|
Hazırlayan: Sonay BAYRAMOĞLU
- Türkiye'de,
1946 yılından bu yana 15 genel, 10 yerel ve 9 kez de Senato
olmak üzere toplam 34 seçim yapıldı. 1961, 1982 ve 1987 yıllarında
yapılan referandumlarda da seçmen, 3 kez sandık başına gitti.
- 99 yerel genel seçimleri 18 Nisan 1999 günü yapılmıştır.
- Seçimlere 20 parti katılmıştır. Bu seçimlerde 14 parti 80 ilin
tamamında yarışmıştır.
- Yerel
seçimlere giren partiler şunlardır: Anavatan Partisi, Büyük
Birlik Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Türkiye Partisi,
Demokratik Sol Parti, Doğru Yol Partisi, Fazilet Partisi, Halkın
Demokrasi Partisi İşçi Partisi, Liberal Demokrat Parti, Millet
Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi Sosyalist İktidar Partisi
ve Yeniden Doğuş Partisi bütün illerde seçime girmiştir. Barış
Partisi, Değişen Türkiye Partisi, Demokrat Parti, Emeğin Partisi,
Demokrasi ve Barış Partisi, Özgürlük ve Dayanışma Partisi bazı
seçim bölgelerinde seçime katılmadı.
- 18
Nisan 1999 günü, 15'I büyükşehir olmak üzere toplam 3200 belediye
başkanlığı seçimi yapılmıştır. 34.084 belediye meclisi üyesi
seçilmiştir. Ancak 12 belediyede seçim iptal edilmiştir. (RG:
26.5.1999, 23706)
|
Türkiye'de, 1946 yılından bu yana 15 genel, 10 yerel ve 9 kez de Senato olmak üzere toplam 34 seçim yapıldı. 1961, 1982 ve 1987 yıllarında yapılan referandumlarda da seçmen, 3 kez sandık başına gitti.
99 yerel genel seçimleri 18 Nisan 1999 günü yapılmıştır.
Seçimlere 20 parti katılmıştır. Bu seçimlerde 14 parti 80 ilin tamamında yarışmıştır.
Yerel seçimlere giren partiler şunlardır: Anavatan Partisi, Büyük Birlik Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Türkiye Partisi, Demokratik Sol Parti, Doğru Yol Partisi, Fazilet Partisi, Halkın Demokrasi Partisi İşçi Partisi, Liberal Demokrat Parti, Millet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi Sosyalist İktidar Partisi ve Yeniden Doğuş Partisi bütün illerde seçime girmiştir. Barış Partisi, Değişen Türkiye Partisi, Demokrat Parti, Emeğin Partisi, Demokrasi ve Barış Partisi, Özgürlük ve Dayanışma Partisi bazı seçim bölgelerinde seçime katılmadı.
18 Nisan 1999 günü, 15'I büyükşehir olmak üzere toplam 3200 belediye başkanlığı seçimi yapılmıştır. 34.084 belediye meclisi üyesi seçilmiştir. Ancak 12 belediyede seçim iptal edilmiştir. (RG: 26.5.1999, 23706)
MEVZUAT DEĞİŞİKLİKLERİ (27 Mart 1994- 18 Mart 1999)
1994 yerel seçimleri sonrasında, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun’da bazı değişiklikler yapılmıştır.
298 sayılı yasada 1995 Milletvekili Genel Seçimleri vesilesiyle 4125 sayılı yasa (27.10.1995) ile yapılan ve yerel yönetim seçimlerini de etkileyen başlıca değişiklikler propangandaya ilişkindir. Yasanın 52. maddesine eklenen bir fıkra ile “özel radyo ve televizyonlarda siyasi partilerin propaganda konuşmalarının TRT’de uygulanan usul ve esaslara göre” yapılacağı hükme bağlanmıştır. Aynı yasanın 61. maddesine eklenen bir fıkra ile ise kısaca “kamuoyu araştırması yasağı” diye bilinen kurallar getirilmiştir. (Hemen belirtmek gerekir ki, bu yeni fıkranın “milletvekili genel seçimlerinde” diye başlaması nedeniyle, aslında getirdiği yasakların yerel yönetim seçimlerini kapsamaması gerekirdi. Ne var ki, her iki seçimin birlikte yapılmasının etkisiyle ve YSK’nın konuya ilgili kararı bu yönde olmamıştır). Aynı yasada 4265 (5.6.1997) ve 4381 sayılı yasayla (31.7.1998) yapılan değişiklikler ise seçimin uygulanmasıyla ilgili teknik değişikliklerdir.
1994 yerel seçimleri sonrasında 2972 sayılı yasayı doğrudan değiştiren iki yasa söz kunusudur. Bunlardan 4231 (20.3.1997) sayılı yasa ile anılan yasanın 8.maddesinin ikinci fıkrası değiştirilmiş ve iki yeni fıkra eklenmiştir. Bu değişikliklerle, genel seçimlerle yerel seçimlerin birleştirilmesine olanak veren anayasa değişikliğine uyum sağlanmıştır. Yine aynı yasa ile 2972 sayılı yasanın 29.maddesin ikinci fıkrası değiştirilmiş, ayrıca maddenin d bendi kaldırılmıştır.Bu nedenle “seçilmiş belediye başkanlıklarının herhangi bir nedenle boşalması durumunda” yeniden seçim yapılması artık söz konusu olmayacaktır . Buna karşılık maddenin a, b ve c bendlerindeki durumlarda “ara” seçimler yine yapılacaktır. 1999 yerel seçimleriyle doğrudan ilgili olmamakla birlikte, yerel ara seçimlerin Türkiye’nin siyasetine geçmişte zaman zaman yaptığı etkiler gözönünde tutulursa, kanımca yerel seçimlere ilişkin olarak 1994 sonrasında yapılmış olan en kayda değer değişiklik budur.
4381 sayılı yasa ise, anılan yasanın birleşik oy pusulasının şekline ilişkin 15.maddesinin b ve f bendlerini yeniden düzenleyen teknik nitelikli değişiklikler içermektedir.
SEÇİM ÖNCESİ SİYASAL ORTAM
Türkiye'de genel ve yerel seçimler ilk kez 18 Nisan 1999 tarihinde birarada yapılmıştır.Genel seçimlerin de yapılması nedeniyle partilerin seçim politikalarının genel seçimleri daha çok dikkate aldığı gözlendi. Ancak seçim mahallerinde yerel seçimler daha baskındı.
Hem kişisel gözlemlerin hem de gazete taramlarından elde ettiğim izlenim, yerel yönetim adaylarının daha coşkulu ve heyecanlı çalışmakta olmalarıydı. Seçimlerin yaklaşması, çok genel bir hareketlilik yaratmamıştır.
Seçimlerin yapıldığı 1999 yılı, Türkiye açısından önemli olayların yaşandığı bir yıl oldu. 1998 yılı sonunda, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın İtalya'da yakalandı. Türkiye, Öcalan'ı iade edilmesini istedi, ancak İtalya buna yanaşmadı ve buna Türkiye'de idam cezasının olduğunu gerekçe gösterdi. Ayrıca Öcalan'ın uluslararası bir mahkemede yargılanmasını istemesi üzerine Türkiye ile İtalya arasındaki ilişkiler gerginleşmeye başladı. Türkiye'de insanlar İtalyan ürünlerini protesto etmeye, İtalyan konsolosluklarının önünde eylemler yapmaya başladı. Türkiye'deki gösterilerde "şehit anneleri" ve milliyetçi gruplar ön planda tutuldu. Bir süre sonra İtalya, Öcalan'ı ülkesinden çıkardı. İtalya'dan Öcalan'ın ayrılmasından sonraki gelişmeler, 16 şubat'ta Öcalan'ın tutuklanarak Türkiye'ye getirilmesi ile noktalandı. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, önceki hükümetin düşürülmesinden dolayı, ülkeyi 18 Nisan 1999 seçim gününe kadar yönetmek üzere azınlık hükümetinin başında yer alıyordu. Öcalan'ı Türkiye'ye getirtilmesi, Ecevit'in "dürüst lider", "güvenilir lider" imajı tarihsel olarak ikinci kez perçinlenmiş oldu. Öcalan'ın yakalanmasında diğer önemli bir nokta, PKK'nın bu süreçte izleyeceği politikaydı.
Yine seçim öncesindeki önemli siyasal aktörlerden biri, RP'nin kapatılmasından sonra kurulan FP idi. 28 Şubat süreciyle başlayan süreçte, siyasette iki kamplaşma meydana çıkıyordu. 28 Şubat sürecinde RP'yi destekleyenler ve RP'nin karşısında karşısında olanlar. Bu kamplaşma RP, DYP ve BBP ortak cephe oluştururken ANAP, DSP ve CHP 28 Şubat hükümetinin icraatında ortak sorumluluk taşıyorlardı. 28 Şubattan sonra kurulan FP, RP'nin devamı olmadıklarını her fırsatta dile getiriyordu. Ancak başta MHP'nin RP'ye karşı yürüttüğü, "FP biraz dinlenmelidir" kampanyası FP’nin yıpranmış bir parti olduğu izlenimini güçlendirmekteydi. Buna karşılık, FP, seçim çalışmalarını, 28 Şubat’ta uğradıları haksızlık üzerine kurmaktaydı. Bunu yanısıra FP 28 Şubat sonrası kendi meşruiyetini sağlamak için “uyumluluk” imajı geliştirmeye çalıştığı görülmüştür.
Seçime yakın bir dönemde meclis içinde patlak veren bir olay, hükümetin dşürülmesine neden olacak bir niteliğe kavuştu. “Küskünler hareketi” diye bilinen bu olay, seçimlerde partileri tarafından seçilebilecek sırada aday gösterilmeyen milletvekillerinin parti merkezlerini eleştirmesiyle başladı. Ancak kısa sürede farklı grupların desteğini kazanarak, bir anda etkili ve hükümeti düşürebilecek bir güce erişti. Bu kadar güçlü bir hareket haline gelmesinde FP’nin verdiği desteğin rolü belirleyici olmuştur. FP, yasaklı olan RP lideri Erbakan’nın tekrar siyasete dönmesini sağlayabilmek üzere küskünlere destek vermiştir. Mümtaz Soysal gibi milletvekilleri, ise böyle bir hareket vesilesiyle, demokratik pekçok yasanın çıkabileceğini ve bunu fırsat olarak görmek gerektiğini savunuyorlardı, TBMM’yı toplamak üzere meclis başkanlığına başvurmasıyla başlayacaktır. Daha sonra hükümetin düşürülmesi için gensoru önergesinin verilmesiyle bir anda hkümet kriziyle karşı karşıya kalınacaktır. Küskünler, parti içi demokrasi; DGM'lerin sivilleştirilmesi; yolsuzluklardan dolayı Tansu Çiller ile Mesut Yılmaz'ın yüce divana gönderilmesi; seçim yasasında reform ve Seçimlerin ertelenmesi gib taleplerle orratya çıkarlar.. Küskünler hareketinin içinde seçilememe endişesi taşımayan 35 FP'linin bulunması, dikkatleri eski RP lideri Erbakan'a çevirir.
Küskünler meclisi toplamakta başarılı oldular. Ancak olaylar, küskünler hareketinin Bülent Ecevit tarafından "sivil darbe" olarak nitelendirilmesi ve DYP ile ANAP liderlerinin bu eylemi 'rejime karşı' olarak değerlendirmeleri, küskünlerle bu üç parti arasında bir strateji savaşına sebep oldu. Küskünler 15 Mart 1999 tarihinde, ANAP, DYP ve DSP'ye karşı kozlarını oynadılar ve hükümet hakkında gensoru verdiler. Gensoru önergesinde, "hükümetin meclis çalışmalarını tıkaması" gerekçe gösterildi.
Hükümetin düşürülebilmesi için bir anda CHP kilit parti konumuna geldi. CHP, daha çok “bekle, gör” politkası güttü ve küskünleri mi yoksa hükümeti mi destekleyeceği belirsizliğini bir süre korudu. Hükümetin istifa etmesini isteyenlere, Başbakan Ecevit, "ülkeyi zora sokmamak için istifa etmeyeceğini” açıklayarak karşılık veriyordu.
Hükümet ve meclis dışından gelen tepkiler, seçimin ertelenmemesi yönündeydi. Bu olaya, DİSK'ten gelen tepki, "seçimin ertelenemeyeceği" şeklindeydi.
Küskünler hareketini sonuçlandıran olay, Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu, seçimin ertelenmesi ve TCK'nın 312. maddesinin değiştirilmesinin sakıncalarına değinerek, bu tip girişimlerin kaos yaratacağını, ülkenin ise buna tahammülü olmadığını beyan ederek, tartışmalara bir anlamda nokta koymuş oldu..
Kıvrıkoğlu'nun açıklamaları, küskünler cephesinde, özellikle Erbakan’ın siyasi yasağının kalkabilmesi için, 312. Maddenin kalkmasını isteyen FP ‘li kanatta bir parçalanmaya yol açtı. Bu açıklamanın akabinde FP’liler seçim iptalinden yana olmadıklarını açıkladılar. Hükümetin düşürülebilmesi için gerekli olan 276 oydu, FP'nin küskünlerle yolununa ayrılmasıyla bu sayı 240'e düştü. FP'nin küskünlerden kopmasıyla, imzacılardan 9'u DTP'ye katıldı.
“Gensoru telaş yaratmamalıdır” diyen Cumhurbaşkanı Demirel, ANAP, DYP ve DSP'nin aksine, bu hareketin 'meşru' bir hareket olduğunu ifade etti. Demirel, Kınvrıkoğlu’nun açıklamalarına ise, “ adam ağzını mı diktirsin” diyerek “ordu müdahalesi olarak yorumlanmaması gerektiğini ifade etti. Demirel, seçimlere ilişkin olarak, küskünler yokken de çalışma zorluğu çeken parlamentonun, küskünlerle birlikte bir kere daha bölündüğünü ve çalışmaz hale geldiğini, dolayısıyla 18 Nisan seçimiyle, meclisin yenilenmesinin gerektiğini söylemiştir.
Bu esnada Küskünler cephesinde yeni gelişmeler oldu. Erbakan'ın isteği üzerine olduğu belirtilen yeni gelişme, FP'nin yeniden seçimin iptali yönünde görüş değiştirmesi oldu. 21 mart günü, mecliste genel kurul, Meclis Başkanvekili Yasin Hatipoğlu'nun yönetiminde açıldı. Hatipoğlu'nun, DTP'lilerin 'seçim ertelensin' önergesini, iç tüzüğe uygun olamdığı belirtilen şekilde gündeme alması, Genel Kurul'un karışmasınave kavgaya yol açtı. Hatipoğlu’nun Genel Kurul gündemine aldığı “seçimimn ertelenmesine” ilişkin önergeyi bir gün sonra Ulaç Güven Gürkan’ın başkanvekilliği yaptığı oturumda, küskünlerin aleyhine çözdü. Gürkan 22 Mart günü, Uluç, içtüzüğün ilgili maddelerini okuyarak, seçim iptal önergesiyle ilgili konunun Anayasa Komisyonu'na ait olduğunu belirterek tartışmaya noktayı koydu. Bu gelişme seçimin iptalini imkansız hale getirdi. Anayasa Komisyonu, seçimin iptaline ilişkin önergenin genel kurulun gündemine alması kararını iptal etti.
Aynı tarihte parlamento dışından, bu konuda iki tepki geldi. Birincisi, Barış Partisi Genel Başkanı Ali Haydar Veziroğlu, ikincisi ise TUSİAD'ın yaptığı açıklama. Barış partisi Başkanı Veziroğlu, Küskünleri, "Genel başkan hegemonyasından kurtulmuş, bağımsızlıklarını kazanmış ve kendilerine yapılan haksızlıklara karşı tavır geliştirmiş kişiler" olarak yorumladı. TUSİAD'ın açıklaması ise "seçimlerden dönüş olamaz" şeklindeydi.
Mavi Çarşı Olayı
18 Nisan seçimlerinde önceki dönem, PKK'nın Abdullah Öcalan'ın tutuklu bulunması nedeniyle çeşitli eylemlerinin beklendiği bir dönemdi. Bu olaylardan biri 13 Mart'ta gerçekleşti, İstanbul'da bir mağazaya girilerek molotof patlatıldı. Olayda yangın çıktı ve 13 kişi yaşamını yitirdi. Bu olay, yine benzer eylemlerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği endişesini yarattı.
Seçim Sürecinde Parti içi Demokrasi
Küskünler hareketine neden olduğu iddia edilen, milletvekillerinin seçim aday listelerinde yer aldıkları sıra yada aday belirleme sürecinin kendisi, pekçok partide tartışmaya neden oldu. Liderlerin Kurultay'larda önseçim vaatlerinde bulunmasına rağmen, büyük ölçüde bu sözlerinde durmadıkları görüldü. Bu tartışmaların en yoğun yaşandığı parti CHP oldu. CHP'de 22 ilde merkez yoklaması, 58 ilde önseçim yapılmasına karar verildi. Bu karar, Çankaya Belediye Başkanı Taşdelen'in CHP'den ayrılmasına yol açtı. Benzer sorunlar, FP içinde de yaşandı. DYP’de, Tansu Çiller'in konuşmalarına ve ön seçim sözü vermesine rağmen, parti Genel İdare Kurulunda örgütlere göre aday belirlenmesi ve merkezi karar alınması yönünde karar alındı. ANAP, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi gibi bazı kritik yerler dışında 55 ilde ön seçim kararı almıştı. FP ve DSP merkez yoklaması yönünde karar aldılar.
FP’deki merkezi yoklama listesinin hazırlanması, il ve ilçe örgütlerinde sorunlara yol açtı. Küskünler hareketi nedeniyle seçim hazırlıklarına geç başlayan FP’de, Erbakan, aday belirleme konusunda tek söz sahibi olarak gündeme geldi. Erbakan, partide giyimive davranışlarıyla sivri isimleri listeye almazken,İstanbul Bü yükşehir Belediyesinin eski başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yakın olan isimleri listeye almadığı öne sürüldü. FP’nin kuruluş aşamasında partili olan, yenlikçi kanadı oluşturan Ali Coşkun, CemilÇiçek gibi isimler listelerin ilk sıralarında yer aldı. Listeler açıklandıktan sonra, parti teşkilatlarında tartışmalar yaşandı. Bunlardan biri de Konya’da gerçekleşti. Konya Belediyesi Başkanı, tekrar aday olmak istediği halde Erdoğan’a yakın isimlerden olduğu muhtemel nedeniyle, isteği kabul edilmedi. Başkan, parti yönetiminin faili meçhul cinayet işlediğini belirterek partiden ayrılacağını bildiriyordu.
Seçim İttifakları
18 Nisan seçimlerine gidilirken, gelenekselleşmiş DYP-ANAP birleşmesi gündemdeki yerini korumaya devam etti. Yılmaz'ın 3 Nisan 1999 tarihli gazetelerde yer alan sözleri, iki partinin arasındaki birleşme ümidini besleyecek nitelikteydi.Yılmaz, DYP’yi kastederek "biz bir ağacın iki dalıyız" diyordu. Buna mukabil, Çiller Yılmaz’a karşı ataklarını geliştirmeye devam etti. Çiller'in, "seçimlerde kim diğerinden daha az oy alırsa istifa etsin" çağrısıyla "Çiller-Yılmaz" orta oyunu seçim sürecinde sürdü gitti. Seçimlerin sonuna doğru, Çiller, müşterek bahsi daha da heyecanlı hale getirdi ve "üçpuan daha az oy alan istifa eder" diyerek Yılmaz’a çağrısını yeniledi.
Seçimlere yönelik hangi partilerle ittifak yapılacağı sol partiler içide de bir sorunhaline geldi. Bunlarda biri de CHP oldu. CHP’nin seçimlerde ulusal barajın altında kalacağı yada kıl payı geçeceğı tahmin ediliyordu. Bu nedenle seçim ittifakı CHP için daha büyük bir önem arzetti. "HADEP'le bir ittifak olabilir" söylentilerine ortaya atıldı. HADEP'in Güneydoğu Anadolu Bölgesinde sahip olduğu oy potansiyeli açısından bakıldığında, Türkiye genelinde, HADEP'le ittifak eden partinin oy oranında bir artışa yol açacağı bir gerçekti. Ancak bu oy potansiyeline sahip partiyle ittifak yapmanın, ülkenin batısındaki oylarda bir azalışa yol açacağı da bir başka gerçek. Bu açmaz içinde olan CHP bölgedeki oylardan da vazgeçmek istemiyordu. Neticede batıdaki seçmeni dikkate alarak HADEP genel Merkeziyle ilişkiye geçmeden, HADEP'e yakın olan isimleri yerel ve genel seçimlerde aday göstererek, bu partinin Güneydoğu'daki oylarını alma yolunu tercih edeceği tahminleri yapılıyor.
Atatürkçülük, Laiklik ve Din
1994 seçimleriyle karşılaştırıldığında, bu seçimlerde laiklik ve Atatürkçülük üzerine üzerine oturan bir politika yerine, FP’nin ve MHP’nin tabanına yönelik, dinci ve muhafazakar bir politik strateji izlendiği söylenebilir.
Atatürkçülük ve laiklik vurgusu en çok CHP’de ortaya çıkıyordu. Hatta CHP’nin seçim propagandası, Atatürkçülük temeline dayanıyordu. CHP; Atatürk’ün kurduğu partinin meclise girmesi gerektiğini belirtiyordu. CHP’ye, bu gerekçesinden, hem DSP lideri hem de ANAP liderinin eleştirileri yağıyordu. DSP lideri CHP'yi, "bölücü örgütü meclise taşıyan parti" ve "İSKİ skandalına göz yuman parti" diye eleştiriyordu. DSP lideri seçim konuşmalarında, CHP'nin oylarına "Atatürkçülük tek bir partinin tekelinde olamayacak kadar büyüktür" diyerek Atatürkçülüğün bugünkü CHP ile özdeşleştirilmemesi gerektiğini vurguluyordu.
DSP’nin oy istediği taban da zaman zaman “muhafazakar” taban oldu. Örneğin, FP'nin kalesi olarak bilinen Bağcılar'daki konuşmasında, "Dinine, törelerine bağlı, hakça düzen, gerçek demokrasi, çağdaş bir Türkiye isteyenlere kapımız açık" diyerek dinci kesimin de oylarını talep ediyordu. CHP'ye saldıran ANAP lideri Yılmaz, "Atatürk Baykal'ı görse CHP'yi kapatırdı" diyerek Baykal’ı hedef alıyordu. DYP’de ise,18 Nisan seçimleri, 1994’de Atatürkçülük ve laiklik mitingleri düzenleyen bir parti olduğu düşünüldüğünde, bu kez rüzgar dinden yana esiyordu.
Tansu Çiller mitinglerde “dininizin diyanetinizin de kefili benim” diyerek dindar kesimin sahibinin kendisi olduğunu söylüyordu. FP’yi de dindar kesime zarar vermekle suçluyan Çiller, Mesut Yılmaz ve Ecevit’i usta- çırak olarak niteliyordu. Çiller, bu “usta-çırak “ ikilisini, yine dindar kesimin savunusu yaparak eleştiriyordu: Çiller “ Bu usta-çırak önce Kuran kurslarını kapattılar, ezanın sesini kıstılar, başşörtülü kızlarımızı üniversite önlerinde coplattılar, yetmedi. Benim dindar vatandaşım mağdur oldu…Ey Ecevit-Yılmaz sizin adınız deccal olsa ne yazar ” diyerek muhafazakar tabanı etkilemeye çalıştı.
Liderler arasındaki bu söz düelloları sürüp giderken, FP lideri Kutan, Burdur'daki mitingde, gerçekte diğer partilerin "irticacı" olduğunu ilan ediyordu. Kutan, Çiller’I “mevsimlik mukaddesatçılık” yapmakla suçladı.
18 Nisan seçimleri, her partinin dindar ve muhafazakar oylara talep olduğu bir seçim süreci oldu.
Aydınlar ve Seçim
18 Nisan seçimlerinde, aydınlar merkez partiler yerine marjinal partileri tercih ettiler. Birkaç örnek : Leyla Erbil (yazar, ÖDP), Ahmet Ümit (yazar, ÖDP), Ali Nesin (Matematik Profesörü, ÖDP), Can Yücel (şair, ÖDP), Menderes Samancılar (Sinema sanatçısı, ÖDP), Sevinç Eratalay (Sanatçı, ÖDP), Cahit Tanyol (akademisyen, yazar, İP), Nejat Kaymaz (tarihçi, İP)...
Seçim Hileleri
Gelenekselleşen bir başka olgu "seçim hileleri". 18 Nisan seçimlerinde seçim öncesi yapılan uyarılar, "seçim hilelerinin" yine gündemde olduğunun habercisiydi. 1994 de olduğu gibi, liderler halkı “sandık oyunlarına” karşı dikkatlı olmaya çağırıyorlardı.
Seçim günü aynı anda hem yerel hem de genel seçimlerin yapılması, bir seçmenin sandık başında 8 dakika civarında zaman harcayacağı tahmin ediliyordu. Bu sürede uzun kuyrukların oluşacağı ve bu durumda seçmenlerin büyük bir kısmının oy kullanmadan gideceği uyarısında bulunuldu. Bu durumun MHP ve FPtarafından kendi lehlerine kulanılabileceği; yani FP ve MHP'nin kuyruklar oluşturarak diğer seçmenlerin oy verme işlemini doğal yollarla engelleyebileceği uyarısı yapılıyordu.
Seçim öncesinde fazla sayıda seçim kartlarının yanlış basılması endişelere yol açana bir başka olaydı. Örneğin, Bağcılar Kemalpaşa Mahallesinde 17 bin seçmenden 10.000'inin seçme kartında bir takım yanlışlıkar bulunduğu iddia ediliyordu. Bu yanlışlıkların sandıkta oy kullanmayı engelleyip engellemeyeceği endişesi doğdu. Bunun yanında mükerrer seçmen yazımı da karşılaşılan bir başka hadiseydi.
Diğer bir seçim hilesi “sahte seçim tutanaklarının” basılmasıydı. Örnek olarak Kartal Belediye Başkan adayı Mehmet Sekmen’in minibüsünde "sonuç birleştirme tutanakları" ele geçirilir. Ardından Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde de "sahte birleştirme tutanakları" ele geçirilir. Seçimlere üç gün kala İstanbul’da, FP’nin hazırladığı öne sürülen 80 bin boş seçim tutanağı ele geçirildi. Bu olayların duyulması ve YSK’ya intikal etmesi üzerine, YSK, sandık başındaki önlemleri sıkılaştırmaya dönük kararlar alır.
Seçimler ve Kadın
Seçim öncesinde yayınlanan KADER'in araştırmalarına göre, 18 Nisan seçimlerinde kadın aday sayısında önemli bir artış görülüyordu. Seçimlerde kadınlar için kota uygulamasını partilere kabul ettirmek isteyen KADER'lilere seçim öncesinde sadece DTP ve ÖDP %30 kadın kotası uygulayacağı açıklmasını yaptılar.
Seçim öncesinde yapılan bir anket, "kadınlar siyasette yer almalı mı" konulu bir ankete göre, bu soruya olumlu cevap verenlerin CHP'li olduğunu ortaya koyuyordu. Kadın sayısındaki artışa rağmen, basında yada seçim kampanyalarında "kadın" adaylara önemli ölçüde vurgu yapılmamıştır.
YEREL SEÇİMLER
Yerel seçim kampanyalarının genel seçimlere nazaran daha coşkulu geçmesi, 18 Nisan yerel seçimlerinin belirgin bir özelliğini teşkil eder. Daha önceki yerel seçimler, genellikle genel seçim havasında geçer ve bir sonraki genel seçimler için öngörü yapmayı sağlarken, 18 Nisan seçimlerinde tam tersi bir durumla karşılaşılır. Genel seçimlerle bilikte yapılmasına rağmen, seçim öncesi döneme "yerel seçimler" damgasını vurmuştur.
Seçimlere damgasını vuran bir başka şey ise seçim stratejilerinde yer alan "sözleşmeler"dir. İki sözleşme göze çarpar seçimlerde, birisi ANAP'ın "Türkiye sözleşmesi" ki partinin seçim kampanyasının ana temasını oluşturdu. Diğeri ise yaklaşık 25 sivil toplum kuruluşunun belediye başkan adaylarına imzalatmak üzere hazırlamış oldukları "toplumsal sözleşme". Adaylar bu sözleşmeyi imzalayarak, seçilirlerse belediyede kararverme sürecine kentlileri de katmaya söz vermiş oluyorlardı.
18 Nisan seçimlerinde, büyükşehirlerdeki seçim çekişmesi, genel seçimlere göre daha heyecanlı geçer. Basında sık sık yerel seçimlerde kullanılacak oyların önemine değinilir. Oktay Ekşi’nin "yerel yönetimler çok önemli" yazısında görüleceği üzere 1961 anayasasıyla fazla gelen özgürlüklerin 1982 anayasasıyla kısıtlandığını ve "özgürlükleri kısılmış bir toplumun sorunlarını" yaşadığımızı ve demokratikleşmenin yasalardan değil günlük yaşamdan başlatılması gerektiğini vurgular. Yazısına şöyle devam eder: “Onun için de yerel yönetimlere öz kazandırılmasına yani yöre halkının kendi sorunlarıyla ilgilenip çözüm arayışına katılmasına ve karar alma sürecinde bizzat rol almasına ihtiyaç vardı. Şimdi o aşamaya geldik. O yüzden de Belediye başkanı, Belediye ve İl genel Meclisleri ile Muhtarlık seçimleri ilk defa bu kadar önem kazandı."
Büyükşehirlerde kıyasıya çekişen adaylar ilginç tartışmlara yol açtı. İstanbul, Ankara ve İzmir’de heyecanlı geçeceği beklenen seçimler, büyükşehirlerin ulaşım, altyapı, çevre gibi konularıyla ilgilendiler. İki büyükşehirin FP’li belediyelerin elinde bulunması tartışmaları daha da alevlendirdi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, FP'den tekrar adaylığını koyar. Melih Gökçek, seçim çalışmalarında propaganda malzemesi olarak, yoksul semtlere ekmek, makarna gibi gıda maddeleri dağıtır.
Ankara'da sosyal demokrat adaylar açısından ilginç bir seçim öncesi süreç yaşanır. Son anda CHP'den istifa edip DSP'den aday olan Çankaya Belediye Başkanı Doğan Taşdelen ile CHP adayı eski Ankara Büyükşehir belediye Başkanı Murat Karayalçın arasında, adayların birbirlerini “solu bölme” suçlamalarıyla, çekişme sürer.Taşdelen, Karayalçın'ın aday olmayacağını bilidrmesi üzerine CHP'den ayrılıp DSP'den aday olduğunu iddia eder. Bu nedenle, solda birlik olmasının sorumlusu olarak Karayalçın'ı görür. Karayalçın ise, solda birlik için en çok kendisinbi uğraştığını bildiri ve "solu bölüyorsunuz" suçlamalarını kabuletmez. Seçimin son günlerine kadar bu savaş devam eder.
Adaylar, katıldıkları panellerde, Ankara'nın en önemli gördükleri sorunlarının başında gecekondular geliyordu. ANAP adayı Vahit Erdem, "Büyük Ankara" programıyla yola çıktığını ve ankara'nın yollarını boşaltacağını söylüyordu. Karayalçın ise, Ankara'nın kimlik sorununu ön plana alarak 1999-2004 yıllarında yeni bir "kentseldüzen" vaat etti. DSP adayı Taşdelen de ulaşım sorunu üzerinde durdu ve kentin sorunlarına üniversiteler, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çözüm arayacaklarını söyledi. DYP adayı Halil Şıvgın, kentte yapılan projelerin yanlış olduğunu; kendisinin "kent için doğru projeler" yapacağını iddia etti.
Yapılan kamuoyu yoklamalarına göre Ankara'da seçim yarışı Karayalçın ve Gökçek arasında geçmekteydi. Verso'nun sahibi Erhan Göksel yerel seçim tahminlerine göre, Ankara'da ilginç bir tablo mevcuttu. DYP eridiğinden merkez sağ FP'de toplanmış görülüyordu. Soldaki kutuplaşma nedeniyle CHP ve DSP'nin oyları ikiye bölünmüş durumdaydı. Bu halde Gökçek farklı önde, onu Karayalçın izliyordu. 3. sırada Doğan Taşdelen gözüküyordu. Seçim öncesinde, DSP adayı Taşdelen'den çekilmesi için baskılar yapılmasına rağmen iki sosyal demokrat parti adayı da seçimlerden ne çekilmiş ne de ittifak yapmışlardır.
İstanbul'da da FP adayı kamuoyu yoklamalarında önde olan Müfit Gürtuna ile hemen arkasında yer alan ANAP adayı Ali Talip Özdemir arasında çekişme vardı. Yine Verso’nun yapmış olduğu kamuoyu yoklamalarına göre, İstnabul’da FP adayı Ali Mufit Gürtuna önde, arkasında Ali Talip Özdemir ve üçüncü sırada DSP adayı Zekeriya Temizel yer alıyordu. İstanbul adaylarının seçim programlarına bakıldığı zaman, yönetim sorunu, ulaşım, içme suyu, kent yönetimi gibi konular ağırlıklıydı. ANAP adayı Ali Talip Özdemir, en önemli sorun olarak ulaşımı öne alırken, içme suyu ve Haliç’in temizlenmesi gibi projelerle seçmen karşısına çıkıyordu. CHP adayı Adnan Polat, “kent evi” projesiyle İstanbul’a katılımcı bir yönetim modeli getireceklerini, sosyal yatırımlara öncelik verileceğini, iki farklı İstanbul değil, tek İstanbul için çalışacaklarını -ki bu da İstanbul’da yaşanan hizmet uçurumunu ortadan kaldırmayı amaçlıyordu- ; bütün bunları “İstanbul Ortaklığı Programı” çerçevesinde yürütüleceğini vaat ediyordu. DSP adayı Zekeriya Temizel, “önce ahlak” sloganıyla programını açıklıyordu. Planlarında şu noktalar dikkat çekiciydi: Kıtalararası ulaşım sorununa tüp geçit çözümü getirilecek; Denizyolu, demiryolu ve kara ulaşımında entegrasyon sağlanacak, raylı sistemlere ağırlık verilecek, altyapı yeraltına inecek, temiz su havzaları korunacak, itfaiye hizmetleri, deniz, kara ve havada yaygınlaştırılıp ve geliştirilecek. FP adayı Gürtuna, İstanbul’u mega porjelerle 2000 yılına taşımayı hedefliyordu. Avrasya Koridor Projesi; Ulaşım omurgalarında yükselen fuar ve kongre şehri projesi, yeşil koridor projesi, çevre dönüşüm projesi, kentsel tasarım projesi, sosyal doku projeleri, kent bilgi sistemi projeleri….
İzmir'de ise DSP adayı Ahmet Priştina diğer adaylardan önde yer alıyordu. Verso’nun kamuoyu yoklamalarına göre, İzmir'de müthiş bir ecevit rüzgarı vardı. DSP adayı Ahmet priştina, şimdiki DYP'li Belediye Başkanı Burhan Özfatura ile çekişiyordu. Priştina birkaç puan önde gözüküyordu. Priştina’ya göre, İzmir’deki en önemli sorun, altyapıya ilişkindi. Diğer taraftan İzmir Körfezinin temizliği sorunu vardı. Priştina bu sorunu çözeceklerine inanıyordu. Diğer yandan metro ve deniz ulaşımını geliştirme projeleri vardı. Sonra İzmir Limanı ve havaalanının yetersizliği gibi sorunların çözmüne katkıda bulunmayı düşünüyordu. Ayrıca, muhtarların, sivil toplum örgütlerini ve ilgilileri, mahalli idareler yasası çıkmasını beklemeden yönetime dahil edecek bir program yürürlüğe koymayı hedefliyorlardı.
İstanbul ve Ankara'da büyükşehir belediye başkanlıklarınınFP'ye verilmemesi için"iki turlu" seçim mantığının çalıştırılması isteniyordu. Yani, örneğin Ankara'da adaylığını DSP'den koyan Doğan Taşdelen'in CHP adayı Karayalçın karşısında, kamuoyu yoklamalarına göre şansı daha az görüldüğü için, seçmenden partilerin yapamadığını yapmaları isteniyordu. Ankara'da iki sol partinin güçlü adaylarla seçime girmeleri, seçim öncesinde, Karayalçın yada Taşdelen'in seçimden çekilmesi için, sol seçmen tarafından baskı yapılmasına yol açtı. İki aday arasındaki bu çekişme bir süre sonra, seçim çalışmalarının ana konusu haline geldi. Karayalçın partisinden çok ismini ön planda tutarken, Taşdelen "DSP rüzgarını" arkasına almış görünüyordu. Ne varki iki aday seçime girdi. Ankara'da Taşdelen yerine CHP adayına oylar verilecek ve böylece Ankara FP'nin elinden alınmış olacaktı. İstanbul'da FP adayı Müfit Gürtuna'yı ANAP adayı Ali Talip Özdemir izliyordu; üçüncü sırada yer alan DSP adayı Zekeriya Temizel yerine Ali Talip Özdemir'e oy verilmesi halinde İstanbul FP'den alınmış alacaktı. Seçime birkaç gün kala Tayyip Erdoğan'ı destekleyen gruplardan, İstanbul'da öne geçen aday FP'li Müfit Gürtuna'ya yönelik "yolsuzluk" iddiaları bir anda gündemi karıştırdı. Seçimlere bir gün kala, FP İstanbul adayı, Gürtuna ve ANAP adayı Özdemir hakkında yolsuzluk ihbarları yağdı.Tayyip Erdoğan tarafından desteklenmediği için, Erdoğan'cı grupların yapmış olduğu "yolsuzluk" iddiaları, seçimlerden bir iki gün önce gazetelere fakslanmıştır.Gazelere çekilen fakslarda Tayyip Erdoğan’ın Gürtuna’ya kefil olmayacağını, çünkü Erdoğan’ın “hain ve pespayelere” kefil olmayacağını bildiren yazılar yer aldı.
"Yerel seçimler önemlidir" vurgusuna rağmen, partilerin seçim çalışmalarında, kentlerin, kentlilerin ve yerel yönetimlerin sorunları ön plana çıkmamıştır. Oysa hızla nufüsları artan bu kentlerde sorunların çokluğu tartışılmaz boyutlardaydı.
Bu sorunlardan biri de "kaçak yapılaşma" sorunuydu. Kaçak yapılaşmanın engellenmesi yerine, "gecekondu yenileme", "rehabilitasyon" gibi projelerle seçmenden oy istendi. Bu bazen 'SİT' alanı olan bölgeleri kapsıyordu. Belediye Başkan adayları, seçim propagandalarında "kaçak yapılaşma"yı tavizkar bir şekilde ele aldılar. SİT alanlarında meydana gelen yasa dışı yapılaşma, seçim döneminde seçim kampanyalarına "gecekondu yenileme" yada "rehabilitasyon" projeleri olarak yerini aldı."Beykoz'da 'plansız proje' ile seçim sözü" başlıklı Oktay Ekinci'nin haberinde, Beykoz belediye başkan adaylarının hepsinin, "kamu amaçlı imar planı yapımı" görevinin yürütülmesini sağlayacak olan bu kişilerin, seçim kampanyalarında sürekli "yatırıma dönük" projeler üzerinde durduklarına dikkat çekilmektedir.
Yolsuzluk sorunları beldiyelerle ilgili en önemli sorunlardan birini oluşturuyordu. Çok olmamakla birlikte belediyelerle ilgili yolsuzluk iddiaları gündeme geldi. Ankara Büyükşehir Belediyesi ile ilgili olarak ihale yolsuzlukları gündemdeydi. Fp’li başkan Gökçek’in 5 yılda halkın 1,5 trilyonunun, irtica faaliyeti gösteren paravan şirketlere verildiği iddiası vardı. Bunu yanısıra, Gökçek’in Cayman Adaları ve Güney Afrika’da kurulan iki illegal şirketin vergi kaçırdığı öne sürülüyordu. Bu şirketlerin Vak-Bel’e ait olduğu söyleniyordu.
“Seçimlerde katılım sorunu”
Genel ve yerel seçimlerde basın tarafından sık sık vurgulana bir nokta "seçime katılın" çağrısıydı. Özellikle genel seçimlere yönelik seçim çalışmalarının coşkusuz geçmesi, "seçimlere katılımın düşük olacağı" yönünde bir kuşku doğurdu. Bunun üzerine basında ve liderlerin seçim konuşmalarında sık sık "seçime katılım" çağrısı yapıldı. Seçimde katılımın düşük olacağı beklentisi, bir süre sonra kamuoyu araştırma şirketlerinin istatiksel sonuçlarıyla farklı bir boyut kazandı. Verso araştırma şirketinin yaptığı bir araştırma, merkez partilere oy verecek olanların oy verme kuyruklarında beklemeye sabır göstermeyip oy kullanmaktan vazgeçebileceklerini, radikal partilerin seçmeninin ise "sabırlı" davranıp oylarını kullanmsk için bekleyeceklerini gösteriyordu. Yapılan araştırma, en çok HADEP ve MHP seçmenin oy kuyruklarında "sabırla" bekleyeceğini gösteriyordu. Verso'nun araştırmasının basında yer almasından sonra, seçime katılım konusu daha ısrarla ele alınmaya başlandı. Pekçok köşe yazarı bu konuyu irdeledi. Birkaç yazıdan örnek verelim: " Oy kuyruğunda bekleme zahmetine katlanmayan sorumsuzlara uyarı ", " Çare: Oy vermek ", " Sandıkta sabır ", " Pazar günü mutlaka sandığa. Sağduyu, baskı güçlerini ve mahut medyayı yenecek ". Hürriyet'te Kurthan Fişek, "Oy kuyruğunda bekleme zahmetine katlanmayan sorumsuzlara uyarı" adlı yazısında, "Pazar keyfi" yapan solcuların "ehlikeyf" alışkanlıklarından vazgeçmelerini, zira ANAP, DYP ve FP'den MHP'ye doğru oy akını olduğunu belirtiyordu. " İlginç bir seçim. "Tembel ve üşengeçler bir tarafta, örgütlü ve bilinçliler beri tarafta". Akşam gazetesinde İzzet Sedes, " unutmamak gerekir ki , 'benim oyumla ne olacak ki' düşüncesi yılgınlıktır ve yanlıştır, kötü sonuç verir ."
Seçimlerde dikkat çekici bir başka nokta, yerel seçim ile genel seçim arasındaki farkın medya tarafından sürekli altının çizilmesi oldu. Seçmene, genel seçimlerde partiyi ön plana alsa da yerel seçimlerde "aday"a yönelik oy kullanmasının önemine vurgu yapılıyordu. Peki hangi adaya oy verilebilirdi? Bu sorunun yanıtını Hürriyet'te İstanbul seçim bölgesini takip eden Yalçın Bayer'den alıyoruz: "Kızılan parti yada adayın karşıtına oy vermek". Böylelikle oylar, "ceza ve ödül" aracı haline gelebilecekti.
Seçim Propagandaları
ANAP 18 Nisan seçimlerinde etkili bir reklam kampanyası yürüttü. Özellikle "sessiz çoğunluk" sloganı bütün reklam afişlerinde toplumun bütün kesimlerinden fotoğraflarla süslendi. 'Orta direk' söyleminden sonra, bu seçimlerde ANAP "sessiz çoğunluk" söylemi ile "yalana, yolsuzluğa ve kavgaya katılmamış insanları partiye çekme amacını taşıyordu. Bu reklam kampanyası fazlasıyla ilgi gördü. Sessiz çoğunluğa dayalı “Türkiye sözleşmesi” diğer diğer seçim kampanyasının temel söylemiydi. Türkiye sözleşmesi şu noktaları içeriyordu: 1. Beş yılda 3,5 milyon işsize yeni iş imkanı ve tüm çalışanlara işsizlik sigortası. 2. İki yılda enflasyon %5’e inecek. 3. Her türk çocuğuna çağdaş eğitim. 4. Herkese kişisel sağlık sigortası 5. Her aileye bir konut; 6. Tüm tarım ürünlerinde ürün sügortası ve prim sistemi; 7. Yerel yönetimlerde “yönetim reformu” ile, yerinde çözüm getirilecek, yerel yönetimlere sivil kuruluşların katkısı getirilecek; 8. Devletin yeniden yapılanması; şeffaf, adil ve özgürlüklere saygılı devlet yönetimi.
ANAP mitingleri, popüler sanatçıların konserleri eşliğinde yürütüldü.
DYP'nin propaganda araçlarınınbaşında, partinin lideri Tansu Çiller tarafından açıklanan II. Demokrasi paketiydi. Bu pakette 10 madde yer alıyordu. 1. Tam demokrasi- tam özgürlük; 2. Vergi mevzuatı değişecek; 3. Büyüme artacak; 4. Haklı rekabet, KOBİ'lere tam destek,; 5. Dar gelirlihalka sağlık hizmeti; 6.Hemen adalet; 7.Gençler; 8.Kolay bir hayat; 9. Güçlü Türkiye,güçlü savunma; 10. Dünya devleti bir Türkiye.
DYP'nin bir başka propaganda aracı "milletle ittifak" fikrinden beslenmekteydi. Çiller, bu düşünceden hareketle bir dizi "kurultay" düzenlediğini bildiriyordu: "kadınlar kurultayı", "gençlerle kurultay", "KOBİ'lerle ve esnafla kurultay", "emeklilerle kurultay", "orman köylüsüyle kurultay", "fiziksel engellilerle kurultay", "çocuklarla kurultay" ve "sanatçılarla kurultay".
Fazilet Partisi, "Türkiye'yi sizinle yöneteceğiz' sloganıyla ve CHP İstanbul Büyükşehir belediye Başkanlığı adayı Adnan Polat ise 'var mısın' sloganıyla katılımcı bir yerel politika uygulayacaklarının mesajını vermekteydi. Fazilet Partisi, seçim kampanyasında yoksul semtlere gıda yardımında bulunuyordu. Ankara’da, gezici sağlık hizmetleri, yaşlılara bakım hizmeti, gıda yardımı, öğrencilere burs imkanı, yakacak yardımı gibi hizmetlerde bulunuyordu. Seçim süresinde de bedava ekmek dağıtması en önemli seçim propagandalarından biri oldu.
DSP'nin seçim bildirgesi, Bürokrasinin sadeleştirilmesi, ekonominin istikrara kavuşturulması, eğitimin yeniden yapılandırılması ve devlet kurumları arasında eşgüdüm, vatandaşın gerektiğinde devlete karşı korunması gibi reform paketlerinden oluşmaktadır. DSP'nin gazetelerdeki ilanlarda göze çarpan en önemli şey, DSP'ye yönelik 'örgütsüz parti' eleştirisine cevap özelliğini taşımasıdır. İlanlarda, "Hükümetlerde başarılı olduk, yerel yönetimlerde de başarılı olacağız" sloganı bunun örneklerinden biriydi. Diğer taraftan, "dürüstlük" söylemini en çok kullanan parti: "Çözüm üreten parti demokratik sol parti: Dürüstlüğün simgesi". Yerel yönetimlerde de aynı ilkeyle seçimlere girildi: İstanbul Büyükşeihr Belediye Başkan adayı Zekeriya Temizel, “önce ahlak” sloganıyla propaganda yapmıştı.
MHP ise, seçim propagandasında çoklukla "değişim" vurgusunu ön plana çıkarıyor : "19 NİSAN'DA bir şeydeğişecek . Herşey değişecek " sloganında vurgu, beyaz diktörgen içindeki "değişecek" kelimesindeydi. Halkın, bir şeylerin değişmeyeceğine dair bir karamsarlığa sahip olduğu tespitinden yola çıkarak, "bu tablo değişmez" inancının 19 Nisan'da değişeceğini, başka yolu olmadığını belirtiyor ilanlarında. 19 Nisan'da bu değişimi sağlayacak olan, yani "milleti ferahlatacak", "yolsuzluğu, yoksulluğu yok edecek" olan, "devleti-milletle, demokrasiyi-cumhuriyetle kucaklaştıracak" olan, "tarihle-geleceği buluşturacak" olan parti MHP idi.
Devlet Bahçeli döneminde üretilen iki söylem vardı, vu iki söylem seçim çalışmalarında da etkin oldu: İlki bütün siyasi partilerde, bütün kamusal yatırımlarda, belediyelerde, kısacası devletin elinin ve kaynaklarını olduğu her yerde yolsuzluklardan arınma. İkincisi, merkez sağ partilerin devleti küçülterek enflasyonla mücadeleleri yerine, sağlam bir altyapıya kavuşturuna kadar özelleştirmeyi geciktirme politikası.
CHP, seçim ilanlarında, "boş verme karar ver" sloganını kullandı. CHP ambleminin altına ise "değişimin gücü" ifadesi yer alıyordu. "boşverme" ve "boşverme" kelimelerini bir arada kullanan CHP, seçmenden "oy" değil "karar" vermesini istiyor.
Liberal Demokrat Parti ise, "katılımcılığı" ön plana çıkartıyor ve "ülkemizde sorunlar çözülsün istiyorsan bu işe sen de el at, sen de katıl" diyordu. LDP, "Türkiye'nin çözemeyeceğimiz sorunu yok" iddasıyla ortaya çıkıyordu. LDP, ülkenin sorunlarının temelinde yatan sorunun kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulanmaması olarak görür ve bu nedenle “başkanlık sistemi” propagandası yapar. ÖDP kurulduğundan beri çarpıcı ve yeni propaganda araçları kullanma geleneğini bu seçimlerde de devam etti. Örneğin, İzmir Büyükşehir belediye Başkan adayı Nurettin Akbaş, seçmen kütüklerinden yola çıkarak, 'isme yazılı mektuplar' hazırladı.
ÖDP'nin seçim sloganlarından birini "siyasi baca temizliği" adını taşıyordu. ÖDP, seçmenlere, seçimlerde "bahar temizliklerini yapmalarını istiyordu.
Sosyalist İktidar partisi ise, "yağma yok sosyalizm var" sloganıyla seçimlere girdi.
BBP, seçimlere "oyunu değiştir" sloganıyla hazırlandı. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, ülkedeki yağma düzenini değiştirmek istediklerini, Anadolu insanını iktidara taşımayı hedeflediklerini ifade ifade ediyordu.
SEÇİME KATILAN PARTİLER
Demokratik Sol Parti -DSP
DSP, 18 Nisan seçimlerine ikitdar partisi olarak girdi. Bülent Ecevit’in Başbakanlığı sırasında meydana gelen olaylar, 1994 seçimlerinde beri yükselme trendiiçinde olan DSP’nin oylarını daha da artırmıştır. Seçimlere girerkne, genel seçimlerde başarılı olduğu halde, yerel seçimlerde aynı başarıyı gösteremesi nedeniyle, yerel seçimlerde de başarılı olacaklarını belirten kampanyalarla seçime girdiler.
DSP’nin iktidarda olduğu dönemlerde, yani 55. Hükümet zamanında yürürlüğe giren, 8 yıllık eğitim programı ve vegi reformunun DSP’li bakanlarca şekillendirilmesi, DSP’nin imajını güçlendirdi. 18 Nisan seçimlerinde, solun doğal tabanı sayılan kitle örgütleriyle sendika liderlerini kapma konusunda, göstergeler DSP’den yanaydı.
DSP’nin yerel yönetim anlayışı: Halka verilecek hizmetlerin yerinden görülmesi ve bu hizmetleri talep eden insanların denetimleri yerinden yapabileceği anlayışı esastır. Bu ise yasal düzenlemelerle yerel yönetim için hazırlanan mahalli idari reformlarının yapılmasını gerektirir.
Milliyetçi Hareket Partisi -MHP
Alparslan Türkeş'in ölümünden sonra, Devlet Bahçeli MHP Genel Başkanı seçilir. Genel Başkan olduktan sonra Bahçeli, yeni düzenlemelere parti içi eğitim verecek bir parti okulu kurmakla başlar. Parti okulunda partililere, hukuktan siyaset Bilimine, ekonomiden diplomasiye kadar değişen alanlarda eğitim verilir Ülkü Ocaklarında bir takım değişiklikler yapar; yöneticilerine üniversite mezunu olma şartı getirtir. Susurluk skandalıyla mafya-MHP ilişkilerinin ortaya çıkmasına rağmen, Bahçeli mafyaya karşı mücadele başlatır.
Ortaokul ve liselerde hızla popürleşen MHP, 1994 yerel ve 1995 olmuştu. MHP 1994 yerel ve 1995 genel seçimlerinde, ülkenin batısında ve Akdeniz illerinde oylarını önemli ölçüde artırmıştı. MHP’nin bu başarıyı elde etmesinde, Türkeş döneminde, şehirlerde takındığı "modern", "laik", "kentli" cehrenin etkisi vardı. Daha sonra MHP'nin bu yeni çehresi, İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgesinde oy kaybetmesinde etkili olduğu iddia edildi. (Tanıl Bora'ya göre, Bu bölgelerde MHP'nin oy kaybetmesi yüzünden 1995 genel seçimlerinde, parti, ülke barajının altında kalmıştır.)
MHP, 28 Şubat sürecini kendi lehine dönüştürmüş; muhafazakar ve dindar seçmene en yakın parti haline gelmiştir. (RP'nin seçim gezileri sırasında karşılaştıkları "Hoşgeldiniz sayın Kutan ama bu sefer MHP" yazılı afiş, İç ve Doğu Anadolu'daki seçmenin yeni tercihini ortaya koyuyordu).
18 Nisan genel seçimlerinde, MHP, 2. parti olarak meclise girdi. Yerel seçimlerde, %15.15 oy oranıyla 499 belediye başkanlığı kazandı. MHP İç Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgesinde 1. parti oldu. Kazandığı belediye başkanlıkları (iller): Afyon, Aksaray, Amasya, Bayburt, Çankırı, Erzincan, Erzurum Büyükşehir, Gümüşhane, Iğdır, Isparta, Karaman, Kastamonu, Kırıkkale, Kırklareli, Kırşehir, Muş, Niğde, Osmaniye, Uşak, Yozgat.
Demokratik teammüllere uygun olması bakımından, kurulacak bir hükümette yer alması gereken MHP, hükümet kurmakla görevlendirilen Bülent Ecevit'e ılımlı mesajlar vermeye başlar. MHP ile DSP'nin aynı hükümette yer alabilmesi açısından en büyük sorun, DSP ve MHP arasındaki tarihsel düşmanlıktı. Bu konunun nasıl çözümleneceği basındaki tartışmalardan belli oldu. Zira, basın, MHP'ye "eski MHP olmadığını", "değiştiğini" söylüyordu. Ancak bu 'değişim'in MHP tarafında bir karşılığı yoktu. Nitekim bizzat MHP'liler "değişmediklerini; "değişimi kabul etmenin "eski MHP'yi kötülemek anlamına geleceğini"; bu nedenle bu tip soruları mantıklı bulmadıklarını ifade ediyordu MHP'liler.
Fazilet Partisi -FP
1994 yılında iki büyükşehir ve pekçok il ve ilçede belediye başkanlığı kazanan RP partisi, o günden sonra MHP ve Millet Partisine ihtiyacı kalmaz. 24 Aralık 1995 seçimlerinde RP %21.40 oy oranıyla birinci parti olarak 158 milletvekiliğiyle meclise girer. Seçimlerden önce RP ile koalisyon kurmayı hiç bir parti istemezken, seçimden sonra partilerin RP’ye karşı tutumu değişmek durumunda kalır ve kurulan Refahyol hükümetinde RP iktidara gelir.
Bir yıl süren iktidarı boyunca, Erbakan, merkez sağla yakınlaşma politikası izler. RP'nin bu politkası, ‘islamcı ve cemaatçı' gruplar ile kürt oylarının partiden uzaklaşmasına yol açacaktır.
Bu arada 28 Şubat sürecinin başlamasını hızlandıran bir olay, Erbakan'ın, Başbakanlık konutunda, 10 Ocak 1997 tarihinde, tarikat şeyhleri için verdiği iftar yemeği RP'nın sonunu yakınlaştırır. Türkiye'nin en önde gelen cemaat önderleri ve şeyhleri yemeğe katılmazlar. Bu yemeğin en önemli sonucu 28 Şubat sürecini hızlandırması olur. Nitekim Başbakanlık konutundaki iftar yemeği ve RP'lilerin laik düzen ve Atatürk karşıtı konuşmaları nedeniyle RP hakkında kapatılma davası açılır. RP partisine açılmış olan kapatılma davası yüzünden, Erbakan RP’yi sistem içinde meşrulaştırma çabası içine girer. Davaya konu olan konuşmaları yapanlar partiden ihraç edilir. Ancak bu çabalar sonuç vermeyecek ve RP kapatılacaktır.
28 Şubat kararlarından sonra kapatılan RP'nin yerini FP alır. RP’nin kapatılması ile Erbakan, 5 yıllık siyaset yasağı alır. RP'nin akibetine uğramamak için, RP'nin devamı olmadığı mesajını verir . FP, RP’nin ardılı olmadıklarını iddia etmelerine rağmen, Erbakan’ın arkadan partiyi yönetmesi, partide sorunlara yol açar. 18 Nisan seçimlerinden önce küskünler hareketiyle ortaya çıkan parti içi rahatsızlıklar seçim sonrasında devam eder. FP, Erbakan’ın siyasi yasaklı halini ortadan kaldırabilmek amacıyla Küskünler Hareketine destek verir.
Kıvrıkoğlu'nun açıklamalarıyla seçimin erteletilemeyeceğini anlayan Refah Partisi seçim çalışmalarına döndü. Bu girişimleri yüzünden seçim kampanyasına geç başlayan Fazilet Partisi, mitinglerde de beklediği ilgiyi bulamadı.Nihayet 18 Nisan seçim sonuçları alındığında önceki genel seçimlere göre FP'nin oy oranının 6 puan gerilediği görüldü.
Seçimlerden sonra FP içinde cereyan eden ve Aydın Menderes’in istifasına yol açan “Merve Kavakçı” olayı, Türkiye’nin en ateşli tartışmlarına yol açar. FP miletvekili Merve Kavakçı’nın TBMM’ye gelirken başını açmayacağı, adaylık sürecinden itibaren biliniyordu. Adaylık sürecinde, bu sorunla karşılaşılacağını belirten partideki "yenilikçi" ekip, türbanlı milletvekili adayı gösterilmesinden yana değildi. Bu esnada Fazilet partisi milletvekili seçilen Merve Kavakçı türbanıyla TBMM geldi ve Nazlı Ilcak'ın yanında Genel Kurul Salonuna girdi. FP, Merve kavakçı olayının bir parti meselesi haline getirilmemesi gerektiğini karar alır yani, Kavakçı olayına, kişisel bir mesele olarak bakılacaktı. Kavakçı'nın türbanla TBMM'ye gelmesine sıcak bakmayan FP, Kavakçı, TBMM'ye girdikten sonra bu kararından vazgeçip Kavakçı'ya destek oldu. Olaydan sonra, Cumurbaşkanı Demirel, çok ağır bir dille bu olaya tepkisini dile getirdi ve Kavakçı'yı "ajan-provakatör"lükle suçladı. Yanı şekilde Başbakan Ecevit çok sert eleştirilerde bulundu.
Kavakçı olayı parti içinde de sorunlara yol açtı. Parti içinde "yenilikçiler" olarak bilinen grup Kavakçı olayına karşı çıktılar. Aydın Menderes olaydan sonra istifa etti: ‘‘Türbanlı yemin krizi’’ nedeniyle bir süredir partisine uyarılarda bulunan Menderes, Merve Kavakçı'nın, radikal İslamcı örgüt HAMAS ile bağlantısının bulunduğuna ilişkin iddialar üzerine dün harekete geçti. Menderes, saat 14.30'da, yakın kurmayı FP eski Ankara Milletvekili Ahmet Bilge'yi, Meclis'teki çalışma odasında bazı Başkanlık Divanı üyeleriyle, partisiyle ilgili kapatma davası açılacağına ilişkin iddiaları değerlendiren Genel Başkan Recai Kutan'a gönderdi. Bilge, Kutan'a, Menderes'in şu mesajını iletti: ‘‘Merve Kavakçı olayı toplumda büyük bir gerginliğe yol açtı. Bu gerginliği gidermek üzere parti olarak gerekli adımları atmak zorundayız. Bu nedenle, Kavakçı'nın yemin için Meclis'e gelip gelmeyeceğinin yanı sıra, kendisiyle ilgili basında yer alan iddialar konusunda da kamuoyunu rahatlatacak bir açıklamanın yapılması gerekir. Bu açıklamayı Genel Başkan olarak ya siz, yada Kavakçı'nın kendisi yapmalıdır.’’ Menderes, kamuoyuna yapılacak bu açıklama konusunda Kutan'a bir saatlik bir süre de verdi ve bu sürenin sonunda böyle bir açıklamanın yapılmaması halinde istifa edeceğini bildirdi. Miletvekili Lojmanları'ndaki evinde, sürenin sona erdiği 15.30'a kadar bekleyen Menderes, Kutan yada Kavakçı'dan bu yönde bir açıklama gelmemesi üzerine, o sırada Meclis'teki odasında bekleyen Bilge aracılığıyla partisinden istifasını TBMM Başkanlığı'na iletti."
Bir yandan Erbakan'ın perde arkasından partiyi yönetmesi diğer taraftan tabanın duyarlı olduğu konularda partinin sessiz kalması ve 28 Şubat sonrasında partinin kendini yeterince iyi savunamaması, islami kesimin tepkisine yol açtı ve Fazilet partisini RP gibi savunmamasına neden oldu. Gerekçeleri ise, FP'ne olan desteğini, RP’da olduğu gibi sürdürmedi.
18 Nisan seçimlerindeki yenilgi, FP içinde bir yol ayrımının olacağı beklentisne yol açtı.
Cumhuriyet Halk Partisi -CHP
1980 darbesiyle kapatılan partilerin isimleri üzerindeki yasak kalkınca CHP yeniden kurulur ve SHP'de seçilemeyen Deniz Baykal CHP'ye geçer ve CHP'ye Genel Başkan seçilir. SHP, DSP'den sonr CHP'nin de kurulmasıyla sosyal demokrat parti sayısı üçe çıkar. 1993 yılında İnönü'nün SHP'den ayrılma kararı vermesinden sonra Karayalçın SHP'nin Genel başkanı seçilir. Karayalçın İSKİ skandalının gündemde olduğu "1994 yılında yerel seçimlere girer. CHP'nin 1994 yerel seçimlerinde oyu %4,5, SHP'nin ise yüzde 13.1'de kalır. Seçimlerden sonra SHP ve CHP birleşme kararı alır. CHP olağan kurultayını 9 Eylül 1995 tarihinde yapar. Kurultayda, genel Başkanlık için, Deniz Baykal Karayalçın ile yarışır. Kurultayda Baykal Genel Başkan seçilir. Ancak birleşmeden sonra yapılan 25 Aralık 1995 erken genel seçimlerinde CHP ülke barajını kılpayı aşar. Üstelik Deniz Baykal parti içi muhalefetin isteğine rağmen olağanüstü kurultayı da toplamaz. Kurultay genel seçimlerden 2,5 yıl sonrayapılır ve tekrar Baykal seçilir. ANAP-DTP-DSP koalisyonunu dışarıdan destekleyen CHP, hükümet hakkında verilen gensoruya destek verince hükümet düştü. Baykal yine erken seçim istedi. Baykal'ın erken seçim önerisi parlamentoda onaylandı ve 18 Nisan 1999'da erken seçime gidilmesi kararı alındı.
18 Nisan seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi, %10'luk ülke barajını aşamayarak tarihinde ilk kez meclis dışı kaldı. Parti teşkilatının tepkisi toplayan ve "hizipçi" olarak nitelendirilen Baykal istifa etti. CHP kendini "Avrupa'daki sol rüzgarın Türkiye'deki adresi" olarak tanımlamıştı. Sisler arasında Rcky Martin'in şarkısının eşliğinde merdivenler arasından inen Baykal'ın görüntüsü hafızalara kazındı. CHP'nin "yeni sol" rüzgarına olan merakı Türkiye'de fazla ilgiylekarşılanmadı. Baykal, "yeni sol"u Türkiye'ye uyarlamadan taklit etmekle suçlandı. Ancak daha önemlisi seçim çalışmalarında üzerine dayandığı tek temel "CHP'nin Atatürk'ün partisi" olmasıydı. "Atatürk'ün partis oldukları için" meclise girmelerini gerektiğini vurgulayan CHP, ANAP lideri ve DSP liderinden bu konuyla ilgili sert eleştiriler almıştı.
Öte yandan kürt ve alevilere ilişkin belirli bir politikasının olmaması, emekçilerin durumuna ilişkin net bir görüşünün olmaması, CHP'nin seçime giderken en önemli eksiklik ve yanlışları olarak görüldü.
Seçimden sonra parti tabanındaki tepkiler nedeniyle Baykal istifa etmesine rağmen, Baykalcı yönetimin istifa etmemesi, parti içi muhalefet tarafından eleştirildi. Eleştirilerin başında parti tüzüğü geliyor. Parti içi muhalefete göre bu tüzüğün, Alevi, Kürt karşıtı olduğunu iddia ediyorlar ve bunun değiştirilmesi gerektiğini belirtiyorlar. Başka bir eleştiri seçimde Baykal'a yakın isimlerin aday gösterilmesi ve aşağıdan yukarıya örgütlenmenin Baykal lehine dönüştürülmesi idi.
Muhalifler, tabanın yerel yönetimlerde CHP'ye sahip çıktıklarını; ancak genel seçimlerde CHP'yi desteklemediklerini belirtiyorlar ve bunun Baykal ve ekibine yönelik bir tutum olduğunu belirtiyorlar. CHP genel seçimlerde barajı aşmamasına rağmen yerel seçimlerde %13.3 oranında oy aldı.
CHP, 9. Olağanüstü Kurultayı Mayıs ayında yaparak yeni genel başkanını yani Altan Öymen'i seçti.
Doğru Yol Partisi -DYP
%150'lere varan enflasyonlar, 4 Nisan Kararları; dönemin başbakanı Tansu Çiller, 18 Nisan seçimlerinde başarısızlığa uğradı ve DYP içindeki muhalefetin ana hedefi haline geldi. DYP'deki en büyük çözülüş, REFAHYOL 'un kurulmasıyla gerçekleşiyor. Partiden bu gerekçeyle 50'ye yakın milletvekili istifa etti. DYP içinden başka bir parti çıkar ve başınada Cindoruk geçer. Çok geçmeden Yalım Erez de DYP'den ayrılır. 28 Şubat sürecinde yıpranan ve meşruiyetini sağlamaya çalışan RP'nin muhafazakar ve dindar tabanına, Tansu Çiller'in "dindar ve muhafazakar" söylemiyle seslenmesi, bu kesimin ilgisini almaya yetmemiştir. Muhafazakar ve dindar seçmene daha yakın gelen MHP olmuştur.
DYP’nin seçimlerden önce, dindar, muhafazakar tabana yönelik bir seçim stratejisini izlemiş ve “dininizin, diyanetinizin kefili benim” diyerek, bu seçmenden oy almaya çabalamıştır. Çiller seçimlerden önce bazı tarikatlara yakınlığıyla bilinen adayları listelerinde ön sıralara koymuştu. Ancak seçimden sonra Çiller, “onlara sahip çıktık. Gidip başka yere oy verdiler. Oyuna geldik” değerlendirmesini yapmıştır.
18 Nisan seçim sonuçlarıyla parti içi muhalefet bu başarısızlığın sorumlusu olarak Çiller'i görüyorlar. Seçim sonrası tırmanan gerginlik, 57.hükümetin kurulma çalışmasında göreceli olarak azalmıştı. DSP'nin MHP ile yaşadığı tartışmalar yüzünden iplerin kopma noktasına gelmesiyle, DSP'nin, DYP'nin de içinde yer alacağı bir hükümet modelini gündeme getirmesi, Çiller'in muhaliflerini etkisizleştirmek için bir fırsat oldu. Ne varki DSP ve MHP hükümeti kurdular ve DYP bu hükümette yer almadı.
Oy kaybından Çiller'i sorumlu tutan muhalifler Kongreyi bekliyorlardı. Kongrede Çiller'e en güçlü aday olarak Köksal Toptan çıkarıldı. Bütün muhalif seslere rağmen Kongrede seçimi Çiller kazandı ve tekrar DYP Genel Başkanı oldu.
Büyük Birlik Partisi -BBP
Büyük Birlik Partisi, partinin tarihini şöyle özetlemektedir.
BBP Internet Sayfası."Büyük Birlik Partisi 29 Ocak 1993 tarihinde; Sivas Milletvekili Muhsin YAZICIOĞLU ve 99 kurucu üye tarafından kurularak Türk siyasi hayatındaki yerini aldı.
1991 Milletvekili Genel Seçimleri’nde Sivas Milletvekili seçilen Muhsin YAZICIOĞLU; MÇP’den, Ülkü Ocakları’ndan gelen arkadaşlarıyla birlikte, MÇP’nin Ülkücü Hareketin misyonundan uzaklaştığı ve partinin oportünist anlayışla, marjinal bir çizgiye çekildiği gerekçesiyle, 7 Temmuz 1992’de istifa ettiler. MÇP’den istifa eden Sivas Milletvekili Muhsin YAZICIOĞLU’nun önderliğindeki 5 parlamenter ve beraberinde Ülkü Ocakları eski yöneticileri, 1980 öncesi MHP Gençlik Kolları Yöneticileri, MÇP Başkanlık Divanı ve MKYK üyeleri “Yeni Oluşum Hareketi” adlı bir organizasyon başlattılar.
"Yeni Oluşum Hareketi mensupları Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar dağılıp, siyaset anlayışlarını anlattılar. Gittikleri her yerde büyük bir teveccühle karşılandılar. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde istişare heyetleri kuruldu. Bu çalışmalar sonunda bir Siyasi Karar Kurultayı toplanması ve hareketin geleceğine bu kurultayın yön vermesi görüşü benimsendi. Bu arada yayınlanan Milli Mutabakat Çağrısı’na cevaben değişik siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinden katılımlar oldu. 6 Aralık 1992’de “Ikinci Söğüt” olarak da isimlendirilen Siyasi Karar Kurultayı, Ankara Söğütözü Spor Salonu’nda toplandı. Kurultayda, Yeni Oluşum Hareketi’nin, siyasi parti olarak hayatına devam etmesi kararı alındı. Siyasi partinin program ve tüzük çalışmaları, çok sayıda akademik toplantıyı da içeren yoğun bir çalışma temposu sonunda tamamlandı. Partimizin isminin “Büyük Birlik Partisi”, ambleminin “hilal içinde gül” olması ittifakla kabul edildi. Kurucular Kurulu’nun titizlikle oluşturulmasından sonra, 29 Ocak 1993’de Büyük Birlik Partisi resmen kuruldu. Büyük Birlik Partisi, kuruluşundan hemen sonra hızlı bir teşkilatlanma çalışması ile Türkiye genelinde teşkilatlanma barajını aşıp, 14 Temmuz 1993’de 1. Olağan Büyük Kurultay’ını da coşkuyla yaptıktan sonra, 1994 Mahalli İdareler Genel Seçimlerine katıldı. "
1995 Milletvekili Genel Seçimleri’ne ittifakla giren Muhsin YAZICIOĞLU ve arkadaşları,20.dönemde de 7 milletvekili ile Büyük Birlik Partisi’ni Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil etmeyi başardılar.Daha sonra Yozgat Milletvekili I. Durak Ünlü’nün de katılımıyla, Büyük Birlik Partisi 8 milletvekili ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilmiştir. 1999 genel seçimlerinde parti barajı aşılamadığından dolayı, partimiz meclis dışında faaliyetlerini sürdürmektedir."
Yeniden Doğuş Partisi -YDP
1992 yılında kurulan Yeniden Doğuş Partisi, programında yeni dünya düzeni "yeniden yapılanma" olarak tanımlanıyor ve bu yeni yapı içinde Türkiye'nin yerini bulması için Yeniden Doğuş Partisinin misyonu tanımlanmaktaydı. Buna göre Yeni Türkiye'nin karşı karşıya olduğu olumsuz şartlar karşısında "yeniden doğuş"u sağlamak gerekiyordu: " Yeniden yapılanma adı altında dünyamızın ve özellikle Türkiye ve ilgi alanlarının ekonomik, siyasi, dini ve etnik güçler tarafından hedef alındığı, ...
Milletlerarası hukuk ve antlaşmalann ülkemize sağladığı haklar ve sorumlulukların ihmal edildiği, milli hedef ve menfaatlerimizin takipsiz kaldığı, ..., dürüstlük ve fazileti kendisine rehber edinen; adaleti, varlığın, insanlığın ve devletin temeli sayan, İnsanı Yüce Allah'ın bir emaneti kabul ederek insan hak ve hürriyetlerine gönülden bağlı, ekonomik kalkınmanın sağlanmasında fertlerin teşebbüs gücünü esas kabul ederek, devletin fırsat eşitliği çerçevesinde fertlere yardım etmesini ve yol göstermesini ilke edinen.... ,Türk Milleti'nin gerçek temsilcileri olan bizler, bu programda belirtilen amaç ve ilkeler ışığında her çeşit iktisadi, sosyal, hukuki, idari, siyasi ve diğer tedbirlerin alınmasını; bu suretle Yeniden Doğuş'un gerçekleştirilmesini, Aziz Milletimize karşı en büyük görev olarak görüyor ve Yeniden Doğuş Partimizin kuruluş sebebi telakki ediyoruz."
Anavatan Partisi -ANAP
ANAP, 18 Nisan seçimlerine iyi propaganda ve reklam stratejileri ile girdi. Ancak seçim sonuçları, pekçok kişi tarafında "imaj devrinin sonu" olarak görüldü. Seçime hazırlanan partiler arasında seçim kampanyaları açısından kanımca en başarılı olan parti görünümü veriyordu. Özellikle, sloganları ve reklam afişleri herkesin ilgisini çekiyordu. Ancak bu ilgi genel seçimlerde ANAP’ın oy kazanmasına yol açmadı. Yerel seçimlerde ise durum biraz daha farklıydı. ANAP, yerel seçimlerde belediye başkanlığı sayısı açısından pek fazla kaybı olduğu söylenemez. Ama il genel meclisi üyeliği oranlarına bakıldığında %13.06'larda kaldığı görülmektedir.
ANAP, 18 Nisan seçimlerine ön seçim yaparak girdi. Böylelikle, diğer partilerde yaşanan "önseçim kavgaları" ANAP içinde daha az yaşandı. ANAP teşkilatlarında yöneticilik yapmış, çeşitli kademelerde görev almış kişiler, böylelikle aday listelerinde milletvekili olanların önüne geçti.
Özgürlük ve Dayanışma Partisi -ÖDP
Birleşik Sosyalist Parti (BSP) ve Geleceği Birlikte Kuralım Parti Girişimi birleşerek ÖDP’yi kurdular. Genel Başkan Ufuk Uras seçildi. 1996 yılında Birleşik Sosyalist Parti'den sonra, Devyol grubunun katılımıyla kurulan parti, solda bir heyecan yaratmıştır. Orijinal eylemleriyle kamuoyunun dikkatini çeken ÖDP, seçimlere girerken diğer sosyalist partileri kıyasla öne çıkan ve dikkat çeken bir parti oldu. Sol harekete yeni bir enerji getireceği düşünülen ÖDP, seçimlerde beklenilenin çok altında oy aldı.
ÖDP, seçim öncesinde erken seçim talebinde bulunan partilerden biriydi. Erken seçimin "Ara rejim arayışlarının önüne geçebileceğini" ummaktaydı. 18 Nisan seçimleri için "gökkuşağı projesi" adlı bir seçim stratejisi geliştirmiştir. Gökkuşağı projesi kısaca, "sosyal demokratı, sosyalisti, feministi, yeşiliyle gökkuşağını gerçekleştirmek" biçiminde özetlenebilecek bir stratejiydi.
28 Şubat sürecine, "ne şeriat, ne darbe: Özgür demokratik Türkiye" diyerek tepkisini gösteren ÖDP, kamyonlu, süpürgeli eylemlerle gündeme geldi.
18 Nisan'da yüzde 0.84 oranında oy toplayan Özgürlük ve Dayanışma Partisi'nin Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kayada, "Aldığımız sonuç, ya seçmene kendimizi iyi anlatamamak yada ikna edememekten kaynaklandı" diyordu.
Sosyalist İktidar Partisi -SİP
Sosyalist Türkiye Partisi'nin Programında yeralan "ulusların kaderlerini tayin hakkı"na ilişkin bölümde geçen "gönüllü birliktelikten yana olmak" maddesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi tarafından 1993 yılında kapatılan STP'nin ardından 'sosyalist iktidar mücadelesi geleneğinin taşıyıcısı' olarak, Sosyalist İktidar Partisi kuruldu. Partinin programında partinin amacı şu şekilde belirlenir: "Sosyalist İktidar Partisi, bilimsel sosyalizmin ilkeleri doğrultusunda, Türkiye'de ve dünyada, sınıfsız ve sömürüsüz bir toplum ve insanlığın yaratılması için mücadele eder."
SİP, genel seçimlerde ve yerel seçimlerde seçime giren sol partiler ile DEHAP adı altında ittifak kurulmasını önermiş ancak bu önerinin sonuç getirmediğini ifade etmektedir. Sonuçta seçime sol partiler tek başlarına girmişlerdir. SİP seçimlerde "genel seçimlerin yaratacağı etkiden daha fazla etkili olacak yerel seçimler" anlayışıyla özellikle İstanbul Sarıgazi ilçesindeyerel seçimlere yönelik hazırlıklar yapmıştır. SİP "yağma yok, sosyalizm var" sloganıyla seçimlere girmiştir. Yüzde 0.13 oranında oy aldığı seçim sonrasında, "diğer sol güçlerle zaman yitirmeksizin temasa başladık" açıklamasını yapıyordu.
Barış Partisi -BP
1996 yılında kurulan Barış Hareketi aleyhine Anayasa Mahkemesinde DBH için kapatılma davası açılması nedeniyle Partinin Genel Başkanı Mehmet Eti ve tüm yöneticileri istifa ederek 11.12.1996 tarihinde Barış Partisini kurdular. ”Barış Partisi (BP) Genel Başkan Ali Haydar Veziroğlu, 18 Nisan'daki genel ve yerel seçimlerde halkın, partiye beklenen teveccühü göstermediğini belirterek, bu nedenle kurultay delegasyonunun BP'nin siyasal yaşamını sürdürmesini gerekli görmediğinden, kapatılmasına karar verdiğini bildirdi.
Demokrasi ve Barış Partisi -DBP
11.3.1996 tarihinde kuruldu. Genel Başkan: Refik Karakoç.
Demokrasi ve Barış Partisi Genel Başkanı Refik Karakoç da, seçimde %0.08 oranında oy alan DBP'nin, uzun soluklu, ısrarlı bir mücadeleyi göze aldıklarını vurguladı. Karakoç, "Türkiye'nin temel sorunlarının çözümü için parlamentonun niteliği değişmeli. Bu, demokrasi güçlerinin kuracağı birliktelikten geçiyor. DSP hariç, sol partilerle birlikteliğe açığız" dedi. açıklamasını yaptı. Demokrasi ve Değişim Partisi (DDP) için 6.6.1995’te Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açılması nedeniyle DDP yöneticileri tarafından kuruldu.
Demokrat Türkiye Partisi -DTP
1997 yılında kuruldu. Seçimde 179 bin 755 oyla desteği yüzde 0.58'de kalan Hüsamettin Cindoruk liderliğindeki DTP'de, seçim sonrasında fesih edilip edilmeyeceği tartışıldı. DTP'den istifa eden Hüsamettin Cindoruk'un yerine İsmet Sezgin Başkan oldu.
Emeğin Partisi -EMEP
26.11.1996 tarihinde kuruldu. Genel Başkan: Levent Tüzel
Emek Partisinin kapatılması için Anayasa Mahkemesinde 21.6.1996’da dava açılması nedeniyle partinin yöneticileri istifa ederek Emeğin Partisini kurdular. Oy oranı yüzde 0.17'de kalan Emeğin Partisi'nin (EMEP) Genel Başkanı Levent Tüzel de "devam edeceğiz" dedi. "Seçimleri aldığımız oy oranıyladeğerlendirmiyoruz" diyen Tüzel, şunları kaydetti: "Amacımız; halkın bölünmüşlük ve siyaset dışına itilmişliğini gidermek, emekçilerin politika yapabilmesinin yolunu açmaktı. Sınırlı olanaklarla, emekçi çözümünü anlatma olanağı bulduk. Bu oy oranına hayıflanmıyoruz. Ne anlatsak boştur gibi bir sonuç da çıkarmıyoruz." Seçimlerin sol birlikteliğin gerekliliğini gösterdiğini belirten Tüzel, "Bütün partilerin tabanındaki emekçilere çağrı yapıyoruz. ÖDP, SİP, HADEP gibi partilerle de güçbirliği oluşturabiliriz" dedi.
Halkın Demokrasi Partisi -HADEP
1994 yılı Mayıs ayında kuruldu. Genel Başkan: Ahmet Turan Demir. ”... HADEP 1. Olağanüstü Kurultayı’nda Genel Başkanlığa, Ahmet Turan Demir seçildi....” (Sabah, 9 Eylül 1999, s. 23). Demokrasi Partisi (DEP) Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmadan önce DEP yöneticileri tarafından kuruldu. "HADEP Genel Başkanı Murat Bozlak, ...., partideki görevlerinden ayrıldı...." Cumhuriyet. 22 Temmuz 1999. s.5). Parti Güneydoğu'da Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin yanısıra 36 belediye başkanlığı kazandı.
Millet Partisi -MP
23.11.1992 tarihinde kuruldu. Islahatçı Demokrasi Partisinin (IDP)’nin II. Olağanüstü Büyük Kongresinde Birlik ve Barış Partisi (BBP), Bayrak Partisi (BP) ve Millet Partisi (MP), IDP’ye katıldılar. Yeni partinin adı Millet Partisi oldu. Genel Başkan: Aykut Edibali.
Değişen Türkiye Partisi -DEPAR
24.2.1998 tarihinde kuruldu. Genel Başkan eski DSP’li Gökhan Çapoğlu idi.
Liberal Demokrat Parti -LDP
Merkezi yönetimde başkanlık sistemini savunan parti, yerel yönetimlerde “şehirdeki mülk sahiplerinden ve o şehrin sunduğu tüketim madde ve hizmetleri üzerinden alınmasından yana” bir sistem savunuyordu. Seçmen desteği 0.41 oranında kalan Liberal Demokrat Parti'nin (LDP) Genel Başkanı Besim Tibuk, "seçim sonuçlarının ülke sorunlarını daha da derinleştireceğini" öne sürerken "halk yanlış yaptı" dedi.
SEÇİM SONRASI SİYASAL ORTAM
DSP'nin birinci parti olduğu seçimlerde hemen ardından MHP geliyordu. DSP'nin birinci parti olacağı seçim öncesinde tahmin ediliyordu. Ancak ikinci parti olarak MHP tahmimn edilmiyordu. Üstelik yerel seçimlerde MHP DSP'den daha fazla belediye başkanlığı kazanmıştı.
Seçim çalışmalarında yerel seçimler daha çok öne çıkarken seçim sonrasında siyasi ortamı belirleyen genel seçim sonuçları oldu. Gündem MHP ve DSP'nin içinde olacağı koalisyon formülleri ile ilgiliydi. Yerel seçim sonuçları, HADEP'in Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kazandığı belediyeler dışında fazla tartışma konusu olmadı. Sol ve sağ milliyetçiliğin kazandığı bir seçim olarak görülen18 Nisan seçimleri, genel seçimlerde DSP ve MHP, yerel seçimlerde ise HADEP özelinde ele alınıyordu. Seçim sonuçları bir parça herkesin kafasını karıştırmış görünüyordu. Bir kere 'seçmenin verdiği mesaj' çok net anlaşılmıyordu. Seçmen tek bir 'vücut' olarak görüldü ve seçmenin verdiği mesajlar şu şekilde ele alındı: " 1)PKK terörünü bitirin, çocuklarımız ölmesin. PKK ve APO milli düşmandır. 2) Yolsuzluk yapmayın. 3) Yalnızca eleştiri yaparak toplumda gerilimi artırmayın, bizi yormayın... 4) Küçük bir azınlık, pastayı kendi arasında bölüşmesin, bize de pay düşsün. 5) Böyle 'sol' (sosyal demokrasi) istemiyoruz, sosyal demokrat hareket yenilenmelidir. 6) ANAP ve DYP'ye bu son ihtarımızdır. Ya birleşirler; ya kendilerine çeki düzen verirler yada yok olurlar." Bu mesajlardan ulaşılan bir tespit " Sonuç: Artık Türkiye'nin merkezi yok! Toplum parça parça, siyasi yelpaze parça parça " şeklindeydi.
Hem DSP'nin hem de MHP'nin başarısı, basında 'imaj devrinin sonu'nun geldiği şeklinde yorumlanıyordu. "Bu seçimde, yıllar önce Özal'la başlayan, bir süre sonra müthiş bir dejenarasyona uğrayan "değişim, yenilik... Avrupa ve Amerika'da eğitim görmüş prensler" gibi terimler, kavramlar, kişiler bir kenara itildi. Deyim yerindeyse imaj çağı sona erdi. Artist- şarkıcı takımından adaylar, kusursuz makyaja sahip yuppi tipli politikacılar, şarkı-türkü deteğiyle siyaset yapanlar kaybetti.... Sahici, mütevazi, sade olanlar kazandı; imaj mühendisleri Can Dündar'ın deyişiyle 'kurda kuşa yem oldu'." Kanımca bu görüş, sağ basında da desteklenen bir görüş oldu. Örneğin bir Zaman gazetesi yazarı, bu noktanın altını çiziyor ve DSP ile MHP'nin başarısını, "halkın hakkkının çiğnenmemesi, değerlerine saygılı olunması, çeteden, mafyadan, adam kayırmadan uzak kalınması"na bağlıyor.
Fazilet Partisi, genel seçimlerde %6 oranında oy kaybına uğradı. İslami çevrelere göre seçimdeki oy kaybının nedenleri, FP'nin 28 Şubat ekseninde politika yapamamasına, başörtüsü ve imam hatip okullarının orta kısımlarının kapatılmasında FP'nin sessiz kalmasına bağlanıyor.
İsmail Nacar, bu durumun MHP'ye oy kazandırdığını iddia ediyor Nokta, 2-8 Mayıs 1999, s.14:" Dindar kesimlerde bu konuların çok önemli olduğunu biliyoruz. MHP bu konulardaki rahatsızlığını sıklıkla dile getirdi. Son olarak da seçim sürecinde "ürkeklere değil, erkeklere oy verin" dedi. Mücadeleye sahip çıktı. FP ise bir takım ucuz gösterilerle yetindi. Seçimlerden birkaç gün önce rüzgar FP aleyhine dönmeye başladı"
Bir kısım islami yazara göre, FP'nin 18 Nisan mağlubiyetinin nedeni, Refah Partisinin iktidara geldiğinde, yönetimin gerektirdiği beceri ve birikimi sahip olamaması; bir dizi yanlışlıklar yapmasıdır. Bu yanlışlıklar 28 Şubat sürecini doğurmuştur. Ancak, FP yerel yönetimlerde halka daha "sempatik" görünmeyi başarmıştır. Bunun sonucu Ankara,İstanbul gibi büyük şehirlerde halk, FP'ye "yerel yönetimlerde devam et "demiştir.
28 Şubat sürecini yanısıra bir başka etmen, Güneydoğu Anadolu bölgesinde önceki seçimlerde RP'ye yönelen oyları, HADEP 18 Nisan seçimlerinde büyük oranda geri almıştır. Nitekim Diyarbakır'ı HADEP'e kaptırmıştır. Bunun yanısıra Orta Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgesinde belediye başkanlıklarının bir kısmını MHP'ye kaptırmıştır.
Bir başka sorun ise FP'yi kimin yönettiğinin anlaşılmamasıdır; bu FP'nin imajını sarsmıştır. Özellikle, seçim öncesinde FP'nin, Erbakan'ın direktifiyle seçmi erteletmeye çalışması ve bu nedenle seçim kampanyasına geç katılması partinin "güvenilmez" bir imaj yaratmasına yol açmıştır.
Seçim yenilgisi, partiye kapatma davasını açılması, Merve Kavakçı olay, Erbakan'ın arkadan yönetme girişimleri FP içinde huzursuzluğu tırmandırdı.
MHP'nin Galibiyeti
18 Nisan yerel ve genel seçimleri tarihe MHP'nin galibiyeti olarak geçti. MHP'nin oylarını artıracağı hem seçim öncesi atmosferden hem de partinin kendi seçim çalışmalarında kullandığı söylemden çıkartılabilir.Yani MHP'nin elde edeceği başarı bir ölçüde "bekleniyordu". Ancak MHP'nin oylarını bir önceki seçimlere göre iki katına çıkarması sürpriz olmuştu.
DSP'nin ardından %18.2 oy oranıyla ikinci parti olan MHP'nin seçim başarısı, herhangi bir partinin seçim başarısına benzemiyordu. Hatta RP'nin seçim galibiyetlerine bile benzemiyordu. En azından Türkiye'de sol seçmen için "zifiri karanlık" günlerin gelmesi anlamına geliyordu. Diğer kesimler için de "sessiz bir ürküntü" duyuyorlardı. Nitekim bu sessizlik bir süre sonra 'MHP'nin aslında artık eski MHP olmadığı' tartışmasıyla medya tarafından bozulur. MHP'nin Türkiye'de işaret ettiği şey sadece "milliyetçilik" değildi kuşkusuz.
Kamuoyunun MHP'ye yönelik "eski MHP" değilsiniz ısrarına her ne kadar MHP genel Başkanı Devlet Bahçeli, "değişmedik" dediyse de pek fazla kimseyi inandıramadı. Kamuoyunun rahatlaması açısından, MHP'nin değişmiş olması gerekiyordu. MHP yöneticilerine "değiştiniz" diyen basın mensupları, bir yandan da 'RP'ye vermediği primi MHP’ye veriyordu. Seçim çalışmalarında MHP'nin "değişim"e vurgu yapan sloganlar kullanması, elbette partinin de değiştiği anlamına gelmiyordu. Ancak sonuçlar ve koşullar değişmiş ve MHP iktidara ortak olma pozisyonuna gelmişti. Daha önce diğer partiler tarafından "kontrol altında tutulan" MHP, artık kendi kontrolünü kendi eline almıştı. Öyle ki, MHP diğer partilerde bulunan MHP kökenli milletvekillerini kendi bünyesine alsa aslında DSP'den daha fazla sayıda milletvekiline sahip olabilirdi.
MHP'nin bu başarısının nedenleri hakkında farklı görüşler mevcuttur. Seçmeninin yarısının yaşı 28'in altında, eğitim seviyesi, Türkiye ortalamasının üzerinde, esnaf, zanaatkar, işçi, memur ve öğrenci, aylık geliri ortalamanın üzerinde olan MHP bu başarıyı nasıl elde etmişti? Bir görüşe göre, MHP aslında 1995 genel seçimlerinde bu yükselişi yakalayabilirdi. Ancak bir takım olaylar MHP'nin başarısını engellemiştir. Bunların başında Türkeş'in tepeden inme aday belirleme politikası ile şehirli "ılımlı" seçmene güven vermeye dönük, "liberal-merkezci" çizgiye olan vurgusu gelir. Partinin bu vurgusu, özellikle Orta ve Doğu Anandolu'daki geleneksel MHP kadrolarını ve tabanını soğutmuştur.
Ruşen Çakır, "Seçimin esas mağlubu: FP", Birikim Mayıs 1999,s.25.Çakır, MHP'nin İç ve Doğu Anadolu'da FP'den oy alacağını kestirmenin mümkün olduğunu ifade ediyor: "Kutan'ın gezileri sırasında FP'lilerle sohbetlerimiz mutlaka MHP üzerine odaklanıyordu. FP'liler MHP için "Bizim RP döneminde çalıştığımız gibi çalışıyorlar" diyor ve bu partiden ciddi olarak ürktüklerini itiraf ediyorlardı. Hatta Kona, kayseri ve Malatya'ya girişte FP konvoylarını karşılayanlar arasında, içlerinde başörtülü kadınların da bulunduğu MHP'liler de vardı. "Hoşgeldiniz Sayın Kutan, ama bu sefer MHP" pankartları taşıyan ve bozkurt işareti yapan bu grupların cüreti herkesi şaşırtmıştı. Fakat sandıklar açılınca bu kendine güvenin kaynağı anlaşıldı".
Türkeş'ten sonra genel başkan olan Devlet Bahçeli, bütün enerjisini "tabanın gönlünü alma" ve "örgütü birleştirme"ye harcadı. 28 Şubat sürecini kendi lehine çevirmeyi başaran MHP, devletle kavgalı olan FP'nın İç Anadolu ve Orta Anadolu'daki oylarını almıştır.
Diğer bir görüşe göre, MHP, 18 Nisan seçimlerine, ilk kez oy kullanan üç milyon seçmenin oyunu alarak girmiştir. Çünkü, MHP, işsizlik, örgütsüzlük, kimlik sorunuyla karşı karşıya kalan gençlik için bir umut olmuştur.
MHP'nin yükselişini şehit cenazelerinin toplumda uyandırdığı tepkiye bağlayanlar da vardı. Bu görüşe göre, Abdullah Öcalan'ı yakalanmasının her iki partiye puan kazandırmasının yanısıra meselenin sonuçlandırılması açısından da bir beklenti mevcuttu. DSP'nin Abdullah Öcalan'ı yakalayarak terörün önünü kestiğine, MHP'nin ise bu süreci sona erdirebileceğine inanılıyordu.
MHP'nin genel ve yerel seçimlerdeki bu başarısı pekçok çevrede "korku"yla karışık bir "ümitsizlik"le karşılandı. Ancak, 1994 yerel seçimlerinde, RP'ye gösterilen tepkiler değildi bunlar. Hem MHP cephesinde, böyle bir başarıya hazırlıksız yakalanmalarından dolayı, hem de karşı cephede, nasıl bir strateji izleneceği tam bilinmediği için, "ne yapacağını bilememe" havası vardı. Radikal sağ olarak MHP ve FP'nin aldığı oy oranı, DYP ve ANAP'ın oylarının toplamıyla karşılaştırıldığında merkez sağ-radikal sağ ayrımının ortadan kalktığı yorumları yapılmaya başlandı.
Uluslararası Basın
Uluslararası gazetelerde dış basının seçime ilişkin değerlendirmeleri MHP üzerine odaklanmıştı. Buna göre, Avrupa'daki gazetelerin, DSP-MHP koalisyonunu 'Avrupa'dan uzaklaşma şeklinde yorumladıkları vurgulandı. Abdullah Öcalan'ın yakalanması ile seçimde başarılı olan partiler arasında bağlantı kuruldu. Bir başka yorumda ise, yolsuzlukların halkı 'milliyetçiliğe' ittiği şeklindeydi.
Focus dergisi'nin başlığı, "Avrupa'ya ret' olarak atılmıştı. Almanya'da yayınlanan Focus dergisi seçimlerden DSP'nin zaferle çıkmasında Öcalan'ın yakalanmasının önemli bir etken olduğunu belirtiliyor. Der Spiegel'de ise, Türkiye'ini batıya yönelmiş politikasının, seçmenin Ecevit ve Bahçeli'yi seçmesiyle değiştiğine dikkat çekildi.
New York Times: "Terör örgütü başı Abdullah Öcalan'ın yakalanması Başbakan Ecevit açısından siyasi itici güç" olmuştur.Le Figaro: "Aşırı sağın başarısı. Seçmen adı yolsuzluğa karışan merkez sağ partileri cezalandırdı.";Finacial Times. "Türk seçmenleri MHP'ye oyların ikinci büyük payını vererek kavgacı politikacıları ve fazilet Patisi'ni acı bir şekilde redetti."La Stampa: "Mehmet Ali Ağca'nın bozkurt yandaşları oy patlaması yaptı. Merkez sağ partilerin birbirleriyle kavgası milliyetçilere yaradı."Elefteros Tipos, "Yunan aleytarları zafer kazandı. Öcalan olayından sonra daha da güçlenen Ecevit, Türkiye'de ekonominin güvencesi görülüyor."
BBC, "aşırı sağ için sürpriz başarı" başlığı altında, Öcalan'ın yakalanmasının ardında Türkiye'de yükselen milliyetçilik DSP ve MHP'ye yaradığını kaydediyordu. ABD'deki Newseek dergisi ise, "Türkiye'nin DSP-MHP koalisyonuyla son 4 yılda yılın en istikrarlı hükümetine kavuşacağı" yorumunu getiriyordu.
SEÇİM SONRASI SİYASAL ORTAM
26 Mayıs 1999 tarihli resmi gazetede yayınlanan seçim sonuçlarına göre, 18 Nisan yerel seçimlerinde il genel meclisi üyelikleri seçiminde MHP 17.15 oy oranıyla üyeliklerin %23.38'ini DSP ise %18.67 oy oranıyla üyeliklerin %19.57'sini almıştır. 15 Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde, Fazilet Partisi %23.370 ve Demokratik Sol Parti %19.275 oy oranıyla 4'er başkanlık kazanmıştır.
Yerel seçim sonuçları ile genel seçim sonuçları, partilerin oy oranları bakımından farklı sonuçlar vermektedir. Genel seçimlerle kıyaslandığında, DSP ve MHP'nin yerel seçimlerde daha az oy aldıkları görülürken Fazilet Partisi, ANAP, DYP ve CHP yerel seçimlerde oylarını artırmıştır. ANAP %17.43, Fazilet Partisi %18.42, CHP %13.81, DYP %12,78 oy oranına sahiptir. Görüldüğü gibi, CHP, belediye başkanlıkları seçiminde DYP'den fazla oy almıştır. Aldıkları oy oranlarına göre partilerin yerel seçimlerdeki sıralaması : 1.FP, 2.ANAP, 3.DSP, 4.MHP, 5.CHP, 6.DYP, 7.HADEP.
Yerel seçimle genel seçim arasındaki başka bir farklılık HADEP'tir. Genel seçimlerde ülke barajının çok altında oy alan HADEP, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 37 belediye başkanlığı kazandı. Yine barajın çok altında kalan BBP 25, DTP 14, BP 6, DP 4, ÖDP 2, DBP 1 belediye başkanlığı kazandı. Bağımsız adaylardan 52'si seçildi.
Seçim öncesinde kadın adayların daha önceki dönemlere göre fazla olduğu 18 Nisan yerel seçim sonuçlarına yansımadı; 80 ilde sadece bir ilin, Antakya'nın, Belediye Başkanı kadındı.
Büyükşehirlerden Ankara ve İstanbul'u Fazilet Partisi kazanırken İzmir'de DSP kazanmıştır. Ankara'da FP adayı Melih Gökçek ile CHP adayı Murat Karayalçın arasında süreğen bir çekişme yaşanmış ama sonuç Gökçek lehine sonuçlanmıştır. İstanbul'da ise FP adayı Ali Mufit Gürtuna ANAP adayı Ali Talip Özdemir'den %3 puan farkla seçimi önde bitirmiştir. İstanbul ve Ankara'da büyükşehir belediyelerini Fazilet Partisinin kazanması, bir önceki yerel seçimlerde olduğu kadar büyük bir heyecan yaratmamıştır. Aksine FP’li belediye başkanlarının zaferi daha "normal" karşılanmıştır.
Hükümetin Kurulması
Seçimlerinden sonra MHP ve DSP'nin içinde yer alabileceği hükümet formülleri arayışına girildi. Tarihsel olarak birbirleriyle uzlaşmaz görülen iki partinin aynı koalisyonun içinde yer alması artık bir zorunluluk haline gelmişti. MHP ve MHP'nin içinde yer alacağı koalisyonda üçüncü partinin hangisi olacağı bir başka tartışma konusuydu. Çünkü MHP, FP'yi ANAP ise DYP'yi istemiyordu. DSP'nin MHP'ye yönelik çekinceleri Başbakan Bülent Ecevit tarafından başından itibaren ortaya konulmuştu. Buna karşılık Devlet Bahçeli, uzlaşmaya hazır görünüyorlardı. Hükümet kurulması tartışmaları sırasında FP cephesindeki yeni bir gelişme bir anda gündemi etkisi altına aldı. FP milletvekili Merve Kavakçı olayı, TBMM grup toplantısına "türban"la girmesiyle olaylar bir anda büyüdü.
"Türban Krizi" olarak bilinen olay, Cumhurbaşkanı Demirel'in Kavakçı hakkında "ajan-provakatör" suçlamasını yapması, Bülent Ecevit'in sert tepkileri ile dönemin en popüler olayı haline geldi. Bu olay FP içinde de bir takım sorunlara yol açtı ve FP'li Adnan Menderes'in partisinden istifa etmesine neden oldu.
Türban krizi, FP'ye kapatılma davasının açılmasına yol açtı ve böylece bir kez daha siyasi islamcı geleneğin hedef alındığı parti kapatma davası gündeme geldi. Bu süreçte DSP-ANAP-MHP arasındaki koalisyon pazarlıkları devam ediyordu.
Ecevit, hükümet kurma görevini aldıktan sonra, ANAP’ın içinde olacağı bir koalisyona sıcak bakıyordu. Ecevit, Yılmaz’a koalisyon ortaklığı teklif ettiğinde Yılmaz, ilginç ibr cevapla karşılaşır: Yılmaz bu teklife sıcak baktığını ancak ondan önce Yüce Divan’da yargılanmak istediğini beyan eder. Bu açıklama, seçim öncesinde devam eden Çiller ve Mesut Yılmaz hakkındaki yolsuzluk iddialarına, Yılmaz tarafından verilmiş geç bir cevaptı.
Hükümetin kurulma aşamasında, DSP ile MHP arasında devam eden koalisyon görüşmelerinde sürekli sorunlar çıkmaktaydı. DSP tabanından ve MHP tabanından gelen tepkiler, liderlerin uzlaşmasını engelliyordu. Özellikle dört önemli bakanlık konusunda anlaşma sağlnamıyordu. Görüşmeler devam ederken 15 Mayıs’ta Rahşan Ecevit’in gazetelrde yer alan açıklamaları koalisyon görüşmelerini ciddi bir krize soktu. Rahşan Ecevit, MHP ile koalisyonun “içine sinmediğini” söylüyor ve “MHP’nin geçmişte yaptıklarını unutmanın kolay olmadığını” ekliyordu sözlerine. Bu açıklama üzerine, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Rahşan Ecevit’in “bütün MHP ve ülkücü camiadan özür dilemesini beklediğini” aksi taktirde koalisyon görüşmelrinin sağlıklı devam edemeyeceğini açııklamasını yapıyordu.
57. hükümet nihayet DSP-MHP-ANAP koalisyonu olarak kuruldu. Koalisyon protokolünde 8 yıllık kesintisiz eğitim, kuran kursu ve türban meselesi gibi konularda uzlaşma sağlandı. Türban konusundaki uzlaşma protokolde şöyle yer aldı: "...Kamu kurumlarında türbanın Cumhuriyetin temel niteliklerini hedef alan bir siyasal simgeye dönüştürülmesine karşı yürürlükteki kurallar uyarınca alınmış önlemler titizlikle uygulanacaktır ."
Seçim Hileleri
Seçimlerde, sandık kaçırma, kullanılmış oy pusulalarının seçim sonrasında sokaklarda bulunması, sahte birleştirilmiş seçim tutanaklarının basılması gibi seçim hilelerine rastlanmıştır. Buna en tipik örnek Büyükçekmece Büyükşehir belediye Başkanlığı seçimlerindeki "hile" iddiasıdır. Olay MHP Belediye Başkan adayı Celal Tosunoğlu tarafından ortaya çıkartılmış ve basınayansımıştır. Tosunoğlu 500'ün üzerinde kullanılmış oyların yerlere atılmış olarak bulunduğunu kaydeder. Oyların üzerinde HADEP, ÖDP, İP, MHP, DYP vs'e ait 'evet' mührü basılı olduğunu; bu seçim pusulalarının arkasında ilçe seçim kurulunun imzasının bulunduğunu belirtmiştir. Buna benzer olaylar seçim sonrasında sık sık yaşanır. Yalçın Bayer, Hürriyet gazetesinde, yerel seçimlerin şaibeli olduğunu ifade ettiği yazıda, yerel seçimlerin "inanılmaz, 'oy hırsızlığı' ve 'sahtekarlık'larla dolu" olduğunu belirtir: İstanbul il seçim kuruluna belki hiçbir seçimde olmadığı kadar itiraz olmuştur. Seçim hilelerinin arkasında 'rant' mücadelesi vardır.
Bazı seçim bölgelerinde yapılan itirazlar sonucunda, belediye başkanlıkları el değiştirdi: Maçka'nın Esiroğlu beldesi Belediye Başkanlığında önce FP adayı kazanırken, itiraz sonucu yapılan sayımda ANAP adayının kazandığı ifade edilmiştir. Benzer bir olay Eskişehir Sivrihisar'da yaşandı. MHP'nin itirazı üzerine oyların yeniden sayılması sonucunda, Belediye Başkanı olarak açıklanan DYP'li Fikret Aslan'ın mazbatası iptal edildi ve MHP adayı belediye başkanı seçildi. İstanbul'un Kadıköy ilçesinde yine benzer bir olay sonunda, sayımın yenilenmesiyle Belediye başkanlığı CHP'ye geçti.
Seçimdeki olaylardan bir diğeri 'sandık kaçırma' olaylarıdır. Nevşehir Kozaklı ilçesinde 232 seçmenli bir sandık 150 kişilik bir grup tarafından kaçırılmış ve bunun üzerine seçimin yenilenmesi kararı alınmıştır.
Yerel Yönetimlerde Yolsuzluk İddiaları
Seçim sonrası yolsuzluk iddiaları büyükşehirlerde yoğunluk kazandı. Belediye iktisadi teşekülleriyle (BİT) ticari ilişkiler içinde olan çok sayıda şirketin, bu kuruluşlardan para sızdırdığı ortaya çıktı. Yolsuzluklar, Nisan ayının sonuna doğru, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı BELBİM AŞ'nin AKBİL sisteminde 41 trilyon liralık yolsuzluk yaptığı iddiaları üzerine düzenlenen baskınlarla ortaya çıkmıştı. AKBİL'den sonra, Büyükşehir Belediyesiyle ilişkide olan Vakıflar ve BİT'ler de incelemeye alındı. Yolsuzluklarla ilgili olarak dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, "ucu bucağı belli değil" diyerek tepkisini dile getiriyordu. AKBİL iddialarını İGDAŞ yolsuzluk iddiaları takip etti. Seçimlerden bir ay önce, İstanbul Büyükşehir Belediyesi hesabına, BİT'lerden 5 trilyonluk hesap aktarıldı. Bu durum Büyükşehir Belediye Başkanı Gürtuna'yı zor durumda bıraktı.
HADEP'li Belediyeler
Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgesinde, HADEP’in kazandığı yerel yönetim birimlerinde, "belediyecilik" yapılmadığı, sadece "siyasi" bir varoluş sergilendiği yargısı hakimdi. HADEP Genel başkan Vekili Özçelik, 7 Mayıs'da bütün HADEP'li belediyeleri Ankara'daki parti merkezine çağırıyor ve kendilerine "gerginliklerden uzak durun, icraat yapın, siyaseti partiye bırakın" mesajı vereceklerini açıklıyordu. Özçelik, HADEP'li belediyelerin merkezi idare ile iletişimlerinin kopmaması ve iyi hizmet götürebilmeleri gerektiğini, bunun için kaynak kullanma konusunda sorunlarla karşılanmamasını istediklerini; parti olarak ise kendilerinin yerel yönetimlerin arasındaki eşgüdümü sağlamaküzere "yerel yönetimler birimi" oluşturacaklarını ifade ediyordu. HADEP Genel Başkan Vekili Osman Özçelik, "Belediye yönetimine halkın katılımının sağlanması konusunda çaba içine gireceğiz. Türkiye'ye HADEP'li belediyelerin bir hizmet ve icraat belediyeleri olduğunu göstereceğiz" temennisinde bulunuyordu.
Gazetelerde HADEP'li belediyelerin PKK ile ilişkilerini ortaya koyan haberler ve yorumlar daha yaygındı. Bir haberde HADEP'li belediyelerin halka hizmet götürmeyecekleri, herşeyi devletten beklemeye alışmış olan halkın ise gittikçe tembelleşme eğilimi içinde olduğu vurgulanıyor ve aslında HADEP'li belediyelerin hizmet vermeye hiç niyetleri olmadığı ifade ediliyordu. Bölgede görev yapan bir valinin belediyeyi HADEP kazandıktan sonra, yoksul halk için yardımları keseceği yönünde çıkan haberlere yanıt veren Vali, "Bölücü örgüte yardım yataklık ve eleman temin etmekten yargılanan ve davası henüz sonuçlanmamışken seçimle göreve getirilen şahsa yapacağımız yardımların nereye gideceğinden emin olabilir misiniz?Kanunlar önünde kendini aklamış her vatandaşımız bizim için muteberdir, her türlü yardımı da yaparız." diyordu.
DEĞERLENDİRME
18 Nisan yerel seçimlerini 18 Nisan genel seçimlerinden bağımsız değerlendirmek oldukça güç görünüyor. Genel seçimlerde olduğu gibi, yerel seçimlerde de MHP, bir önceki seçimlere göre oylarını büyük ölçüde artırmıştır. Dolayısıyla MHP’nin yerel seçimlerde de başarılı olduğunu söylemek mümkün. Özellikle İç ve Doğu Anadolu Bölgesinde MHP birinci parti olmuştur. Aldığı belediye başkanlıklarına bakıldığı zaman, MHP’nin FP tabanından önemli ölçüde oy aldığı söylenebilir. Amasya, Çankırı, Erzincan, Kars, Kastamonu, Kırşehir, Yozgat ve Osmaniye’de bir önceki yerel seçimlerde de MHP’li adaylar kazanmıştı. Bunları -Kars dışında- yeniden kazanmıştır. Ek olarak ise, Afyon, Erzurum, Kırklareli, Malatya, Muş, Niğde, Uşak, Aksaray, Bayburt, Karaman, Kırıkkale, Iğdır’da belediye başkanlıklarını kazanmıştır. MHP, bu belediyeleri, FP, DYP, ve SHP’den almıştır. Resmi olmayan sonuçlara göre, MHP, 80 ilin 20’sinde belediye başkanlıklarını almıştır. Başarılı olduğu iller, DİE’nin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’dan aldıkları paylara göre yapılan bölgelendirme dikkate alındığında, “gelişmemiş yöreler”e tekabül etmektedir.
Yerel seçimlerde Fazilet Partisi, Erzurum ve Dıyarbakır Büyükşehir Belediyelerini sırasıyla MHP ve HADEP’e kaptırmışsa da, oy oranı açısından çok büyük bir kaybı olmamıştır. Özellikle, büyükşehir belediye başkanlıklarına bakıldığı zaman, FP, oyların yüzde 23,4’ünü almış ve 15 büyükşehir belediye başkanlığının dördünü kazanmıştır. FP’nin oy kaybı özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde görülmektedir. Bu bölgede, HADEP’in seçime girmesi nedeniyle, oylar yerel seçimlerde ağırlıklı olarak HADEP’e gitmiştir. HADEP’in kazandığı Ağrı, Bingöl, Diyarbakır, Siirt, Van ve Batman’da daha önce FP’li belediye başkanları vardı.
Yerel seçimlerde, MHP ile FP’nin oy toplamları, bütün kategorilerde yüzde 33’ü geçmektedir. Radikal sağ olarak adlandırılan MHP ile FP’nin aldığı oy oranları, radikal sağ ile merkez sağ arasındaki ayrımı ortadan kaldırmıştır. Özellikle, DYP’nin yerel seçimlerde bütün belediye başkanlıkları düzeyinde aldığı oy oranı, genel seçimlerde meclis dışı kalan CHP’nin bile altında kalmaktadır. Belediye başkanlıkları için kullanılan oy oranlarına bakıldığı zaman, ANAP ve DYP’nin toplam oy oranı, yüzde 30 civarındadır. Radikal sağın oy oranı görüldüğü gibi merkez sağdan daha fazladır. Bu durumda, radikal sağ-merkez sağ ayırımının belirsizleştiği yorumları haklılık kazanmaktadır.
Sol partilerde durum oldukça ilginçtir. DSP’nin sol “milliyetçi” kimliği, “dürüst” lider imajının Türkiye’nin konjoktürel gelişmeleriyle olumlu anlamda örtüştüğü söylenebilir. Türkiye’nin yolsuzluklarla çalkalandığı, peşpeşe Susurluk skandalı, Korkmaz Yiğit’in kasetlerininortaya çıkması gibi olaylar Ecevit ve partisinin yolsuzluklara karışmadığı düşünüldüğünde, DSP lehine oy artışına yol açmış olabilir. Buna ek olarak, Ecevit’in azınlık hükümetinde başbakan olduğu sırada, Abdullah Öcalan’ın tutuklanarak Türkiye’ye getirilmesi, DSP’nin imajını daha da perçinlemiştir. Ancak, bu yükselişin doğrudan sol politikalarla bağlantılı olduğunu söylemek güç görünüyor.
Diğer sol parti CHP açısından oldukça ilginç bir seçim dönemi yaşanmıştır. ‘Atatürk’ün partisi’ olarak girdiği genel seçimlerde, ulusal barajın altında kalmasının pekçok nedeni bulunabilir. Özellikle CHP’nin yeni sağ politikalara yakın söylemi dikkat çekicidir. Ancak, yerel seçimlerde özellikle büyükşehir belediye başkanlıklarında CHP, oyların yüzde 16,5’ini almıştır. Diğer taraftan, bütün belediye başkanlıklarında da yüzde 13,81 oy oranına ulaşmıştır. Bu oranlar dikkate alındığında, yerel seçimlerde genel seçimlere göre daha başarılı olduğu söylenebilir.
Son yerel seçimlerde, bölgesel analiz yapabilmek için bu çalışmanın verileri yetersizdir. Özellikle çeşitli kesimlerin oylarının hangi partilere kaymış olduğu ortaya konmalıdır. Ancak kabaca söylenebilir ki islami kesim, dindar ve muhafazakar kesim, DYP’ye seçim öncesinde oy vereceklerini açıklamalarına rağmen, ağırlıklı olarak Fazilet Partisini desteklemişlerdir. HADEP, MHP ve batıdaki büyükşehirlerde DSP’nin başarısı genel seçimlere benzer bir harita çıkartabilir.
MHP ile FP’nin aldığı oy oranları, milliyetçiliğin yükselme eğilimi içinde olduğu bir dönemde, bu iki parti arasındaki ‘milliyetçi’ ve ‘islamcı’ renklerin birbirinden çok fazla uzakta olmadığını göstermektedir. Çünkü, İç ve Doğu Anadolu’daki seçmen, Fazilet Partisinden MHP’ye oylarını kaydırırken, MHP’nin aynı zamanda dindar özelliklerinin dikkate alınmış olduğu söylenebilir. Dolayısıyla, MHP ile FP arasındaki temel farklılık olarak sunulan MHP’nin daha az dindar olması argümanı, kanımca, seçmen açısından çok geçerli bulunmamaktadır.
EK: 1999 Sonuçları Örneğinde Yerel Seçim Sonuçlarının Değerlendirmesinde Yöntem Sorunu
- Genel seçim sonuçlarından farklı olarak, Türkiye’de yerel seçim sonuçlarını kendi içinde ve bir önceki seçimle karşılaştırma yada bir genel değerlendirme yapma bakımından önce eldeki sayısal verilerin hangilerinin ele alınması gerektiği konusunda bir karar almak gerekmektedir.
- İki yerel seçim sonucunu birbiriyle karşılaştırmak yada bir yerel seçimde hangi partinin hangi performansı gösterdiğini değerlendirmek için akla gelen ilk şey -tüm seçmenlerin oy kullanma hakkına sahip olması nedeniyle- il genel meclisi seçimleri sonuçlarını kullanmaktır. Ne var ki, il genel meclislerinin yerel iktidar ilişkileri bakımından çok önemli olmadığı, yerel kaynakların kullanımı ve rant paylaşımı bakımından asıl önemli olanın belediye başkanlıkları olduğu da bir gerçektir.
- Belediye başkanlıkları bakımından ise, bir seçim içinde yada iki seçim arasında karşılaştırma yaparken, sayılardan çok oranlarına bakmak gerektiği düşünülebilir. Çünkü çok az seçmene sahip pekçok belediye kazanan bir partinin daha başarılı olduğunu söylemeye olanak yoktur. Yüksek oranda oy alan partilerin, daha az belediye başkanlığı kazanmış olsalar bile, daha yüksek oy oranına sahip olduklarına göre, nüfusu yüksek belediye başkanlıklarını kazanmış olmaları daha büyük bir olasılıktır. Örneğin, 1999 seçimlerinde Doğru Yol Partisi % 12.8 oyla belediyelerin % 23.3’ünü kazanmıştır. Buna karşılık Demokratik Sol Parti oyların yüzde 15’i ile belediyelerin yalnızca % 5.8’ini ele geçirebilmiştir. Ama DSP’nin büyük kentlerde, örneğin İzmir’de, büyük nüfusa sahip ilçe belediyelerini kazandığı bilinmektedir. Aynı durum Fazilet Partisi için de geçerlidir. Belediye başkanlıklarında oyların % 18.4’ünü alan bu parti başkanlıkların ancak % 15.2’sini kazanabilmiştir. Bu nedenle, belki de en anlamlı karşılaştırma 3200belediyenin partiler arasında nasıl paylaşıldığını ele alıp, her partinin kazandığı belediye sınırları içinde yaşayan nüfus toplamları ve yine her partinin kontrol etme imkanına sahip olduğu belediye kaynakları/rantları toplamları arasında yapılacak bir karşılaştırma olacaktır. Böylece, örneğin, seçimlerde ikinci en çok belediye başkanlığı kazanmış olan DYP’nin bu bakımdan çok geride kalacağı ortaya çıkacaktır.
- Yerel seçimlerin değerlendirilmesinde, belediye başkanlığı (belediye başkanlığı ile belediye meclisi seçimlerinde aynı partinin oy oranlarında anlamlı bir farklılaşma ortaya çıkmamaktadır) seçimlerinin esas alınması ön kararına varılması halinde, belediye başkanlıklarında (ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde) en yüksek oy oranına, dolayısıyla en başarılı sonuca FP’nin ulaşmış olduğunun saptanması gerekir. Bu parti büyükşehir belediye Başkanlığı seçimlerinde de oyların % 23.4’ünü alarak 2. Parti olan DSP’nin 4.2 puan önüne geçmiş durumdadır.
- Kazanılan belediye başkanlıkları sayısının ise, partilerin yerel örgütlenme düzeyi ve yaygınlığını gösteren bir yönü olduğuna da kuşku yoktur. Bu açıdan bakıldığında, ANAP ve özellikle DYP’nin, aldıkları oy oranı göz önünde tutulunca, belediye başkanlığı seçimlerinde (özellikle DSP ile kıyaslandığında) örgütsel bazı avantajlardan yararlanmış olduğunu söylemek mümkün görülmektedir.
- Her ne kadar belediye başkanlığı seçimlerinde kişisel faktörlerin önemli rol oynadığı doğru ise de, bu sonuçların seçime giren partilerin sosyolojik tabanı/seçmen profili konusunda bazı ipuçları elde etmeye imkan vereceği de söylenebilir. Çok küçük nüfusa sahip kentsel özellik göstermeyen beldelerin ayıklanmasından sonra, nüfusa, seçmen sayısına, seçmen/nüfus oranına (ve öteki bazı sosyo-ekonomik göstergelere) bakılarak yapılabilecek bir küçük, orta ve büyük kent ayrımı, siyasal partilerin bu ayrım içinde farklı başarı düzlemlerinde ele alınmasına olanak verebilecektir.
- 1994 yerel seçimlerinde 2710 belediye başkanlığı için 23 milyon 366 bin kayıtlı seçmen oy hakkına sahipken, bu seçimlerde ise 3200 belediye başkanlığı için 28 milyon 889 bin kayıtlı seçmen görünüyor.Böylece 1994’de (İl Genel Meclisi seçimleri bakımından) kayıtlı seçmenlerin yaklaşık yüzde 73’ü aynı zamanda belediye seçmeniyken, 1999 için bu oran yüzde 77’dir. Seçmen sayısındaki artışın, mutlak rakamlarla 2.123 bininin büyükşehir belediyeleri sınırları içinde, 3.4 milyonunun ise (yeni kurulanlar dahil) öteki belediyeler içinde ortaya çıktığı gözlemlenmektedir.
- Henüz ayrıntılı olarak yayınlanmamış olmakla birlikte, 1999 seçimlerinde, belediye başkanlığı seçimleri için kullanılan 23 milyon 372 bin geçerli oyun yaklaşık 10.4 milyonunun (yaklaşık % 45) büyükşehir sınırları içindeki ilçe belediyeleri için kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır. 1994 seçimlerinde ise belediye başkanlığı için kullanılan 19 milyon 897 bin geçerli oyun yine yaklaşık 9 milyon 100 bini, büyükşehir sınırları içinde kullanılmıştı. Böylece her iki seçimde büyükşehir sınırları içinde kullanıldığı hesaplanabilen belediye başkanlık oylarında önemli bir oran değişikliği ortaya çıkmamaktadır. Bunun nedeni, büyükşehirlerdeki büyük seçmen sayısı artışının yeni kurulan 500’ü aşkın belediyede kullanılan -1994’te belediye başkanlığı seçimlerine yansımamış olan- oylarla dengelenmesidir.
- 1994 yılında olduğu gibi, 1999 yılında il genel meclisi seçimlerine katılma oranı (% 86,9), belediye başkanlığı seçimlerine katılma oranından (% 84,9) iki puan daha yüksek olmuştur. Bunu genel seçimlerde de gözlemlediğimiz kentli seçmenin katılma oranındaki göreli düşüklüğünün bir yansıması olduğu söylenebilir. Bu bağlamda, kentli seçmen kitlesi içinde (küçük/orta/büyük kent) katılma bakımından bir farklık olup olmadığı da araştırılabilir.
- FP’nin il genel meclisi oranına göre belediye başkanlıklarında ve belediye meclisi seçimlerinde 1,7 puan daha fazla oy alması, büyükşehir belediye başkanlığında ise çok daha yüksek orana erişmesi, partinin kentli kimliğinin pekiştiğini gösterdiği kadar, belediye başkanlığı seçimlerinde % 15,2’ye (büyükşehirlerde % 10,3) düşen MHP’den oy geçişkenliği sağladığına dair bir izlenim de uyandırmaktadır. Bu aynı zamanda MHP’nin kırsal ağırlıklı bir seçmen desteğine sahip olduğunu da göstermektedir. Bu, genel seçimlerde kullanılan geçerli oyların kent/köy ayrımına dayalı olarak tasnifi için DİE’nin yayınını beklerken, yerel seçimlerin sonuçlarına bakarak, siyasal partilerin oy destekleri bakımından yapabileceğimiz istatiksel saptamaların en önemlilerinden biri sayılabilir.
- CHP’nin ise, il genel meclisi seçimlerinde, genel seçimlere kıyasla, % 2,3 puan (770 bin oy) fazla almış olması, bu partinin seçmeninin temel sorununun parti üst yönetimini cezalandırmak olduğu yolunda bir izlenim doğurmaktadır. İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerinde, CHP’nin genel seçim oyu ile büyükşehir belediye başkanlığıoyları arasında görülen 3 puanı aşan farkın, bu partinin sürekli seçmenlerinden bir kesiminin yukarda sözü edilen eğilimini açıkça yansıttığı düşünülebilir. CHP’nin belediye başkanlığı seçiminde % 13,8’e ulaşması ve belediye başkanlıklarının % 11,5’unu kazanması ise partinin bilinen kentli kimliği kadar yaygın örgütlülüğünü gösterdiğini söyleyebiliriz. CHP’nin büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerinde ulaştığı % 16,5 oy oranı ise, öncelikle Ankara’da aldığı çok yüksek oy oranıyla açıklanabilir.
- Yerel seçimlerin kendi içinde ve bir önceki yerel yada genel seçimlerle kıyaslanmasında gözönünde tutulması gereken bir başka nokta da, partilerin genel seçimlerde genellikle bütün seçim çevrelerinde tam sayıda aday göstermelerine karşın, yerel seçimlerde bazen isteyerek bazen de örgütsüzlük/aday bulamama nedeniyle il genel meclisi ve özellikle belediye başkanlığı seçimlerinde yarışa eksik adaylarla girmeleridir. 1994 ve 1999 yerel seçimlerinde DSP’nin, 1999 seçimlerinde de HADEP’in belediye başkanlığı seçimlerindealdığı oy oranlarını değerlendirirken bunun göz önünde tutulması gerekir. Bu olgunun CHP lehine etki yaptığının düşünülmesi doğru olmakla birlikte, sınanması kuşkusuz ayrı bir çalışma konusudur.
|