisinin kendileri olduğunu iddia etmekte olması AP için gerçekten önemli bir sorun olmaya başlamıştır. Bu anlamda AP hem genel hem de yerel seçimlerde ana mesaj olarak “Oyların bölünmemesi” sloganını kullanmıştır.
Genel seçimlerde umduğunu bulamayan ve ezeli rakibi CHP karşısında yenilgiye uğrayan AP yerel seçimlerde bir yandan “oyların bölünmemesini” isterken diğer yandan yerel seçimlerin sonuçlarının hükümet senaryolarındaki belirleyici olacağını belirtenlerin savlarına karşılık seçim sonrası bir süprizle karşılaşmamak için ihtiyatlı bir üslup kullanırken, iki seçimin birbirinden farklı seçimler olduğunu öne sürmektedir. Ancak propaganda konuşmalarında ise yerel yönetimlere ilişkin sorunlardan daha çok ülke sorunları üzerinde durarak aslında zımnen yapılacak olan seçimlerin bir milli seçim niteliğine dönüştüğünü kabul etmiş gözükmektedir.
Radyo konuşmalarında ilk konuşmayı yapan genel Başkan Süleyman Demirel, CHP’ye karşı oyların bölünmemesini isterken özetle şu konular üzerinde durmuştur; AP komünizmin, faşizmin, Cumhuriyet dışı bütün cereyanların karşısında olmuştur. Pahalılıkla mücadele bütün AP’lilerin en önemli meselesi olacaktır derken aslında 14 Ekim seçimlerinde söylediklerini yeniden tekrarlama yoluna gitmiştir. Demirel, 1965 ve 1969 seçimlerinde AP’ye oy veren vatandaşların oyununun üçe bölündüğüne dikkat çekerek bu seçimlerde oyların bölünmemesini istemiştir. (Ayrıca yine konuşmasında Türk köylüsünün zenginleşmesi için bir yeşil plan hazırladıklarını ve bu palanla köylünün daha çok üretim, daha çok kazanç ve daha çok zenginlik elde edeceğini öne sürmektedir.)
AP programında ve seçim beyannamesinde yerel yönetimlere ilişkin olarak belirttiği, görüşlerinden radyo konuşmalarında hemen hiç bahsetmezken daha çok güncel olaylara ilişkin konular üzerinde durmuştur. Daha sonra AP adına konuşan genel başkan yardımcısı İsmet Sezgin ise yaptığı radyo konuşmasında CHP’yi eleştirerek CHP’nin ak günler programına karşı kendilerinin hak günleri tesis edeceklerini belirtmiştir. Sezgin ayrıca CHP’nin Ak günlerinin ve CHP zihniyetinin ülkeye ak günler değil, açlık, sefalet, hürriyetsizlik, getirdiğini, Ak Günlerin insan haklarına, hürriyete, demokrasiye mezar olduğunu belirterek AP’nin Türkiye’ye hak günleri getireceği vaadinde bulunmuştur. Görüldüğü üzere hem AP genel başkanı Demirel, hem genel başkan yardımcısı yerel yönetimlerin sorunlarından çok, 14 Ekim sonrası oluşan kaostan, hükümet kurma çalışmalarından bahsetmekte CHP’yi şiddetli bir şekilde eleştirmektedirler.
Parti yöneticileri 14 Ekimin sonuçlarını tartışıp 9 Aralık yerel seçimleri üzerinde pek duramazken Ankara, İstanbul, İzmir belediye başkan adayları demeçleri ve beyanatları ile gazetelerde genel başkanlardan daha fazla öne çıkmaktadırlar. AP’nin adı geçen büyük şehirlerde mevcut belediye başkanlığını da yürüten adayları Ekrem Barlas, Fahri Atabey, Osman Kibar (Asfalt Osman) ayrı-ayrı programlar hazırlayarak seçmenlerin karşısına çıkmaktadırlar. Özellikle İzmir Adayı Osman Kibar’a yaptığı hizmetlerden dolayı “Asfalt Osman” yakıştırması yapılırken, İzmir de kendini en şanslı gören kişidir.
AP Ankara Belediye Başkan Adayı Ekrem Barlas
Halen Ankara Belediye Başkanı olan Ekrem Barlas aslen Balkan göçmeni olup uzun yıllar bürokraside çalışmıştır. AP Ankara Adayı Ekrem Barlas, yeniden başkan seçilebilmek için CHP adayı Vedat Dalokay’la kıyasıya bir mücadele içine girerken, başkanlığının da avantajlarını kullanarak öne geçmeye çalışmaktadır. Barlas yaptığı basın toplantısı ile bir dönem daha seçilirse yapacaklarını şu şekilde anlatmıştır:
- Büyük meskenler yaparak gecekondu meselesini halletmek
- Kirli havayı gidermek
- Su sorununu halletmek
- Derelerin kapatılmasını sağlamak
- Metro, elektrik, su sorununu 50 yıla yetecek düzeye getirmek
- Hal ve Semt pazarlarını konusunu ele almak
- Park yüzme havuzu, dinlenme yerleri oto park konularının süratle çözümünü sağlamak.
Başkan yaptığı basın toplantısında Belediyeleri düzeltmesinin tek yolunun belediye gelirlerini arttırmak ve özellikle de hükümetlerin yardımını sağlamak olduğunu söyledikten sonra Ankara için en çok üzerinde durduğu projelerin “Ankara’nın doğal gazla ısıtılmasının Enerji bakanlığı ile elele vererek çaresini bulmak, yine büyük sorun haline gelen ulaşım sorununu çözmek, 6 şeritli çevre yolunu yapmak ve son olarak Ankara’nın etrafını yeşil kuşakla çevirmek gibi” çalışmalar olduğunu belirtmiştir (21 Kasım 1973 Milliyet Gazetesi, s.6-7).
Seçim döneminde CHP adayı Vedat Dalokay’la polemikleri ile dikkat çeken ve Dalokay’ın belediyeciliği bilmediğini ileri sürerek, Kocatepe camii projesini de yanlış yaptığını ve Belçika’da bir meyhaneden esinlenerek çizildiğini öne süren Barlas ayrıca Dalokay’ı Ayasofya’ya çan takmak istemekle suçlayarak, seçmenlerden kendisini bir dönem daha seçmelerini istemiştir.
AP İstanbul Belediye Başkan Adayı Dr. Fahri Atabey
Asıl mesleği Tıp Doktorluğu olan Fahri Atabey İstanbul’un halen mevcut belediye başkanı olup, ön seçimlerde aday adayı müteahhit Faruk Ilgaz’ı geçerek yeniden AP İstanbul belediye başkan adayı olmuştur. Yapılan önseçim sonuçlarını şaibeli olmakla suçlayan Ilgaz İstanbul il başkanlığı görevinden istifa ederken, İ. Hakkı Tekinel’i ve Atabeyi sert bir biçimde eleştirmiştir.
Yaptığı basın toplantısı ile projelerini anlatan Atabey, İstanbul 5.5 yılda bir çok hizmet getirdiklerini belirterek yeniden seçildiği taktirde ilk işi olarak İstanbul’daki gecekondulara İmar İskan bakanlığı ile görüşerek tapularını dağıtacağını söylemiştir. Ayrıca yeni dönemde öncelikli yapacaklarını şu şekilde özetlemiştir.
- Alt ve üst geçitlerle, yeni yollar yapmak suretiyle, trafik işaretlerini yeniden düzenleyip, otoparklar açarak İstanbul’un trafik sorununun çözüme kavuşturacağını,
- Şehrin en önemli sorunlarından biri olan kanal işinin ele alınarak acilen çözüme kavuşturulacağını ve İstanbullunun sağlık sorunu ortadan kaldırılacağı,
- DSİ ile yapılacak ortak projelerle, büyük bir sorun haline gelen içme suyu sorunun halledileceğini,
- 1967’de kurulan nazım plan bürosu çalışmalarını bitirdiğini ve İstanbul Nazım İmar planını hazırlandığını, ancak politik bahanelerle belediye meclisine getirilmeyen bu planın önümüzdeki dönem belediye meclisinde ele alınarak ve sonuca ulaştırılacağını,
- Yeniden seçildiği takdirde İstanbul’un çöp sorunu için Avrupa ya uzmanlar göndereceğini ve kapıcılarla işbirliği yaparak şehrin temizliğinin sağlanacağını,
- İstanbul’un trafik sorunu kesin bir biçimde çözmek için bir konsorsiyum kurularak, ilk altı ay içinde öncelikle metronun temeli atılacağını, evvela metronun 7.5 km. birinci kısmı ele alınacağı ve ilk metronun Etiler-Karaköy arasında yapılacağı
- İstanbul’a 100 binlik bir stadyum yapılacağı,
- Yaşlılar için huzurevi, çocuklar için kreş yapılacağı,
- Kurbağalı dere sorunun halledileceği, Kalamış koyunun tamamen temizleneceği,
- Hayvanat bahçesinin bitirileceğini,
- Pahalılıkla mücadele ederek yiyecek fiyatlarında ucuzluk sağlanacağını,
söyleyerek seçmenlerden bu projeler için yeniden görevi kendisine vermelerini istemiştir. Atabey İstanbul’a yaptığı ve yapacağı hizmetleri anlattığı basın toplantısında, son söz olarak yeniden başkan seçilirse evlenmeyeceğini çünkü İstanbul’la evli olduğunu belirtmiştir.
AP İzmir Belediye Başkan Adayı Osman Kibar
İzmir’in iki dönemdir belediye başkanlığını yapan Osman Kibar, bu yıllar içinde İzmir’e çok büyük hizmetler yaptığını İzmir’in bir çok sorununu çözdüğünü belirterek, sözkonusu dönem içinde İzmir’in nüfusunun 2,5 kat arttığını dikkat çekerek şehrin hala önemli sorunları olduğunu belirtmiştir.
Kibar öncelikle, büyük bir sorun haline gelen trafik sorunun çözümü için yeniden seçilirse 7 tane alt ve üst geçit yaparak trafik sorunun çözeceğini öne sürmüştür. Özellikle gecekondu bölgelerine yaptığı hizmetlerle ve asfalt yollarla meşhur olan hatta ismi “Asfalt Osman’a” çıkan Kibar, gecekondulara hizmetin aynen devam edeceğini vaad etmiştir.
İzmir’in önemli sorunlarından olan su sorunu, DSİ ile yapılacak ortak projeler ile çözüleceğini ve 1976 yılının ilk aylarında İzmir’in 24 saat akan suya kavuşmuş olacağını belirtmiştir.
İzmir sembollerinden olan Körfez’in temizlenerek İzmir’e yakışır hale getirileceğini belirten Kibar en çok 3 sene içinde İzmir Körfezinin dibinin görünür hale geleceğini iddia etmiştir.
Yeniden başkan seçildiğinde yeni parklar ve yeşil alanlar oluşturulacağını, çocuk bahçeleri kurulacağını, İzmir’in bir kültür ve sanat şehri haline getirileceğini belirten Osman Kibar Konak sahasının bir kısmının kültür sitesi şekline dönüştürüleceğini vaat etmiştir.
Renkli kişiliği, espirileri ve kendisine oy veren semtlere hizmet götürmesi ile tanınan Osman Kibar, İzmir’de esen CHP rüzgarına rağmen başkanlığı alacağını ve kendisini yaptığı hizmetlerden dolayı en şanslı aday olarak gördüğünü belirtmiştir.
CGP’nin Propaganda Çalışmaları
CGP adına ilk radyo konuşmasını yapan Turan Feyzioğlu yerel yönetimlerin sorunlarından ziyade hükümet sorununa değinerek, biran önce koalisyon görüşmelerinin neticelendirilerek, hükümet krizinin çözülmesi gerektiğini belirtmiştir. Feyzioğlu konuşmasında ayrıca mahalli seçimlerin, bir ideolojik kavga şekline dönüştürülmek istendiğine dikkat çekerek daha çok mahalli sorunlar ve adayların kişilikleriyle ilgili olan mahalli idarelere seçimlerinin onun hedefinden uzaklaştırılmak istendiği belirtilerek, CHP başkanlığında hükümet kurmaya yanaşmayan partilerin çözüm yollarını tıkamaya ve hükümet meselesini çözümsüz bırakmaya hakları yoktur, demiştir.
Daha sonraki radyo konuşmalarında da benzer konular üzerinde duran Feyzioğlu özetle şu konular üzerinde durmuştur “Millet Meclisi Başkanı seçiminin gecikmesinde ve hükümet kuruluşu ile ilgili çalışmaların aksamasında CGP’nin en küçük bir kusuru olmadığını tekrarlamak isterim. CGP her konuda olduğu gibi millet meclisinin biran önce çalışır hale gelmesi ve hükümet kuruluşu konularında her türlü şahıs, parti ve oy hesaplarının üstüne yükselerek meselelere bakmasını bilmiştir” diyerek Türkiye’nin kişisel kavgalarla zaman geçiremeyeceğini acilen hükümet sorunun halledilmesi gerektiğini belirtmiştir.
CGP’li yöneticiler 9 Aralık yerel seçimlerinin 14 Ekim, genel seçimlerinden içeriği itibariyle farklı olduğunu ve iki seçimin ayrı-ayrı değerlendirilmesini isterken, yaptıkları konuşmalarda ve verdikleri demeçlerde yerel yönetimlerin sorunlarından ve yerel seçimlerden daha çok ülke sorunları, 14 Ekim seçiminin sonuçları, koalisyon görüşmeleri, hükümet sorunu üzerinde durmakta, 9 aralık seçim sonuçlarının alınmasından sonra hükümetin daha rahat kurulabileceği görüşünü öne sürmektedirler.
Genel ve yerel seçimlerin çok yakın tarihlerde yapılması, henüz hükümetin kurulamamış, ve meclis başkanını seçilememiş olması partilerin koalisyon görüşmelerinde uzlaşmaz bir tavır içinde olmaları nedeniyle doğal olarak yerel seçimler, genel seçim havasına dönüşmüştür, partilerin bir kısmı bu görüşe karşı çıkıp iki seçimin farklı nitelikte olduğunu belirtmesine rağmen tüm ülke yerel seçimlerin genel seçim özelliğine dönüştüğünü kabul etmektedir. CGP’de iki seçimin farklı olduğunu belirtse de aslında konuşmaları ve demeçleri ile yerel seçimlerin genel seçime dönüştüğünü kabul etmektedir.
CHP’nin Propaganda Çalışmaları
14 Ekim milletvekili seçimlerinden birinci parti olarak çıkan CHP, hükümet kurma çalışmalarının uzaması ve bir netice alınamaması sorununun 9 Aralık yerel seçimleri sonucu aşılacağını ve 9 Aralıkta taşların yerine oturacağını öne sürerek, “Milletin 14 Ekim Atılımını mahalli seçimlerde tamamlayacağını” öne sürmüştür.
Yerel seçim çalışmalarını açış konuşmasında genel başkan Bülent Ecevit “Hükümet sorunundaki engellerin mahalli seçimlerle ortadan kalkacağını” söyleyerek konuşmasında özetle şu konular üzerinde durmuştur; “Halkın yönetime katılması açısından mahalli seçimlerin önemi, genel seçimlerden az sayılamaz. Bu seçimler halkın yönetime katılma hakkının ve isteğinin daha geniş ölçüde karşılanmasını sağlar. Bazıçevrelerde özellikle AP’de 14 Ekim günü milletin yanıldığı, yanlışlık yaptığı sanısı vardır. Bu çevreler milletimizin CHP’ye büyük yöneliğini içlerine sindirememektedirler. Toplumdaki gelişmenin ve CHP’deki değişimin önemini ve boyutlarını kavrayamadıkları, bilincine varamadıkları için CHP oylarındaki artışı bir kaza gibi görmektedirler. Bu nedenle gerek meclis başkanlığı, gerekse hükümetin kuruluş çalışmalarında 14 Ekim seçimlerinin gereklerine uymaktan kaçınmaktadırlar. Bu işlerin bu kadar uzamasındaki başlıca etken bazı çevrelerdeki ve özellikle AP’deki bu eğilimdir” diyerek Adalet Partisini ve onun genel başkanı Demirel’i şiddetle eleştirmiştir.
Ecevit konuşmasına devamla “14 Ekim seçimleriyle beliren millet iradesini kabul etmekte ve değerlendirmekte güçlük çekenler öyle anlaşılıyor ki o seçimlerin sonuçlarını 9 Aralık mahalli seçimlerinin de testinden geçirmeden hükümet kurmak istememişlerdir. Biz 14 Ekim seçimlerinden sonra ortaya çıkan düğümleri milletle birlikte çözeceğiz. Öte yandan Türkiye’deki bozuk düzeni sürdürmek isteyenlerin yarattıkları hayat pahalılığını önleyebilmek bakımından da mahalli seçimler bir büyük fırsattır. Halkçı belediyelerin bütün yurttan işbaşına gelmesi, pahalılıkla mücadeleyi çok kolaylaştıracaktır. Gene CHP’nin halkçı kadrolarının belediyelerde işbaşına gelmesiyle gecekondulular huzur ve güvenlik içinde yaşayabilme, uygarlığın bütün nimetlerinden yararlanabilme olanağına kavuşacaklardır. CHP’nin halkçı kadrolarının il genel meclislerinde çoğunluğu alması ise devlet kaynaklarının ve hizmetlerinin geri kalmış yörelere daha yeterli ölçüde akmasını, kalkınmanın köylüden başlamasını hızlandıracaktır. Böylece halk için, halk iktidarı, tabadan, temelden yükselmeye başlayacaktır” demiştir (28 Kasım 1973 Milliyet).
Yeni genel başkanı Bülent Ecevit ile ilk genel yerel seçimlere giren CHP 9 Aralık seçimlerini, bir genel seçim havasına dönüştüğünü ve 14 Ekimde CHP’nin kazandığı başarıyı hazmedemeyenlerin 9 Aralık seçimleri ile yeniden hüsrana uğrayacağını öne sürerek, kamuoyunu bu düşünce çerçevesinde yönlendirmeye çalışmaktadır.
CHP seçim propagandasını genel anlamda bu düşünceler üzerine oturturken ana tema olarak ise “halkçı belediye” kavramını kullanmaktadır. Açık hava toplantılarında ve radyo konuşmalarında CHP’de, diğer partiler gibi yerel yönetimlerin sorunlarından daha çok 14 Ekim sonrası oluşan sorunlar ve ortam üzerine görüşlerini anlatmakta, 9 Aralık seçimlerinin sonuçları itibariyle genel seçime dönüştüğünü ısrarla vurgulamaktadır.
Radyo konuşmalarında CHP adına konuşan Bülent Ecevit, “14 Ekim bir yanılgı değil diyerek şunları söylemiştir. 9 Aralık mahalli seçimleri genel seçim niteliğine bürünmüştür. Halkın 14 Ekimde ne dediğini anlamayanlar 9 Aralıkta bunu daha iyi anlayacaklardır. 14 Ekim seçimlerinden hemen sonra siyaset Ankara’nın kulislerine kapanmıştır. Halkı en yakından ilgilendiren sorunlar kapalı kapılar ardında fısıltı halinde konuşulmaya başlanmıştır. Halkın sesi ve ağırlığı duyulmaz olmuştur. Halkın istekleri ve dertleri unutulmuştur. CHP bu oyunun dışında olup, siyasetin halktan kopuk hale gelmesine karşı çıkmaktadır. 9 Aralık mahalli seçimleriyle yeni bir aşamaya gelinmiş olacaktır. Bu aşamada ya CHP dışında bir hükümet kurulur, ya da CHP’nin hükümet kurmasına karşı çıkarılan güçlükler, engeller ortadan kaldırılır. ikisi de yapılmazsa CHP milletvekilliği seçimlerinin derhal yenilenmesi için ısrar edecektir. Çünkü başka yol kalmayacaktır. 14 Ekim seçimlerinde halkın ne demek istediğini anlamayanlara halk, 9 Aralıkta bunu bir kez daha anlatacaktır” diyerek yerel seçimlerden kesin başarı ile çıkacaklarını belirtmiştir.
CHP’nin yerel seçimlere ilişkin propaganda faaliyetleri arasında Ak Günler programında belirtilen görüşler az miktarda kullanılırken daha çok güncel sorunlar üzerinde durulmuş, halkçı yerel yönetimler teması sıklıkla vurgulanarak CHP’li belediyelerle halkın birçok sorunun kendiliğinden çözüleceği öne sürülmüştür.
CHP Ankara ve İstanbul belediye başkan adaylarının önseçimsiz merkez ataması ile belirlerken, diğer yerlerde önseçimle belirlemiştir. AP’de olduğu gibi CHP’de de yerel seçimler aslında büyük şehirler bağlamında öne çıkmış ve Ankara, İstanbul, İzmir, Adana gibi büyük illerin seçimlerine daha fazla önem verilmiştir.
CHP Ankara Belediye Başkan adayı Vedat Dalokay
Genel merkez tarafında aday gösterilen Dalokay, mimar olup Bülent Ecevit tarafından CHP’nin yeni yüzünü temsil ettiği belirtilmektedir. Dalokay, AP adayı Ekrem Barlas’tan belediye başkanlığını CHP olarak alacaklarını belirterek, Ankara’nın sorunlarını uzmanlara inceleterek bir rapor haline getiren Dalokay yapacağı ilk iş olarak gecekondu sorununa çözüm getirmek olacağını 220 bin kaçak gecekondu ile ruhsatsız 20 bin binanın bir defaya mahsus olmak üzere affedileceğini belirtmiştir. Dalokay ayrıca AP’li Belediye başkanı Ekrem Barlas tarafından, Kızılay’da yapımına başlanan ancak yarım kalan yer altı geçidini dolduracağını buranın herhangi bir planı ve programı olmadığını söyleyerek Barlas tarafından gösteriş için yapıldığını belirtmiştir.
Barlas’la girdiği polemiklerle ve radikal görüşleri ile gündeme sık-sık gelen Dalokay, Barlas’ın eleştirilerini kahve ağzıyla yapılan eleştiriler olarak gördüğünü ifade ederek, kendilerinin Ankara’ya çağdaş bir yönetim getireceklerini, Ankara’yı AP’nin ve Ekrem Barlas’ın elinden kurtaracaklarını belirtmiştir.
Farklı mekanlarda yaptığı konuşmalarda, Ekrem Barlas’ı şiddetli bir biçimde eleştiren Dalokay, Balasın Ankara’yı susuz bıraktığını, AP’nin ülkeyi perişan etmesi gibi Barlas’ında Ankara’yı perişan ettiğini ve çok kötü yönetim gösterdiğini belirten Dalokay ayrıca Hasköy’de 60 Amerikalının golf oynadığı Golf Klübü sahasının istimlak edilip Altındağ halkına yeni bir gençlik parkı haline getirileceğini, adının ise Altınpark olacağını ifade etmiştir. (6 Aralık 1973 Milliyet)
CHP İstanbul Belediye Başkan Adayı Ahmet İsvan
Ankara Adayı Vedat Dalokay gibi Genel merkezce belirlenen İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan, Robert Kolejinden Bülent Ecevit’in sınıf arkadaşı olup bizzat CHP genel başkanının ricası ve isteğiyle İstanbul Belediye başkanlığına aday olmuştur. ABD’de yüksek tahsilini tamamladıktan sonra Yalova’da çiftçilik yapmakta olan İsvan’ın annesi Ulviye İsvan Demokrat Parti’nin Beyoğlu Belediye Meclisi üyesi olup Menderes hayranı olduğu ileri sürülmüştür.
İstanbul’a belediye başkanı seçildiğinde öncelikli yapacaklarını anlatan İsvan şu sorunlar üzerinde durmuştur : “Öncelikle İstanbul’da gecekondularda oturanlar bugüne kadar haklarına düşen hizmeti alamamışlar hep ikinci sınıf insan muamelesi görmüşlerdir. Ayaz Paşada sular sürekli akarken gecekondu semtlerinde çeşme bir sorun olarak kalmış, bu semtlere en hurda otobüsler işlerken, bazı semtlere en yeni otobüsler konmuştur. Bu piramidi tersine çevirerek hizmetlerin insan hakları açısından ele alınması sağlanacaktır”.
Hizmetlerde açıklık ilkesi benimsenerek her şeyin vatandaşların bilgisi dahilinde yapılması temin edileceği, özellikle imar planları vatandaşların bilgisine açık olacağı belirtilmiştir. İsvan İstanbul’a ilişkin projelerini özetle şöyle sıralamıştır. Eski bir tarih ve kültür merkezi olan İstanbul’da tarihi yapılara karşı gerekil önem verilecek, tarihi eserlerin oldu bittiye getirilerek yok olması engellenecektir.
Sosyal konutlar daha geniş imkanlarla ele alınarak, geçmişte olduğu gibi politik amaçlarla değil, hizmet amacıyla ihtiyaç sahipleri belirlenerek modern mahallerin kurulmasına çalışılacaktır.
İstanbul’un önemli bir diğer sorunu olan su sorunu ileri ki yıllar için planlar yapılarak gerekli tedbirler alınarak su sorunu kökten halledilecektir. İsvan, İstanbul’a metro yapılmasına kişisel olarak karşı olmadığını ancak konumun çok teknik bir mesele olduğunu, şehircilik uzmanlarından danışmanlık olarak etüt edeceğini bu konuda hükümetten ve uluslararası bazı kuruluşlardan gerekli yardımlar sağlanacağı belirtilmektedir. Metro sorunuyla ilgili olaraktrafik sorunun çözümünde belediye üzerine düşen görevi yerine getirecek yeni yolların açılması ve yeni otopark alanlarının kurulmasına öncelik verilecektir.
Etkin bir belediye yönetimi ile ekmek sorunu kendiliğinden halledilecektir. Gerçekçi bir kontrol sistemi ile ekmeğin belirlenen gramaj ve kalitede vatandaşların eline ulaşması sağlanacaktır.
Belediyenin tam olarak görev alanına girmemekle birlikte en azından İstanbul içindeki pahalılıkla mücadele edilecektir. İstanbul’da oluşturulacak erdemli bir yönetim kadrosu ile fahiş fiyattan mal ve hizmet satanlar etkin bir biçimde belediyece kontrol edilecek, İstanbul halkının yüksek fiyattan mal ve hizmet almasının önüne geçilecektir.
İsvan, kültür – sanatla ilgili görüşlerini ise şöylece sıralamıştır, İstanbul belediyesi şehir tiyatroları ve konservatuvarının sanat anlayışı bakımından bağımsız olması gerektiğini öne sürmüştür. Halkın şikayetlerini ciddiyetle değerlendirecek bir büro kurularak belediye hizmetlerinin murakabesi sağlanacağı, bütün bu projelerin gerçekleştirilebilmesi öncelikli ciddi bir yönetim anlayışına ihtiyaç vardır. Bu da belediye başkanından başlar. Bütün görevlilerin halkla hizmet anlayışı içinde olmaları, görevlerine ciddiyet ve samimiyetle sarılmaları icap etmektedir. Ayrıca tüm bu işlerin gerçekleşmesi için mali kaynak sorunun çözülmesi gerekmektedir. İstanbul’un kaynak sorunu yalnız bu kentin kaynak sorunu değil bütün Türkiye’nin sorunu olduğunu belirtmiştir.
İsvan İstanbul’a ilişkin projelerini ve hedeflerini bu şekilde sıralarken felsefelerinin bilimin ışığı ve ciddiyet olduğunu, İstanbul’un mevcut yönetimi ile biriken sorunların altında kaldığını, çağdaş ve halkçı bir yönetime ihtiyaç olduğunu öne sürmüştür. İsvan seçim sürecinde AP adayı Fahri Atabey’le kıyasıyla bir mücadeleye girmiş ve Atabeyi İstanbul’u İstanbulluya layık biçimde yönetemediği için şiddetle eleştirmiş ve 10 Aralık sabahı bu dönemin kapanacağı yeni bir dönemin açılacağını öne sürmüştür.
CHP İzmir Adayı İhsan Alyanak
Mühendis kökenli olan, İzmir CHP belediye başkan adayı İhsan Alyanak belediye başkanlığı seçimlerine ilişkin projelerini açıklayarak “yoksul insanlara dönük belediye düzeni kuracağını” ifade ederek projelerini şu şekilde sıralamıştır: “Toplum değişmelerine, gelişmelerine yön veren bir partinin belediye başkanadayıyım. Kurmayı tasarladığım belediye yönetimi düzeni halka dönük özellikle yoksul ve sıkıntı çeken insanlarımıza dönük bir belediye düzeni olacaktır. Ortanın solundaki İzmir Belediye yönetimini halktan yana olarak halkla beraber olacağız” diyerek OsmanKibar’ın belediye yönetiminin başarısız bir yönetim olduğunu iddia etmiştir.
Belediye başkanı seçilirse yapacaklarını şu şekilde sıralayan Alyanak “Belediye başkanı seçilirsem yardıma en çok ihtiyaç olan insanların semtlerine öncelik vereceğini en çok hizmetin buralara gideceğini, yoksul gecekondu insanının çilesi ve İzmir’in kronikleşen su sorunun çözümü en birinci uğraşımız olacaktır” diyerek İzmir’i mutlu bir azınlığa kokteyller, ziyaretler düzenlenen bir kent olmaktan çıkaracağını ve bir bilim şehri haline getireceğini belirterek İzmir körfezini kurtarmak için her çareye başvuracağını öne sürmüştür. Belediye hizmetlerinde toplumsal adaletin adil olacağını, vurguncular ve spekülatörlerle sonuna kadar mücadele edeceğini” ifade etmiştir.
Alyanak, gecekondu sorunun çözümünün çok katlı sosyal meskenler kurularak, trafik sorunun alt ve üst geçitlerle çözüleceğini, şehir ve çevre sağlığını ele alıp çöp sorunun kökten halledileceğini lüks harcamalara son verileceğini, yol, su, elektrik, kanalizasyon, asfalt sorunlarının çözümlemek için köklü adımlar atılacağını, çöle dönen İzmir’in yeşil İzmir’e dönüştürüleceği belirtilmiştir.
İki dönemdir İzmir belediye başkanlığı yapan AP adayı Osman Kibar karşısında şans tanınmayan İhsan Alyanak, İzmir’i Kibar’ın çağdışı yönetim anlayışından kurtaracaklarını ve halkçı yönetim anlayışını İzmir’e hakim kılacaklarını belirtmiştir. Kibar’ın partizanca uygulamasını eleştirerek belediyenin adalet üzere olmasını isteyen Alyanak, Kibar’ın belli çevrelere hizmet götürdüğünü öne sürmüştür.
DP’nin Propaganda Çalışmaları
Demokratik parti yöneticileri de diğer parti yöneticileri gibi 9 Aralık yerel seçimlerinden daha çok 14 Ekim genel seçimleri sonrası oluşan duruma ilişkin yorum ve değerlendirmelerde bulunarak, hükümetin acil olarak kurulması ve meclis başkanının hemen seçilmesi gerektiği üzerinde durmuşlardır.
DP adına ilk günkü radyo konuşmasını yapan Ferruh Bozbeyli konuşmasında “sağ koalisyonun kurulması gerektiğini” tekrarlayarak şöyle devam etmiştir ”AP’de, MSP’de CHP’de ortak olmak istediler ama olamadılar. DP ise CHP’nin muhalefette kalacağı ve mutlaka sol karşısında bir sağ koalisyonu kurulması gerektiğini ısrarla savunmuştur. Her çeşit rengiyle soldaki derli-toplu görünüş karşısında sağdaki dağınıklığın bertaraf edilmesi ve bir sağdayanışmanın meydana gelmesi için gün bugündür. Yarın geç kalmış olabiliriz. Şimdiye kadar Türkiye’de sağ’ı solcular tarif etmişlerdir, onu amaç gibi, yobazlık gibi göstermeye çalışmışlardır. Hayır sağ’ı sağcılar tarif edecektir.” diyerek yerel seçimlerden ziyade sağın birleşmesi konusu üzerinde durmuştur.
DP adına daha sonra konuşan Cevat Önder ise Bozbeyli gibi yerel seçimler yerine genel ülke sorunlarından ve sistem tartışmalarından bahsederek şöyle demiştir “Anayasamıza göre siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Çok partili demokratik rejim bir bakıma liderler rejimidir, kamuoyu bir siyasi teşekkülü başında bulunan şahıs ile görür ve onu lideri değerlendirir. Biz şahıslarla uğraşmıyoruz, şahsiyetçilik yapmıyoruz, ancak hem Demirel, hem Erbakan, bugün söylediklerini birgün sonra inkar ederek şaka yaptık diyorlar, bu ciddi devlet adamlığına yakışmaz yalanla politika olmaz.”
1963 Seçimlerinde İstanbul Belediye Başkanı seçilen ancak zamanında görevinden istifa etmediği için Belediye Başkanlığı iptal edilen ve başkanlık görevi CHP adayı Haşim İşcan’a verilen, DP İstanbul belediye başkan adayı Avukat Nuri Eroğan ise, yaptığı radyo konuşmasında, kendilerinin yönetiminde İstanbul’un tüm sorunlarının çözüleceğini ve İstanbul’un İstanbullulara yaraşır bir şehir haline getirileceğini belirtmiştir.
AP ile yürüttüğü şiddetli çatışma ve söz düellosu ile kamuoyunun gündemine gelen Demokratik Parti hem genel seçimlerde hem de yerel seçimlerde kendi programını anlatmaktan daha çok AP ve genel başkanı Süleyman Demirel’i eleştirerek politika yapma yoluna gitmiştir. AP’yi DP’nin mirasına ve zihniyetine sahip çıkmakla eleştiren DP tüm geleceğini AP ve Süleyman Demirel’in şahsiyeti üzerine kurmuştur. Ülkenin içinde bulunduğu durumun sağ’ın dağınıklığından ve Süleyman Demirel’in şahsından kaynaklandığını düşünen DP sağın bileşmesinin önündeki en büyük engel’in Süleyman Demirel olduğunu iddia etmiştir.
MP'nin Propaganda Çalışmaları
MP adına radyoda konuşan genel başkan Cemal Tural, 14 Ekim seçim sonuçlarını yorumlayarak şunları söylemiştir, “Sizin görev verdiğiniz partiler, milli iradenin emrettiği hükümeti kuramadılar yada kurmadılar. Millet meclisini işlemez hale getirdiler. Siz hiçbir partiye yalnız başına iktidar olma vazifesi vermediniz. Fakat CHP ile AP birleşik iktidar vazifesi yüklediğinizi oylarınızla anlattınız. Bu partiler milli iradenin istediğini yerine getiremedikleri gibi MSP ve DP’de hükümetin kurulmaması için her türlü karıştırıcılığı yaptılar. Şimdi bütün bu yanlış davranışlı partiler, sizin önünüzde sizden mahalli seçimler için oy istiyorlar. Elbetteki derslerini verecek ve sizi aldatanları pişman edeceksiniz”. MP genel başkanı Cemal Tural diğer partileri samimiyetsiz davranmakla suçlayarak, ülkenin bir kaos ortamına sürüklenmesine müsaade edildiğini belirterek çözümün CHP – AP koalisyonu olduğunu söylemiş ve genel ülke sorunları üzerinde durmuştur.
MHP’nin Propaganda Çalışmaları
MHP adına ilk günkü radyo konuşmasını yapan genel başkan Alparslan Türkeş’de diğer genel başkanlar gibi konuşmasının büyük bir bölümünde hükümet kurulması çalışmalarına değinerek hükümeti bir türlü kuramayan partileri eleştirmiştir. Konuşmasında daha sonra belediyelerin sorunları üzerinde duran Türkeş şunları söylemiştir. “Bugün hangi vatandaşımız belediyelerden memnundur? Bazı sorumsuz kişilerce bazı belediyeler rüşvetsiz iş yapmaz duruma gelmiştir. Belediye kapısı vatandaşlar için bir zulüm kaynağı haline gelmiştir. Belediyelerde çalışan ve bu müesseselerden maaş alan bazı açıkgözler, inşaat müteahhitliği yapmakta, usulüne uygun olmayan, oturulmaz tehlikeli olan çürük, ruhsatsız yapılmış binalara nüfuzlarını kullanarak ruhsat alıp vatandaşlarımızı zarara uğratmaktadırlar.” dedikten sonra CHP’nin ülkedeki komünist güçleri cesaretlendirdiği ve düzen değişikliği fikri ile bu güçlere arka çıktığı belirtilerek, CHP şiddetli bir biçimde eleştirilmiştir.
İkinci günkü radyo konuşmasında MHP adına konuşan genel başkan yardımcısı Gün Sazak, CHP’ye azınlık hükümeti kurdurulmamasını ve Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün cesur davranması gerektiğini öne sürerek şöyle demiştir: ”Gelecek hükümetin ne zaman kurulacağı belli değildir. Bugün çözülemeyen meselelerin yükünü de köylü ve dar gelirli vatandaş çekmektedir. Memlekette halen tuz sıkıntısı vardır, asgari geçim imkanı kalmamıştır. diyerek CHP’nin tarihi hüviyetinin örtüsü altında her çeşit solu saklayan bir parti görünümünde olduğunu ve bu partinin aldığı %33’lük oy oranıyla çoğunluk üzerinde tahakküm kurmaya çalıştığını ileri sürmüştür.
Daha sonraki günlerde MHP adına konuşan Mustafa Kemal Erkovan ise diğer partilerin gecekondulara üvey evlat muamelesi yaptıklarını ve buralarda yaşayan insanların pek çok sorunu olduğunu belirterek gecekonduların ancak seçimden seçime oy karşılığı tapu dağıtmak için hatırlandığını ve zaten kıt ve verimsiz olan belediye hizmetlerinden hiç faydalanamadığını ifade ederek MHP olarak kalkınma sürecinde belediyelere büyük görevler düştüğünü, gecekondu sorunun ise ancak şehre göç eden insanların verimli işlerde istihdamı ile çözülebileceğini ve böylece bu insanların şehir hayatına intibaklarının kolaylaşacağını sanayi planları ile belediyelerin şehirleşme planlarının bir araya getirilerek milli plan içinde değerlendirilmesi gerektiğini öne sürmüştür.
MSP’nin Propaganda Çalışmaları
9 Aralık yerel seçimlerine diğer partilerden ayrı bir yerel seçim beyannamesi hazırlayarak giren MSP bir yandan yerel seçimlerde tek çıkar yolun belediyelere milli görüşün getirilmesini isterken diğer yandan genel seçim sonuçlarını tartışmaya devam etmektedir. 3 Aralık günü yaptığı radyo konuşmasında MSP genel başkanı Necmettin Erbakan, 9 Aralık seçimlerinde bir zafer kazanacaklarını öne sürerek solcu görüşle liberal görüşü eleştirmiş MSP’nin bağlı olduğu milli görüşü savunarak özetle şunları söylemiştir. “Kurtuluş, saadet ve selamet ne solcu görüştedir ne liberal görüştedir. Tek çıkar yol milli görüştür. Milli görüş topyekun kalkınmamızı engelleyen devlet bütçesinin büyük bir kısmının verimli olmayan sahalara harcayan israfı ortadan kaldıracaktır. MSP fakirden dar gelirliden vergiyi kaldıracaktır. Bunun içinde vergiyi kârdan değil, anayasaya uygun hale getirerek mali gücü olandan alacaktır. Liberal zihniyet büyük toplulukları sömürme yolunu takip etmiştir. Bu komünizmin işine yarayan bir tatbikat olmuştur. MSP halkı ezen sömürücü faizi kaldıracaktır.” diyerek MSP dışında tüm partileri düzenin partileri olmakla suçlayan Erbakan yerel seçimlerede değinerek, mevcut şehirleri biz tesis edeceğiz, bugünkü haliyle şehirlerin bir arı kovanı gibi gürültülü, bir maden ocağı gibi kirli olduğunu belirtmiştir.
14 Ekim seçimlerinden büyük başarı elde ederek çıkan MSP seçim sonrası kurulacak CHP – MSP koalisyonuna ilişkin bir ileri – bir geri adımlar atarak hem kendi tabanını, hem de kamuoyunu bu koalisyona hazırlamak ayrıca yerel seçim sonuçlarında CHP ve AP’nin başarısına bakarak karar vermek istemiş ve yerel seçimlerin bir genel seçim havasına dönüştüğünü diğer partiler gibi MSP’de kabul etmiştir.
TBP’nin Propaganda Çalışmaları
TBP adına konuşan genel başkan Mustafa Timisi yerel seçimlerden çok genel seçim sonuçları üzerinde durmayı tercih ederek özellikle hükümet sorununa değinmiştir. Timisi partisinin seçimlere katılmadığı çevrelerde ilerici aydınları destekleyeceğini belirtmiş, genel seçim sonuçlarını yorumlayarak, hükümet kurulamaması konusu üzerinde durarak özetle şunları söylemiştir. “Bugün TBMM’de MSP’nin yerinde biz olsaydık hükümeti çoktan kurmuş, zaman kaybedilmeden ülke sorunlarına büyük bir süratle değinilmiş olunurdu ilerici ve gerçekten Atatürkçü orta sol CHP ile toplumun devrimci demokratik sol TBP çok rahatlıkla bu koalisyon hükümeti kurabilirdi, demiştir.
TBP bazı yörelerde CHP’li adayları destekleme kararı olarak sağ ittifaka karşı bir sol ittifak arayışı içerisine girmiş gözükmektedir. TBP günün koşulları gereği 9 Aralık seçimlerinin bir genel seçim havasına dönüştüğünü, bu seçimlerden de 14 Ekim seçimlerinde olduğu gibi ilerici sol partilerin önde çıkacağını belirtmiştir. TBP adına 7 Aralık günü radyo konuşmasını yapan Ankara il başkanı Seyfi Oktay, hükümet çalışmalarına ve seçim sonuçlarının değerlendirilmesine değindikten sonra mahalli idarelerin bozuk düzenin örneği olduğunu belirterek şöyle devam etmiştir. “Tam bir çıkmaza sokulan mahalli idareler çoğu kez güçlü yöneticilerden mahrum kalmışlardır. Hangi açıdan bakarsak bakalım mahalli idareler bozuk düzenin belirgin örneğini teşkil etmektedirler. Mahalli idareler mevzuatı çağın gereklerine uygun bir şekilde acilen temelden ve yeniden düzenlenmelidir. Bunun çıkarcılar, revizyonist politikacılar gerçekleştiremez. TBP olarak belediye başkanlıkları seçimlerine katılmadığımız yerlerde devrimci kişileri destekliyoruz.” diyerek Mustafa Timisin’in konuşmasına benzer bir konuşma yapmıştır.
V- SEÇİM SONUÇLARI
14 Ekim Milletvekili genel seçimlerinden 55 gün sonra 9 Aralık 1973 günü yapılan yerel yönetim seçimlerine 8 parti katılmıştır. Seçimler, AP İstanbul belediye başkan adayı ve eski belediye başkanı Fahri Atabey’in deyişiyle 14 Ekim seçimleri doğrultusunda neticelenmiştir.
67 il, 554 ilçe, 1002 bucak olmak üzere toplam 1623 belediye başkanı, 1723 il genel meclisi üyesi, 22.132 Belediye Meclisi üyesi, 43.289 köy ve mahalle muhtarının, toplamda ise 68.767 yerel yöneticinin seçildiği seçimlerde, 8.567.524 seçmenin 4.798.437’si oy kullanmıştır. 9 Aralık yerel seçimlerine, 14 Ekim’de genel seçimlerin yapılmış olması, mevsim şartlarının pek müsait olmaması, yerel yönetimlerin işlevlerinin ve önemlerinin tam olarak anlaşılmaması ve değişik bir kısım nedenlerden dolayı katılım Cumhuriyet tarihinin en düşük katılımının olduğu seçimlerden birisi olmuş ve katılım %56.0 oranında gerçekleşmiştir.
9 Aralık seçimleri, hızla kentlileşen ve endüstrileşen yeni Türkiye’nin, yeni yüzü ve değişen istemleri olarak sonuçlanmış, hemen-hemen tüm endüstri şehirlerinde CHP, AP’ye karşı büyük bir üstünlük sağlamıştır. Seçim sonuçları, 14 Ekim’den sonra büyük başarı elde eden CHP’de sevinçle karşılanırken, AP ihtiyatlı davranarak kırsaldan gelecek sonuçları beklemeyi yeğlemiş, daha sonra ise 14 Ekim sonuçlarına göre parti olarak oylarını toparlamaya başladıklarını belirtmişlerdir. Seçim sonrası verilen ilk demeçlerde AP genel başkanı Süleyman Demirel, sonuçları değerlendirmek için vaktin erken olduğunu belirtirken, DP grup başkan yardımcısı Cevat önder “Yerel Seçimlerin sonuçlarına göre AP’nin 14 Ekim seçimleriningerisine gittiğini söylemiştir. CHP genel başkanı Bülent Ecevit ise 9 Aralık seçim sonuçlarının, “hızlı bir değişim içindeki Türk toplumunun sorunlarına yeni tutumuyla cevap veren ve umutları üzerinde toplayan partinin CHP olduğunun bir kez daha CHP olduğu görülmüştür” demiştir. Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Eskişehir başta olmak üzere 33 ilde belediye başkanlığını kazanan CHP’nin Ankara, İstanbul belediye başkanları sonuçları, yeni CHP’ye ve genel başkanı Bülent Ecevit’e duyulan güvenin tazelenmesi olarak yorumlamışlardır. Seçimlerde CHP 33, AP 22, MSP 3, DP 1, Bağımsızlar 8 ilde belediye başkanlığını kazanmıştır.
| Partiler |
1968 İl Genel Meclisi Sonuçları |
1969 Genel Seçim sonuçları |
1973 İl Genel Meclisi Oy Oranları % |
| AP |
49,1 |
46.5 |
32,3 (-16.3) |
| CHP |
27,9 |
27.4 |
37,2 (+ 9.23) |
| CGP |
6.6 |
6.6 |
7,3 |
| DP |
- |
- |
10,8 |
| MP |
3.5 |
2.7 |
0,2 |
| MHP |
1.0 |
3.0 |
1,3 |
| MSP |
- |
- |
6,2 |
| TBP |
1.6 |
2.8 |
0,5 |
| Bağımsızlar |
6,8 |
5.6 |
8,9 |
Kaynak : Bülent Tanla, Türkiye’nin Siyasal Haritası (1950 – 1955), TBMM Basımevi, 1997, Yankı Dergisi 17-23 Aralık 1973, s.11
İki dönemdir İzmir Belediye Başkanlığını yürüten Osman Kibar İzmir’de “Alyanak”a değil Karaoğlana (Bülent Ecevit) yenildiğini, bundan sonra İzmir’in sorunlarını gelsin Karaoğlan çözsün diyerek” sonuçları şaşkınlık ve kızgınlıkla karşılamıştır. İstanbul adayı Fahri Atabey ise, sonuçların genel seçimler doğrultusunda neticelendiğine dikkat çekerek İsvan’a yeni görevinde başarılar dilemiştir. Seçim öncesi polemikleri ile gündemi oluşturan Ankara CHP adayı Vedat Dalokay ve AP adayı Ekrem Barlas seçimlerden sonrada tartışmaya devam etmişler, Dalokay’ın belediyeyi 1 milyar borçla devir aldım demesine, Barlas, Dalokay’ı bu konuları televizyonda açıkoturumda tartışmaya davet etmiştir.
1968 seçimlerine oranla CHP’nin illerdeki belediye başkanlığı sayısı 12 ilde artarken, AP 11 ilde belediye başkanlığını kaybetmiştir. Nüfusu yüksek, sanayileşmiş yerlerde CHP, AP’ye karşı büyük bir üstünlük sağlamıştır. İstanbul’da CHP belediye başkan adayı Ahmet İsvan belediye başkanlığı oylarının %64’ünü alırken il genel meclisinde CHP %55.7 oranında bir oy alarak 14 Ekim’e göre %6, 1968 il genel meclisine göre ise %25.5 oranında oyunu arttırmıştır. Tabloda da görüldüğü gibi AP 1968’den 1973’e il genel meclisi oy oranında %16.3 oranında bir oy kaybederken CHP aynı dönemde %10’a yaklaşan bir artış elde etmiştir. Bu duruma AP’nin 41’ler olayı ile bölünmesi ve 12 Mart müdahalesine maruz kalmasıyla güç kaybetmesinin yanında, CHP’nin yeni bir genel başkan ve yeni bir programla halkın karşısına çıkmasıyla birlikte ekonomik ve sosyal göstergeleri ile yeni bir Türkiye’nin değişen toplumsal taleplerin etkisi olduğu öne sürülmüştür.
Altan Öymen seçim sonuçlarını, CHP’nin yeni bir zaferi olarak yorumlarken Ecevit’in umut olarak yükseldiği ve eski yüzlere karşı yeni bir nesli temsil ettiğine dikkat çekerek 9 Aralık seçim sonuçlarının hükümetin kuruluşunu kolaylaştıracağını söylemiştir. Öymen MSP’nin bu seçimlerde başarısız olduğunu, AP’nin ise 14 Ekim’e nazaran oylarını nispeten toplarken büyük şehirlerdeki yenilgisine işaret etmiştir.Özellikle İzmir’de “efsane” belediye başkanı haline gelen Osman Kibar’ın CHP adayı İhsan Alyanak’a karşı kaybetmesini AP için önemli bir yenilgi olduğuna işaret etmiştir. Yeni Türk toplumunun gelişen ve hızla değişen kentsel kesiminin ağırlığını yeni sosyal güçler doğrultusunda ortaya koyması Türkiye ve CHP için 1973 yerel seçimleri sonuçları bağlamında fevkalade önemli bir gelişme olarak (Gevgilili 11 Aralık 1973 Milliyet: s.9) yaşanan sürecin sadece seçimler düzeyinde kalmayacağı bu gelişmelerin bütün toplumu ve kurumları etkileyeceği öne sürülmüştür. 1973 Yerel seçimleriyle büyük kentlerin yönetimi ilk kez sosyal demokratların (CHP) eline geçti. 1969 genel seçimleriyle muhafazakar partilere oylarını vermekten ağır-ağır vazgeçen gecekondu kesimleri 1973seçimlerinde büyük bir ekseriyetle oylarını CHP’ye verdiler. Kent yönetimlerinde iktidar sosyal demokrat yönetimlere geçerken 1973-1977 dönemi içerisinde CHP- MSP koalisyonu hariç merkezi yönetimin muhafazakar partilerin elinde olması ilk defa merkezi yönetim – yerel yönetim çelişkisini doğurarak, yerel yönetimleri ve yerel yönetimlerin mali kaynak ve vesayet sorununu ülke gündemine oturtmuştur (Gülöksüz- Tekeli 1990:374).
1973 Yerel seçimleri ile başlayan ‘şenlikli‘ belediyecilik anlayışı geleneksel belediyecilik anlayışını yıkarak başlangıçta bu anlamda programları olmayan ancak zaman içindeki uygulamayla ortaya çıkan yeni bir belediyecilik anlayışının doğmasına yol açmıştır. Bu anlayışın ilk ipuçları 26 Ocak 1974 yılında kurulan CHP-MSP koalisyon hükumetinin programında görülmektedir. Programda özetle, kentlerde çarpık büyümeyi ve çevre sorunlarını önlemeyi, kentler dışında uydu kentler kurmayı, gecekonduları yasallaştırmayı, kalkınma planları ile şehir planlanmasının rasyonel bir ilişki içinde sürdürülmesi vb.gibi konular üzerinde durulmuştur.
İllerin Belediye Başkanları Düzeyinde 1968 ve 9 Aralık 1973 yerel seçimlerinin sonuçları aşağıdaki gibi olmuştur (1973 Seçimlerinin ilçeler düzeyindeki sonuçları ise eklerde yer almaktadır
| İL |
1968 Belediye BaşkanlığıSeçimi sonucu |
1973 Belediye BaşkanlığıSeçimi sonucu |
| Adana |
CHP |
CHP (Ege Bagatur) |
| Adıyaman |
AP |
MSP (Kemal Kocatürk) |
| Afyon |
AP |
Bağımsız (Sami Öznur) |
| Amasya |
AP |
AP (Naci Altınay) |
| Ankara |
AP |
CHP (Vedat Dalokay) |
| Antalya |
AP |
CHP (Selahattin Tonguç) |
| Artvin |
CHP |
CHP (Kaya Keleş) |
| Aydın |
AP |
AP (Cevat Eldemir) |
| Balıkesir |
Bağımsız |
AP (Muzaffer Işık) |
| Bilecik |
CHP |
CHP (İsmail Afak) |
| Bingöl |
CHP |
CHP (Sait Ayman) |
| Bitlis |
AP |
Bağımsız (Adil Şerefhanoğlu) |
| Bolu |
AP |
AP (Muzaffer Işık) |
| Burdur |
AP |
CHP (Hüseyin Otan) |
| Bursa |
AP |
CHP (Nejdi Kumkuleli) |
| Çanakkale |
CHP |
AP (Hayati Çağlayan) |
| Çankırı |
Bağımsız |
CHP (Turhan Kılınçoğlu) |
| Çorum |
AP |
CHP (Hüseyin Gönüllü) |
| Denizli |
AP |
CHP (Oktay Kalfagil) |
| Diyarbakır |
CHP |
AP (Şevki Arman) |
| Edirne |
AP |
AP (Adnan Orakçıoğlu) |
| Elazığ |
Bağımsız |
AP (Adnan Orakçıoğlu) |
| Erzincan |
AP |
AP (Nemi Muratoğlu) |
| Erzurum |
AP |
CHP (Orhan Şerifsol) |
| Eskişehir |
AP |
CHP (Selami Vardar) |
| Gaziantep |
AP |
CHP (Kaya Turgay) |
| Giresun |
CHP |
CHP (A. Rıza Erkanlı) |
| Gümüşhane |
CHP |
CHP (Sabahattin Aytaç) |
| Hakkari |
CGP |
AP (Mehmet Sait Atay) |
| Hatay |
AP |
AP (Mahmut Yanaray) |
| Isparta |
AP |
AP (Fuat Uyar) |
| İçel |
AP |
CHP (Kaya Mutlu) |
| İstanbul |
AP |
CHP (Ahmet İsvan) |
| İzmir |
AP |
CHP (İhsan Alyanak) |
| Kars |
CHP |
AP (Turhan Çelebi) |
| Kastamonu |
AP |
CHP (Mustafa Kasım) |
| Kayseri |
AP |
CHP (Niyazi Bahçeçioğlu) |
| Kırklareli |
Bağımsız |
AP (Mehmet Akyürek) |
| Kırşehir |
Bağımsız |
CHP (Osman Baycan) |
| Kocaeli |
CHP |
CHP (Erol Köse) |
| Konya |
AP |
DP (Yılmaz Kulluk) |
| Kütahya |
AP |
AP (Abdurrahman Karaç) |
| Antalya |
CHP |
CHP (Nuri Nebioğlu) |
| Manisa |
AP |
AP (Ertuğrul Dayıoğlu) |
| K. Maraş |
CHP |
AP (Emir Mahmutoğlu) |
| Mardin |
AP |
Bağımsız (Murat Sadioğlu) |
| Muğla |
AP |
CHP (Erman Şahin) |
|