REKLAM VERMEK İÇİN TIKLAYINIZ...

 06 OCAK, SALI

ARAMA:

 YerelNET Yerel Yönetimler Portalı
 Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün hizmetidir.

ANA SAYFA HAKKIMIZDA KONUK DEFTERİ İLETİŞİM SİTE HARİTASI

Uzmanlar İçin   

 
 
 
 

SEÇİM CONUÇLARI DEĞERLENDİRMESİ 1984 YILI RAPORU

Hazırlayan: Mustafa ŞENER

  • 25 Mart 1984 tarihinde yapılan seçimler, 12 Eylül ara rejiminden sonra yapılan ilk yerel seçimlerdir. Bu seçimlerin sonunda yerel yönetim birimlerinin organlarına 12 Eylül rejiminin atanmışlarının yerine yeniden seçilmişler geçmişlerdir.
  • Seçimlere altı siyasal parti katılmıştır: Anavatan Partisi (ANAP), Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP), Doğru Yol Partisi (DYP), Halkçı Parti (HP), Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) ve Refah Partisi (RP).
  • İktidardaki Anavatan Partisi seçimlerden birinci parti olarak ve önemli bir oy desteğiyle çıkmıştır.

25 Mart 1984 tarihinde yapılan seçimler, 12 Eylül ara rejiminden sonra yapılan ilk yerel seçimlerdir. Bu seçimlerin sonunda yerel yönetim birimlerinin organlarına 12 Eylül rejiminin atanmışlarının yerine yeniden seçilmişler geçmişlerdir.

Seçimlere altı siyasal parti katılmıştır: Anavatan Partisi (ANAP), Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP), Doğru Yol Partisi (DYP), Halkçı Parti (HP), Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) ve Refah Partisi (RP).

İktidardaki Anavatan Partisi seçimlerden birinci parti olarak ve önemli bir oy desteğiyle çıkmıştır.

SEÇİM MEVZUATI

Bilindiği gibi Türkiye’de demokrasi 12 Eylül 1980 tarihinde bir askeri darbe ile kesintiye uğratıldı.

Parlamento ve hükümeti dağıtan, ilk elde siyasi partilerin faaliyetlerini durduran (daha sonra bütün partiler kapatılacaktır) askeri rejim, çok geçmeden yerel yönetimler için de aynı yola başvurdu. Önce 25 Eylül 1980 tarihli ve 2303 ve2304 sayılı yasalarla (RG. 29.9.1980- 17120), seçimle gelmiş olan belediye başkanları görevlerinden alındı; il genel meclisleri ile belediye meclisleri de feshedildi. Sonra da Milli Güvenlik Konseyinin atama yoluyla kurdurduğu hükümetin İçişleri Bakanı yeni belediye başkanlarını atamaya başladı. (Tanör, B., K. Boratav ve S. Akşin (1995), “Türkiye Tarihi 5, Bugünkü Türkiye 1980-1995”, Cem Yayınevi, İst.)

Böylece 25 Mart 1984 tarihinde yapılacak yerel yönetim seçimlerine kadar belediyeler atanmışlar tarafından yönetildi.

1982 Anayasası ve Yerel Yönetim Seçimleri

Ancak bu seçimlere geçmeden önce yine askeri rejimin bir ürünü olan 1982 Anayasasının yerel yönetimlerle ilgili düzenlemelerine kısaca değinmekte yarar var. !982 Anayasası yerel yönetimlerle ilgili düzenlemeler açısından çoğu noktada 1961 Anayasasını tekrar etmiştir. Ancak kimi önemli farklılıklarda getirmektedir ki, çalışmamızın konusu açısından üçüne değinmek zorunluluğu vardır.

Söz konusu farklılıklardan ilki, yerel yönetimlerin karar organlarının seçimiyle ilgilidir. 1961 Anayasası bu konuyu yerel yönetimleri tanımlarken oldukça kesin bir hükme bağlamıştı: Yerel yönetimler, “il, belediye veya köy halkının mahalli ihtiyaçlarını karşılayan ve genel karar organları halk tarafından seçilen kamu tüzel kişileridir”. Oysa,

“1982 Anayasası ise, aynı noktada, sanki genel karar organlarının başka bir biçimde, örneğin katılımı sınırlandırılmış seçimler yoluyla oluşturulabileceği izlenimini veren bir bulanıklık taşıyor: Yerel yönetimler, ‘il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir’ (127. Madde)” (Soysal, M (1986), “100 Soruda Anayasanın Anlamı” Altıncı basım, Gerçek Yayınevi, İstanbul)

1982 Anayasasının konumuz açısından 1961 Anayasasına göre getirdiği ikinci değişiklik yerel yönetim seçimlerinin periyoduyla ilgilidir. Eski Anayasaya göre dört yılda bir yapılan seçimler, şimdi beş yılda bir yapılacaktır (67. Madde).

Konumuz açısından değinilmesi gereken son değişiklik ise büyük şehirlere ilişkindir. 1982 Anayasası daha önceki Anayasada olmayan bir hükme yer vererek büyük şehirlerin yönetimine dair yeni düzenlemelerin önünü açmıştır: “Yasa, büyük yerleşim birimleri için özel yönetim biçimleri getirebilir”. Nitekim, ilerde de değineceğimiz üzere, 1984 yerel yönetim seçimlerinden hemen önce “Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” çıkarılarak Büyük Şehir Belediyeleri kurulmuştur.

12 Eylül askeri rejimi döneminde “sivilleşmeye” doğru gidilirken çıkarılan ilk seçim yasası, 10.6.1983 tarih ve 2839 sayılı “Milletvekili Seçimi Kanunu”dur. Bu yasa, adından da anlaşıldığı gibi genel seçimleri düzenlemek amacıyla çıkarılmıştır ve askeri rejimi şeklen de olsa sona erdiren ve siyasal yaşamı ‘normalleştiren’ 6 Kasım 1983 Genel Seçimi bu yasaya göre yapılmıştır. Söz konusu yasanın önemli bir kısmı, 298 sayılı “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”da yapılan değişikliklere ilişkindir ve bunların bazıları yerel yönetim seçimlerini de ilgilendirmektedir. Yine de, söz konusu hükümlerin tamamı seçimlerin teknik ayrıntılarına ilişkin olduğu için burada üzerinde durulmaya gerek görülmemiştir.

1984 Yerel Yönetim Seçimlerinin Temel Yasası: 2972

1982 Anayasası, geçici 10. maddesiyle 6 kasım 1983 seçimleri ile oluşan Parlamentoya bir görev vermişti: “Mahalli idare seçimleri en geç Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk toplantısını izleyen bir yıl içinde yapılır.” Buradan hareketle TBMM, yasama faaliyetinin ikinci adımı olarak (yeni Meclisin çıkardığı ilk yasa, bir vergi yasasıydı) biryerel yönetim seçim yasasını gündeme aldı. 1984 yılı Ocak ayının hemen başında görüşülmeye başlanan bu konudaki yasa teklifi, Mecliste çok ciddi tartışmalara yol açtı; muhalefetin protesto ve boykotuyla karşılaştı; Cumhurbaşkanı tarafından veto edildi; 18Ocak 1984’de 2972 sayılı Yasa olarak kabul edildikten sonra da muhalefet partileri tarafından Anayasa Mahkemesine götürüldü. Ancak Mahkeme, yasanın Anayasaya uygun olduğuna karar verdi ve 25 Mart seçimleri bu yasaya göre yapıldı.

25 Mart 1984 Yerel Seçimlerinde uygulanan mevzuatı anlamak açısından, oldukça ‘olaylı’ bir süreç sonunda yürürlüğe giren 2972 sayılı “Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun”un geçirdiği aşamaları ve yol açtığı tartışmaları izlemek çok öğretici olacaktır.

Yerel yönetim seçimlerine yönelik özel bir yasa yapma girişimi, Sakarya milletvekili Nihat Akpak ve dokuz arkadaşı tarafından hazırlanan “Mahalli İdareler Seçimi Kanunu Teklifi” ile, 1983 yılının son günlerinde TBMM’nin gündemine alındı. Teklifi veren milletvekilleri, iktidarda olan Anavatan Partisi’nin mensuplarıydı. Teklif, 3 Ocak 1994 tarihinde Meclis İçişleri Komisyonunda görüşüldü ve bazı değişikliklerle Genel Kurula sevk edildi.

Söz konusu teklif, yasal bir boşluğu doldurmayı hedefliyordu. Gerçekten de o güne kadar yerel yönetimlerle ilgili özel bir seçim yasası mevcut değildi. O tarihe kadar yapılan yerel seçimlerde dört ayrı yasada dağınık halde bulunan hükümler uygulanıyordu: Köy muhtarı ve ihtiyar heyeti seçimleri Köy Kanunu’na göre; belediye başkanı ve belediye meclisi seçimleri 1580 sayılı Belediyeler Kanunu’na göre; il genel meclisi seçimleri İl İdaresi Kanunu’na göre; mahalle muhtarı seçimleri ise 4541 sayılı Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanun’a göre yapılmaktaydı. Yeni teklif, bu dağınıklığa bir son vererek adı geçen dört yasadaki seçimle ilgili hükümleri bir çatı altında topluyor, bazı ekleme ve değişikliklerle birlikte özel bir yerel seçim yasasını TBMM’nin onayına sunuyordu.

Yasa teklifini hazırlayanlar “Gerekçe”de amaçlarını şu cümlelerle ifade etmişlerdi:

“Anayasa’nın geçici 10. Maddesinde ‘Mahalli İdare seçimleri en geç Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk toplantısını izleyen bir yıl içinde yapılır’ denmektedir. TBMM 1983 yılı Kasım ayında toplandığına göre Mahalli İdareler seçimlerinin 1984 yılı içinde yapılması kaçınılmaz zorunluluk olmuştur. Hali hazırda Mahalli İdareler seçimlerinin usul ve esaslarını belirleyen özel bir kanun mevcut değildir. Mahalli idarelerin kuruluş veçalışma düzenine ait ana kanunlarda seçim hükümleri vardır. Bu hal, bir yönüyle ana kanunlara çeşitli ekler yapılarak o kanunların bütünlüğünün bozulmasına, diğer taraftan aynı veya benzer hükümlerin Köy, Belediye ve Özel İdare Kanunlarında defalarca tekrarına vesile olmaktadır. Bu tarz ‘kodifikasyon’ kanun yapma tekniğine de ters düşmektedir.

Yukarıda belirtilen maddelerle, Anayasa hükmünün de ışığı altında, usul ve esaslarını, hep birden ve bir arada, özel bir kanunla düzenleme yolu tercih edilmiştir.” (TBMM Tutanak Dergisi, 4.1.1984)

Teklifin birinci maddesi amaç ve kapsamı belirliyordu: “Bu kanun mahalli idareler organlarının seçimlere ilişkin esas ve usullerini düzenler. Bu amaçla:

İl genel meclisi üyelerinin,

Belediye başkanı ve belediye meclisi üyelerinin,

Köy ve mahalle muhtarları ile ihtiyar meclisi ve heyeti üyeleri seçiminin usul, dönem ve zamanlarına ait esaslarla seçim çevrelerine, aday olabilme ve seçilme ilkelerine ait hükümleri kapsar.”

İkinci madde ise seçim sistemi ve yönteme ilişkin ilkeleri sıralıyordu: “Mahalli idareler seçimleri tek dereceli, genel eşit ve gizli oyla, bütün yurtta aynı günde, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır.

Oyların sayımı, dökümü ve tutanaklara bağlanması açıktır.

İl genel meclisi ve belediye meclisi üyelikleri için yapılan seçimlerde, onda birlik baraj uygulamalı nispi temsil sistemi, belediye başkanlığı seçiminde ise çoğunluk sistemi uygulanır.”

Dördüncü madde Türkiye’nin yerel yönetim sistemi açısından bir yenilik getiriyor; ilk defa olarak “büyük şehir belediye başkanı” seçiminden söz ediyordu. Aslında henüz ortada büyük şehirlerle ilgili herhangi bir hukuksal düzenleme yoktu ama bu sorun, İçişleri Komisyonu tarafından teklife eklenen geçici beşinci madde ile ‘çözümlenmişti’ : “ Bu kanunda, seçim usul ve esasları hükme bağlanan büyük şehir yönetiminin hukuki statüsü, bu Kanunun yürürlüğünü takip eden ilk seçim tarihinden önce, kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenir.” Komisyon toplantısından başlayarak, genel kuruldaki görüşmeler boyunca en çok tartışılan maddelerden biri bu olacaktı.

Teklifin sekizinci maddesi, yeni Anayasaya uygun olarak, yerel seçimlerin beş yılda bir yapılacağını, her seçim dönemini izleyen beşinci yıldaki Haziran ayının ilk Pazar gününün oy verme günü olduğunu hükme bağlıyordu.

Onbirinci madde, partilerin eksik liste ile seçime girmelerini engelliyordu. Bir seçim çevresinde aday sayısını tamamlayamayan partiler, o çevrede seçime katılamayacaklardı.

En çok tartışmaya yol açacak maddelerden biri de “il genel meclisi ve belediye meclisi üyeliklerine seçilenlerin tespiti” başlığını taşıyan 23. Maddeydi. Bu maddenin ikinci fıkrası seçim çevreleri için onda birlik bir baraj sistemi öngörüyordu: “Bir seçim çevresinde kullanılan geçerli oy toplamının onda birine tekabül eden sayı, bütün partilerin ve bağımsız adayların aldıkları oy sayısından ayrı ayrı çıkarılır. Bu çıkarmadan geriye oyu kalmayan siyasi partiler ve bağımsız adaylar üye tahsisinde hesaba katılmaz.” Madde, meclis üyeliklerinin, bu barajı aşan parti ve bağımsız adaylara nispi temsil yöntemine göre tahsis edileceği yolundaki düzenlemelerle devam ediyordu. Belki de en çok gürültü koparacak maddelerden biri olacağı önceden tahmin edildiği için yasa teklifinin gerekçesinde bu konuya değinilmiş ve şöyle bir açıklama getirilmişti: “Anayasa emri olması nedeniyle, ayrıca seçmenlerin eğilimlerine meclislere aksettirmek amacı ile nispi temsil sistemi esas alınmıştır. Ancak seçime girme kolaylığı nedeniyle çok parti ve fazla adette bağımsızın iştiraki ile düzensiz ve anarşik ortam yaratmamak için de onda bir indirimli baraj esası getirilmiştir.” (TBMM Tutanak Dergisi, 4.1.1984)

Tartışmalı bir TBMM Tutanak Dergisi, 4.1.1984.diğer madde ise propaganda serbestliğine ilişkin 35. Maddeydi. (Aslında bu konu Teklifin 33. Maddesinde düzenlenmişti, fakat İçişleri Komisyonunun görüşmeleri sırasında, ilki büyük şehir belediye meclisinin seçim yöntemi ve diğeri köy veya mahalle muhtarlıklarının herhangi bir nedenle boşalması durumunda izlenecek yol hakkında olmak üzere iki madde daha araya girince 35. Maddeye kaydı). Buna göre siyasi partilerin radyo ve televizyondan propaganda yapmaları engelleniyordu.

Aslında gündemdeki yerel seçimlerle ilgili olarak kamuoyunda, basında ve doğal olarak Mecliste de tartışma en çok, hangi partilerin seçime katılabilecekleri noktasında odaklaşıyordu. Mevcut şartlarda seçime yalnızca Meclisteki üç parti, yani iktidardaki Anavatan Partisi (ANAP), ana muhalefetteki Halkçı Parti (HP) ve Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) katılabiliyordu. Oysa 6 Kasım 1983 seçimlerine girmeleri çeşitli yollarla engellenen başka partiler de vardı ve özellikle bunlardan ikisinin, Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) ve Doğru Yol Partisi (DYP)’nin, önemli ve büyük partiler oldukları herkes tarafından kabul ediliyordu. (O yıllarda bu ikisi kadar önemli görünmese de belli bir geleneği temsil eden Refah Partisi de buraya eklenebilir). Gerçi sözünü ettiğimiz kanun teklifi seçime girebilecek partilerle ilgili herhangi bir düzenleme öngörmüyordu; fakat SODEP, DYP ve RP, 298 sayılı "Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”un, 10.6.1983 tarih ve 2839 sayılı “Milletvekili Seçimi Kanunu”nun 45. Maddesiyle değiştirilen 14. Maddesi uyarınca seçime katılamayacaklardı. Çünkü adı geçen yasa maddesinin 4 ve 11 numaralı bentlerinde, seçime katılacak partilerin seçim tarihinden en az altı ay öncesinden büyük kongrelerini yapmış olmaları öngörülüyordu. Her üç parti de bu koşulu yerine getir(e)memişlerdi ve eğer yeni bir düzenleme yapılmaz ise bu partiler seçime katılamayacaklardı. Bu durum ise hem kamuoyunda rahatsızlık yaratacak hem de bir askeri rejimden henüz çıkan ve demokrasiye dönmeye çalışan bir ülke için kötü bir sınav olacaktı.

İktidar Partisi Anavatan, önceleri bu konuda kararsız davrandı. 4 Ocak 1984 tarihli gazetelere göre ANAP’ın eğilimi SODEP ve DYP’nin de seçimlere katılabilmesi yönündeydi. Başbakan ve ANAP Genel Başkanı Turgut Özal, “kimseden korkumuz yok, gelsinler bakalım” demişti. (Cumhuriyet, 4.1.1984) Fakat bir gün sonra aynı Özal, “ falanca, filanca parti seçime girecek diye bekleyemeyiz” diyordu, “Ağustos sonundan itibaren kongrelerini yapsalardı”. (Cumhuriyet, 5.1.1984) Aynı haberde, TBMM İçişleri Komisyonunun seçimlerin 3 Haziran 1984 tarihinde yapılmasını öngören yasa önerisini görüşerek kabul ettiği de bildiriliyordu. Komisyonda HP’li üyelerce verilen, büyük kongrelerini yapmamış ve Mecliste temsil edilmeyen partilerin de seçimlere katılmasına olanak sağlayan önerge reddedilmişti. (a.g.y.) Seçime katılıp katılamayacakları tartışılan partiler ise duruma tepki gösteriyorlardı. DYP, “Özal millet önünde hesaplaşmaktan kaçmasın” derken, SODEP Genel Başkanı Erdal İnönü tepkisini, “bütün partilerin seçime katılacağını Başbakan ilan etmelidir. Demokrasimizi yeniden bunalımlara sürüklemeden geliştirilecek davranış budur” sözleriyle ifade etmişti.RP Genel Başkanı Ahmet Tekdal ise “acaba ‘kongrelerini yapsalardı’ diyen partilerin kendi kongrelerini yapıp yapmadıkları sorulmaz mı? Parlamentoda bulunması sebebiyle kongre yapma şartına tabi olmayan partilerin bu avantajı koz olarak kullanmaları demokrasiye bağlılığın icaplarından mıdır?” diye soruyordu.

İçişleri Komisyonunda kabul edilen “Mahalli İdareler Seçimi Kanunu Teklifi”, 5.1.1984 tarihinde, Komisyon Başkanı N. Tunçsiper’in, “halen mahalli idareler seçimlerinin usul ve esaslarını düzenleyen özel bir kanun mevcut değildir. Anayasamızın da amir hükmü gereği 1984 yılı içinde Mahalli Seçimlerin yapılması zorunluluğu karşısında teklifin bir an evvel kanunlaştırılması gerekmektedir” (TBMM Tutanak Dergisi, 5.1.1984, B:18, O:1. s.239) şeklindeki açıklamasıyla ve 48 saat geçmeden gündeme alınması talebiyle Genel Kurulun onayına sunuldu.

Genel Kurulda önce teklifin 48 saat geçmeden gündeme alınması yolundaki önerge tartışıldı. Muhalefet Partileri yasanın aceleye getirilmemesi yönünde görüş bildirdiler. Özellikle, Teklifte seçim tarihinin 3 Haziran olarak saptanmasına karşın, görüşmeler sırasında bu tarihin iktidar partisinin iradesiyle 25 Mart olarak öne çekileceğinin duyulması üzerine bu tarihe şiddetle karşı çıktılar. Önerge aleyhinde söz alan HP milletvekili M. Turan Bayezit, “aceleye getirilmiş bir kanunla siz mahalli idarelere demokrasinin ışığını değil, demokrasinin en ufak bir işaretini dahi veremezsiniz” (A.g.y. s.241) diyerek, çoğu üyenin henüz teklifi okumaya bile zaman bulamadıklarını söyledi. Yas teklifinin içinde Anayasa’ya aykırı birçok madde olduğunu iddia etti. Önergenin lehinde söz alan ANAP’lı H. O. Ergüder, öncelikle, parti grubunda oybirliği ile bütün partilerin yerel seçimlere girebilmeleri kararını aldıklarını açıkladı. Ayrıca Teklifin bir an önce yasalaşması ve seçimlerinde mümkün olduğu kadar erken yapılmasını başlıca iki gerekçeye dayanarak savundu: “ Demokrasi yalnız parlamentonun kurulmasıyla olmuyor; mahalli idarenin, halk idarelerinin yöneticilerinin seçilmesiyle oluyor.” (...)”Ayrıca, parlamento seçimleri için hazırlanmış bulunan seçmen listeleri vardır. Mahalli idareler seçimlerinin ivedilikle yapılması halinde bu seçmen listelerinin aynen kullanılması imkanı mevcuttur. Hepiniz çok iyi takdir edersiniz, bu tür seçmen listelerinin hazırlanması milletimize, devletimize hayli yüksek meblağlara mal olmaktadır ki mahalli idareler seçimlerinin öne alınmasında bu bakımdan da yarar vardır.” (A.g.y. s.242, 243)

Konuşmalardan sonra önerge oylamaya sunuldu ve iktidar partisinin oylarıyla kabul edildi. Hemen ardından aynı partinin Grup Başkanvekili R. E. Konukman imzasıyla, yasa teklifinin görüşülmesine hemen o gün başlanması ve görüşmelerin tamamlanamaması halinde ertesi gün devam edilmesi yolunda bir önerge daha verildi. Muhalefet partileri doğal olarak bu önergeye de karşı çıktılar. HP milletvekili A.G. Gürkan “bize 48 saat süre tanımanızı rica ediyorum” dedi, “diğer partilerin de seçimlere girmesi yönündeki kararınızı saygı ile karşılıyoruz. Fevkalade demokratik bir davranış; ama lütfen demokratik davranışınızı yalnız Meclis dışındaki partilere değil, eğer samimi iseniz, eğer gerçekten demokratsanız, (...) önce parlamento içinde temsil edilen partilere karşı bu demokratik davranışı gösteriniz.” (A.g.y. s.244) M.A. Atalay ise, yine önerge aleyhine yaptığı konuşmada Teklifin Anayasaya aykırı gördüğü yanları üzerinde durdu: “Kaldı ki , düne kadar dört kanunla tedvin edilen mahalli idare seçimleri tek bir kanun haline getirilmiştir. Bu birleşmenin birçok mahzurları vardır. Hiçbirisi görüşülmüş değil, kaldı ki, 23. Maddede bir baraj sistemi ve barajın hesabı meselesi var ki, milli iradenin temsiline imkan vermiyor sayın arkadaşlarım. Anayasaya aykırıdır; imkan vermiyor. (...) Vatandaş reyini iptal edici hükümler vardır, diyoruz. Baraj sayısı muteber oydan düşülmez. Baraj sayısını muteber oydan düştüğünüz takdirde, milli iradenin tecellisini önlemiş olursunuz; Seçim Kanununda muteber sayılan oy gayrı muteber hale gelmiş olur. Bunun gibi birçok eksik ve noksanlıklar var.” (A.g.y. s.244, 245) Muhalefet partilerinin 25 Mart olarak düşünülen seçim tarihine karşı çıkmalarının bir nedeni de, uygun olmayan iklim koşullarıydı. Söz konusu tarihte ülkenin oldukça geniş bir kesiminde kış şartlarının hüküm sürdüğünü, dolayısıyla sağlıklı bir seçime imkan olmadığını ileri sürüyorlardı. Ayrıca, eğer seçimler normal zamanında, yani Haziran ayında yapılacak olursa, iktidar olmanın faturasının ortaya çıkacağını ve ANAP’ın yıpranacağını iddia ediyorlar ve seçimlerin aceleye getirilmek istenmesini buna bağlıyorlardı. Önergelehinde söz alan iktidar partisinden milletvekilleri, seçimlerin niye öne alındığı konusunda tatmin edici bir açıklama yapamadılar. Yalnızca mahalli idarelerin bir an önce seçilmiş yöneticilere kavuşmasının demokrasi açısından önemini vurguluyor, o anda görev yapan atanmış belediye başkanlarının başarılı olamadıklarını, halkın bunlardan hesap soramadığını öne sürüyorlardı. ANAP Milletvekili İhsan Tombuş demokrasi ile yerel yönetimler arasındaki ilişkiyi şöyle ifade etti: “Bir parlamento demokrasinin tavanıysa, çatısıysa, bunun temeli mahalli idarelerdir; muhtar seçimleridir, belediye başkanı seçimidir, il genel meclisi seçimidir, oradaki organların seçimidir. Bu organlar teessüs etmedikçe Parlamento olarak muallakta kalırız, temelsiz kalırız. O halde temelimizi bir an evvel teessüse ettirmek, sağlamlaştırmak mecburiyetindeyiz.” (TBMM Tutanak Dergisi, 5.1.1984, B:18, O:1, s.246)

Kanun Teklifinin hemen o gün görüşülmeye başlanması yolundaki bu önerge de, muhalefetin ‘hiç değilse bize iki gün zaman verin’ taleplerine rağmen iktidar partisinin oylarıyla kabul edilince, HP ve MDP milletvekilleri bu durumu protesto ederek Genel Kurul salonunu topluca terk ettiler. Kısa bir aradan sonra Teklifin görüşülmesine geçildi. ANAP Parti Grubu adına, Hükümet adına ve yine ANAP’lı bir milletvekilinin şahsı adına yaptığı konuşmalardan sonra Mahalli İdareler Seçimi Kanunu, TBMM Genel Kurulunda, muhalefet partilerinin yokluğunda, Cumhuriyet Gazetesi nin ifadesiyle, “iki saatte, görüşmesiz ve muhalefetsiz” (Cumhuriyet, 6.1.1984) kabul edildi. Maddelerin görüşülmesi sırasında muhalefetin daha önceden hazırlamış oldukları bazı önergeler okunduysa da tamamı reddedildi. Bu önergeler sırasıyla, baraj sisteminin kaldırılması; özellikle büyük kentlerde il genel meclisi ve belediye meclis üye sayısının artırılması (daha doğrusu Teklifte getirilen azaltılmış sayılardan vazgeçilerek, eski yasalardaki sayıların korunması); seçim tarihinin değiştirilerek, oy verme gününün Ekim ayına alınması; seçimlerde bileşik oy pusulası kullanılması; partilerin il merkezi ve ilçe belediye başkan adaylarının tespit yönteminde kısmi değişiklik yapılması ve seçime katılacak partilere radyo ve televizyonda propaganda olanağı tanınması şeklindeydi.

Buna karşılık iktidar partisi, kendi mensuplarınca hazırlanan iki önemli önergeyi, yine kendi oylarıyla kabul etti. İlki, yapılacak ilk yerel seçimlerin tarihini 25 Mart olarak saptayan önergeydi ve bu önerge yasaya geçici 7. Madde olarak eklendi. (TBMM Tutanak Dergisi, 5.1.1984, B:18, O:1, s.261) Altında bizzat Başbakan T. Özal’ın da imzası bulunan ikinci önergeyle de seçime katılacak partilerin büyük kongrelerini yapma koşulu kaldırıldı. (A.g.y. s.263) Geçici 8. Madde olarak yasaya eklenen bu hüküm Meclis dışındaki partilerin de seçime katılmalarını sağlıyordu. Daha az önemli sayılabilecek bir üçüncü önerge de geçici 9. Madde olarak yasalaştı. Buna göre, halen atama yolu ile belediye başkanlığı görevini yürütenler, seçimlerde aday oldukları takdirde yasal süresi içinde görevlerinden ayrılacaklardı. (A.g.y. s.264)

Bütün maddeleri tek tek kabul edilen Teklifin son olarak tümü oylandı ve böylece 2971 sayılı “Mahalli İdareler Seçim Kanunu” Cumhurbaşkanı’nın onayına sunulmak üzere Meclisten geçmiş oldu. Teşekkür konuşması için kürsüye çıkan Özal, Meclis dışındaki partilere seçime girme yolunun açılması konusunda, “Tabiatıyla hiç kimse, hele iktidar, kendisine durup dururken rakip yaratmak istemez; ama şunu da düşünmek zorundayız: Demokratik bir düzene geçiyoruz. Bunun üzerine herhangi bir şekilde, haklı veya haksız olsun bir gölge düşürülmesini de biz Anavatan Partisi olarak, Hükümet olarak düşünmek mecburiyetindeydik, gölge düşürülmesini de katiyen istemeyiz” dedi. (TBMM Tutanak Dergisi, 5.1.1984, B:18, O:1, s.267)

Ertesi gün Cumhuriyet Gazetesi yasa ile ilgili gelişmeleri, “Mecliste heyecan, muhalefet oturumu terk etti. Hesaplaşma 25 Martta” manşetiyle duyurdu. (Cumhuriyet, 6.1.1984) Habere göre Meclisteki muhalefet partilerinin tepkileri şöyleydi: “HP: ANAP’ın diyaloga niyeti yok” ve “MDP: Demokratik diktatörlük eğilimi”. Meclis dışındaki partiler ise Yasayı, seçime girebilmelerine olanak tanıdığı için genelde olumlu karşıladılar. SODEP Genel Başkanı E. İnönü ve RP Genel Başkanı A. Tekdal, benzer cümlelerle tüm partilerin seçime katılabilmesinin demokrasiyi güçlendireceğini ifade ederlerken, DYP Genel Başkanı Y. Avcı, ANAP’ın bu olumlu hareketinin “bir bağış değil, Anayasanın emrine uymak” olduğunu vurguladı. (A.g.y.)

Cumhuriyet ’te yer alan haberde, Yasanın, yukarıda değinmediğimiz iki maddesinin daha altı çizilmişti. Bunlar, seçimlerde mazeretsiz olarak oy kullanmayanlara 2.500 TL. tutarında para cezası öngören geçici 4. Madde ile, siyasi partilerin bu seçime mahsus olmak üzere belediye başkanı, belediye meclisi üyelikleri ve il genel meclisi üyelikleri için ön seçim yapamayacaklarına ilişkin geçici 3. Maddeydi.

Meclisten geçen Mahalli İdareler Seçimi Kanunu ile ilgili tartışmalar sonraki günlerde de sürdü. Muhalefet partileri gerekirse Cumhurbaşkanına çıkacaklarını ya da yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine gideceklerini açıkladılar. Halkçı Parti’nin açıklamaları ile ilgili haberin bir bölümünü, biraz uzun da olsa, buraya almakta yarar var:

“HP Grubu adına açıklamalarda bulunan Ankara milletvekili Seyfi Oktay, yasanın bazı maddelerinin Anayasaya aykırı olduğunu belirterek, yasanın seçenler ve seçilecek olanlar açısından önemli kısıtlamalar getirdiğini, demokrasinin yerel düzeyde yaygınlaştırılması olanaklarının bütünüyle kısıtlandığını söyledi. (...) 25 Mart tarihinin Türkiye’nin iklim koşullarına uygun düşmediğini.... kaydeden Oktay, ANAP’ın amacının seçime girecek partileri TRT’de konuşturmadan seçimleri oldu bittiye getirmek olduğunu söyledi.

Yasayla getirilen onda birlik baraj sisteminin Anayasanın 10. Maddesinde yer alan yasa önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, milli irade anlayışına da ters düştüğünü belirten Oktay, ‘bu sistem yerel yönetimlerde muhalefeti çok cılız düşürme veya yok etme gibi tehlikeli bir duruma götürmektedir’ dedi.

Oktay, yasanın belediye ve il genel meclisi üye sayısını çok azalttığını, bunun da Anayasa’nın 10. Maddesiyle çeliştiğini söyledi. Seçimlerde birleşik oy pusulasının kaldırılarak her parti ve bağımsız adayın kendi pusulasını kendisinin bastırması hükmünü de eleştiren Oktay, bu sistemin partileri ve dolayısıyla yerel yönetimleri para babalarının güdümüne sokacağını söyledi. Oktay, büyük şehir yönetiminin hukuki statüsünün yasa hükmünde kararnamelerle düzenlenmesi hükmünün Anayasanın 91. Maddesine aykırı olduğunu, Meclise ait yasama yetkisinin hükümetçe üstlenilmek istendiğini bildirdi”. (Cumhuriyet, 7.1.1984)

Aynı gün bir başka haberde, HP genel Başkanı N. Calp’ın yerel seçim tarihi için Çankaya’ya çıktığı bildiriliyordu. Habere göre Cumhurbaşkanı K. Evren ile Çankaya Köşkünde bir süre görüşen Calp, Evren’e yerel seçimler için 25 Mart tarihini uygun görmediklerini bildirmişti. (Cumhuriyet, 7.1.1984)

Sonraki günlerde tartışmalar büyüdü. HP ve MDP, Cumhurbaşkanlığına sunulmak üzere ayrı ayrı raporlar hazırladılar. İki partinin de üzerinde en çok durdukları noktalar, onda birlik baraj getirilmesi ve büyük şehirlere ait düzenlemenin yasa hükmünde kararnameye bırakılmasıyla ilgili maddelerdi. Onda birlik baraj sistemi Anayasanın 10. Maddesine, büyük şehirlerin hukuki statüsünün yasa hükmünde kararname ile düzenleneceği hükmü ise 91. Maddeye aykırı olarak değerlendiriliyordu. Ayrıca yasanın “seçim sistemi ve usulü” başlıklı 2. Maddesinde “seçimlerin serbestliği” ilkesine yer verilmemesi de Anayasa’nın 67. Maddesine aykırı görülüyordu.

Muhalefet partilerinin raporlarında yasanın bazı hükümleri, Anayasaya aykırı olmasalar bile demokratik esaslara uygun olmadıkları yönünden eleştiriliyordu. Örneğin, partilerin seçime katılan adaylardan aidat alamayacak olması iki parti tarafından da sakıncalı bulunuyordu. HP, bu durumun parasal açıdan zayıf partilerin aleyhinde olacağını öne sürüyor; MDP ise bu hükmün mevcut Siyasi Partiler Yasası ve seçim mevzuatı ile çeliştiğini iddia ediyordu. MDP’nin bir başka itirazı, seçime giren partilerin aday listelerini tamamlayamadıkları seçim çevrelerinde seçime katılmalarının engellenmesi noktasındaydı. Bu durumun demokrasi ile bağdaşmadığı öne sürülüyor, bu durumdaki partilerin eksik liste ile seçimlere girmelerine izin verilmesi talep ediliyordu. (Cumhuriyet, 11.1.1984)

Cumhurbaşkanı’nın Vetosu

Sonunda muhalefetin istediği oldu ve Cumhurbaşkanı 11 Ocak’ta yasayı veto etti. Yasanın bazı maddelerinde Anayasa’ya aykırılık bulunmuştu, bazı maddelerinin ise uygulamada aksaklıklara yol açacağı ileri sürülüyordu. Cumhurbaşkanı, Yasanın uygun görmediği taraflarını toplam sekiz madde de açıklıyordu. İlk madde, Yasanın ikinci maddesinde ‘serbestlik esasına’ yer verilmemiş olmasının Anayasanın 67. Maddesine aykırı olduğunu vurguluyordu.

İkinci madde, Yasanın 5. Maddesi (b) bendinde saptanmış olan ilçe belediye meclisleri üye sayılarının, üyeleri bu sayılara göre belirlenecek büyük şehir belediye meclisleri oluşturulurken haksızlıklara neden olacağını, farklı nüfuslu ilçelerin büyük şehir belediyesi meclisinde aynı sayıda temsil edilmeleri sonucunu doğuracağını tespit ediyor ve bu sonucun demokrasi, egemenlik ve eşitlik ilkelerine aykırı düştüğünü belirtiyordu.

Cumhurbaşkanı’nın ‘itiraz ettiği’ üçüncü nokta, Yasanın 8. Maddesiydi. Bu maddenin, Meclise, savaş hali ya da genel seçim ile birleştirme amacıyla yerel seçimleri erteleme veya öne alma yetkisi veren son fıkrası, hem süre sınırı belirtmediği için hem de bu konunun ancak yasa ile düzenlenebileceğini vurgulamadığı için yanlış yorum ve değerlendirmelere neden olabilecek nitelikte bulunmuştu.

Yasanın hükümete, büyük şehir yönetiminin hukuki statüsünü kanun hükmünde kararnamelerle belirleme yetkisi veren geçici 5. Maddesi uygun görülmeyen bir diğer husustu. Cumhurbaşkanı, böyle bir yetkinin Anayasanın 91. Maddesine göre özel bir yetki kanunu ile verilebileceğini hatırlatıyordu. Ayrıca söz konusu yasa maddesinde yer alan diğer konuların da yeterince açık olmadığı vurgulanıyordu.

Cumhurbaşkanı’nın vetosuna yol açan maddelerden bir diğeri de, onda birlik baraj konusundaki 23. Maddeydi ve Cumhurbaşkanı bu konuda muhalefet partileri ile paralel düşünüyordu: “geçerli oy toplamını onda birine tekabül eden sayının, partilerin ve bağımsız adayların aldıkları oy sayısından ayrı ayrı çıkarılması; eşitlik ilkesine, gerçekleşmiş iradeye ve kanunlara göre geçerli sayılmış oyların ayrı bir düzenleme ile geçersiz sayılması gibi aykırı bir sonuç doğuracaktır.” (TBMM Tutanak Dergisi, 12.1.1984, B:21, O:1, s.290-292)

Vetoya neden olan diğer maddeler daha ayrıntı ve teknik düzenlemelerle ilgiliydi.

Cumhurbaşkanı’nın vetosu HP ve MDP tarafından olumlu karşılanırken, Başbakan Özal “Hayırlı olsun” dedi. (Cumhuriyet, 12.1.1984) İktidar partisi yasanın bir an önce yeniden görüşülmesi eğilimindeydi.

Bu arada Cumhuriyet Gazetesi nin sorularını yanıtlayan Doç. Dr. H.S. Türk, seçim yasasının sakıncalı başka hükümlerinin de olduğu kanısındaydı:

“Yasanın 20. Maddesinde il genel ve belediye meclisi üyelikleri ile belediye başkanlığı seçimlerinde nispi temsil sisteminin bütünlüğünü korumak üzere, şimdiye kadar olduğu gibi karma oy pusulasının yasaklanmasından başka, ilk kez ( bir zarf içinden birden fazla siyasi partiye veya bir siyasi parti ile bağımsız aday ve adaylara ait oy pusulaları) çıkması durumunda oylar geçersiz sayılmaktadır. Böylece bir seçmenin belediye meclisi için bir partinin listesine, belediye başkanlığı için başka bir partinin adayına veya bağımsız bir adaya oy vermesi önlenmektedir. Seçmen iradesi üzerindeki etkisi ile bu, adayların kişiliğinin de önemli bir rol oynadığı yerel seçimlerin özelliği ile bağdaşmayacak, üstelik siyasi kutuplaşmaları en küçük yerel yönetim birimlerine kadar indirebilecek, ayrıca çok sayıda oyun geçersiz sayılmasına yol açacak bir sınırlamadır. Bu arada il genel ve belediye meclisi üyelikleri ile belediye başkanları seçimleri için her partice ayrı oy pusulası bastırılması usulünün geçmişte görülen sakıncalarını gidermek üzere yeni yasada, milletvekili seçimlerinde olduğu gibi birleşik oy pusulası sistemine geçilmeyişi önemli bir eksikliktir.

Öte yandan yasanın 4. Maddesinde büyük şehirlerin belediye sınırları içinde kalan ilçelerde ayrı belediye başkanı ve belediye meclisi seçileceği yönünde bir hükme yer verilmesi, bu şehirlerde yönetim bütünlüğü ilkesini zedeleyici niteliktedir. Bu hüküm, büyük yerleşim merkezlerinin sorunlarını birlik ve bütünlük içinde çözmek amacıyla özel yönetim biçimlerinin getirilebileceğini öngören Anayasa’nın 127. Maddesine uymamaktadır.” (Cumhuriyet, 14.1.1984)

Cumhurbaşkanı tarafından bir daha görüşülmek üzere TBMM’ye geri gönderilen 2971 sayılı yasa, 16.1.1984 tarihinde İçişleri Komisyonunda görüşüldü. Komisyonun toplantısında yasa üzerinde epeyce değişiklik yapıldı ama seçim tarihi ve onda birlik baraj aynen korundu. Yasanın, Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle önce Anayasa Komisyonunda görüşülmesini isteyen HP’li üyelerin önergesi ANAP’lı üyelerin oylarıyla reddedildi. Aynı şekilde Yüzde onluk barajın kaldırılması yönündeki önerge de kabul edilmedi. MDP’li üyelerce verilen ve baraj uygulama yöntemini değiştiren bir önerge de yine ANAP’lıların “baraj”ına takıldı. Önergeye göre, bir seçim çevresinde yüzde 10’dan az oy alan parti ya da bağımsız adaylar meclis üyeliklerinin dağıtımında göz önüne alınmayacaklardı. Bu sistem ANAP'ın getirdiği yönteme göre, %10 barajını aşabilen partiler arasında daha adil bir paylaşım öngörüyordu. Böylece MDP’liler bir ‘ara formül’ önermişlerdi fakat ANAP taviz vermedi. Seçimlerde birleşik oy pusulası kullanılmasını öngören ve HP’li milletvekilleri tarafından verilen bir başka önerge de reddedilenler arasındaydı. Komisyonda yapılan değişikliklerse şöyle özetlenebilir:

Öncelikle yasanın adı değiştirilmiştir. İçişleri Komisyonu raporunda belirtildiği üzere “Mahalli İdareler Seçimi Kanunu aynı zamanda mahalle muhtarlıkları ve ihtiyar heyetleri seçimlerini de kapsadığından kanunun adı ‘Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’ olarak değiştirilmiştir.” (TBMM Tutanak Dergisi, Yasama yılı:1, cilt:1, 1983) (sayfa numarası yok)

HP’li üyelerce verilen bir önerge doğrultusunda il genel meclisi üyeliklerinin sayısı artırıldı. Aynı şekilde belediye meclis üyeliklerinin de sayısı artırıldı ve nüfusa göre daha dengeli bir düzenleme yapıldı.

Cumhurbaşkanı’nın geri gönderme gerekçeleri arasında yer alan seçimlerin “serbest” yapılacağına dair ilke yasanın 2. Maddesine eklendi. Yine veto gerekçesi olan, Meclise savaş durumunda ya da genel seçimlerle birleştirme amacıyla yerel seçimleri öne alma veya erteleme yetkisi veren 8. madde değiştirildi. Bu tür durumlar için bir yıllık bir süre sınırı kondu ve bu değişikliğin ancak yasa ile yapılabileceği belirtildi.

Yapılan bir başka değişiklik, seçime giren adaylardan aidat alınabilmesi doğrultusunda oldu. İsteyen parti, yasada üst sınırı gösterilen tutarı aşmamak kaydıyla adaylardan aidat alabilecekti.

Büyük şehir yönetimlerinin hukuksal statülerinin Kanun Hükmünde Kararnamelerle düzenlenmesini öngören ve ilk haliyle veto gerekçeleri arasında bulunan geçici 5. Maddede de değişiklik yapıldı. Düzenlemenin KHK ile yapılmasından vazgeçilmedi, ancak KHK’nin 17.6.1982 gün ve 2680 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kuruluş, Görev ve Yetkilerinin düzenlenmesi ile ilgili Yetki Kanununda belirtilen esas ve usullere uygun olacağı hükmü maddeye eklendi.

Ayrıntı sayılabilecek birkaç küçük değişiklik daha yapılan Yasa, İçişleri Komisyonunda iktidar partisinden üyelerin oylarıyla ve oy çokluğuyla kabul edildi. Ayrıca Yasanın Meclis Genel Kurulunda öncelik ve ivedilikle görüşülmesi de benimsendi. Komisyonun HP’li ve MDP’li üyeleri komisyon raporuna “karşı oy” yazısı yazdılar.

HP’li üyeler özellikle onda birlik baraj sistemine; partilerin radyo ve televizyondan propaganda yapmalarının engellenmesine; büyük şehirlerle ilgili düzenlemenin, bu kez daha önceden çıkarılmış bir yetki yasasına dayandırılsa da, yine de KHK ile düzenlenmesine ve 25 Mart olarak belirlenen seçim tarihine muhaliftiler.

MDP’li Komisyon üyeleri ise yazdıkları ‘muhalefet şerhi’ yazısında, seçim tarihi hariç yukarıdaki hususlara değindiler; ayrıca eksik liste ile seçime girmeyi engelleyen maddelere de karşı olduklarını ifade ettiler. (A.g.y.)

Yasanın kısmen değiştirilerek İçişleri Komisyonunda kabul edilmesi üzerine, Komisyon Başkanı N. Tunçsiper, yasanın yeni biçiminde, Cumhurbaşkanı’nın geri gönderme gerekçesinde belirtmiş olduğu hususların, biri hariç benimsendiğini söyledi. Tunçsiper, Cumhuriyet’te yer alan açıklamasında, yalnızca onda birlik baraj sisteminde ısrarlı olduklarını, bunun da “siyasi bir tercih” olduğunu belirtti. (Cumhuriyet, 17.1.1984)

Cumhurbaşkanı’nın Meclise geri gönderdiği ve İçişleri Komisyonu’nda adı ‘Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’ olarak değiştirilen yasa 17.1.1984 tarihinde Genel Kurulda görüşülmeye başlandı. Komisyonun, öncelik ve ivedilikle görüşülmesi önerisi, muhalefetin karşı çıkmasına rağmen ANAP’lı milletvekillerinin oylarıyla kabuledildi. Yine ANAP Parti Grubu adına verilen bir önergeyle yasanın görüşülmesine hemen o gün başlanılması ve çalışma saatleri içinde görüşmeler tamamlanamazsa, çalışma süresinin görüşmeler sona erinceye kadar uzatılması önerisi muhalefetin karşı çıkmasına karşın benimsendi. Yasanın tümü üzerindeki görüşmeler sırasında söz alan muhalefet milletvekilleri genel olarak daha önce belirtmiş olduğumuz konulardaki (seçimin tarihi, onda birlik baraj, eksik liste ile seçime katılamama, televizyonda propagandaya iziz verilmemesi vs.) itirazlarını yinelediler. Büyük şehirlerle ilgili düzenleme için KHK çıkarılması konusunda İçişleri Komisyonunun dayanak gösterdiği 2680 sayılı “Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kuruluş, Görev ve Yetkilerinin Düzenlenmesi ile İlgili Yetki Kanunu”nun sorunu çözmediğini, çünkü yerel yönetimlerin söz konusu kanunun kapsamına girmediğini ileri sürdüler.

Yasanın tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandıktan sonra, ‘baraj sistemi’ ve KHK ile ilgili düzenlemeleri içeren maddelerin Anayasa'ya aykırı olduğunu iddia eden ve bu nedenle yasanın Anayasa Komisyonuna gönderilmesini talep eden bir önerge veren muhalefet milletvekilleri yine reddedildiler.

Maddeler üzerinde görüşmelere geçildiğinde de hem muhalefet hem iktidar aynı hareket tarzını devam ettirdiler. Muhalefet sürekli tartışılan maddeler üzerinde değişiklik önergeleri vermeyi , iktidar da bunları reddetmeyi sürdürdü. Yalnız 18. maddenin görüşülmesi sırasında her üç partiye mensup milletvekillerinden üç ayrı değişiklik önergesi geldi. Ayrıntılarda biraz tartışma olduysa da, öz olarak seçimlerde ‘birleşik oy pusulası’ kullanılmasına olanak tanıyan değişiklik üzerinde uzlaşma sağlandı. Onda birlik baraj sistemini getiren 23. Madde görüşülürken Hükümet adına konuşan Kültür ve Turizm Bakanı M. Taşçıoğlu getirilen düzenlemenin “... kuvvetliyi daha kuvvetli yapan bir netice doğuracağı”nı kabul ettikten sonra “Kim garanti ediyor ki, bu kuvvetli neticeyi biz alacağız?” diye sormasına rağmen, konuşmasının bir başka yerinde ortaya attığı bir başka soruyla belki de istemeden getirilen baraj sisteminin ardındaki gerçek niyeti ele veriyordu: “Yerel seçimlerde elde edilecek neticelerin Hükümetin hizmetlerinde etkin olabilmesinde bir rolü olduğunu kabul etmiyor musunuz? Yani siz, açık konuşalım, şu veya bu parti olarakdeğil, hükümet başka partide, yerel seçimlerden oluşmuş mahalli idareciler başka partide, bundan randıman alınacağına inanıyor musunuz?”. (TBMM Tutanak Dergisi, 17.1.1984. B:22, O:1, s.338) Bu gerçekten de “açık” soruya ilk tepkiyi HP milletvekili Cahit Tutum verdi: “Feci bir soru bu!” Özer Gürbüz tamamladı: “Bütün belediyeleri verelim size, mesele bitsin.” Daha sonra gerek HP ve MDP Parti Grupları adına gerekse şahısları adına söz alan üyeler barajın bu şekliyle geçmesinin sakıncaları ve Anayasaya aykırılığı üzerinde uzun uzun durdularsa da sonuç değişmedi, onda birlik barajı öngören 23. Madde de iktidar partisinin oylarıyla kabul edildi. Muhalefet yalnızca maddenin açık oya sunulmasını kabul ettirebildi.

Görüşmeler bu minval üzerinde devam etti. Geçici 5. maddeye gelindiğinde KHK meselesi yeniden alevlendiyse de sonuç aynıydı. Madde İçişleri Komisyonundan geldiği haliyle kabul edildi. Seçim tarihini 25 Mart olarak saptayan geçici 7. Maddenin görüşmelerinde de aynı şeyler yaşandı: tarihi erteleyen önergelerreddedildi; ANAP, pek de bir gerekçe öne sürmeden 25 Mart tarihinde ısrar etti. Seçimde aday olacak kamu görevlilerinin, seçilemedikleri takdirde ve bu seçime mahsus olmak üzere eski görevlerine veya eşdeğer bir göreve dönmelerini öngören geçici 10. Maddede iktidar partisinin önergesiyle bir değişiklik yapıldı. Subaylar, astsubaylar, hakimler ve savcılar ile yüksek yargı organları mensupları bu madde kapsamının dışında tutuldu.

Yasanın son tartışmaları propaganda serbestliğini düzenleyen 35. Madde üzerinde gerçekleşti. Anavatan partisi, televizyonda propaganda olanağını, muhalefetin tüm çabalarına karşın bu seçimler için kullandırmamaya kararlıydı.

Sonuçta ‘Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’un tamamı 18 Ocak 1984 gününün ilk saatinde oylandı ve 110 ret oyuna karşılık 200 kabul oyuyla 2972 sayılı yasa olarak Meclisten geçti. (A.g.y. s.373) ( Cumhuriyet bu sayıları, 112’ye karşı 205 oy olarak verdi). (Cumhuriyet, 18.1.1984)

Yasa aynı gün, Cumhurbaşkanına vekalet eden Necmettin Karaduman tarafından onaylandı (K. Evren, İslam Konferansı için Fas’ta bulunuyordu). Karaduman, “Sayın Cumhurbaşkanı ile seyahatlerinden önce genişçe görüşerek görüşlerini aldım ve o istikamette bir tasarrufta bulundum. Kendileriyle mutabakata varmıştık”dedi. (Cumhuriyet, 19.1.1984)

Halkçı Parti ve Milliyetçi Demokrasi Partisi ise Anayasa Mahkemesine başvurmaya hazırlanıyorlardı. Cumhuriyet Gazetesinin 24 Ocak tarihli haberine göre, HP Meclis Grup Başkanvekili Cahit Tutum, Partinin Hukuk Grubunun Yasada Anayasaya aykırı bulduğu noktaları şöyle sıralıyordu:

- “Yasadaki onda birlik baraj sistemi Anayasanın 10, 13, 67 ve 68. Maddelerine aykırıdır. Geçerli oyların yok sayılması sonucu oy imhasını doğuracaktır.

- Büyük şehir yönetiminin hukuki statüsünün KHK’lerle düzenlenmesi maddesi bütünüyle Anayasa’nın 91. Maddesine aykırıdır. 2680 sayılı Yetki Yasasının kapsamına mahalli idareler girmemektedir. Temel haklardan olan seçme ve seçilme hakkının, yani, siyasi hakların kararnamelerle düzenlenmesinin öngörülmüş olması Anayasa’ya aykırıdır.

- Seçime giren partilerin listelerini tamamlayamamaları halinde eksik liste ile seçimlere girmelerini önleyen madde Anayasanın çeşitli maddelerine aykırıdır.

- Propagandanın serbestliğini sınırlandıran 35. Maddenin ikinci fıkrası Anayasanın 31. ve çeşitli maddelerine aykırıdır...” (TBMM Tutanak Dergisi, Yasama yılı:1, cilt:1, 1983) (sayfa numarası yok) (Tutum, aynı haberin devamında, buraya almayı gerekli görmediğimiz birkaç ayrıntılı nokta daha sıralıyor ..).

MDP’de hemen hemen aynı gerekçelerle Anayasa mahkemesine gitti. Anayasa gereği iptal davası açabilmek için en az 80 milletvekilinin imzası gerektiğinden ve MDP bu sayıda milletvekiline sahip olmadığından başvuru dilekçesine HP’li üyeler de imza attılar.

Fakat Meclisteki muhalefet partilerinin bu mücadelesi de kendileri açısından olumlu bir sonuç getirmedi. Anayasa Mahkemesi, başvuruları 1 Mart tarihinde sonuçlandırdı ve yasanın iptali istenen maddelerinin tamamının Anayasaya uygun olduğuna karar verdi. (Cumhuriyet, 2. 3.1984) (Kararın gerekçesi o tarihte açıklanmadı ve bunun zaman alacağı duyuruldu.) Böylece yerel seçimlerin 25 Mart’ta ve 2972 sayılı Yasa uyarınca yapılması kesinlik kazanmış oldu.

25 Mart 1984 Yerel seçimlerinde uygulanan mevzuatı değerlendirdiğimiz bu bölümü bitirmeden önce değinmemiz gereken iki nokta daha var: 2972 sayılı yasada seçimlerden önce, 2 Mart tarihinde yapılan değişiklikler ve seçimlere sadece iki gün kala, 23 Mart’ta çıkarılan “Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname.”

2.3.1984 tarih ve 2986 sayılı Yasa ile 2972 sayılı “Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun”un dört maddesinde değişiklik yapıldı. Yasanın 11. ve 14. Maddelerinde yapılan değişikliklerle partilerin aday listelerini tamamlayamadıkları seçim çevrelerinde eksik liste ile seçime girmelerine olanak tanındı. Böylece 2972’nin görüşmeleri sırasında muhalefetin bu yöndeki taleplerine ısrarla karşı koyan iktidardaki Anavatan Partisi 15 gün içinde aynı noktaya gelmiş oluyordu. 31. Maddede yapılan bir başka değişiklikle mahalle ve köy muhtarlıkları ve ihtiyar heyeti üyelikleri için okur-yazar olma şartı kaldırıldı. Son değişiklik 32. Maddeye bir fıkra eklenerek gerçekleştirildi ve Muhtar ve İhtiyar Heyetleri seçimlerinde kullanılacak oy pusulalarının basılabilmesine, teksir edilebilmesine imkan tanındı. Maddenin ilk haline göre Muhtar ve İhtiyar Heyeti seçimleri için sadece yazılı oy pusulaları kullanılabiliyordu. Tahmin edilebileceği gibi bu durum adaylariçin büyük bir sıkıntı kaynağıydı.

Bu değişiklikler, 2972 sayılı “Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun”un uğradığı son değişikliklerdi ve 25 Mart 1984 Yerel Yönetim Seçimlerinde bu yasa ilk kez uygulanmış oldu.

Ve nihayet seçimler iki gün kala, 23 Mart 1984’de, “Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” Resmi Gazete’de yayınlandı (karar sayısı: KHK/195, Resmi Gazete: 23.3.1984 –18350). Kararname büyük şehir belediyelerinin organlarını, “Büyük Şehir Belediye Meclisi”, “Büyük Şehir Belediye Encümeni” ve “Büyük Şehir Belediye Başkanı” olarak belirliyordu. Kararnamedeki ilginç bir maddeye göre, büyük şehir belediyelerine ‘atanma’ yoluyla bir Genel Sekreter tahsis edilmesiydi. Genel Sekreter büyük şehir belediye başkanının teklifi üzerine İçişleri Bakanı’nın onayı ile atanacaktı. Dört tane de Genel Sekreter yardımcısı bulunacaktı ve bunlar Başkan tarafından atanacaklardı. Büyük şehir belediyelerinin seçimle oluşacak organlarının seçilme usul ve esasları 2972 sayılı Yasada düzenlenmiş olduğu için KHK’de seçimlere ilişkin herhangi bir madde yer almıyordu.

SEÇİM ÖNCESİ DÖNEMDE SİYASAL ORTAM

Bu bölüm aslında dönemin siyasal atmosferinin hakkıyla değerlendirilebilmesi için 12 Eylül Rejiminin analiziyle başlamalıdır. Ancak böyle bir girişimde bulunmak, bu çalışmanın amacını ve boyutlarını çok fazla genişletmeyi gerektireceği için burada, dönemin siyasal gelişmeleri yalnızca yerel yönetim seçimlerini doğrudan ilgilendirdikleri ölçüde ve çokkısa bir özet olarak ele alınacaktır.

Bilindiği gibi 12 Eylül askeri rejimi, ilk iş olarak TBMM’yi ve mevcut Hükümeti dağıtmış, ülke yönetimini beş kişilik Milli Güvenlik Kurulunun ellerine bırakmıştı. Darbeden kısa süre sonra (25 Eylül 1980’de), seçimle işbaşına gelmiş olan yerel yöneticiler görevlerinden alındılar; il genel meclisleri ve belediye meclisleri feshedildi. Ardından askeri yönetimin İçişleri Bakanlığı atama yoluyla yeni belediye başkanlarını belirlemeye başladı. (Bu yolla göreve getirilen başkanlar 25 Mart i984 seçimlerine kadar işbaşında kalacaklardı). Siyasi partiler ise 16. 10 1981 tarihinde kapatıldı; partilerin bütün malvarlıkları Hazineye aktarıldı. Böylece Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana ilk kez ‘partisiz’ bir döneme girdi.

MGK’nin ülkeyi ‘yeniden yapılandırma’ projesinin en önemli aracı ise, kuşkusuz, yeni bir anayasa idi. (Tanör, B., K. Boratav ve S. Akşin (1995), “Türkiye Tarihi 5, Bugünkü Türkiye 1980-1995”, Cem Yay., İst. S.37) Anayasayı hazırlamak üzere önce bir Danışma Meclisi (DM) oluşturuldu. MGK ve DM, “Kurucu Meclis”in iki kanadını oluşturuyorlardı. DM, Anayasa taslağını hazırlamak üzere bir Anayasa Komisyonu seçti. Sonuçta, ‘açıklanması ve tanıtılması serbest, eleştirilmesi yasak’ olan Anayasa, K. Evren’in yurt çapındaki ‘tanıtım’ kampanyasından sonra 7.11.1982 tarihinde halkoyuna sunuldu ve %92’lere varan birçoğunlukla kabul edildi. Aynı halkoylaması ile Evren de Cumhurbaşkanı seçilmiş oldu. Ayrıca Anayasa, eski parlamenter ve siyasi parti yöneticilerinin önde gelenlerinden çoğuna beş ya da on yıllık siyasal faaliyette bulunma yasağı getiriyordu.

Anayasanın kabulünden sonra yavaş yavaş ‘normal’ bir düzene geçilmesi yolunda adımlar atılmaya başlandı. 1983 yılı Sonbaharında yapılması planlanan seçimlerin altyapısını oluşturmak için önce 26.4.1961 tarih ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanuna ek bir yasa (No:2812- 5.4.1983; RG: 7.4.1983-18011) çıkarılarak seçmen kütüklerinin düzenlenmesi öngörüldü. Bunu yeni Siyasi Partiler Yasası (No:2820-22.4.1983; RG:24.4.1983-18027) izledi; bu arada MGK 24 Nisan 1983 tarihinde aldığı 76 sayılı kararıyla siyasal faaliyetleri, feshedilmiş eski partilere ve bu partilerin mensuplarına dair önemli kısıtlamalarla da olsa, serbest bıraktı. Yeni “Milletvekili Seçimi Kanunu” ise 10.6.1983 tarihinde (No:2839) çıkarıldı.

Bu süreçte yeni partiler de kurulmaya başlanmıştı. Yeni dönemin ilk partisi 16.5.1983 tarihinde, emekli Orgeneral Turgut Sunalp tarafından kurulan Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) oldu. Hemen dört gün sonra, 20 Mayıs’ta üç parti daha siyasi yaşama katıldı: Büyük Türkiye Partisi (BTP), Anavatan Partisi (ANAP) ve Halkçı Parti (HP). Ancak BTP kuruluşundan onbir gün sonra MGK’nın 31.5.1983 tarihli ve 79 sayılı kararıyla kapatıldı. Kapatma gerekçesi olarak, kapatılan eski bir partinin devamı olması gösterildi. İzleyen tarihlerde birçok parti daha kurulduysa da, burada etkileri ve uzun soluklu olmaları bakımından en önemli üçünü anmak yeterlidir. Bunlar, 6 Haziran’da kurulan Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP), 23 Haziran’da kurulan Doğru Yol Partisi (DYP) ve 19 Temmuz’da kurulan Refah Partisi (RP)’dir.

“Sivil siyasal yaşama dönüşün güdümlü niteliği bundan sonra vetolar sisteminde kendini göstermiştir. Bunlar iki türlüdür: Siyasi Partiler Yasasından doğanlar ile Milletvekili Seçimi Yasasından doğanlar. Birinciler parti kuruculuğuna, ikinciler ise seçilmeye konan engellerdir.” (A.g.y. s.52,53) Burada, MGK’nın veto yetkisinin oldukça “hazin tablolar çizen” (A.g.y. s.53) uygulamaları konusuna girilmeyecektir. Ama bu yetkinin konumuzu doğrudan ilgilendiren bir sonucuna değinmemiz gerekir ki, o da, bu vetoların sonucunda SODEP ve DYP’nin 6 Kasım 1983 Genel Seçimlerine girmelerinin engellenmiş olmasıdır.

Yüksek Seçim Kurulu, 25 Ağustos günü seçime katılabilme koşullarını sağlayabilen üç partiyi açıkladı: MDP, HP ve ANAP. (Bu partiler bile vetolar sonucunda seçime eksik listeyle katılabiliyorlardı: MDP’nin 2, ANAP’ın 8, HP’nin 11 eksiği vardı).

“1983 milletvekili genel seçimlerine katılabilecek üç partinin liderlerinin konumundaki ortak bir nokta dikkat çekiciydi. Üç lider de askeri rejimin ‘mutemet’ unsurlarıydı, onunla değişik derecelerde işbirliği içinde olmuşlardı. T. Özal Başbakan yardımcılığı, N. Calp Başbakanlık Özel Kalem Müdürlüğü yapmıştı. T. Sunalp ise eski bir yüksek komutan olarak yeni rejimin müstakbel başbakanı olarak tasarlanmıştı. Bu anlamda Sunalp, askeri rejimin veliahdı olarak algılanıyordu. Partisi ise, ‘devlet partisi’ anlayışının tipik temsilcisiydi.” (A.g.y. s.56)

Nihayet seçimler 6 Kasım 1983 tarihinde yapıldı. Sonuçlar genelde “sürpriz” olarak değerlendirildi. Çünkü askeri rejimin örtülü desteğine sahip bulunan MDP seçimden sonuncu parti olarak çıkmış, seçim gününden hemen önce K. Evren tarafından eleştirilmiş olan ANAP, üstelik de tek başına iktidar olmasını sağlayacak birçoğunlukla seçimin galibi olmuştu.

Yüksek Seçim Kurulunun açıkladığı kesin sonuçlar şöyleydi (RG:14.11.1983- 18221):

Türkiye Genelinde,
Kayıtlı seçmen 19.740.500
Oyunu kullanan seçmen sayısı 18.214.104
Geçerli oy sayısı 17.328.735
Geçersiz oy sayısı 885.369
Katılma oranı % 92.27
Geçerli oyların seçime katılan siyasi partilere ve bağımsız adaylara göre dağılımı ve dağılım oranı,
Oy sayısı Oy oranı (%)
Anavatan Partisi 7.823.827 45.15
Halkçı Parti 5.277.698 30.46
Milliyetçi Demokrasi Partisi 4.032.046 23.27
Bağımsızlar 195.164 01.12
Bu dağılıma göre partilerin çıkardıkları milletvekili sayısı
Anavatan Partisi 211
Halkçı Parti 117
Milliyetçi Demokrasi Partisi 71

Böylece Türkiye’de ANAP’ın iktidarda olduğu yıllar başladı. 25 Mart 1984 yerel yönetim seçimlerine de ANAP iktidarı altında gidildi. Çalışmamızın birinci bölümünde değindiğimiz gibi, yerel seçimlerin TBMM’nin ilk toplantısını izleyen bir yıl içinde yapılması 1982 Anayasasına göre bir zorunluluktu. Bu durumda seçimlerin 1984 yılı içinde yapılması gerekiyordu. Ancak Türkiye’de o güne kadar yerel seçimlere özel bir yasa mevcut değildi. İlk bölümde ayrıntılı olarak değindiğimiz üzere, bu durumdan da yararlanan iktidar partisi, kendi çıkarlarını da gözetecek şekilde düzenlediği 2972 sayılı “Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun”unu muhalefetin karşı yöndeki tüm çabalarına rağmen 18 Ocak’ta Meclisten geçirdi. Seçim tarihi olarak da, yine HP ve MDP’nin ortak muhalefetine rağmen 25 Mart 1984’te ısrar etti.

Seçime giden süreçte en çok tartışılan konulardan biri Meclis dışındaki partilerin, özellikle SODEP ve DYP’nin seçime katılıp katılamayacaklarıydı. MGK’nın veto ları sonucu 6 Kasım Genel Seçimlerine katılmaları engellenen bu iki parti, Türkiye’nin siyasal yaşamında belli bir geleneği temsil ediyorlar ve ciddi bir kitle desteğine de sahip görünüyorlardı. Fakat seçim tarihi 25 Mart olarak belirlenince bu partilerin seçime katılmaları tehlikeye girmişti. Çünkü, ilk bölümde de belirttiğimiz gibi, 298 sayılı "Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”un, 10.6.1983 tarih ve 2839 sayılı “Milletvekili Seçimi Kanunu”nun 45. Maddesiyle değiştirilen 14. Maddesinin 4 ve 11 numaralı bentlerine göre, seçime katılacak partilerin seçim tarihinden en az altı ay öncesinden büyük kongrelerini yapmış olmaları gerekiyordu. Her iki parti de (bu arada Refah Partisi de) bu koşulu yerine getir(e)memişlerdi ve eğer yeni bir düzenleme yapılmaz ise bu partiler seçime katılamayacaklardı. Bu durumda da seçimin meşruiyeti sorgulanacaktı, çünkü Meclisteki muhalefet partileri MDP ve HP kamuoyunda “icazetli partiler” olarak değerlendiriliyor ve yapılacak ilk “serbest” seçimlerde bu partilerin bir varlık gösteremeyeceklerine inanılıyordu.

Başbakan ve Anavatan Partisi Genel Başkanı T. Özal, Meclis dışındaki partilerin de seçime katılmaları konusunda başlangıçta biraz gönülsüz görünüyor, “Falanca, filanca parti seçime girecek diye bekleyemeyiz” (Cumhuriyet, 5.1.1984) diyordu. Fakat daha sonra fikir değiştirdi ve 2972 sayılı yasaya konulan bir hükümle tüm partilerin seçime girebilmelerinin önü açıldı. Özal, daha sonraki bir tarihte bu tutumu şöyle açıklayacaktı: “Genel seçimlere katılamayan partiler ‘biz katılsaydık seçimleri alırdık’ diyorlar. Etraftan da bize tazyik yaptılar. Oturdum, düşündüm, hodri meydan dedik. Çünkü biz milletimizin en doğruyu yapacağına inanıyoruz.” (Cumhuriyet, 25.2.1984) Özal seçim kampanyası boyunca bu konuyu bir koz olarak da kullandı. Bir seçim mitinginde “Bize hücum edenler için, Allah onları ıslah etsin, diyorum” diyen Özal, “endişemiz olsaydı, onları seçime sokmazdık” (Hürriyet, 19.3.1984) diye devam edecekti.

Meclis dışındaki partilere de seçim yolunun açılması yerel seçimlerin önemini ve ağırlığını artırdı. Artık 25 Mart, 6 Kasım’ın rövanşı gibi değerlendirilmeye başlandı. Örneğin, DYP kurucu üyesi H. Ürgüplü’ye göre, “25 Mart seçimleri alışılagelmiş yerel seçimlerin çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. Türk seçmeni 6 Kasım’da arayıp bulamadığını bulmak, değerlendirmek fırsatını elde etmiştir” (Nokta, 12-18 Mart 1984, yıl:2, Sayı:3, s.19) diye yazıyordu. Yankı dergisi ise seçimleri iki açıdan çok önemli görüyordu: “Yaklaşan mahalli seçimler Türkiye’de iki bakımdan önemlidir: Siyasi bakımdan bütün partiler katılacaktır. Demokratikleşme bakımından önemi ise, olağanüstü bir yönetimin tayiniyle gelmiş idarecilerin yerini halkın seçtiği mahalli yöneticilerin almasıdır. Bu iki unsurun bir araya gelmesinden dolayı, denilebilir ki, demokrasi tarihimizin en önemli mahalli seçimlerinden birine gidiyoruz.” (Yankı, 13-19 Şubat 1984, Sayı:672, s.66) Aynı dergiden bir başka alıntı: “25 Martta yapılacak mahalli seçimlerin bir ‘genel seçim’ havası içinde geçmesi ve‘istikrar’ meselesini yeniden gündeme getirmesi dikkat çekiyor. Bunun sebebi, 6 Kasım seçimlerine sokulmamış olan DYP ve SODEP’in mahalli seçimlere girecek olmalarıdır.” (Yankı, 19-25 Mart 1984, Sayı,677, s.66)

Yerel seçimlerin böyle bir anlam kazanması, doğal olarak “erken seçim” tartışmalarını da beraberinde getirdi. Genel kanı, ANAP’ın ciddi oranda oy kaybetmesi ve Meclis dışındaki partilerin Meclisteki partilerden daha fazla oy almaları durumunda, erken seçimin gündeme gelebileceği yolundaydı. Erken seçim en çok DYP tarafından gündeme sokulmaya çalışıldı. Örneğin DYP Genel Sekreteri R. Sunol, Cumhuriyet ’in düzenlediği ve diğer parti temsilcilerinin de katıldığı bir tartışmada, yerel seçimlerden sonra genel seçimleri kaçınılmaz gördüklerini söyledi. (Cumhuriyet, 28.2.1984) Buna karşılık SODEP daha temkinliydi. Genel Başkan E. İnönü, doğrudan erken seçim sözünü kullanmıyor, yine de yerel seçimlerde başarılı olmaları durumunda iktidar yolunun kısalacağını ileri sürüyordu. (Cumhuriyet, 12.3.1984) Halkçı Parti Genel Başkanı N. Calp de “yeni partilerin fazla oy almaları durumunda erken seçimin gerekli olduğu” (Cumhuriyet, 17.3.1984) kanısındaydı.

Anavatan Partisi, doğal olarak, erken seçim tartışmalarına pek girmiyordu; girdiği yerde de kesin bir dille karşı çıkıyordu. T. Özal 3 Mart tarihli bir konuşmasında, “Yerel seçimler genel seçim havasına sokulmak isteniyor. Büyük seçim 6 Kasım’da yapılmış ve milletimiz kararını vermiştir. Bu seçimin ardından erken seçim gelir diye bekleyenler hayal görüyorlar, avuçlarını yalasınlar” (Cumhuriyet, 4.3.1984) demişti. Ama aynı Özal seçime üç gün kala, biraz da erken seçim istemediklerini ve istikrar aradıklarını düşündüğü seçmenleri tehdit eder bir tarzda, “Ya en büyük oluruz ya da erken seçim gelir” (Cumhuriyet, 23.3.1984) diyecekti.

25 Mart seçimlerinin bir özelliği de seçimlere ‘sağ’ın da ‘sol’un da bölünmüş olarak girmeleriydi. Halbuki 1980 öncesinde merkez sağ ve merkez solda birer büyük parti vardı: AP ve CHP. Şimdi merkez sağ ANAP, DYP ve MDP olmak üzere üçe; Merkez sol ise HP ve SODEP olarak ikiye bölünmüştü. Seçim dönemi boyuncabu bölünmüşlük üzerinde de çok tartışıldı. Gerçi sağdaki partiler birleşmeden çok rekabeti ön plana çıkardılar ve benzerliklerden çok farklılıkların altını çizdiler. Zaten ANAP çoğu yerde kendisini bir ‘sağ’ parti olarak tanımlamaktan kaçınıyor, 1980 öncesine gönderme yaparak dört eğilimin ( dinci, milliyetçi, liberal sağ ve sosyal demokrasi) bileşkesi olarak değerlendiriyordu. MDP ise sol partileri olduğu kadar sağ partileri de ülkeyi “12 Eylül öncesine” götürecekler diye suçlamakla meşguldü. Örneğin, T. Sunalp, “Biz kuvvetli devlet istiyoruz. Özal ‘biz milleti kuvvetlendireceğiz’ dedi. Devletsiz millet olmaz. Bu anlayış beynelmilel komünizme gider. ANAP yamalı bohça gibi” (Cumhuriyet, 16.3.1984) tespitinde (!) bulunuyordu.

Sol partilerin birleşmeleri meselesi ise genel olarak daha ciddi bir zeminde tartışıldı. Fakat bu kanatta da SODEP’in ısrarlı çağrıları HP tarafından sürekli olarak reddedildi. İşin ilginç tarafı HP de bu konuda MDP’ye benzer bir politika izliyor, SODEP’i aşırı sol olmakla suçluyordu. N.Calp bir konuşmasında SODEP’i kastederek, “Lenin’de sosyal demokrat parti kurmuştu” (Hürriyet, 11.3.1984) diyecekti. Sonuçta seçimden önce ne sağda ne de solda birleşme olmadı.

Partilerin birbirlerini ‘aşırı sol’ olmakla ya da ‘12 Eylül öncesine dönmek istemek’le suçlamalarının ardında, rejimin henüz ‘normalleşememesinin’, siyasi yasakların sürüyor olmasının, askeri rejim döneminin baskıcı yasalarının halen yürürlükte olmasının büyük etkisi vardı. Bu tür suçlamalarla hem ‘bir yerlere’ mesaj veriliyor hem de seçmen korkutulmaya çalışılıyordu. Doğal olarak bu yönteme en çok başvuran partiler 12 Eylül’ün ‘icazetli’ partileri olan MDP ve HP idi. Tabii, MDP’nin HP’ye büyük fark attığını söylemek bile gereksiz. Cumhuriyet Gazetesinde yer alan şu haber, partilere verilen bir gözdağı olarak da okunabilir: “Başsavcılığın propaganda konuşmalarını incelemeleri sürüyor. Siyasal partilerin yetkililerinin yerel seçim dolayısıyla verdikleri demeçler ve propaganda konuşmaları Cumhuriyet Başsavcılığınca inceleniyor. (...) Buinceleme sonucunda Siyasal Partiler Yasasına ya da Anayasa maddelerine aykırı ifadeler bulunursa, o kişiler hakkında partiden çıkarılmalarına kadar varan cezalar istenecek.” (Cumhuriyet, 17.3.1984) Nitekim aynı gazetede aynı gün yer alan bir başka haberde Savcılığın, Özal’ın Çankırı gezisinde üzerinde Arapça yazılar bulunan bir bayrakla karşılanmasının soruşturulduğu duyuruluyordu. 22 Mart tarihinde ise, yani seçimlerden yalnızca üç gün önce, DYP Genel Başkanı Yıldırım Avcı'nın askeri savcılıkta ifadesi alınıyordu. Gerekçe, Avcı’nın Manisa konuşmasında, 6 Kasım Seçimlerini eleştirmek için sarf ettiği şu sözlerdi: “Türk demokrasi tarihinin beyaz sayfalarında iki kara sayfa vardır. Bunlardan birisi 1946 seçimleri, diğeri de YSK’nın yarattığı 6 Kasım 1983 seçimleridir.” (Cumhuriyet, 23.3.1984)

Yine de seçim kampanyalarının 6 Kasım seçimlerine oranla daha ‘renkli’ geçtiği söylenebilir. Her ne kadar partiler arasında, hem sağın hem solun bölünmüşlüğünün güçlendirdiği rekabetten dolayı, bir çatışma ve kavga havası hakimmiş gibi göründüyse de, tüm bunların çok partili hayatın doğal sonuçları olduğu konusunda yaygın bir kanı vardı.

Fakat seçime katılan siyasi partilere geçmeden önce, ülkenin o dönemde içinde bulunduğu koşulları daha iyi kavramak açısından, doğrudan yerel seçimlerle ilgisi olmasa da, çok kısa olarak genel siyasal gelişmelere de değinmekte yarar görüyoruz.

Bir kere, yerel seçimlere gidilen günlerde ülkenin hala sıkıyönetim koşulları altında olduğunu hatırlamak gerekir. Sıkıyönetim uygulamasında ilk ‘gevşeme’, 1 Mart 1983 tarihinde Bakanlar Kurulunun MGK tavsiyesine uyarak, 13 ilde sıkıyönetimin kaldırılmasına karar vermesiyle gerçekleşti. 19 Marttan itibaren uygulanacak karara göre bu illerden sekizinde “olağanüstü hal” ilan edildi. Sıkıyönetimin kaldırılıp olağanüstü hal uygulamasına geçilen iller şunlardı: Çanakkale, Kırşehir, Gümüşhane, Sinop, Isparta, Kastamonu, Çankırı ve Bitlis. Sıkıyönetimin tamamen kaldırıldığı ve “normal” yönetime geçilen beş il ise; Bilecik, Kırklareli, Kütahya, Muş ve Burdur’du. (Milliyet, 2.3.1984) Yani, 25 Mart seçimleri yapıldığında yalnızca beş ilde normal bir yönetim söz konusuydu. Diğer 54 ilde ise sıkıyönetim uzatılmıştı.

Dış ilişkiler açısından iki gerilim noktası vardı. En önemlisi İran–Irak savaşı. İki komşu ülke birbirleriyle savaşıyorlardı ve Türkiye tarafsız kalmaya çalışıyordu. Zaman zaman savaşın Türkiye’ye sıçramasından endişe ediliyordu. (Hürriyet, 29.3.1984) E. İnönü’nün de böyle bir kaygı taşıdığı gazetelere yansımıştı. (Cumhuriyet, 26.2.1984) Seçimden yaklaşık iki hafta önce Yunanistan’la kısa süren bir gerginlik yaşandı. Önce Yunanistan’ın Güney Kıbrıs’a 15 bin asker çıkarma hazırlığı yaptığını yazdı gazeteler, (Hürriyet, 5.3.1984) bir gün sonra da Türkiye’nin Yunanistan’ı uyardığını. (Hürriyet, 6.3.1984) Birkaç gün içinde kriz tırmandı. Atina, Türk savaş gemilerinin Yunan destroyerine ateş açtıklarını iddia etti ve Ege’de alarma geçti. (Cumhuriyet, 9.3.1984) Neyse ki ertesi gün havayı yumuşatan yine Atina oldu. (Cumhuriyet, 10.3.1984) Ayrıca ABD’nin Kıbrıs’ta ilerleme sağlanıncaya kadar Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimine yardımı askıya alması bir diğer önemli gelişmeydi. (Cumhuriyet, 3.3.1984)

İç politika açısından değinilebilecek gelişmeler ise şunlar: Hükümetle Türk- İş arasında binlerce işçiyi ilgilendiren sıkı bir pazarlık sürüyordu. 12 Eylül’den beri sürekli düşüş gösteren reel ücretlerdeki bu erimeyi durdurmak isteyen Türk-İş %43 zam istiyor, Hükümet %25’in üstüne çıkmıyordu. (Cumhuriyet, 25.2.1984) Grevin yasak olduğu koşullarda zam oranı Yüksek Hakem Kurulu tarafından belirlendi: %25 artı 2 bin lira. (Cumhuriyet, 26.2.1984) Muhalefet partilerinin işçileri destekleyen açıklamalarının pek bir etkisi olmadı. (Cumhuriyet, 27.3.1984) Seçimlerden önce asgari ücret tespit komisyonu da toplandı. Türk- İş, brüt 16 bin 200 lira olan ücretin, net 30-35 bin liraya yükseltilmesini istiyordu. (Cumhuriyet,11.3.1984) İşveren temsilcisinin yanıtı, “et yerine fasulye yiyin” oldu. (Cumhuriyet, 20.3.1984)

O dönemde kamuoyunda ilgiyle izlenen bir tartışma da ANAP ile HP arasındaki Boğaziçi köprüsünün gelirleri üzerine “satarım- sattırmam” tartışmasıydı. 6 Kasım Genel seçimleri öncesinde Özal ile Calp arasında bir televizyon programında alevlenen bu tartışma uzun süre devam etti. Sonunda kazanan ise, doğal olarak, iktidarı alan Özal’dı. Köprü gelirlerinin yanı sıra başka kamu tesislerinin de satışını öngören yasa uzun tartışmalardan sonra 29 şubatta Meclisten geçti. (Cumhuriyet, 1.3.1984)

Özal iktidarının liberal ekonomi politikaları çerçevesinde uyguladığı ithalat rejimi de kamuoyunun geniş ilgisini çekiyordu. Olumlu ya da olumsuz üzerinde en çok konuşulan konulardan biri buydu. Özellikle Güney Amerika ülkelerinden ithal edilen “çikita muz” serbest ithalat politikasının adeta simgesi olmuştu. Muhalefet partileri ciddi eleştirilerin yanı sıra bu konuyu espri malzemesi olarak da kullandılar. İnönü’nün seçim gezilerinden bir pankart: “Çikita muz, Özal bize vız.” (Cumhuriyet, 22.3.1984) Avcı’da, bir Karadeniz mitinginde kalabalığa, “Hamsi ithal edilirse, şaşmayın” diye seslenecekti. (Hürriyet, 19.3.1984)

SİYASİ PARTİLER VE SEÇİM PROPAGANDASI

25 Mart 1984 Yerel Yönetim Seçimlerine 6 siyasi parti katıldı: Anavatan Partisi, Halkçı Parti, Milliyetçi Demokrasi Partisi, Sosyal Demokrasi Partisi, Doğru Yol Partisi ve Refah Partisi.

Anavatan Partisi -ANAP

20 Mayıs 1983 tarihinde kuruldu. Genel Başkanı, “24 Ocak Kararları”nın, dolayısıyla son yılların Türk ekonomisinin “mimarı” olan Turgut Özal’dı. Özal, 12 Eylül öncesinde Süleyman Demirel hükümetlerinde DPT ve Başbakanlık müsteşarlığı görevlerinde bulunmuştu. 12 Eylül sonrasında da Ulusu kabinesinde başbakan yardımcısı olmuştu. Partinin kurucuları arasında Hüsnü Doğan , Adnan Kahveci, Veysel Atasoy, Erol Aksoy, Cemil Çiçek, Cavit Kavak gibi isimler vardı. İçişleri Bakanlığına 37 kurucunun ismini bildiren Özal’ın listesinden 7 kişi veto edilince, geriye kalan 30 kişi ANAP’ın Genel Seçime girme hakkı kazanmasına yetmişti. (Soysal, İ. Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, cilt:8, s.2135)

Genel Başkan yardımcılıklarına Veysel Atasoy, Mesut Yılmaz, Halil Şıvgın, Mehmet Altınsoy; Genel Sekreterliğe de Mustafa Taşar seçildiler.

ANAP, kurulduğu tarihten itibaren kendisini 12 Eylül öncesinin dört siyasi eğiliminin (mukaddesatçı sağ, milliyetçi sağ, liberal sağ ve sosyal demokrasi) toplandığı bir parti olarak tanımladı. Ama onu ekonomik açıdan liberal, siyasal açıdan muhafazakar sağ bir parti olarak tarif etmek daha doğru olur.

Anavatan Partisinin programından (A.g.y.):

Ekonomi: İktisadi gelişmede fertlerin teşebbüs gücü esas alınmalıdır. Devlet sanayi ve ticarete ana prensip olarak girmemeli, KİTler zaman içinde millete devredilmelidir. Müdahale ve tahditler asgariye indirilerek, rekabet şartlarının hakim kılındığı serbest Pazar ekonomisi uygulanmalıdır.

Dış Politika : NATO ittifakına ve imzaladığımız uluslar arası anlaşmalara sadık kalınmalıdır. Ortadoğu ve Müslüman ülkelerle dostane ilişkilerimiz geliştirilmeli, AET ile olan ilişkilerimizde, menfaatlerin dengelenmesini ön planda tutan bir işbirliğine uygun davranılmalıdır.

Temel Hürriyetler : Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ifadesini bulan bu hak ve hürriyetlerin sağlanması ve teminat altına alınması için hukuka bağlı ve hukukun üstünlüğünü esas alan bir devlet nizamı şarttır.

Yabancı Sermaye : Karşılıklı menfaat dengesini esas alan bir anlayış içinde dış kaynaklardan faydalanılması ve yabancı sermaye yatırımlarının teşvik edilmesi gereklidir.

ANAP’ın Seçim Propagandası

ANAP seçim propagandasını iktidar olmanın avantajları ve istikrar kavramı üzerine kurdu. Nazlı Ilıcak'ın bir yazısı ANAP'ın bu yönünü çok iyi özetlemektedir:

“...Anavatan propagandasının esasını şu noktaya dayandırıyor: istikrar... Partinin kurmayları ‘Anavatan’ın oy kaybı erken seçimi gündeme getirebilir ve seçim çalkantısı sürerken, iktidarda geçimle uğraşacak hal kalmaz’ diyorlar.

Anavatan’ın ikinci kozu: ‘Henüz yeniyiz; bizi daha denemediniz, icraatımızın meyvelerini görmediniz..’ İleriye sürülen üçüncü koz, belediye başkanlarıyla iktidar uyum içinde olursa daha iyi hizmet verilir.

Anavatan yukarıda işaret ettiğimiz noktalara ek olarak, ‘bölünmeyelim, birleşelim; aksi takdirde sol kazanır’ tema’sını da işlemektedir.” (Tercüman, 15.3.1984)

Özal’ın yerel seçimlerde oldukça etkili olduğu kabul edilen bir politikası da, seçim tarihinden önce gecekondulara “tapu-tahsis belgesi” dağıtmasıydı. Aslında tapu olmayan ama bina üzerinde belli bir mülkiyet hakkını tescil eden ve geleceğe yönelik olarak “tapu umudu” dağıtan bu belgelerin dağıtımı Özal lehine oldukça etkili oldu. Ayrıca ANAP seçime bir ay kala bir de “imar affı” çıkarmıştı. (Cumhuriyet, 24.2.1984)

Anavatan’ın seçime yönelik dikkat çekici bir sloganı da “iş bitiricilik” di. Özal’ın konuşmalarında sık sık altını çizdiği bu olgu, partinin kampanyalarında da önemli yer tuttu. Örneğin gazetelere verilen tam sayfa ilanlarda şu slogan kullanıldı: “Türkiye’nin tüm belediyelerine işbitirici başkan Anavatan’dan.” (Hürriyet, 19.3.1984)

Milliyetçi Demokrasi Partisi -MDP

MDP, emekli Orgeneral Turgut Sunalp’ın başkanlığında 41 kişilik kurucular listesini, kuruluş bildirgesini, tüzük ve program taslağını 16 Mayıs 1983 günü İçişleri Bakanlığına vererek 12 Eylül 1980 sonrası kurulan ilk parti oldu. Genel Başkan yardımcılıklarına Ahmet İhsan Kırımlı, Sabri Keskin, Musa Öğün ve Davut Akça, Genel Sekreterliğe de Doğan Kasaroğlu seçildi.

MDP’NİN kurucular listesi 41 kişiden oluşuyordu. Bunlardan 3’ü veto edilince geriye kalan 38 kişiyle MDP kolayca Genel Seçimlere girme hakkını elde etti.

MDP programından:

Ekonomi: Devlet ve hür teşebbüsün birbirine rakip olmadığı karma bir ekonomi, devlet özel teşebbüsün yetersiz kaldığı sahalarda onu tamamlayan ve yol gösteren olmalı.

Dış Politika : Hür dünyanın ve Batı ittifakının bir üyesi olduğumuz gerçeğinin bilincindeyiz. Ortadoğu’daki konumumuz geliştirilmeli, NATO içindeki yerimiz güçlendirilmeli, AET’ye tam üyelik hedeflenmelidir.

Yabancı Sermaye : Yabancı sermaye yatırımları teşvik edilmeli bu konuda kolaylaştırıcı ve teşvik edici önlemler alınmalıdır.

Temel Hürriyetler : Ferdin hak ve hürriyetleri, diğer vatandaşların hürriyetine ve toplum menfaatlerine zarar vermemeli, devletin varlığını yıpratıcı olmamalıdır. Basın hürriyeti demokrasinin vazgeçilmez unsurudur ancak devletin yüce menfaatleri aleyhinde kullanılamaz.

MDP’nin Seçim Propagandası

MDP seçime doğru giden süreçte en zayıf partilerden biri görünümü veriyordu. Sunalp’in konuşmalarında üzerinde en çok durduğu konu “güçlü devlet”ti. Diğer partileri sık sık komünist olmakla, aşırı uçları barındırmakla, 12 Eylül’e ihanet etmekle suçluyordu. (Cumhuriyet, 4.3.1984)

MDP’nin mitingleri de çok sönük geçiyor, parti yöneticileri çoğu kez hayal kırıklığına uğruyorlardı. Sonunda Sunalp, “Mitinglerin faydasına inanmıyorum. Mitingler kesinlikle gösterge değildir” (Cumhuriyet, 13.3.1984) demek zorunda kalacaktı. Hasan Pulur, Hürriyet Gazetesindeki “Olaylar ve İnsanlar”adlı köşesinde seçimden bir gün önce yayınlanan yazısında, ANAP’ın durumunu koruyacağını, seçmenin erken seçim istemediğini öne sürüyor ve yazısını şöyle bitiriyordu:

“-.....

-Ya MDP?

-Haa, sahi, öyle bir parti de vardı değil mi?” (Hürriyet, 24.3.1984)

Halkçı Parti -HP

20 Mayıs 1984’te kuruldu. Genel Başkanı 12 Eylül döneminde Başbakanlık Müsteşarlığı yapmış olan Necdet Calp’ti. Genel Başkan yardımcıları olarak Günseli Özkaya, Şerafettin Uğur, Niyazi Aras ve Ayhan Fırat seçildi. Genel Sekreter Özer Gürbüz; Genel Sekreter yardımcıları da Cemal Saltık, Kemal Aydar, Yılmaz Hastürk ve Paşa Sarıoğlu’ndan oluşuyordu.

HP ilk aşamada 32 Kurucu bildirmişti, bunlardan 7’si veto edildi. Birkaç kez daha yaşanan veto olayından sonra HP 21 Temmuz’da seçime girme hakkını kazanabildi. HP, MDP ile birlikte askeri rejimin icazetli partilerinden sayılıyordu. İktidar Partisi olarak tasarlanan MDP’nin karşısında Muhalefet rolü oynaması uygun görülmüştü. Seçimlerden sonra MDP’ye değilse de ANAP’a ana muhalefet partisi olmayı başardı.

Halkçı Partinin programından:

Ekonomi: Ekonomik kalkınma hedeflerine ulaşmada en büyük sorumluluk devletindir ve araç olarak da KİT’ler kullanılacaktır. Enflasyon mücadelesinin başlıca aracı fiyat kontrolleridir; Devlet bankacılığına ağırlık verilmelidir. Dış ticareti devlet kontrol etmelidir.

Dış Politika : Batı dünyasıyla yapılmış ittifaklara ve anlaşmalara sadık kalınmalı, Müslüman ülkelerle aramızdaki manevi ve kültürel bağlar dış politikanın saptanmasında dikkate alınmalıdır.

Temel Hürriyetler : Temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmamasına, bu hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmamasına özen gösterilmelidir.

Yabancı Sermaye : Yabancı sermayeye karşı çıkılmamalıdır, ancak dışardan bilgi alışverişi, patent hakkı ve teknoloji alımı, yurtta kurulacak yabancı sermayeli şirketlere tercih edilmelidir. Yabancı sermaye ile kurulacak ortaklıklarda karar ve yönetim yetkisi devletin elinde olmalıdır.

HP’nin Seçim Propagandası

HP seçimlere gidilirken iki partiye karşı mücadele etti: ANAP VE SODEP. ANAP’a soldan muhalefet ederken, SODEP’i sık sık aşırı solda olmakla suçladı. SODEP’in birleşme çağrılarını ısrarla reddetti. Calp, en etkin muhalefeti “köprü satışı” tartışmalarında gösterdi. Özal, Calp’a “istediğin kadar bağır, biz satarız. Köprü ve baraj satışları sırasında ben de hisse alacağım” (Cumhuriyet, 26.2.1984) diye sataşırken; Calp, “ulusal tesislerimiz Yunanlılar’a mı, Kuzey komşumuza mı satılacak”(A.g.y.) diye soruyordu.

HP, klasik bir sosyal demokrat parti olmanın asgari gereklerini yerine getirmeye çalışıyordu. İşçilere verilen düşük zam oranına karşı çıktı. (Cumhuriyet, 27.2.1984) Genel Başkan Calp, “işçi ve memurun sıkıntısı pahasına memlekette kalkınma olur mu?” (Cumhuriyet, 10.3.1984) diye sordu; “bir avuç insan lüks mercedesle gezerken, kuru ekmeğe mahkum olanların sessiz kalamayacaklarını” (Cumhuriyet, 14.3.1984) savundu.

Doğru Yol Partisi -DYP

Doğru Yol Partisinin kuruluş bildirgesi İçişleri bakanlığına 23 Haziran 1983 günü verildi. Partinin 34 kurucu üyesi vardı. Yapılan görev bölümünde Genel Başkanlığına eski AP senatörlerinden ve bakanlarından Ahmet Nusret Tuna getirildi. Eski valilerden Ali Rıza Yaradanakul, gazeteci Turgay İçöz ve Galip Onursal Genel Başkan Yardımcılığı, İsmail Heral Genel Sekreterlik görevlerini üstlendiler.

DYP; SODEP ile birlikte MGK’dan en çok veto yiyen parti oldu. Nitekim bu vetolar nedeniyle 6 Kasım seçimlerine girmesi engellendi. DYP, örtük olarak kendisinin AP’nin devamı olduğunu vurgulamaya çalışıyordu.

DYP Programından:(Doğru Yol Partisi Tüzük ve Programı, Ankara, 1983)

Temel Haklar : İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ifadesini bulan kişi haklarının ve temel hürriyetlerinin gerçekleşmesi ve korunmasını zaruri görürüz. (A.g.y. s.76)

Ekonomi: Ekonomik düzen hürriyetçi, demokratik rejimin güçlenmesi, kişinin hürriyet içinde refaha kavuşması gayesini gerçekleştirmelidir. Mülkiyet, miras, hür teşebbüs kurma, dilediği işi seçme haklarının kişinin vazgeçilmez temel haklarından olduğuna inanırız. Ekonomik hayatta devletin gerektiğinde üretici, genelde düzenleyici, destekleyici ve caydırıcı tesirli bir role sahip olması gereğine inanırız. Serbest piyasa ve rekabet nizamını gerçekleştirmek ve ekonomiyi bu düzende geliştirmek kararındayız. (A.g.y. s.86)

Dış Politika: AET ile işbirliğini kalkınma hedeflerimizin gerçekleşmesinde bir itici faktör, sanayi ve tarım üretiminde rasyonelleşme vasıtası, Türkiye’nin dünya ticareti içerisinde artan bir oranda yer alma kararı olarak anlamaktayız. Ortak pazara tam üyeliğimizin bir an önce gerçekleşmesinin ülkenin yararına olduğu inancındayız. (A.g.y. s.95)

Yabancı Sermaye : Dış kaynağı, hedef alınan kalkınma hızını ve ekonominin dışardan temini gerekli zaruri ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli miktar ve zamanda en uygun şekilde ve şartlarda elde etmek hedefimizdir... Yabancı sermeye ve dış kredi girişlerinin desteklenmesi ve kolaylaştırılmasını sadece döviz açığının karşılanması için değil, dış ekonomik ilişkilerimizin de geliştirilmesi bakımından gerekli sayarız. (A.g.y. s.94,95)

DYP’nin Seçim Propagandası

Yerel seçimleri, Genel seçim havasına sokmaya çalıştı. 6 Kasım seçimlerine girememiş olmasından dolayı uğradığı haksızlığı bu seçimlerde gidermeye çalıştı. Temel argümanı sağın gerçek temsilcisi olduğu iddiasıydı. Örtük olarak AP’nin devamı olduğu imajını yaymaya çabaladı. Genel Başkan Avcı, 6 Kasım seçimlerini eleştirdiği için askeri savcıya ifade vermek zorunda kaldı. Mücadelesinde daha çok ANAP’ı hedef aldı. Sol’un karşısında tek alternatifin kendisi olduğunu öne sürdü. Genel Başkan Y. Avcı, seçimlerden sonra ANAP’ın parçalanacağını iddia etti. (Cumhuriyet, 17.3.1984) “Türk milletinin kalbi sola kapalıdır” tespitinde (!) bulundu. (Cumhuriyet, 18.3.1984)

Sosyal Demokrasi Partisi -SODEP

SODEP kuruluş bildirgesini İçişleri Bakanlığına 6 Haziran 1983’te verdi. Başlangıçta 42 kişiden oluştuğu bildirilen kurucular kurulunun 5 üyesi MGK’nın 31 Mayıs 1983 tarihli ve 70 sayılı kararı uyarınca kuruldan çekilmek zorunda kalmışlardı. MGK’nın değişik tarihlerdeki 5 ayrı vetosuna bağlı olarak 31 Mayıs-8 Eylül tarihleri arasında SODEP kurucusu olarak bildirilen 86 kişiden 53’ü bu sıfatlarını yitirdiler. SODEP ancak 8 Eylül 1983’te kesinleşen 33 kurucu üyesi ile resmen ve hukuken kurulmuş oldu. Oysa genel seçimlere katılabilmek için kurucuların en geç Ağustosta onaylanması gerekiyordu. Dolayısıyla DYP gibi SODEP de 8 kurucu üyesi eksik olduğundan 6 Kasım 1983 genel seçimlerine katılma hakkını yitirdi. SODEP’te ilk başta Erdal İnönü genel başkanlığa , Atilla Sav genel sekreterliğe getirilmişlerdi. Veto edilmeleri üzerine, genel başkanlığı yerel seçimlere kadar Cezmi Kartay götürdü. Genel Başkan yardımcılıklarını Oktay Ekşi, Mehmet Kıcıman, Rafet Tüzün ve Kemal Sarısoy, Genel Sekreterliği Ahmet Durakoğluyaptılar. Genel seçimlerin ardından MGK’nın veto yetkisi ortadan kalkınca Erdal İnönü yeniden genel başkanlığa getirildi. (Soysal, İ. Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, cilt:8, s.2139)

SODEP’in programını temin edemediğimizden, yer veremiyoruz.

SODEP’in Seçim Propagandası

SODEP’in seçimlerdeki temel argümanı, gerçek sosyal demokrat partinin kendisi olduğuydu. HP’ye sürekli olarak birleşme, en azından arayı daha fazla açmama çağrılarında bulundu. Seçmene “sosyal demokrasinin adresi benim” mesajı verirken HP’ye karşı daima saygılı bir yaklaşım içinde olmaya özen gösterdi. HP tarafından sürekli reddedilince umudunu seçimden sonraya erteledi. Seçimlerde en çok oyu alan partinin çatısı altında birleşme çağrısı yaptı.

Seçimlerden yaklaşık 25 gün önce Yerel Yönetim Programını açıkladı:

“gecekondu: cezalandırıcı değil geliştirici, kentsel yaşamla bütünleştirici bir tutumla yaklaşılacak

Konut: pasif ve denetleyici değil, eyleme dönük, örgütleyici, üretici bir tutumla ele alınacak.

Su: 20 yıllık içme ve kullanma suyu ana planları yapılacak.” (Cumhuriyet, 1.3.1984)

SODEP özellikle büyük şehirlere önem verdi buralarda aday seçimini daha büyük bir titizlikle yapmaya çalıştı. Ankara büyük şehir belediye başkan adayı Vedat Dalokay, seçim dönemi boyunca 25 Martı, sınıf mücadelesi perspektifinden değerlendiren tek aday oldu: “25 Martta sandıktan ben çıkarsam, Özal’a, ‘kendine başka halk ara’ diyeceğim.... 25 mart, sermaye ile halkın kavgasıdır...” (Cumhuriyet, 23.3.1984)

Refah Partisi -RP

RP, 19 Temmuz 1983’te 33 kurucu ile avukat Ali Türkmen başkanlığında İçişleri bakanlığına başvurdu. 9 Ağustosta 29 kurucusu veto edildi. Veto edilmeyen 4 kurucudan Ahmet Tekdal genel başkanlığı üstlendi. Bildirilen 29 yeni kurucudan 25 tanesi daha 29 Ağustosta veto edildi. Sonuçta bu parti de genel seçimlere katılamadı.

Refah Partisi, eski MSP geleneğini sürdürmek üzere kurulan bir partiydi

Parti Programından:

Mali Politika : Basit, adil, masrafı az bir vergi ve maliye sistemi ve mekanizması mali politikamızın ana hedefleri arasındadır. .. Milletimizi kendi gücü ve potansiyeli ile kalkınmaya sevk eden bir uygulama yapmayı hedef ittihaz ediyoruz. Devlet ve özel kesimlerde her türlü lüks ve israfı ve gösterişçi satıhta kalan yatırım ve harcamaları önleyeceğiz... Tefeciliğe meydanı boş bırakan fakir halkı onlara istismar ettiren; tarımda, sanayide ve diğer sektörlerde geliri, verimi, imalatı arttırmak, çalışmayı teşvik yerine sadece faizcilikle memleketi kalkındırmayı mümkün gibi gösteren ve tembelliği teşvik eden zararlı politikaların karşısında olacağız. (Refah Partisi Programı, Ankara,1983, s.11)

Dış Politika: Milletimizin tarihi itibar ve şahsiyeti ile mütenasip bir dış politika uygulamak şiarımız olacaktır. Bütün ülkelerle ve bilhassa komşularımızla iyi münasebetler tesis ve idame ettirmek kararındayız. Tarihi ve kültürel bağlarla bağlı olduğumuz ülkelerle münasebetlerimizin daha fazla geliştirilmesi mümkün olduğuna, bundan her bakımdan karşılıklı maddi ve manevi yararlar doğacağına kaniyiz. (A.g.y. s.19)

Temel Hak ve Hürriyetler: Temel hak ve hürriyetlerin tanınması, korunması ve her türlü devlet icraatında göz önünde tutulması gereğine inanıyoruz. Temel hak ve hürriyetlerden fedakarlık yapılmaksızın kamu düzeninin korunmasına imkan sağlayan kanun ve nizamlar getirme kararlılığındayız. Partimiz fikir, vicdan ve düşünce hürriyetlerine inanır; fikir, vicdan ve inanç hürriyetlerine yapılacak her türlü baskıyı iptidai ve laikliğe aykırı sayar. Laiklik din düşmanlığı olmayıp bilakis din ve vicdan hürriyetlerini her türlü ihlalden koruyucu bir prensip olarak geliştirilmiş ve uygulama alanına koyulmuş bir prensiptir. (A.g.y. s.4)

RP’nin Seçim Propagandası

RP seçim dönemi boyunca sesi en az duyulan parti oldu. Seçimlerde ciddi bir iddiası olmadığını kendisi de kabul ediyordu. RP Genel Başkanı Tekdal, basına yansıyan konuşmalarının çoğunda faiz politikasını ve lüks tüketim malları ithalatını eleştiriyordu. (Cumhuriyet, 16.3.1984) Manevi değerler üzerinden seçmene ulaşmaya çalıştı: “kuvvetin değil, hakkın üstün olduğu bir Türkiye istiyoruz.” (Hürriyet, 26.2.1984)

Görüldüğü gibi partilerin seçim çalışmalarında ve propagandalarında yerel yönetimlere ve yerel hizmet ‘vaat’lerine değil daha çok genel nitelikli sorunlara yer veriliyordu. Yerel seçimden, iktidar partisi istikrar, muhalefet partileri ise erken seçime yol açacak bir sonuç bekliyorlardı.

Seçim kampanyalarının tüm partiler için ortak bir yönü ise, yol açtığı masraflardı. Gerçi partilerin bu açıdan da pek “ortak” yanları olduğunu söylemek mümkün değildi. Çünkü seçim harcamaları partiden partiye büyük farklılıklar gösteriyordu. Hürriyet Gazetesinin haberine göre en çok harcamayı 130 milyon lira ile ANAP yapacaktı. Seçime SODEP 85, DYP 75, HP ise 30 milyon lira ayırmışlardı. N. Calp 30 milyonu bile toplamalarının zor olacağını da eklemişti. (Hürriyet, 16.3.1984)

SEÇİM SONRASI SİYASAL ORTAM

1984 Yerel Yönetim Seçimleri, iktidardaki Anavatan Partisinin zaferiyle sonuçlandı. ANAP üç büyük şehir de dahil olmak üzere, toplam 54 ilde Belediye Başkanlığı seçimini kazandı. Seçimlerden ikinci parti olarak çıkan SODEP 8 ilde (Artvin, Bitlis, Burdur, Kırklareli, Muğla, Kars, Ordu, Tunceli); MDP 2 ilde (Adıyaman ve Niğde) ve Refah Partisi de Urfa ve Van olmak üzere iki ilde belediye başkanlığı kazandılar.

Sonuçlar ilk açıklandığında MDP’de görünen Ağrı Belediyesi seçimleri, daha sonra ANAP’ın itirazı sonucunda iptal edildi ve ilerideki bir tarihte tekrarlanması kararlaştırıldı.

Belediye Başkanlığı seçim sonuçlarına göre partilerin aldıkları oy oranları şöyleydi:
PARTİLER OY ORANLARI (%)
ANAP 43,24
SODEP 24,86
DYP 11,80
HP 7,78
MDP 5,44
RP 3,74
Bağımsızlar 3,14

Bu sonuçlar gazetelerde “Özal’ın İkinci Zaferi” (Tercüman, 26.3.1984) ya da “Özal’a Güvenoyu” (Cumhuriyet, 26.3.1984) gibi manşetlerle verildi. Böylece ANAP iktidardaki yerini korumuş ve sağlamlaştırmış oluyordu. Cumhuriyet ’te Hasan Cemal, seçim sonuçlarını şöyle değerlendirdi: “Yerel seçimler Anavatan partisi ile lideri Özal’ın büyük bir seçim zaferiyle noktalandı. Bir yandan hükümet partisi parlamentodaki durumunu iyice sağlama alırken, öte yandan, yerel yönetimler, üç buçuk yıllık bir aradan sonra kendi doğal yöneticilerine kavuştular. Demokrasiye geçiş sürecinde, 6 Kasım genel seçimlerinden sonra önemli bir aşama daha başarıyla geride bırakılmış oldu. (..) Yalçın Doğan’ın yerinde tespitiyle söyleyecek olursak, ‘iktidar değişmedi, muhalefet değişti.’ ” (Cumhuriyet, 26.3.1984)

Yalçın Doğan ise yazısında ANAP’ın başarısını iki faktöre dayandırıyordu: Birincisi, halkın hükümet ile belediyeler arasında parti farkı istememesi, ikincisi de seçmenin oyunu siyasal istikrardan yana kullanması. Doğan’a göre halk, daha üç ay önce belirlediği iktidarı değiştirmek için bir sebep görmemişti. (Cumhuriyet, 26.3.1984)

Aynı gazetede İ. Selçuk da ANAP’ın başarısını analiz etti (Cumhuriyet, 29.4.1984):

“ANAP’ın başarısının nedenleri nasıl açıklanabilirdi.

İlerde bu sorunun yanıtları bilimsel yöntemlerle incelenmelidir: Şimdilik bir dizi nedeni kağıt üzerinde ardarda sıralayabiliriz:

  1. Son yıllarda yaşanan olaylar seçmeni ‘belirsizliğe karşı ürkek yapmıştır.
  2. Seçmen, iktidar kavgası öneren sağdaki partiye bu yüzden yanaşmadı ve uzlaşmayı yeğledi.
  3. ANAP’ın 6 Kasım’da izinli parti olması, sivil yönetime geçişte en güvenli köprü sayılmasına yol açtı.
  4. Büyük iç ve dış sermaye, ANAP’ın arkasında yığınağını yapmış, olanaklarını güçlendirmişti.
  5. ANAP, taze hükümet partisi oluşunun avantajlarını çok iyi kullandı.
  6. Sağda ve soldaki rakip partilerden çok önce örgütlenmesini tamamlamıştı.
  7. TV’den yalnız ANAP büyük ölçüde yararlandı.
  8. Seçmen dört buçuk ay önce oy verdiği partinin ne olduğunu uygulamada görmek istedi.
  9. Yarısı gecekondulaşan kentlerde “gecekonduya tapu” kampanyası tuttu.
  10. siyasal ortamda yasak duvarları öteki partiler için yüksek, ANAP için önemsizdi.
  11. Yeni kuşaktan hırslı sermaye politikacıları, genç kadrolarıyla ANAP’ı donatmışlardı.
  12. Holdingleşen basının yüksek tirajlı gazeteleri ANAP’ın kazanması için seferber olmuşlardı.

Bütün bu nedenlerle birlikte şimdilik tartışılması yasaklanmış bir dizi etken (vurgu benim-MŞ), ANAP’a olağanüstü başarısını sağladı.”

Gerçekten seçim sonuçlarının iki önemli sonucu vardı. Bir kere, erken seçim yolu, en azından uzun bir süre için kapanmıştı. İkincisi de MDP ve HP’nin gerçekten yapay, icazetli partiler oldukları kanıtlanmıştı. Fakat bu durum yeni bir soruna yol açıyordu; muhalefet, meclis dışına kaymıştı. Cumhuriyet, iki gün sonra herkesin beklediği manşeti attı: “SODEP ve DYP’nin Gözü Parlamentoda” (Cumhuriyet, 28.3.1984)

Aslında DYP, umduğu oranda oy alamamıştı. Ama %13 civarındaki oy Ahmet Taner Kışlalı’nın yaptığı gibi bir başka açıdan da değerlendirilebilirdi: “Aslında son seçimlerin en başarılı partisi ANAP değil DYP. Kendi çizgisindeki bir parti bu ölçüde güçlü bir biçimde iktidarda iken ve bu ölçüde büyük oranda oy toplamayı sürdürüyorken, ona karşı çıkarak % 13 dolaylarında oy toplayabilmek gerçekten de büyük başarı.” (Nokta, 2-8 Nisan 1984, Yıl:2, Sayı:6, s.19)

Beklendiği gibi MDP ve HP’de ise işler karıştı. HP Genel Başkanı Calp istifa etti ama yeniden seçildi. (Cumhuriyet, 4.4.1984) İki gün sonra da MDP Genel Sekreteri Doğan Kasaroğlu’nun istifa ettiği haberi geldi. Sunalp ve parti yönetimi de istifa etmeye hazırlanıyorlardı. (Cumhuriyet, 6.4.1984)

6 Nisan’da DYP’nin kapatılması için dava açıldı. Başsavcılık, DYP’nin kapatılan AP ve BTP’nin devamı olduğunu iddiasıyla ve Anayasa’nın 69, Siyasi Partiler Yasasının 96 ve 97. Maddelerine dayanarak, kapatılması istemiyle Anayasa mahkemesinde dava açtı. (Cumhuriyet, 7.4.1984) DYP suçlamaları reddetti: “Bu imtihandan da başarı ile çıkacağız.” (Cumhuriyet, 9.4.1984)

Seçim sonuçları dış basında da benzer değerlendirmelere konu oldu:

Reuter: Parlamento dışı muhalefet kendini gösterdi.

İspanya Basını: Özal, zafer kazandı. MDP ve HP siyaset sahnesinden silindi. HP’nin yapacağı en doğru şey, SODEP’le birleşmek. (Hürriyet, 27.3.1984)

SONUÇ YERİNE

Bu çalışmayı sonuç yerine Hasan Pulur’dan bir alıntı ile bitirelim:

“Her seçim sonrası Neyzen Tevfik’i anarız:

‘Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti,
Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti.’

Ve her seferinde de inşallah tersi çıkar deriz...

Bu sefer de öyle diyoruz.” (Hürriyet, 26.3.1984)

Galiba haklı çıkan bir kez daha Neyzen Tevfik oldu...

Çalışmaya İlişkin Not ve Kaynaklar

25 Mart 1984 tarihinde yapılan yerel yönetim seçimlerini inceleyen bu çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, temel olarak söz konusu seçimlerin hukuksal- yasal çerçevesini çizmeyi amaçlamaktadır. 1984 seçimlerinin yasal altyapısını oluşturan seçim mevzuatı bu bölümde döneme özgü tarafları ön planda tutularak incelenmiştir. İkinci bölüm ise seçimlerin yapıldığıdönemin siyasal ortamının değerlendirilmesine ayrılmıştır. Seçim öncesi ve sonrasının siyasal atmosferi, seçime katılan siyasal partilerin temel özellikleri ve seçime yönelik propagandaları ana çizgileriyle bu bölümde ele alınmıştır.

Seçim Mevzuatı Taraması için Yöntem ve Kaynaklar

Seçim mevzuatının incelenmesine ayrılan birinci bölümün başlıca kaynaklarını, 1982 Anayasası başta olmak üzere dönemin seçimlerle ilgili yasa ve yasa hükmündeki kararnameleri, yasa gerekçeleri ve TBMM tutanakları oluşturmaktadır. 1984 seçimlerinin en temel dayanağı, bu seçimlerin hemen öncesinde çıkarılan 18.01.1984 tarih ve 2972 sayılı “Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun”dur. Seçimden yaklaşık iki ay önce çıkarılan bu yasa, daha önce değişik yasalarda dağınık halde bulunan yerel seçimlerle ilgili hükümleri aynı çatı altında toplamıştır. Dolayısıyla çalışmamızın seçim mevzuatının incelenmesine ayrılan bölümünün odağında bu yasa yer almıştır. Bunun yanı sıra, milletvekili seçimleri dahil tüm seçimlerle ilgili temel hükümleri düzenleyen 26.04.1961 tarih ve 298 sayılı “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun” da incelenmiştir. Ancak kabul tarihinden 1984 yılına kadar pekçok değişikliğe uğramış olan bu yasa, genel olarak seçim kurulları, seçmen kütükleri, seçim propagandalarının biçimsel düzenlemeleri gibi teknik konuları içerdiği için çalışmamızın amacı bakımından ikinci planda kalmıştır. Bu çalışma yürütülürken yalnızca yasaların ‘kuru’ metinleriyle yetinilmemiş, yasa gerekçeleri ve TBMM Tutanaklarına da ulaşılmaya çalışılmıştır. Böylece bir yasanın ardındaki amaçlar ve farklı siyasetlerin o yasa hakkındaki görüşlerini öğrenmek olanağı doğmuştur.

“Seçimlerin Siyasal Ortamı” bölümü için Yöntem ve Kaynaklar

Çalışmanın ikinci ana bölümü kendi içinde üç alt bölüme ayrılmıştır. Seçim öncesi siyasal ortam, seçime katılan partiler ve seçim propagandaları ile seçim sonrası siyasal ortam. Seçim öncesi ve sonrasının siyasal atmosferini anlayabilmek için yararlanılan başlıca kaynaklar, üç farklı günlük gazete ve iki ayrı haftalık haber dergisinin koleksiyonlarıdır. Partiler hakkındaki temel bilgiler ve yine bu partilerin seçim propagandasına yönelik çalışmaları içinse doğrudan birinci el kaynaklara ulaşılmaya çalışılmış; partilerin programları ve seçime yönelik yayınları incelenmiştir.

Gazete ve Dergi Taraması

Taranan günlük gazeteler;Cumhuriyet, Hürriyet ve Tercüman’ dır. Gazetelerin seçiminde etkili olan ölçüt, siyasal eğilimleridir. Türkiye’nin siyasal yaşamında öteden beri bu gazetelerin sırasıyla, merkez sol, merkez ve sağ eğilimleri temsil ettikleri hususunda genel bir kanı vardır. Cumhuriyet ve Hürriyet bu niteliklerini günümüzde de korurken, 1980’lerin sonuna kadar kendi kulvarında önemli bir gazete kabul edilmesi gereken Tercüman artık yayınlanmamaktadır.

Gazeteler, seçim günü olan 25 mart 1984 tarihinden yaklaşık bir ay öncesinden başlayarak, yine seçimin yaklaşık bir ay sonrasına kadar olan süre boyunca günlük olarak taranmıştır. Ancak tarama sonucunda görülmüştür ki aslında seçim haberleri gazetelere çok daha önceden girmeye başlamış; buna karşılık seçim tarihinden itibaren yaklaşık onbeş gün içinde gündemden düşmüştür. Bu nedenle ve ayrıca 18.01.1984 tarihli ve 2972 sayılı “Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun”un kabul edilme sürecini izleyebilmek açısından Cumhuriyet Gazetesi’nin taranmasına 04.01.1984 tarihinden başlanmıştır. Burada Cumhuriyet Gazetesi’nin seçilme gerekçesi, seçimle ilgili haberlere en çok yer verengazete olmasıdır.

Günlük gazetelere ek olarak iki haftalık haber dergisi taranmıştır: Nokta ve Yankı. Bu dergiler, tirajlarına ve önemlerine binaen seçilmişlerdir. Zaten o dönemde yayınlanan ve “haftalık haber dergisi” niteliği taşıyan fazla yayın da yoktur. Dergi taraması da süre açısından, seçim tarihini ortalayacak şekilde, iki aylık bir dönemi kapsamaktadır.

Bu çalışmada, taranan zaman dilimi içindeki seçimle ilgili haber, makale ve diğer yazılar önemlerine göre bazen yalnızca başlıkları, bazen bir/birkaç paragrafları itibariyle olduğu gibi aktarılmıştır. Doğal olarak, tekrarlardan ve rutin haberlerden kaçınılmıştır. Ayrıca, az da olsa seçimle doğrudan ilgisi olmayan fakat dönemin atmosferini anlayabilmek için gerekli olan manşet düzeyindeki bazı haberlere de yer verilmiştir. Alınan tüm notlar rapor ekinde sunulmuştur.

 YerelNET Yerel Yönetimler Portalı Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından desteklenmektedir.
 

 
YerelNET Kullanım İlkeleri

İLLER:
ADANA ADIYAMAN AFYONKARAHİSAR AĞRI AKSARAY AMASYA ANKARA ANTALYA ARDAHAN ARTVİN AYDIN BALIKESİR BARTIN BATMAN BAYBURT BİLECİK BİNGÖL BİTLİS BOLU BURDUR BURSA ÇANAKKALE ÇANKIRI ÇORUM DENİZLİ DİYARBAKIR DÜZCE EDİRNE ELAZIĞ ERZİNCAN ERZURUM ESKİŞEHİR GAZİANTEP GİRESUN GÜMÜŞHANE HAKKARİ HATAY IĞDIR ISPARTA İSTANBUL İZMİR KAHRAMANMARAŞ KARABÜK KARAMAN KARS KASTAMONU KAYSERİ KIRIKKALE KIRKLARELİ KIRŞEHİR KİLİS KOCAELİ KONYA KÜTAHYA MALATYA MANİSA MARDİN MERSİN MUĞLA MUŞ NEVŞEHİR NİĞDE ORDU OSMANİYE RİZE SAKARYA SAMSUN SİİRT SİNOP SİVAS ŞANLIURFA ŞIRNAK TEKİRDAĞ TOKAT TRABZON TUNCELİ UŞAK VAN YALOVA YOZGAT ZONGULDAK

 
 

Tasarım ve Programlama: 

KEY İnternet Hizmetleri