|
Tarihsel Değerlendirme Oturumu’nda; Osmanlı taşra yönetimine
ilişkin kavramsal değerlendirmelerin ve bunlara dayalı ampirik
çalışmaların zaman içinde geçirdikleri değişiklikleri açıklandı
ve bu yolla son yaklaşımların eleştirisi yapıldı. 1980’den sonra
uluslaşma sürecinin sonlandığını vurgulayan eğilimler karşısında
tarihte yeni yaklaşımların ne ölçüde açıklayıcı olduklarını tartışıldı.
Tanzimat’tan sonra Osmanlı devlet yönetiminde yapılan düzenlemeler
sonucunda yerel yönetimler anlayışının kazandığı yeni boyut ortaya
konduktan sonra yerel yönetim-hükümet ilişkilerinin niteliği üzerinde
duruldu. Liberal tarih yorumunun merkez-çevre ilişkisine verdiği
anlam sorgulanarak Osmanlıda merkezin egemen yönetici sınıfının
yarattığı “kültürel hegemonya”nın kendi değerlerini taşraya yayarken,
taşra egemenleri olarak eşraf ve ayanının devletin baskı aygıtı
ve ideolojik aygıtlarından sayılması gerektiği ve bu üst kültür
değerlerinin kabul edilmesi gerektiğinin altı çizildi. Oturumdan tarihsel süreç içinde yaşadığımız dışarıdan model ithalinin,
günümüzde tüm canlılığıyla sürdüğü, yapılması gereken şeyin kavramsal
inşa görevini üstlenmek olduğu sonucu çıktı .
Yerel Temsil Oturumu’nda; sunulan tebliğler Türkiye'deki
yerel yönetimlerde temsil sorununu yasal, tarihsel ve siyasi yönleriyle
değerlendirdi. Yasal boyutta, Türkiye'deki genel seçim sisteminin
yönetimde istikrar ilkesi üzerinde odaklanmasının yerel yönetim
organlarının halkın oy tercihleri doğrultusunda şekillenmesini
engellediği belirtilerek yerel seçim sisteminin temsilde adalet
ilkesini öne çıkaracak biçimde yeniden yapılanması önerildi. Yabancıların
siyasal katılımını özellikle Almanya örneği üzerinde inceleyen
diğer bir tebliğde ise Türk vatandaşlarının Almanya'da yabancılara
sağlanan temsil hakkından daha geri bir noktada olduğu vurgulandı.
Yerel yönetimlere tarihsel boyuttan yaklaşan bir diğer tebliğde
özellikle 1970'li yıllarda demokratik katılımcı belediyecilik
kavramının geliştiği ve bu dönem deneyimlerinin günümüz belediyecilik
anlayışına katkıda bulunduğu örneklerle anlatıldı. Nazilli ve
Kahramanmaraş'da yapılan iki alan araştırmasını sunan tebliğlerde
yerel yönetimlerde temsil sorunuyla ilgili çarpıcı bulgular verildi.
Kahramanmaraş'da bulunan parti örgütlerinin diğer partilerle ve
sivil toplum kuruluşlarıyla etkileşime girmedikleri ve kapalı
örgüt ve temsil yapısı sergiledikleri belirtildi. Nazilli'de ise
eğitim, parti tercihi, meslek dağılımı ve cinsiyet açısından yerel
temsilciler ile Nazilli nüfusu arasında önemli farklılaşmaların
olduğundan yola çıkılarak yerel temsil kabiliyetinin düşük olduğu
saptandı. Oturumdan yerel temsil sisteminin toplumsal tarafları
adil bir biçimde yansıtmadığı sonucu çıktı.
Mahalle Yönetimi Oturumu’nda; Yerel yönetimlerin ve
merkezi idarenin atomize kurumu olan mahalle ve mahalle muhtarlığının
tartışıldı. Yerinden yönetimin ve katılımcı demokrasinin hayata
geçirilmesinde mahalle'nin bir kamusal mekan olarak önemi üzerinde
duruldu. Mahallenin demokrasinin derinleştirilmesi ve geliştirilmesi
hedefi açısından ilk hareketi verebilecek potansiyeli taşıdığı
vurgulandı. Bu anlamda mahallenin yalnızca bir temsil aracı olarak
düşünülmemesi bir iletişim mekanı olarak toplumu dönüştürme potansiyelinin
göz önüne alınmasının gerekliliğine değinildi. Mahalle muhtarlığının
kuruluşunun ve gelişiminin yasal süreçleri üzerine vurgu yapılan
diğer bir sunuşta, mahalle muhtarının de facto olarak kazandığı
fonksiyonların yeni yerel yönetimler yasasında göz önüne alınmasının
gerekliliği ifade edildi. Belediye yönetimleriyle muhtarlar arasında
bir diyalogun olduğunu ama bunun yeterli olmadığı vurgulandı.
Semt İletişim Merkezi olarak adlandırılan yeni bir model sunuldu.
Sonuçta yerel demokrasinin önemi vurgulandı ve yeni yerel
yönetimler yasasının bu açıdan yeterli olmadığı belirtildi .
Katılım Oturumu’nda; Yerel yönetimlerde katılım sorununun
teorik ve pratik yanlarına değinildi ve temsil teorisini formel
ve informel temsil olarak gruplandırmanın da mümkün olduğu ifade
edildi. Artık formel temsilin yerini informel temsilin aldığı
kaydedildi. Türkiye’de 1980 sonrası informel temsile kayıldığı
ve bir tehlike belirtisi olarak kabul edilen “yerel siyasetin
esnaflaşması” olgusunun, bugün ulusal ölçekte dikkate alınması
gereken bir tehlike haline geldiği öne sürüldü. Yerel yönetimlerde
halkın karar alma süreçlerine doğrudan katılımını sağlamak gerektiği
belirtildi. Etkin katılımın önemi tekrar tekrar vurgulanırken
yurttaş kavramı da “değiştiren, dönüştüren ve yönetimin her aşamasına
katılan” olarak tanımlandı. Oturumdan katılım önemli ancak
toplumsal örgütlenme hakkı sınırlı ve kullanılması oldukça sorunlu.
Toplumsal örgütlenmenin önündeki engellerin ortadan kaldırılması
gerekir sonucu çıktı.
Ölçek Sorunsalı Oturumu’nda; yerel hizmetlerin en etken
biçimde yerine getirilebilmesi için yerel yönetimlerin hangi büyüklüklere
göre örgütlenmesi gerektiğine ilişkin tartışmalar yapıldı. Bu
çerçevede, İl Özel İdareleri yerine önerilen bölge yönetimlerinin,
üniter devlet yapısına zarar verip vermeyeceği, bölgesel dengesizliğin
önlenmesinde yararlı olup olmayacağı, bürokrasiyi azaltacağı mı
yoksa artıracağı mı gibi sorunlar ele alındı. Belediyeler konusunda,
belediyelerin mevcut örgütlenme çerçevesinin çok farklı büyüklükte
ve çok farklı sorunları olan çok büyük metropoller ile çok küçük
kasabalara birlikte uygulanmasının yarattığı sorunlar dile getirildi.
Kırsal kesimin sorunları konusunda da köy yerel yönetiminin işlevsiz
olduğu, köy belediyelerinin yararlı olup olmadığı konusu tartışıldı. Oturum, köy, belde, belediye, il özel idareleri gibi ölçekler
konusunda daha çok bir durum saptaması ve yaşanan sorunlar üzerineydi.
Belediye Hizmetleri Oturumu’nda; belediye hizmetleri
konusunda alan araştırmalarına yer verildi. Öte yandan sağlık
hizmetinin yerelleşmesinin “sağlıksızlığa”, içme suyunun özelleştirilmesinin
“su yoksulluğuna” yol açtığı vurgulandı . Güvenlik hizmetlerinin
yerel olarak sunulabileceği de ifade edildi; ancak yapının buna
ne derece uygun olduğu tereddüdü tekrarlandı.
Özelleştirme Oturumu’nda; belediye hizmetlerinin özelleştirilmesi,
yap-işlet-devret modeli üzerine sunuşlar yapıldı. Belediye iktisadi
teşebbüslerinde de özelleştirmenin arttığına dikkat çekildi. Özelleştirmenin
sendikal süreç üzerine olumsuz etkisi olduğu belirtildi. Oturumda
yöntem olarak özelleştirme ve onun teknik yanı, nasıl yapılacağı
ortaya konmakla birlikte, toplumsal maliyet konusuna da yer verildi. Özelleştirmenin toplumsal maliyeti üç boyutludur: 1. Ücretlerin
düşüklüğü, 2. Kâr ödemeleri doğması ve bunların yüksekliği, 3.
Özelleştirme ile birlikte, “dışlanan”, hizmetleri edinemeyen nüfusun
giderek büyüyeceği. Bu toplumsal maliyetler, özelleştirmenin göz
önünde bulundurulması, en önemli olan boyuttur.
Mali Sorunlar Oturumu’nda; belediyelerin yatırım alanları
ve bunları gerçekleştirmek için kullandıkları kaynaklar konu edildi.
Oturum en ilginç yanı; belediyelerin bütçeden aldıkları payın,
nüfus üzerinden değil çeşitli değişkenler çerçevesinde regresyon
analizi ile belirlenebileceği ekonometrik yaklaşım oldu. Küreselleşme
etkileri çerçevesinde İller Bankası konusunda yeniden gözden geçirme
gerekliliğinin dile getirlidiği oturumda belediyelerde dış borçlanmanın
da çok hızlı bir artış gösterdiği ifade edilerek bunun olumsuz
yanlarının çeşitli dış yaptırımlara katlanmak olduğu ifade edildi. Oturumda, artan finansman sorununu dış borçlanma ile karşılamanın
ekonomik ve sosyal maliyetleri yükselttiği, bunun yerine kendi
kaynaklarımızı kullanmanın yollarının aranması üzerinde duruldu .
Küreselleşme-Yerelleşme Oturumu’nda; küreselleşme süreci;
yönetimin yeniden yapılandırılması, yerel hakların gelişimi, toplumsal
muhalefetin geçirdiği dönüşüm, subsidiarite ilkesinin getirdikleri,
ve sürecin kentsel mekana etkileri açısından tartışıldı. Küreselleşme
sürecinin ekonomi politik alanındaki gelişmelerle kültür politikalarının
bir bütün olarak ele alınmasını zorunlu hale getirdiği, bu çerçevede
yönetimin yeniden yapılandırılmasını da zorunlu kıldığı belirtildi.
Küreselleşmenin kaçınılmaz bir süreç olduğu, bu süreci mümkün
olduğunca kendi avantajımıza olacak biçimde yönlendirmemiz gerektiği
ve insan hakları beyannamesi benzeri bir yerel haklar beyannamesinin
ortaya çıkarılması gerektiği belirtildi. Sermayenin küreselleşmesinin
toplumsal muhalefeti de etkileyip etkilemediğinin sorgulandığı
oturumda muhalefetin de küresel araçlar kullanmaya başladığı ifade
edildi. Son günlerin çok tartışılan subsidiarite ilkesini olumlu
ve olumsuz yönleri açısından değerlendirilerek Türkiye’de ne ölçüde
uygulanabileceği sorgulandı. Öte yandan küreselleşmenin kentsel
mekandaki kutuplaşmaları ve eşitsizlikleri de artırdığı vurgulandı.
|