REKLAM VERMEK İÇİN TIKLAYINIZ...

 06 OCAK, SALI

ARAMA:

 YerelNET Yerel Yönetimler Portalı
 Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün hizmetidir.

ANA SAYFA HAKKIMIZDA KONUK DEFTERİ İLETİŞİM SİTE HARİTASI

Uzmanlar İçin   

 
 
 
 

SEÇİM CONUÇLARI DEĞERLENDİRMESİ 1989 YILI RAPORU

Hazırlayan: Mustafa ŞENER

  • Seçimler 26 Mart 1989 tarihinde yapıldı.
  • Seçimlere şu partiler katılmıştı: Anavatan Partisi (ANAP), Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP), Doğru Yol Partisi (DYP), Demokratik Sol Parti (DSP), Refah Partisi (RP), Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP).
  • İktidardaki Anavatan Partisi yerel seçimlerde ağır bir yenilgiye uğradı. Anamuhalefet partisi olan SosyalDemokrat Halkçı Parti (SHP) önemli bir başarı kazandı.

Seçimler 26 Mart 1989 tarihinde yapıldı.

Seçimlere şu partiler katılmıştı: Anavatan Partisi (ANAP), Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP), Doğru Yol Partisi (DYP), Demokratik Sol Parti (DSP), Refah Partisi (RP), Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP).

İktidardaki Anavatan Partisi yerel seçimlerde ağır bir yenilgiye uğradı. Anamuhalefet partisi olan SosyalDemokrat Halkçı Parti (SHP) önemli bir başarı kazandı.

SEÇİM MEVZUATI

1989 Yerel yönetim seçimlerinde uygulanan iki temel seçim yasası vardır. Birincisi 26 Nisan 1961 tarih ve 298 sayılı “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”dur. Bu yasa adından da anlaşılacağı üzere sadece yerel seçimlerle ilgili değildir. Türkiye’de yapılan bütün seçimlerde uygulanacak kuralları koyan genel bir yasadır. Yerel yönetim seçimlerini düzenleyen özel yasa ise, 18 Ocak 1984 tarih ve 2972 sayılı “Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun”dur.

1984 yerel seçimleri üzerine hazırlamış olduğumuz raporda, 298 sayılı yasayı, daha çok seçimlerle ilgili teknik ayrıntıları kapsadığı ve yerel seçimlerle ilgili özel düzenlemeler getirmediği gerekçesiyle incelememiştik. Kuşkusuz aynı gerekçeler 1989 seçimleri için de geçerlidir. Yine de bu raporda 298’in 1984’den 1989 yılına kadar geçirdiği değişiklikleri kısaca ele almayı uygun gördük. 26 Mart 1989 Yerel yönetim seçimlerine kadar olan süreçte 2972 sayılı Yasanın geçirdiği değişiklikler ise, yerel seçimlere ilişkin özel bir yasa olması nedeniyle, daha ayrıntılı olarak incelenmiştir.

298 Sayılı Seçim ve Seçmen Kütükleri Yasası

298 sayılı “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun”, 25 Mart 1984 Yerel Yönetim Seçimlerinden 26 Mart 1989 Yerel Yönetim Seçimlerine kadar beş kez yasa ile bir kez de kanun hükmünde kararname ile olmak üzere, önemli sayılabilecekaltıdeğişiklik geçirdi. Bu değişiklikler şöyle özetlenebilir (Burada bütün değişikliklere değil, yalnızca en önemli gördüklerimize değineceğimizi bir kez daha vurgulayalım):

  • 28.3.1986 tarih ve 3270 sayılı Yasa (Resmi Gazete:15 Nisan 1986- sayı:19079-mükerrer): Bu yasa ile 298’in kapsamına, Anayasa değişikliklerine ilişkin yasaların halk oyuna sunulması da alındı. Seçim dönemlerinde partilere TRT’de paralı propaganda yapma olanağı tanındı. Siyasi partilere seçimlere katılabilmeleri içinörgütlenmek zorunda oldukları il sayısı ½’den 2/3’e çıkarıldı, ayrıca bir ilde örgütlenmiş sayılmak için örgüt kurulması zorunlu ilçe sayısı da 1/3'’den 2/3’e yükseltildi. Ancak bu yasanın kimi hükümleri Cumhurbaşkanı ve Ana Muhalefet Partisi tarafından Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine götürülmüştür. Paralı propagandayı düzenleyen madde, Anayasaya aykırılık iddiası Anayasa Mahkemesinde karara bağlanmadan önce 3330 sayılı yasa ile tekrar değiştirildiği için bu konuda bir karar alınmamış, fakat Anamuhalefet partisi (SHP) TBMM Grubu adına Grup Başkanı Aydın Güven Gürkan tarafından açılan davada, örgütlenme barajını yükselten 8. Madde ( bu madde 298’i değil, Siyasi Partiler Yasasının 36. Maddesini değiştiriyordu) Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
  • 19.2.1987 tarih ve 3330 sayılı Yasa ( Resmi Gazete: 4 Mart 1987- sayı: 19390): Bu yasa aslında 3328 sayılı Yasanın Cumhurbaşkanı tarafından “veto” edilmesi üzerine çıkarılmıştır. Vetonun gerekçelerinden biri yine paralı propagandaya ilişkin düzenleme idi. Ne var ki vetodan sonra yeniden görüşülen ve bu kez 3330 sayı ile TBMM’den çıkan yasa ile paralı propaganda konusunda ısrar ediliyordu. Bu yasa ile yapılan diğer değişiklikler iki noktada toplanabilir: Yüksek Seçim Kurulu’nun görev süresi (4 yıldan 6 yıla çıkarıldı) ve seçim dönemiyle ilgili değişiklikler veseçim yasaklarının uygulanma sürelerinin kısaltılması. İktidar partisi bu değişikliklerle, kendi yararına olacak biçimde, Başbakan, bakanlar ve milletvekillerinin katılacağı törenlerle ilgili kısıtlamaların “seçimin başlangıç” tarihinden değil, “seçim propagandasının başlangıç” tarihinden itibaren geçerli olmasını sağladı. Ancak bu yasa da hem Cumhurbaşkanı, hem de Anamuhalefet Partisi tarafından Anayasa mahkemesine götürüldü. Mahkeme, Cumhurbaşkanı’nınbaşvurusu üzerine yaptığı incelemede TRT’de paralı propagandayı düzenleyen 3. Maddeyi, Anayasanın “kanun önünde eşitlik” ilkesini içeren 10. Maddesine, “kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı”nı düzenleyen 31. Maddesine ve “radyo ve televizyon idaresi ve kamuyla ilişkili haber ajansları”nı düzenleyen 133. Maddesine aykırı bularak iptal etti.Yine bu yasanın 3. ve 4. Maddelerinin iptali için Anamuhalefet Partisi (SHP) adına yapılan başvuru üzerine, seçim yasaklarını süre ve yer yönünden daraltan 4. Madde de iptal edildi.
  • 23.5.1987 tarih ve 3377 sayılı Yasa (Resmi Gazete:3 Haziran 1987, sayı: 19476): Bu yasa seçmen yaşı, partilerin TRT’de propaganda süreleri ve yurtdışında ikamet eden seçmenlerle ilgili değişiklikleri düzenliyordu. Daha önce 21 yaşını bitirenler seçmen olabilirken bu yasa ile 20 yaşına girenlere oy verme hakkı tanınıyordu.
  • 10.9.1987 tarih ve 3403 sayılı Yasa(Resmi Gazete: 11 Eylül 1987, sayı: 19571 mükerrer): 298 sayılı yasada seçim tarihinden 21 gün önce başlayan propaganda süresi, 3403 sayılı yasanın 1. Maddesi ile 10 güne indirilmiştir. Bu değişiklik, yasanın başka bazı maddeleriyle birlikte Anamuhalefet PartisiTBMM Grubu adına Grup Başkanı Erdal İnönü Tarafından Anayasa Mahkemesine götürüldüyse de, Mahkeme tarafından Anayasaya aykırı bulunmamıştır.
  • 11.9.1987 tarihli ve 290 sayılı Kanun Hükmünde Kararname(RG:26.10.1987,sayı:19616): Bu kararname seçim bürokrasisine ilişkin bazı düzenlemeler getirmekteydi.
  • 31.3.1988 tarih ve 3420 sayılı Yasa (RG:13 Nisan 1988, sayı:19784): 3420 sayılı yasa 298, 2972 ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununda değişiklikler yapmaktaydı. Birinci madde 298 sayılı Yasanın 14. Maddesini değiştiriyordu ki bu maddenin değiştirilen 4. ve 11. bentleri siyasi partilerin genel, ara ve yerel seçimlere katılabilmeleri için örgütlenmek zorunda oldukları il ve ilçe sayılarını düzenlemekteydi. Yeni yasaya göre partiler seçimlere katılabilmek için, oy verme gününden altı ay önce illerin en az yarısında örgütlenmek zorundaydılar. Bir ilde örgütlenmiş sayılmak için de o ile bağlı ilçelerin en az üçte birinde örgütlenmiş olmak gerekiyordu. Yasa Meclisten geçtikten sonra, Anamuhalefet partisi, başka maddelerle birlikte bu maddenin de iptali için Anayasa Mahkemesine başvurduysa da, Mahkeme bu istemi yerinde görmemiş ve getirilen sınırlamaları “makul, kabul edilebilir bir ölçü” şeklinde yorumlayarak Anayasa’ya uygun bulmuştur.

2972 Sayılı Yerel Organların Seçimi Yasası

2972 sayılı Yasa 25 Mart 1984 Yerel Yönetim Seçimlerinden 26 Mart 1989 Yerel Seçimlerine kadar olan süreçte dört önemli değişiklik geçirdi. Bu değişiklikler kısaca şöyle özetlenebilir:

  • 20.6.1987 tarih ve 3394 sayılı Yasa (RG: 30.6.1987, sayı: 19503): Bu yasa 1580 sayılı Belediye Yasası, 3030 sayılı Büyük Şehir Belediyeleri Yasası ve 2972 sayılı yasalarda önemli değişiklikler yapmıştı. Belediye yasasında yapılan bir değişiklikle belediyelerde başkan vekili atama yetkisi Belediye Meclisinden alınarak Belediye Başkanına veriliyordu. 2972’de yapılan önemli değişikliler ise şunlardı: Büyük şehirlerde, büyük şehir belediye başkanı ile büyük şehir ilçe belediye başkanlarının seçim çevresi, büyük şehir belediye sınırları olarak tanımlanıyordu (ilçe belediye meclis üyeleri için seçim çevresi ise ilçe sınırlarıydı). Yani Çankaya belediye başkanının seçiminde Mamak’lı seçmen de oy kullanacaktı. Ayrıca büyük şehir belediye başkan adayı ile büyük şehir ilçe belediye başkan adayları seçimlerde müşterek oy pusulasında birlikte gösterileceklerdi. Yine bir madde ile belediye başkanı, belediye meclisi ve il genel meclisinde boşalmalar olması halinde, seçimlerin bir sonraki yılın Haziran ayında yapılması öngörülüyordu. Bu süre önceki düzenlemede ilçe seçim kurulunun ilanından 60 gün sonrası olarak belirlenmişti.

Yapılan değişiklikler, iktidar partisinin lehine olacağı varsayılan düzenlemeler getirmekteydi. Özellikle iktidar partisinin, büyük şehir belediye başkanları ile ilçe belediye başkanlarının aynı partiden olmasını istediği anlaşılıyordu. Gerekçe olarak ise, büyük şehir ve ilçe belediyelerinin aynı partide olmasının daha uyumlu çalışmaya yol açacağı ileri sürülüyordu.

Anamuhalefet Partisi yasanın neredeyse tamamının Anayasaya aykırı olduğunu öne sürerek iptal davası açtı. Mahkeme, büyük şehir ilçe belediye başkanları seçiminde, seçim çevresini büyük şehir belediye sınırları olarak gösteren hükmü iptal etti. Ayrıca belediyelerin geçici olarak görevden alınan organlarının yerine bakanın teklifi ve Başbakanın onayı ile atama yapılmasına ilişkin bir hüküm de iptal edildi. büyük şehir belediye başkan adayı ile büyük şehir ilçe belediye başkanadaylarının seçimlerde müşterek oy pusulasında birlikte gösterilmelerini düzenleyen hüküm ile ara seçimlerin tarihine ilişkin hüküm hakkında, bu maddeler dava Anayasa Mahkemesinde sonuçlanmadan önce 3420 sayılı yasa ile yeniden değiştirildikleri için, karara gerek görülmedi. Anayasa Mahkemesi, başkan vekili atama yetkisinin belediye başkanına verilmesini ise Anayasaya uygun buldu.

  • 31.3.1988 tarih ve 3420 sayılı Yasa (RG: 13 Nisan 1988, sayı: 19784): 14 madde ve üç geçici maddeden oluşan bu yasa, 298, 2820 ve 2972 sayılı yasalarda değişiklikler yapmıştır. 298 sayılı yasada yapılan değişikliğe yukarıda değinmiştik. (2820 sayılı Siyasi Partiler Yasasında yapılan değişiklikler ise konumuzun dışında kalmaktadır). Bu yasa ile yerel yönetim seçimleriyle ilgili olarak 2972’de önemli değişiklikler yapılmıştır. Yasanın 7. Maddesi, 2972’nin 8. Maddesinin birinci fıkrasını değiştirmekteydi. Buna göre yerel yönetim seçimlerinin tarihi yeniden belirlenmekte, önceki maddede beş yılda bir Haziran ayı olarak saptanan seçim tarihi Ekim ayına alınmaktaydı. Ayrıca seçimin Ekim ayının hangi Pazar gününde yapılacağının da Meclis kararı ile saptanacağı hükmü getirilmekteydi. Meclis tutanakları incelendiğinde iktidar partisinin seçim tarihini Ekim ayına almaktaki amacının, normalolarak 1989 yılında yapılması gereken yerel seçimleri 1988 yılı içinde yapmak olduğu anlaşılmaktadır. ( Bilindiği gibi bir önceki seçimler 1984 Mart’ında yapılmıştı ve bu seçimlerin de, seçimler Anayasaya göre beş yılda bir yapılacağından, 1989 Martında yapılması gerekiyordu. Fakat 2972’nin bu yasa ile değiştirilmeden önceki 8. Maddesi seçimlerin Haziran ayında yapılmasını öngörüyordu ve bu düzenleme 1984 seçimlerinden de önce yapılmıştı. Ancak 1984 yılı seçimleri bir geçici madde ile Mart ayına alınmıştı.Bu durumda seçimler, Anayasanın 127. Maddesine göre beş yılda bir yapılacağından, 1989 Mart ayında; fakat 2972’ye göre 1989 Haziran ayında yapılacaktı.) İşte iktidar partisi bu çelişkiden yararlanarak seçim tarihini Ekim ayı olarak belirliyor, fakat 1988 Ekiminin mi yoksa 1989 Ekiminin mi hedef alındığını açıklamaktan kaçınıyordu. Bu noktada bir tartışma başladı. Acaba Anayasadaki “beş yılda bir” hükmü nasıl yorumlanmalıydı? Seçimler beşinci yılın içinde yapılabilir miydi? Yoksa beşinci yılın bitmesi mi gerekiyordu? Seçimler Ekim ayına alınınca “beş yıl” tartışması iyice karmaşık bir hal alıyordu. Bu durumda eğer 1988 ekiminde seçime gidilirse beş yıl dolmamış, yok 1989 Ekiminde seçime gidilirse beş yıl epeyce (altı ay kadar) aşılmış oluyordu. Muhalefet partileri, iktidarın bu değişiklikle seçimleri 1988 yılında yapma arzusunu ortaya koyduğunu öne sürüyorlar, fakat bu düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğu konusunda da iktidarı uyarıyorlardı. İktidar partisi ise seçimlerin hangi yıl yapılacağı konusunda sessizkalıyor, Ekim ayının özellikle köylüler açısından daha uygun bir zaman olacağını iddia ediyorlardı. Sonunda madde iktidar partisinin istediği biçimde geçti.

Yasanın 9. Maddesi ise 2972’nin 18. Maddesinde bir değişiklik yapıyor ve büyük şehirlerde Büyük Şehir Belediye Başkan adayı ile İlçe Belediyeleri Başkan adaylarının müşterek oy pusulasında birlikte gösterilmelerini öngörüyordu. Böylece büyük şehirlerde büyük şehir belediye başkanı ile ilçe belediyeleri başkanlarının aynı partiden olmaları hedefleniyordu.(Yukarıda değindiğimiz gibi bu düzenleme aslında 3394 sayılı Yasa ile getirilmişti. Burada yeni olarak bağımsız adaylar seçilebilme olanağı veriliyordu. Yine de Meclis görüşmeleri sırasında daha çok müşterek oy pusulası tartışıldı. Çünkü 3394’ün bu maddesiyle ilgili bir iptal davası açılmıştı ve henüz sonuçlanmamıştı).

Yasanın 11. Maddesi 2972’nin 3394 sayılı yasa ile değişik 29. Maddesini değiştiriyordu. Buna göre, belediye başkanlığı, belediye meclisi ve il genel meclisi üyeliklerinde yasada belirtilen nedenlerle boşalma olması halinde, ara seçimlerin bir sonraki yılın Ekim ayında yapılması planlanıyordu. Ayrıca 3030 sayılı Büyük Şehir Belediyeleri Yasasına tabi olan organlarda vuku bulacak boşalma hallerinde ara seçim yapılmayacağı belirtiliyordu. Yine bu maddeye göre, ara seçim yapılmasını gerektirecek durum, genel yerel seçimlere bir yıl yada daha az kala ortaya çıkarsa ara seçime gidilmeyecekti.

2972 sayılı yasada yapılan bu değişiklikler Ana Muhalefet Partisi tarafından Anayasa mahkemesine götürüldü ve Mahkeme her üç değişikliği de iptal etti.

Seçim tarihini Ekim ayı olarak saptayan 7. Madde, Anayasanın 127 ve 67. Maddelerine; aynı maddenin seçim tarihini Meclis kararı ile saptamaya ilişkin hükmü ise 2, 6, ve 11. Maddelerine aykırı bulunmuştu.

Yasanın müşterek oy pusulası ile ilgili 9. Maddesi, Anayasanın 67. Maddesindeki “serbestlik ilkesi”ne, siyasal hakları düzenleyen 2. maddesine, ayrıca 13 ve 127. maddelerine aykırı olduğu için iptal edilmiştir.

Ara seçimlerle ilgili düzenlemeleri içeren 11. Madde ise Anayasanın 2, 5, 13, 67 ve 127. Maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

  • 7.8.1988 tarih ve 3469 sayılı Yasa ( RG: 13 Ağustos 1988, 19898): bu yasanın 2972’de yaptığı belli başlı değişiklikler şöyle özetlenebilir: Daha önce 3394 sayılı yasa ile büyük şehir belediye başkanı ve büyük şehir ilçe belediye başkanlarının seçim çevrelerini, büyük şehir belediye sınırları olarak tanımlayan ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen hükmün yerine yeni bir düzenlemeye gidildi. Yeni yasanın 1. Maddesi, ilçe belediye başkanlarının seçim çevresini, Anayasa Mahkemesinin kararına uygun olarak, ilçe sınırları olarak tanımlıyordu. Yasanın 3. Maddesi seçimlerde kullanılacak birleşik oy pusulasını düzenliyordu. Yasanın Geçici 3. Maddesi, bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra yapılacak ilk yerel seçimlerde Siyasi Partiler Yasasında öngörülen beldelerde örgütlenme şartının uygulanmamasını hükme bağlıyordu. Geçici 5. Madde ise yapılacak ilk yerel seçimlerde kullanılacak birleşik oy pusulalarında adayların isimlerinin yer almamasını öngörüyordu. Geçici 8. Madde ile de, yapılacak ilk yerel seçimlerde belediye başkan adaylarının en az altı ay süreyle o seçim çevresinde oturmuş olma şartı kaldırılıyordu.

Bu değişikliklerden bazıları, muhalefet partilerinin karşı çıkmalarına rağmen, iktidar partisinin uzlaşmaz tutumu sonucunda TBMM’den geçerek yasalaştı. En çok itiraz edilen konu, birleşik oy pusulalarında aday isimlerinin yer almayacak olmasıydı. Muhalefet partileri, yerel seçimlerde partiden çok adayın ön planda olduğu düşüncesinden hareketle, oy pusulalarında adayların isimlerinin yer almasını savunmuşlardı.

  • 7.12.1988 tarih ve 3507 sayılı Yasa (RG:14.12.1988, sayı:20019): Bu yasa büyük ölçüde, 2972 sayılı yasada öngörülen yerel seçim tarihini değiştiren 3420 sayılı yasanın ilgili hükümlerinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi üzerine ortaya çıkan boşlukları kapatmak üzere çıkarılmıştır. Yasanın 1. Maddesi, yukarıda sözünü ettiğimiz Anayasa Mahkemesinin 14.6.1988 gün, 1988/14 esas ve 1988/18 sayılı kararı uyarınca, yerel seçim tarihini saptamaktadır: “Mahalli İdareler seçimleri beş yılda bir yapılır. her seçim döneminin beşinci yılındaki 1 Ocak günü seçimin başlangıç tarihidir. Aynı yılın Mart ayının son Pazar günü oy verme günüdür.” Bu yasayla getirilen önemli yeniliklerden biri, yerel seçimlerde ilk kez uygulanacak olan “kontenjan adaylığı”dır. 2. Maddeye göre partiler bazı yerlerde belediye meclislerine kontenjan adayı gösterebileceklerdi.

Daha önce 3420 sayılı yasanın 11. Maddesinde düzenlenen ancak Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilenyerel ara seçim tarihi ile ilgili hususlar, yeni yasanın 6. Maddesinde yer almaktadır. Buna göre yerel ara seçim tarihi ile ilgili düzenlemelerde yeniden 2972’nin ilk şekline dönülmüştür.

3507 sayılı yasanın getirdiği en önemli yeniliklerden biri de Tv’de propagandaya ilişkindir. Son milletvekili seçimlerinde %7’den fazla oy alan partilere TV’de konuşma hakkı tanınmıştır.

Bu yasa Mecliste görüşülürkenen çok, kontenjan adayı ve Tv’de propaganda konuları üzerinde tartışılmıştır. Muhalefet Partileri, partilere kontenjan adayı hakkı tanıyan 2. Maddenin düzenleniş biçimini, alınan oy oranı ile seçilecek belediye meclisi üyesi oranı arasında dengesizlik yaratacağı gerekçesiyle eleştirmişlerdir. Tv’de propagandaya ilişkin Geçici 2. madde de, konuşma hakkının her partiye tanınmaması ve bu hakka sahip olan partilere de farklı süreler konması nedeniyle eleştirilmiştir.

SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL ORTAM

Bilindiği gibi 1984 yerel seçimlerinde iktidar partisi olan ANAP ciddi bir başarı göstermiş, onu SODEP ve DYP izlemişlerdi. 12 Eylül döneminin icazetli partileri olan MDP ve Halkçı Parti (HP) ise büyük bir yenilgiye uğramışlardı. Seçimin hemen ardından bu iki partide çözülmeler başladı. MDP kongresinde T. Sunalp’in yerine Genel BaşkanlığaÜ. Söylemezoğlu getirildi (13.7.1985). HP kongresinde de Aydın Güven Gürkan, N. Calp’in yerine Genel Başkan oldu (30.6.1985). Fakat bu partileri bu değişikliklerin de kurtarmayacağı anlaşılıyordu. HP, SODEP ile birleşme kararı aldı. İki partinin birleşmesinin önündeki hukuksal engellerin aşılması için, önce HP adını değiştirdi ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) adını aldı. Ertesi gün de SODEP kendini feshederek SHP’ye katıldı (3.11.1985). MDP ise 4 Mayıs 1986’da olağanüstü kongrede kendini feshetti. Boşta kalan MDP milletvekillerinden 18’i ANAP’a, 21’i DYP’ye geçti. MDP kökenli Mehmet Yazar ise 21 milletvekili ile Hür Demokrat Parti’yi kurdu.

Bu arada yeni partiler de kuruluyordu. Bunların en önemlileri, 14 Eylül 1985’te kurulan Demokratik Sol Parti ile aynı yılın sonlarında kurulan Islahatçı Demokrasi Partisi’dir. Daha önce kurulmuş olan Muhafazakar Parti ise 30.11.1985’te Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) adını aldı.

12 Eylül’ün ürünü olan 1982 Anayasa’sının getirdiği siyasi yasaklardan dolayı, 12 Eylül öncesinin siyasi liderleri aktif olarak siyasete giremedikleri için bu dönemde bazı partilerin başında “emanetçi” Genel Başkanlar bulunuyordu. Adalet Partisi’nin devamı sayılan DYP’nin başında Hüsamettin Cindoruk, DSP’nin başında Rahşan Ecevit bu konumdaydılar. Aynı şekilde. siyasi yasaklı olan A. Türkeş MÇP’nin, N. Erbakan ise Refah Partisi’nin başına geçemiyorlardı.

28 Eylül 1986’da milletvekili ara seçimleri yapıldı. Toplam 10 ilde yapılan bu seçimlere 6 siyasi parti katıldı. Bu seçimlerde alınan sonuçlar şöyleydi:
Partiler Oy oranı (%) Milletvekili sayısı
ANAP 32.3 6
DYP 23.5 4
SHP 22.5 1
DSP 8.6 -
RP 5.5 -
MÇP 2.7 -

Ara seçimin sonuçları özellikle iktidar partisi açısından önemliydi. Anavatan Partisi’nin oy oranı 1983’ten bu yana %10 civarında gerilemişti. Bu durum, muhalefet partilerinin erken seçim talebini gündeme getirmesine yol açtı. Özal, partinin gücünü tazelemek amacıyla kabinede bazı değişiklikler yaptı ve HDP’ye birleşme önerisinde bulundu. HDP’nin kurucular kurulu 30 Kasım 1986 tarihinde ANAP’la birleşme kararı aldılar.

Ara seçimde siyasi yasaklar fiilen delindi; özellikle Demirel ve Ecevit, DYP ve DSP’nin propaganda çalışmalarına destek verdiler. Bu durum, yasakların artık işlemez olduğunu gösteriyordu. Öyleyse fiilen işlevsiz olan siyasi yasakların kaldırılması, bunun için de Anayasanın değiştirilmesi gerekiyordu. ANAP lideri Özal, Anayasanın değiştirilmesine karşı çıkmadı ama siyasi yasakların kaldırılmasınınhalkoylamasına götürülmesini savundu. Anayasa değişikliği de bu doğrultuda oldu ve ANAP halkoylaması için yürütülen kampanya süresince siyasi yasakların devamından yana tavır aldı. Halkoylaması 6 Eylül 1987 tarihinde gerçekleştirildi ve yasakların kalkması anlamına gelen “evet” oyları çok az bir farkla “hayır” oylarından fazla çıktı (Evet:%50.16; Hayır:%49.84).

Böylece 12 Eylül öncesinin siyasi liderlerine aktif politika yolu yeniden açılmış oldu. Bu liderler kısa bir süre içinde “emanetçi” Genel Başkanların yerlerini aldılar. DYP’de H. Cindoruk 8 Eylül 1987 tarihinde istifa etti ve yerine 24 Eylül’de yapılan olağanüstü kongrede S. Demirel seçildi. DSP’de 13 Eylül’de B. Ecevit’i Genel Başkanlığa getirdi. Benzer şekilde A. Türkeş Milliyetçi Çalışma Partisi (5.10.1987) ve N. Erbakan da Refah Partisi Genel Başkanlığına (12.10.1987) getirildiler.

Halkoylamasının hiçbeklenmedik bir sonucu daha oldu ve Özal, oylamanın sonuçları alınır alınmaz erken seçime gidileceğini açıkladı. Anlaşılan halkoylamasında “evet” oylarının kılpayı bir farkla üstün çıkmış olması ANAP’a cesaret vermişti. Erken genel seçimin 1 Kasım 1987tarihinde yapılması kararlaştırıldı. Yüksek Seçim Kurulu,ANAP, SHP, DYP, DSP, RP, MÇP ve IDP’nin seçime katılabileceklerini açıkladı.

Seçim sürecinde iktidar partisinin girişimiyle 3403 ve 3404 sayılı seçim yasaları çıkarıldı. Söz konusu yasalar, iktidardaki partiye avantaj sağlayacak hükümlerle doluydu. Ancak muhalefet partilerinin itirazları etkili olmadı. Yine de 3403 sayılı yasanın ön seçim yasağı getiren bir maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilince seçimler 1 Kasım’a yetiştirilemedi.

29 Kasım 1987 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimlerinde şu sonuçlar alındı:
Partiler Oy Oranı (%) Milletvekili Sayısı Temsil Oranı (%)
ANAP 36.31 292 64.89
SHP 24.74 99 22.00
DYP 19.14 59 13.11
DSP 8.53 -- --
RP 7.26 -- --
MÇP 2.93 -- --
IDP 0.82 -- --
BAĞIMSIZLAR 0.37 -- --

Seçimlerin sonunda İkinci Özal Hükümeti kuruldu. Bu hükümet, çalışmamızın ilk bölümünde değindiğimiz gibi, yeni dönemde de seçim yasalarında kendisine avantaj sağlayacak pekçok değişiklik yaptı. Bunların çoğu da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. ANAP, belki de giderek daha fazla oy kaybına uğradığını gördüğü için, yerel seçimleri bir an önce yapmak istiyordu. Bu amaçla seçimlerin 1988 Ekim ayında yapılmasını öngören bir yasa çıkardı (3420 sayılı yasa). Ne var ki bu yasanın ilgili maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Özal, yine de bu konuda ısrar etti ve yerel seçimlerin öne alınabilmesi için Anayasa değişikliği yoluna gitti. ANAP oylarıyla kabul edilen Anayasa değişikliği Cumhurbaşkanı tarafından da onaylanarak yürürlüğe girdi. Ancak değişikliğin kabul edilmesindeki oy oranı, bu değişikliğin bir de halkoyuna sunulması zorunluluğu doğurmuştu.

Bu halkoylaması belki de dünya tarihindeki en anlamsız halkoylamasıydı. Yerel seçimler, oylamada “evet” oylarının fazla çıkması durumunda13 Kasım 1988 tarihinde, aksi durumda 26 Mart 1989 tarihinde yapılacaktı. Yani seçimlerin 4 ay önce mi yoksa 4 ay sonra mı yapılacağına karar vermek için halkoylamasına gidiliyordu!

25 Eylül 1988’de gerçekleştirilen halkoylamasında “hayır” oyları yaklaşık %65 dolayındaydı. Bir anlamda Özal’a destek oyları olarak nitelendirilebilecek “evet” oyları ise %35’te kalmıştı. Bu durumda yerel seçimler normal tarihi olan Mart 1989’da yapılacaktı.

26 Mart 1989 Yerel Yönetim Seçimlerine gidilirken siyasi gündemi en çok işgal eden konulardan biri, Anavatan iktidarının seçim yasalarında sık sık değişiklikler yapmasıydı. Birinci bölümde özetlemeye çalıştığımız bu değişikliklere bu bölümde yeniden girmeyeceğiz. Ancak, Özal’ın yasalaşamayan bir girişimine kısaca değinelim: Yerel seçimleri Kasım 1988’de yapamayan Özal, seçimlerden galip çıkmak için yeni bir yol denemek istemişti.Seçimlerde iki turlu çoğunluk sisteminin uygulanmasını önerdi. Fakat muhalefet partilerinin sert tepkisiyle karşılaşan bu öneriyi kısa sürede geri çekmek zorunda kaldı.

Doğrudan yerel seçimleri ilgilendirmese de, seçim dönemin atmosferini anlamak açısından iki önemli toplumsal dinamiğe değinmekte de yarar var. Bunlardan birincisi 1989’da önemli sıçramalar gerçekleştirmiş işçi hareketiydi. 12 Eylül darbesinden sonra reel olarak sürekli gerileyen işçi ücretleri 1989 yılına gelindiğinde dayanma sınırlarını zorlamaya başlamıştı. Bunun sonucunda özellikle kamu kesimi işyerlerinde ciddi işçi direnişleri ortaya çıkmaya başladı. 26 Mart seçimlerine gidilirken bu eylemler gündemi belirleyecek kadar yaygınlık kazandı.

Cumhuriyet gazetesi konuyla ilgili gelişmeleri 2 Mart’ta manşetine taşıdı: “Genel Grev gibi. Türk-İş bütün grev ve uyuşmazlıkları aynı tarihe seçim öncesine getiriyor. Önümüzdeki hafta Türk-İş’e bağlı sendikaların toplu sözleşme görüşmelerini yürüttüğü 160 bin işçi için uyuşmazlık kararı alınacak. 10 Mart Cuma günü bu 160 bin işçinin 145 bini için grev kararı ilan edilecek.” Nitekim Mart ayı boyunca bu söylenenlerin gerçekleştiği görülecek, Türkiye çapında onbinlerce işçi çok çeşitli direniş biçimleri geliştirerek 1989 ilkbaharını eylemleriyle dolduracaklardı. Bu eylemler pekçok defa gazetelerin manşetlerine konu oldu. Örneğin Cumhuriyet seçimden birkaç gün önce eylemleri şöyle duyurdu: “İşçiler kaynıyor. Onbinlerce işçi dün de yemek yemedi, viziteye çıktı, işi yavaşlattı.” Fakat bu eylemler greve dönüşemediler. Çünkü Bakanlar Kurulu grev kararı alınan işyerlerinde başlamasına çok az bir süre kalan grevleri erteledi. Hükümetin bu tavrına Türk –İş’ten sert tepki geldi ve Teşkilatlanma Sekreteri Orhan Balaban 26 Mart seçimlerini kastederek, “işçiler hükümetle hesaplaşmanın arifesinde” dedi. Böylece Türkiye’nin en büyük işçi kuruluşu seçimlerin hemen öncesinde iktidar partisine karşı tavrını net olarak koymuştu.

Seçim döneminde Türkiye’de bir hayli etkili olan ikinci dinamik siyasal İslam’dı. Anayasa Mahkemesinin türbanla ilgili bir yasayı iptal etmesi protesto gösterilerine yol açtı. Üniversite öğrencileri ve onları destekleyen gruplar üniversitelerde ve Cuma namazları çıkışında cami önlerinde sık sık gösteriler düzenlemeye başladılar. Örneğin 10 Mart’ta Ankara, İstanbul, Adana ve Bursa’da Cuma namazından çıkan gruplar, türban yasasının iptalini tekbir sesleri arasında yürüyüşlerle protesto ettiler. Bu tür eylemler oldukça yaygınlık kazandı, öyle ki üç gün sonra bu eylemlerin yarattığı gerginlik tekrar manşete taşındı: “Türban sıkıntısı. İnönü: ‘Askeri müdahale ile sorun çözülmez’; Ecevit: ‘Çözüm demokrasi içinde aranmalı’; Köşk’ten Özal’a kaygı.” Türban sorunu seçimlerden sonra da devam edecekti.

1989 yerel seçimleri, basında daha çok bir erken genel seçime yol açma ihtimali ile orantılı olarak önemsenmiştir. ANAP’ın seçimlerden yenilgiyle çıkması durumunda erken seçime gitme olasılığının yüksek olduğu düşünülüyordu. Propaganda döneminde biraz da bu nedenle yerel sorunlardan çok enflasyon gibi ortak sorunlar üzerinde duruluyor, muhalefet partileri bu seçimlerin Özal’dan kurtulmak için önemli bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyorlardı. Özal ise bazen olası bir seçim yenilgisinin iktidarı tehlikeye düşüreceğini kabul ediyor, bazen de yerel seçimlerin genel seçimlerle karıştırılmaması gerektiğini öne sürüyordu.

1989 yerel seçimlerinin, aynı yıl içinde yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri içinbir ön değerlendirme fırsatı yaratacağı da genellikle kabul ediliyordu. Eğer ANAP seçimlerden iyi bir sonuç alacak olursa Özal’ın Cumhurbaşkanlığı hemen hemen kesinleşmiş olacaktı. Aksi durumda, yani ANAP’ın seçimlerde yenilgiye uğraması halinde ise Özal’ın planları tehlikeye düşecekti.

SİYASİ PARTİLER VE PROPAGANDA

26 Mart 1989 Yerel Yönetim Seçimlerine 7 siyasi parti katıldı: Anavatan Partisi, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP), Doğru Yol Partisi (DYP), Refah Partisi (RP), Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP), Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP) ve Demokratik Sol Parti (DSP).

Çalışmamızın bu bölümünde seçime katılanpartilerle ilgili kısa bilgiler vereceğiz. Bu bilgiler partilerin programlarındaki yerel yönetimlerle ilgili hususlarla sınırlı olacaktır. Ayrıca ANAP, DYP ve RP’nin programlarındaki yerel yönetimlerle ilgili politikalarına 1984 seçimleri için yazdığımız raporda değindiğimiz için bunlar burada tekrar edilmeyecektir.

ANAVATAN PARTİSİ

20 Mayıs 1983 tarihinde kuruldu. Genel Başkanı, “24 Ocak Kararları”nın, dolayısıyla son yılların Türk ekonomisinin “mimarı” olan Turgut Özal’dı.

ANAP, kurulduğu tarihten itibaren kendisini 12 Eylül öncesinin dört siyasi eğiliminin (mukaddesatçı sağ, milliyetçi sağ, liberal sağ ve sosyal demokrasi) toplandığı bir parti olarak tanımladı. Ama onu ekonomik açıdan liberal, siyasal açıdan muhafazakar sağ bir parti olarak tarif etmek daha doğru olur.

ANAP 26 Mart seçimleri için adaylarını büyük ölçüde “merkez yoklaması” ile belirledi. Merkezi ise tek başına Özal temsil ediyordu. Bu durum pekçok yerde sıkıntıya yol açtı. Özal’ın bazı adaylarda ısrar etmesi parti içinde kırgınlıklara yol açtı. Özal ise kendisinin tek seçici olarak gösterilmesinin yanlış olduğunu savunuyordu: “Büyük şehirler bana bırakılmıştır. Bir de üzerinde fikir birliği temin edilemeyen yerler. Bunların sayısı da 30-40’ı geçmez.” Buna karşılık aday listelerinin oluşturulması parti içindeki liberal ve muhafazakar kanatlar arasında da çekişme konusu olmaya devam etti. Örneğin Malatya milletvekili Talat Zengin, listelerde milliyetçi-muhafazakarların tasfiye edildiğini iddia etti. Ona göre listelerin oluşturulmasında Korkut Özal ve “papatyalar” etkili oluyordu. Liste çekişmelerinin sonucunda pekçok ilde istifalar oldu.

ANAP’ın Seçim Propagandası

ANAP’ın 1989 yerel seçim propagandası, iktidar olmanın avantajları ve istikrar kavramı üzerine kuruluydu. Özal, pekçok kez, ancak iktidar partisi ile uyum içinde çalışacak belediyelerin başarılı olacağını iddia etti. Hatta “muhalefetin kazandığı belediye başkanlıklarına yardım etmeyeceğini” söyledi. Gördüğü yoğun tepki üzerine de sözlerinin yanlış anlaşıldığını iddia etti: “ Başlattığımız projeler vardır, ‘yok biz bunları yapmayacağız, şöyle yapacağız derlerse yardım etmem’ diye konuştum” dedi. Ancak Özal’ın bu tür “şantajları” nedeniyle SHP suç duyurusunda bulunacaktı.

ANAP, bu taktiği gazetelere verdiği ilanlarda da kullandı. Örneğin bu ilanlarda, iktidar partisi ile belediye başkanının aynı partiden olmaması durumunda sorunlar çıkabileceğini kastederek şöyle soruyordu: “Eli kolu bağlı bir belediye başkanı ister miydiniz?”

Anavatan’ın seçime yönelik dikkat çekici bir sloganı da, tıpkı 1984 seçimlerindeki gibi, “iş bitiricilik” di. Özal’ın konuşmalarında sık sık altını çizdiği bu slogan, partinin kampanyalarında da önemli yer tuttu.

Başbakan Özal’ın seçim propagandalarında sık kullandığı bir argüman da, rakip partilerin elinde belediyelerin anarşi yuvalarına döneceği iddiasıydı. Seçmenlere soruyordu: “ Eski karanlık günlere mi dönmek istersiniz?” Bu tür tehditlerin hedef aldığı partinin ise daha çok SHP olduğu açıktı. Seçime üç gün kala bu partinin adını açıkça telaffuz edecekti: “SHP’ye oy verirseniz anarşistleri davet edersiniz.”

ANAP’ın Ankara Büyük Şehir Belediye Başkan adayı M. Altınsoy’un bulduğu bir propaganda yöntemi ilginçti. İbrahim Tatlıses’in “Aşıksın” filminin video kasetinin önüne eklenen reklamda ANAP ve Altınsoy’un propagandası yapılıyordu. Benzer bir yönteme ANAP Çankaya adayı Erkan Tapan da başvurdu. Tapan’ın, Galatasaray- Monako maçında saha kenarına koydurduğu reklam panosu TRT Genel Müdürü Cem Duna’nın uyarısıyla maçın üçüncü dakikasında kaldırıldı.

Türkiye’de hemen her yerel seçimin vazgeçilmez vaadi olan ilçelerin il yapılması sözü bu seçimlerde de iktidar partisi tarafından bol keseden dağıtıldı. Özal, İskenderun, Tarsus, Alanya, Merzifon gibi pekçok ilçeyi il yapacağına söz verdi.

ANAP’ın İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkan adayı olan Bedrettin Dalan, seçim propagandasını kendi başına, sanki “bağımsız gibi” yürüttü. Anavatan Partisinin seçimlerden önce çıkarmış olduğu 3469 sayılı yasaya göre birleşik oy pusulalarında adayların isimlerinin yer almaması Dalan’ın partisi ile arasının açılmasına neden olmuştu. Dalan, Türkiye çapında popülaritesi yüksek bir politikacıydı ve kendisinin ANAP’lı olmayan seçmenlerden de oy alabileceğine inanıyordu. Bu nedenle partisine ve Özal’a kızgındı; kendi tanıtım kampanyasında partisinin ve Özal’ın adını kullanmadı. 16 Mart tarihinde sekiz büyük gazeteye verdiği ikişer sayfalık ilanlarda ANAP amblemine ve ANAP’la ilgili hiçbir ifadeye yer vermedi. Ve 17 Mart’ta hürriyet’in manşetine çıkan demecinde ANAP’la arasındaki ipleri iyice gerdi: “Ben partiler üstüyüm”.

Anavatan Partisi’nin yasaları çiğneyen bazı propaganda girişimleri Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından engellendi. Örneğin muhtarlara yönelik olarak Başbakanlık tarafından bastırılan broşürlerin dağıtımı yasaklandı. Ancak bu yasak pek etkili olamamış, broşürlerin dağıtımı büyük ölçüde tamamlanmıştı. Birkaç gün sonra daha etkili bir yasak geldi. YSK, hükümet icraatlarının tanıtıldığı “İkibin’li yılların Türkiye’si” programının Tv’de yayınını son anda engelledi. Özal’ın bu karara itirazı sonucu değiştirmeyecek ve YSK ilk kararında direnecekti. Seçim yasaklarını uygulamak durumunda olan YSK’nın hükümet icraatlarının TRT’den yayınına sınırlama getirmesi ise Özal’ın sert tepkisine yol açacak, Başbakan TRT’yi ve YSK’yı sansürcü olmakla eleştirecekti.

DOĞRU YOL PARTİSİ

Doğru Yol Partisi 23 Haziran 1983 günü kuruldu. Siyasi yasakların kaldırılmasından sonra, 24.9.1987’de, Genel Başkanlığa Süleyman Demirel getirildi.

DYP’nin Seçim Propagandası

DYP 1984 yerel seçimlerinde olduğu gibi 1989 seçimlerini de genel seçim havasına sokmaya çalıştı. Demirel seçim konuşmalarında ANAP’ı daha çok ekonomik politikaları nedeniyle eleştirdi. Demirel’e göre yerel seçimin anlamı açıktı, “iktidarın defteri 26 Mart’ta dürülecek”ti; “Bu seçim iktidar için referandum” anlamına geliyordu. Ona göre ANAP iktidarında “vatandaş doğduğuna pişman olmuştu”. Zaten Demirel ANAP iktidarını meşru görmüyor, bu partininCHP ve AP’yi kapatanlara “borçlu” olduğunu ileri sürüyordu. Ona göre yapılması gereken “sallanan dişi çekmek”ten ibaretti. Demirel, ANAP’ın belediyeler kendi partilerinden olmazsa bu durumdan halkın zarar göreceği şeklindeki tehditlerine de son derece sert yanıt veriyordu: “26 Mart’ta bunlara dur deyin. Böyle deyince size bir şey yapacak değiller. Eğer oylarınızdan dolayı kılınızadokunurlarsa gök kubbeyi başlarına çalmak görevimizdir.”

DYP ve lideri Demirel, kendi seçim çalışmalarına TRT’de yeterince yer verilmediğinden şikayetçiydiler. Özellikle mitinglerde alanları dolduran halkın ekranlara yansıtılmamasını sürekli eleştirdiler. Demirel, TRT Genel Müdürü Cem Duna’ya yazdığı mektupta “Ekran mitinglere kapatılamaz” diyordu ve soruyordu: “Bir toplantıya katılan halkın ekranda gösterilmesi kimleri rahatsız etmektedir?”

DYP seçim propagandasında bol miktarda afiş, kitapçık ve poster kullandı. 9 ayrı kitapçık bastırılarak tüm örgüte dağıtıldı. Genel merkez tarafından bastırılan iki afişte ise şu sloganlar yer alıyordu: “Derdi, çareyi, çileyi Demirel bilir” ve “Pahalılık, zam, işsizlik ve yoksulluktan kurtulmak için bize güvenin”.

DYP’nin seçim çalışmalarında yerel düzeyde ilginç bir örnek Bursa’da yaşandı. DYP Bursa örgütü, kentin çeşitli yerlerinde yerel yayın organları, ‘DYP Gazetesi’nin dağıtımını yapabilmek için 10 tane yeşil çadır kurdu. Bu çadırların yasal olup olmadıkları ise tartışmalıydı.

SOSYAL DEMOKRAT HALKÇI PARTİ

Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP), Kasım 1985’te Halkçı Parti ve SODEP’in birleşmesiyle kuruldu.

SHP’nin Programından:

“Yerel Yönetimler: SHP, kamu hizmeti niteliğinin, merkezden örgütlenmeyi kaçınılmaz hale getirmediği ve önemli etkinlik kayıplarının söz konusu olmadığı durumlarda yerel yönetimlerin güçlendirilerek işbölümündeki görevlerinin artırılmasını, kendi demokratikleşme anlayışının bir uzantısı sayar.

Yerel yönetimlerin tek düze olmayan, çoğulcu, demokratik bir yönetimin oluşmasındaki önemi belirtilirken, en az bunun kadar önemli olan husus, ülkesel bütüne ilişkin daha üst düzeydeki amaçların korunmasıdır.

SHP, ülkenin kalkınmasında ve demokratikleşmesinde, kentleşmeye ve bunun sağlıklı gelişmesine önem verdiğinden bir yerel yönetim birim,i olarak belediyelerin güçlendirilmesine inanır.

Belediyelerin üst birlikler kurarak yardımlaşmasını ve dayanışmasını önemli görür.

SHP, Türkiye’de geçmişteki başarılı belediyecilik örneklerinden esinlenerek, üretici, kaynak yaratıcı, toplumsal tüketimi özendirici, birlikçi ve bütünlükçü belediyecilik anlayışını benimsemektedir.”

SHP’nin Seçim Propagandası

SHP’de DYP gibi yerel seçimleri, genel seçime giden yolda bir uğrak olarak görüyordu. Genel Başkan İnönü, “Yerel seçim bir fırsattır. Şimdi tam zamanıdır. Özal gidiyor. Halkın oylarıyla gidiyor. 26 Mart’ta Özal’ı itiverin tamam” diyordu.Seçimlerde İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana olmak üzere dört büyük kente özel önem veren SHP, bu kentler için özel afişler bastırmıştı. Bu afişlerde “sosyal devleti kurmaya belediyelerimizden başlayalım” sloganı işleniyordu. İnönü, seçim konuşmalarında genel demokratikleşme sorunlarına da değiniyordu. Örneğin Salihli’de yaptığı konuşmada düşüncelerini şöyle ifade ediyordu: “ülkemizde hala kitaplar yakılıyor. İnsanlar düşünce suçlarından dolayı cezaevlerine konuluyor. Bu görülmemiş bir ayıptır. Bu anlayışla değil AT’ye girmek, Türkiye’de yaşanmaz”

SHP’nin propaganda yöntemleri arasında, Bir milyon şoförün adresine İnönü imzalı mektuplar yollayarak ve Çankaya’da tüm seçmenleri alfabetik sıraya göre telefonla teker teker arayarak oy istemek de vardı.

SHP, seçimlerde genel olarak “yumuşak ve barışçı” sloganlar kullanma yoluna gitmişti. Seçimin ana sloganı ise “İşte mühür, haydi süpür” şeklindeydi. Seçim kampanyası süresince SHP genellikle ANAP dışındaki partileri hedef almaktan kaçındı. Özellikle DSP’nin kendisine karşı izlediği saldırgan tutuma yanıt vermedi. Yalnız bir defasında İnönü, Adana’da seçmenlere seslenirken “DSP’ye verilecek oyların ANAP’a yarayacağını” vurguladı.

1989 seçimlerine gidilirken SHP Kürt sorunu karşısında net bir politikaya sahip değildi. Bu durum seçim çalışmalarında kendisini gösterdi. Güneydoğu’da bazı SHP’liler, partinin genel çizgisine pek de denk düşmeyen bir seçim çalışması yürüttüler. Bölgede yaşanan sorunların Kürt kimliğinin tanınmamasından kaynaklandığını açıkça dile getirdiler. Örneğin Cumhuriyet gazetesinin “Sol grupçular Kızıltepe’de” başlığıyla verdiği haberde şu bilgiler yer alıyordu: “SHP’de ‘sol grup’ milletvekilleri olarak bilinen Mehmet Ali Eren, Ahmet Türk, Adnan Ekmen, Mehmet Kahraman ve Salih Sümer Kızıltepe’deki açık hava toplantısına, bir süre önce partiden ihraç edilen Aksoy’la birlikte katıldılar. (...) Aksoy, mitingde yaptığı konuşmada “Bize diyorlar ki Kürt Halkı yoktur. Varız, işte buradayız” derken, İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Eren de köy korucularına ‘silahlarınızı bırakın’, güvenlik güçlerine de ‘silahları toplayın’ çağrısında bulundu. SHP ilçe örgütünce düzenlenen mitingin açılışında konuşan SHP Kızıltepe Belediye Başkan Adayı Mehmet İlhan “Anadiliyle konuşmaktan yargılanan insanların bulunduğu bir ülkede demokrasiden söz edilemeyeceğini” belirtti.

SHP’nin Diyarbakır’da yaptığı mitingde de Kürtçe bir konuşma yapılmıştı: “SHP’nin Diyarbakır’da düzenlediği açık hava mitinginde, PKK’li Mehmet Şener’in annesi Saliha Şener, konuşmacı kürsüsünden Kürtçe konuştu ve ‘oylarınızı bölmeyin’ çağrısında bulundu. Belediye hizmet binası önünde düzenlenen ve altı bin kişinin katıldığı mitingde (...) Saliha Şener, güvenlik kuvvetlerinin gözleri önünde Kürtçe yaptığı konuşmasında. ‘Hepinize Merhaba. Üzerimizdeki bu baskı, zulüm, işkence yükünün kalkması için oyunuzu bölmeyin. SHP’ye verin’ dedi.”

Aslında seçim propagandalarının Güneydoğu Bölgesi’nde farklı bir şekil alması yalnızca SHP’ye özgü bir durum değildi. Diğer partilerin çalışmalarında da bölgenin “farklılığı” bir biçimde gündeme geliyordu. Bu durumu Celal Başlangıç şöyle aktarıyordu: “Güneydoğu Bölgesinde sürdürülen seçim çalışmalarında en çok kullanılan sözcükler, ‘baskı’, ‘işkence’, ‘Kürt’ ve ‘demokrasi’ydi.Belediye hizmetleri ile ilgili sorunları ikinci plana düşüren bu sözcükler, yörede farklı bir yapılanmanın da altını çiziyordu. Bu olgunun en çarpıcı yaşandığı kent de Diyarbakır’dı. Hemen tüm partiler, propaganda çalışmalarını ‘demokratik hak ve özgürlükler’ üzerine kurmuştu.”

REFAH PARTİSİ

RP, 19 Temmuz 1983’te kuruldu. İlk Genel Başkanı Ahmet Tekdal’dı. Refah Partisi,eski MSP geleneğini sürdürmek üzere kurulan bir partiydi ve 1987 yılında siyasi yasakların kaldırılmasından hemen sonra Genel Başkanlığa Necmettin Erbakan seçildi.

RP’nin Seçim Propagandası

Erbakan seçim kampanyası boyunca yaptığı konuşmalarda yerel sorunlara pek az değindi. Daha çok siyasal/ ideolojik bir perspektiften rakip partileri eleştirdi. Örneğin, “Özal Türkiye ortak pazara girecektir masalıyla Türk devletinin bağımsızlığına karşı hareket etmektedir. Bu nedenle hemen idam edilmesi gerekir”dedi. İnönü’yü, “Babasının arkasına sığınmakla”, Demirel’i ise, “Pazar yeri işportacıları gibi yırtık çorapları tezgahta saklayarak dolaşmak ve vatandaşı yeniden kandırıp başa geçmeye çalışmakla” suçladı.Bir başka yerde, 26 Martta yapılacak seçimlerin Kurtuluş Savaşından daha önemli olduğunu belirterek, “milleti şuurlu mücadeleye” çağırdı. Özal’ın yıllardır “dizlerinin altında yaşadığını” ve “üç kuruşluk borç için yapmayacağı şeyin olmadığını” ileri sürdü. Erbakan “tek erkek partinin” RP olduğunu ve iktidara gelir gelmez faizi ve vergi yasalarını kaldıracaklarını bildirdi. Erbakan’a göre “yerel seçimler milli görüşün bayramı ve kurtuluş günü olacak, milli görüşün iktidar olduğu belediyelerde halk meclisleri kurulacak”tı. Rakiplerini, “bunlar 12 senede tek bir imam-hatip lisesi açmadılar, çünkü bunların kafası gazino açmaya müsait” diyerek eleştiriyordu. Erbakan, 7 Mart tarihinde Denizli, Burdur ve Isparta’da yaptığı konuşmalarda da, 26 Martta yapılacak seçimlerin İstanbul’un fethi ve İstiklal savaşından daha önemli olduğunu iddia etti. Erbakan doğu illerindeki gezilerinde ise Özal Hükümetini, “doğuda karakol ve hapishane yapmakla, batıda ise plajdan başka bir şey yapmamakla” suçluyordu.

Refah Partisi’nin seçimlere yönelik vaatleri de diğer partilere göre oldukça ‘farklıydı’. Örneğin Konya’da seçimi alırlarsa, bütün personeli bayanlardan oluşacak bir kadın hastalıkları hastanesi kuracaklardı. Ayrıca sözlü propagandalarında, belediye otobüslerinde kadın-erkek ayrımının yapılacağını taahhüt ediyorlardı.

DEMOKRATİK SOL PARTİ

DSP, 14 Kasım 1985 tarihinde kuruldu. İlk Genel Başkanı Rahşan Ecevit’ti. 1987’de siyasi yasaklar kaldırılınca Genel başkanlığa Bülent Ecevit getirildi.

DSP 26 Mart seçimlerinde dört ilde seçimlere katılamadı: Adıyaman, Çankırı, Isparta ve Nevşehir’de.

DSP Programından

“YEREL YÖNETİMLER: DSP, yerel yönetimleri, demokrasiyi temelden güçlendirmenin ve demokratik halk katılımıyla gelişmeyi hızlandırıp yaygınlaştırmanın en verimli aracı olarak değerlendirecektir.

Bu amaçla:

  • Yerel yönetim çalışmalarına halkın sürekli ve etkin katılımını, köylerden ve mahallelerden başlayarak, bir düzene bağlayacaktır.
  • Yerel yönetimlerin halkla sürekli iletişim içinde bulunmasını gözetecektir.
  • Yerel yönetimlerin, halk dayanışmasıyla, ekonomik kalkınmaya, genel anlamda gelişmeye ve yerel planlamaya öncülük etmesini, ve genel planlama çalışmalarına etkin katılımını sağlayacaktır.
  • Yerel yönetimler üzerinden merkez yönetiminin vesayetini kaldıracaktır. Yerel yönetimlerin, belli kurallar içinde ve demokratik denetim altında, yetkilerini, bağımsız çalışma ve kaynak oluşturma olanaklarını büyük ölçüde genişletecektir.
  • Köykentler için ekonomik işlevi ağırlık taşıyan bir yerel yönetim biçimi oluşturacaktır.
  • Yerel yönetimler arasında, makine parklarının ve teknik olanakların tam kapasiteyle değerlendirilmesini sağlayıcı bir işbirliği ve dayanışma düzeni geliştirilecektir.
  • Düzensiz kentleşmeyi ve sağlıksız toprak kullanımını önlemek üzere, belediye sınırları dışındaki yöreler de, fiziki planlama bakımından, ilgili kamu kuruluşları ile belediyelerin ortak denetimi altına alınacaktır.”

DSP’nin seçim propagandası

DSP’nin seçim propagandalarında hemen dikkat çekem bir nokta, en az ANAP iktidarı kadar SHP’nin de hedef alınmış olmasıdır. Ecevit neredeyse bütün konuşmalarında SHP’ye çatmış, belki de en sert eleştirilerini bu partiye yöneltmiştir.

Ecevit’, SHP’yi DSP’nin önündeki tek engel olarak gördüğünü Trakya gezisinde açıkça dile getirmiştir. Burada yaptığı bir konuşmada SHP’yi “hantal bir kamyona” benzeterek, “bu hantal kamyonu şarampole kaydırın da DSP’nin önü açılsın” diyebilmiştir. Yine Ecevit’in gözünde ANAP ve SHP’nin arasında pek fark olmadığına bir örnek, Antalya konuşmasından: “ANAP ve SHP rejimi tahterevalliye dönüştürdü. Bir ucunda ANAP, diğerinde SHP... Biri inip, öbürü çıkacak.” Hatta Ecevit işi, TRT’den yakınırken bile SHP’yi suçlayacak kadar ileri götürdü: “TRT’nin en mağdur ettiği partilerden biri DSP’dir. TRT bir iki dakika haberimizi verse maalesef SHP’ye yakın çevreler onu bile mesele yapıyorlar.” DSP liderine göre SHP, “sosyal demokratlık iddialarına karşın, bozuk düzenin yedek lastiği durumundadır.” Hürriyet’ ten bir başka haber: “DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit, İzmir de yaptığı yağmur altındaki açık hava mitinginde sürekli SHP’ye çattı.”

Ecevit’in SHP’ye karşı bu sert tutumunun partililere de yansıdığını gösteren bir başka haber: “Ecevit’in Bursa çıkarması. Formora Meydanını dolduran 15 bin Bursalı, SHP ve Başbakan Özal aleyhine gösteriler yaptı.” Buna karşılık birkaç gün sonra Ecevit biraz zorlamayla da olsa ilk kez SHP ile birleşme ihtimalinden söz edecek ve şartlarını sıralayacaktı: “Bu seçimde SHP oyları düşerse, o takdirde yeni bir seçim sistemi üzerinde uzlaşılabilir, böylece DSP- SHP birleşmesi de kolaylaşabilir.” Oysa aynı Ecevit daha bir hafta öncesinde bir başka konuşmasında, “ANAP’la SHP siyasal eşkıya” diye konuşmuş, SHP- DSP birleşmesini “kurtla kuzunun aynı çatı altına girmesi” olarak nitelemişti.

Ecevit, diğer partilerin İstanbul büyük şehir belediye başkan adaylarını eleştirirken de Hem ANAP adayı Dalan’a, hem de SHP adayı Sözen’e yöneldi. Dalan’ı, “sermayenin ve egemen güçlerin”, Sözen’i de, “seçkinci aydın tipinin” önde gelen temsilcisi olarak tanımladı.

Ecevit’in SHP’yi eleştirirken en sık kullandığı argümanlardan biri de, SHP’yi aşırı sol olmakla, yada en azından içinde aşırı solu barındırmakla suçlamasıydı. SHP’ye milletin güvenmediğini iddia ediyor, “içinde solun her türlüsü var”, “DSP’yi Meclis dışında bırakmak için demokrasiyi ANAP’a sattılar” şeklinde suçlamalar yöneltiyordu. Örnekler çoğaltılabilir...

MİLLİYETÇİ ÇALIŞMA PARTİSİ

1983 yılında kurulan Muhafazakar Parti, 30 Kasım 1985 tarihinde adını Milliyetçi Çalışma Partisi olarak değiştirmiş ve eski MHP çizgisine yönelmişti. Nitekim siyasal yasakların kalkmasından sonra, 5 Ekim 1987’de partinin Genel Başkanlığına Alpaslan Türkeş getirilmişti.

MÇP Programından:

MÇP Programında doğrudan yerel yönetimler ayrılmış bir bölüm yoktur. Ancak “şehirleşmenin tanzimi” başlığı altında kentleşme ve konut politikasından söz edilirken iki madde de belediyelerin adı geçmektedir:

“Şehirlerden doğrudan doğruya sorumlu olan kuruluşlar belediyelerdir. Ancak, belediyeler kendi imkanları ile şehirleşme problemlerini halledecek durumda değillerdir. Bu sebeple, bir yandan belediyelerin ve İller Bankasının imkanları her bakımdan artırılacak, bir yandan de şehirleşmenin ortaya çıkardığı meseleler, ihtiyaca uygun kararlarla çözümlenecektir.

Bütün belediyelerin su, elektrik ve kanalizasyon gibi altyapı tesis ve hizmetlerine kavuşturulmasına çalışılacaktır.”

MÇP’nin Seçim Propagandası

Taradığımız gazetelerde MÇP’nin seçim çalışmaları ile ilgili çok az haber yer almıştır. Kütüphanelerde de bu konuda herhangi bir kaynağa rastlanmamıştır. Gazetelerde bulduğumuz haberler şöyle özetlenebilir:

Eski Ülkü Ocakları derneği ikinci başkanı ve Kahramanmaraş katliamı sanıklarından Ökkeş Kenger bu partiden aday gösterilmiştir.Parti lideri Türkeş, Gümüşhane’de yaptığı konuşmada Özal’ı, IMF’nin emirlerini uygulamakla eleştirmiş ve “ANAP iktidarının 6 yıldan beri sömürgeci ekonomik politika izlediğini”ileri sürmüştür.

ISLAHATÇI DEMOKRASİ PARTİSİ

IDP, 1985 yılında kurulmuştu ve ilk genel kongresinde Genel Başkanlığa Aykut Edibali seçilmişti. Siyasi yelpazenin sağında, muhafazakar bir partiydi.

IDP Programından:

IDP Programında yerel yönetimlere hiç değinilmemiştir. Kentleşme ve konut politikası konusunda partinin genel dünya görüşü ile ilgili bazı saptamalar yapılmaktaysa da, bu konularda da yerel yönetimlerin adı bile geçmemektedir.

IDP’nin seçim propagandası

Yukarıda MÇP için söylediğimiz şeyler büyük ölçüde IDP içinde geçerli. Bu partinin seçim kampanyasından da basına yansıyan haberler oldukça az. İstisnalardan biri IDP’nin İzmir Büyük Şehir Belediye Başkan adayı E. Özsaatçılar’ın demeci:

“Her şeyden önce bu seçim dürüst ve adil değil. IDP’nin Tv hakkı gaspedildi. IDP bu seçimlerde mazlumdur. Diğer dört parti de Özal’ın rüşvetini kabul ederek suç ortağı oldu. Seçildiğim takdirde yemyeşil, tertemiz, mutlu ve güler yüzlü insanların yaşadığı güzel bir İzmir yaratacağım. Toplu taşımayı deniz ve demiryollarına kaydıracağım. Ulaşım ücretlerini azaltacağım. Konak meydanına hem üst, hem de alt geçit yapacağım. Her kahveye bir kütüphane kampanyası başlatacağım. Toplu konutlar içim arsa tahsis edeceğim. Belediyenin hesapsız borçlanma politikasına son vereceğim.”

IDP yöneticilerinin TRT’yi protesto amacıyla yaptıkları gösteri de basında yer buldu: “IDP yöneticileri, TRT Genel Müdürlüğü önünde ‘zincir’ ve ‘prangalar’la düzenledikleri basın toplantısında, Tv’de kendilerine propaganda olanağı tanınmamasını protesto ettiler. (...) IDP Genel Sekreter yardımcılarından B. Girayhan, ‘IDP bu seçimlere ağzı bantlı, elleri kelepçeli ve ayakları prangada katılıyor. IDP’ye ne hazineden tek kuruş verildi, ne de radyo ve Tv’den yararlandırıldı, bu adil mi?’ diye konuştu.”

SEÇİM SONRASI SİYASAL ORTAM

Belediye Başkanlığı seçim sonuçlarına göre partilerin aldıkları oy oranları şöyleydi:
PARTİLER OY ORANLARI (%)
SHP 32,75
ANAP 23,73
DYP 23,47
RP 8,73
DSP 6,46
MÇP 3,01
IDP 0,50
Bağımsız 1,29

Seçimler SHP’nin üstünlüğüyle sonuçlandı. ANAP, DYP’den sonra üçüncü parti oldu. Bu sonuçlar ANAP açısından oldukça ağırdı. Nitekim Cumhuriyet ilk günkü manşetinde “ANAP’ta panik havası” ifadesini kullandı. Hürriyet, “Özal yamyassı”, Tercüman ise, “ANAP Göçtü” manşetlerini attı. Özal da şaşkınlığını, “millet uyardıama kantarın topu kaçtı” şeklinde dile getirdi.

ANAP’ın yaşadığı bozgun parti yöneticileri tarafından da kabul edildi. Oltan Sungurlu düşüncelerini, “üstümüzden silindir geçti” şeklinde ifade etti. DYP ve SHP seçim sonuçlarından memnundu.

Seçimlerden sonraki en önemli tartışma, bu sonuçların bir erken seçim getirip getirmeyeceği üzerineydi. Doğal olarak hem SHP, hem DYP erken seçimi kaçınılmaz görüyorlardı. Genel olarak basının tavrı da bu yöndeydi. Dış basında bile Özal’ın güç durumda olduğu ifade ediliyordu.

Ancak Özal pes etmeye niyetli görünmüyordu: “1992’ye kadar iktidardayız. Milletin bize verdiği vekalet delinmemiştir(...) Cumhurbaşkanını bu Meclis seçecektir. Hiçbir şekilde erken genel seçim diye bir şey yok”

Seçim sonrası gündemini uzun süre erken seçim konusu işgal edecek, muhalefet partilerinin tüm baskılarına karşın Özal erken seçime gitmeyeceği noktasında direnecekti. Muhalefet Yakın gelecekteki Cumhurbaşkanlığı seçimini bu Meclis’in yapmaması gerektiğini, Özal’ın bu kadar oy kaybederken Çankaya’ya çıkamayacağını öne sürecek, ne var ki Özal Çankaya hedefinden vazgeçmeyecekti.

Yine de Özal kabinede geniş çaplı bir değişikliğe giderek Hükümetin gücünü tazelemek istedi. Cumhurbaşkanı bu kabine değişikliğinden sonra güvenoyuna gidilmesinin gerektiğini söyleyince de bu yolu tuttu. Yeni hükümet, 11 Nisan’da, Meclis’teki ANAP çoğunluğuna dayanarak güvenoyunu aldı.

Seçimden sonra Meclis’te trajik bir olay da yaşandı ve seçimlerle ilgili bir tartışma sırasında ANAP Siirt milletvekili İdris Arıkan, DYP Siirt milletvekili Abdürrezak Ceylan’ı tek kurşunla öldürdü.

Erken seçim tartışmaları ve muhalefet partilerinin baskısı giderek arttıysa da bir sonuç getirmedi.

 YerelNET Yerel Yönetimler Portalı Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından desteklenmektedir.
 

 
YerelNET Kullanım İlkeleri

İLLER:
ADANA ADIYAMAN AFYONKARAHİSAR AĞRI AKSARAY AMASYA ANKARA ANTALYA ARDAHAN ARTVİN AYDIN BALIKESİR BARTIN BATMAN BAYBURT BİLECİK BİNGÖL BİTLİS BOLU BURDUR BURSA ÇANAKKALE ÇANKIRI ÇORUM DENİZLİ DİYARBAKIR DÜZCE EDİRNE ELAZIĞ ERZİNCAN ERZURUM ESKİŞEHİR GAZİANTEP GİRESUN GÜMÜŞHANE HAKKARİ HATAY IĞDIR ISPARTA İSTANBUL İZMİR KAHRAMANMARAŞ KARABÜK KARAMAN KARS KASTAMONU KAYSERİ KIRIKKALE KIRKLARELİ KIRŞEHİR KİLİS KOCAELİ KONYA KÜTAHYA MALATYA MANİSA MARDİN MERSİN MUĞLA MUŞ NEVŞEHİR NİĞDE ORDU OSMANİYE RİZE SAKARYA SAMSUN SİİRT SİNOP SİVAS ŞANLIURFA ŞIRNAK TEKİRDAĞ TOKAT TRABZON TUNCELİ UŞAK VAN YALOVA YOZGAT ZONGULDAK

 
 

Tasarım ve Programlama: 

KEY İnternet Hizmetleri