2872 sayılı Kanun`un 20. maddesi uyarınca tesis edilen işlemde, sözkonusu maddenin hangi bendi ya da fıkrası esas alınarak tesis edildiğinin belirtilmemesinin, Hukuk Devletinin temel ilkelerinden olan "belirlilik" ilkesine uygun olmadığı, bu nedenle, tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında.

 T.C. 

D A N I Ş T A Y 

Ondördüncü Daire 

Esas No : 2011/12668 

Karar No : 2012/5977 

 

 

Kararın Düzeltilmesini İsteyen : … Gemisi Donatanı 

 Vekili : Av. …, Av. … 

 Karşı Taraf : İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı 

 Vekili : Av. … 

 İstemin Özeti : Danıştay Altıncı Dairesinin 15.03.2010 günlü, 

E:2008/1896, K:2010/2668 sayılı kararının, dilekçede belirtilen nedenlerle 

düzeltilmesi istenilmektedir. 

 Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir. 

 Danıştay Tetkik Hakimi : Yavuz Cengiz 

 Düşüncesi : Yasa koyucu, kamu düzeninin korunması amacıyla ceza 

hukuku alanında hangi eylemlerin suç sayılacağı ve suç sayılan bu 

eylemlerin hangi tür ve ölçüde cezai yaptırıma bağlanacağı konusunda 

takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, kamu idarelerinin ise, cezaların 

yasallığı ve hukuksal güvenlik ilkelerinin gereği olarak, farklı ve keyfi 

uygulamalara neden olmamak için, idari yaptırımlarının; uygun geçerli 

sebepleri ve yasal dayanağını idari işlemlerde göstermesi gerekir. 

 Bu durumda, davacıya isnat edilen suçun 2872 sayılı Çevre Kanunun 

20. maddesinin hangi fıkrası uyarınca cezalandırılması gerektiği hususunu 

açıkça ortaya konulmasının, belirlilik ilkesi gereği kişilerin işledikleri suçun 

karşılığını bilmeleri açısından önem arzetmesi nedeniyle, 2872 sayılı Çevre 

Kanunun 20. maddesinin, tek başına para cezasının yasal dayanağı olarak kabulünün mümkün olmadığı, verilen para cezasının karşılığı olan anılan 

Kanunun 20. maddesinin ilgili fıkrası veyahut bendinin açıkça belirtilmesi 

gerektiğinden, davacının fiilinin açık olarak tanımlanması ve fiilin karşılığı 

cezanın ifade edilmesi gerekirken bu değerlendirme yapılmaksızın tesis 

edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından davanın reddi yolundaki 

temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığından 

Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. 

 

TÜRK MİLLETİ ADINA 

 Karar veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, Tetkik Hakiminin 

açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun 54. maddesinin 1. fıkrasının (c) 

bendine göre kararın düzeltilmesi istemi yerinde görüldüğünden, Danıştay 

Altıncı Dairesinin 15.03.2010 günlü, E:2008/1896, K:2010/2668 sayılı kararı 

kaldırılarak, işin esası yeniden incelendi. 

 Dava; deniz kirliliğine sebebiyet verildiğinden bahisle, 2872 sayılı 

Çevre Kanunu‘nun 20. maddesi uyarınca idari para cezası verilmesine 

ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; deniz kirliliği 

tespit ekiplerinin 23.12.2006 tarihinde yapılan denetimler sırasında; 

Zeytinburnu açıklarında Panama bayraklı …isimli geminin çevre kirliliğine 

sebebiyet verdiğini gözlemledikleri ve bunun üzerine gemiye geldikleri ve 

geminin denize atık su dökmekte olduğu konusunda tespit tutanağı 

düzenledikleri, geminin ve kirlenen mahallin fotoğrafını çektikleri, gemiden 

ve kirlenen mahalden(denizden) numune aldıkları, alınan numunelerin 

laboratuvarda yapılan analizleri sonucunda; denize bırakılan pis suyun, 

denizin alıcı ortam standartlarına aykırı olduğu yolunda analiz raporlarının 

tanzim edildiği ve bu şekilde Çevre Kanunun 8. maddesinin ihlal 

edildiğinin tespit edilmesi üzerine aynı Kanunun 22. maddesi uyarınca para 

cezası verildiğinin anlaşıldığı, bu nedenle kanun ve yönetmeliklere uygun 

olarak tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle 

davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekili tarafından temyiz 

edilmiştir. 

 Anayasa Mahkemesinin 17.04.2008 günlü, E:2005/5 K:2008/93 

sayılı kararında yapılan değerlendirmede; Anayasa`nın 2. maddesinde yer 

alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri "belirlilik"tir. Bu ilkeye göre; 

yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, 

uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi 

uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, 

hukuksal güvenlikle bağlantılı olup; birey, yasadan, belirli bir kesinlik 

içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya 

sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini 

doğurduğunu bilmelidir. Ancak bu durumda kendisine düşen 

yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk güvenliği; 

normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde 

devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven 

duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Yasa kuralı, 

ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar 

doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde 

düzenlenmelidir. "Öngörülebilirlik şartı" olarak nitelendirilen bu ilkeye 

göre yasanın uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi 

bireyleri keyfi ve öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde 

açıklıkla yazılmalıdır. Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini korumakla birlikte 

idarede istikrarı da sağlayacağı ifade edilmektedir. 

 2872 sayılı Çevre Kanunu‘nun 8. maddesinde; her türlü atık ve 

artığı, çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen 

standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı 

ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri 

faaliyetlerde bulunmanın yasak olduğu hükmüne yer verilmiş, aynı 

Kanun‘un 20/ı maddesinde, Bu Kanunda öngörülen yasaklara ve 

sınırlamalara aykırı olarak ülkenin egemenlik alanlarındaki denizlerde ve 

yargılama yetkisine tâbi olan deniz yetki alanlarında ve bunlarla bağlantılı 

sularda, tabiî veya sunî göller ve baraj gölleri ile akarsularda;1) Petrol ve 

petrol türevleri (ham petrol, akaryakıt, sintine, slaç, slop, rafine ürün, yağlı 

atık vb.) tahliyesi veya deşarjı yapan tankerlerden, bin (dahil) gros tona 

kadar olanlar için gros ton başına 40 Türk Lirası, bin ilâ beşbin (dahil) gros 

ton arasında olanlara, bu miktar ve ilave her gros ton başına 10 Türk Lirası, 

beşbin gros tondan fazla olanlara ise, yukarıdaki miktarlar ve ilave her gros 

ton başına 100 Kuruş, 2) Kirli balast tahliyesi yapan tankerlerden bin 

(dahil) gros tona kadar olanlar için gros ton başına 30 Türk Lirası, bin ilâ 

beşbin (dahil) gros ton arasında olanlara bu miktar ve ilave her gros ton 

başına 6 Türk Lirası, beşbin gros tondan fazla olanlara ise, yukarıdaki miktarlar ve ilave her gros ton başına 100 Kuruş, 3) Petrol türevleri (sintine, 

slaç, slop, akaryakıt, yağlı atık vb.) veya kirli balast tahliyesi yapan gemi ve 

diğer deniz vasıtalarından bin gros tona kadar olanlar için gros ton başına 

20 Türk Lirası, bin ilâ beşbin (dahil) gros ton arasında olanlara bu miktar ve 

ilave her gros ton başına 4 Türk Lirası, beşbin gros tondan fazla olanlara 

ise, yukarıdaki miktarlar ve ilave her gros ton başına 100 Kuruş, 4) Katı atık 

bırakan veya evsel atıksu deşarjı yapan tanker, gemi ve diğer deniz 

araçlarından bin (dahil) gros tona kadar olanlar için gros ton başına 10 Türk 

Lirası, bin ilâ beşbin (dahil) gros ton arasında olanlara bu miktar ve ilave 

her gros ton başına 2 Türk Lirası, beşbin gros tondan fazla olanlara ise, 

yukarıdaki miktarlar ve ilave her gros ton başına 40 Kuruş, idarî para cezası 

verilir. Tehlikeli madde ve atıkların deşarjı durumunda uygulanacak idarî 

para cezaları, petrol ve türevleri kategorisi esas alınarak on katı verilir. 

Kirliliğin oluşmasını müteakip gemi veya deniz aracının kendi imkânları ile 

neden olduğu kirliliği giderdiğinin tespit edilmesi durumunda, idarî para 

cezası 1/3 oranında uygulanır. Cezanın derhal ve defaten ödenmemesi 

veya bu hususta yeterli teminat gösterilmemesi halinde, gemiler ve 

götürülebilen diğer deniz vasıtaları en yakın liman yetkilisine teslim 

edilerek seyrüseferden ve faaliyetten men edilir. Banka teminat mektubu 

veya geminin bağlı olduğu kulüp sigortacısı tarafından düzenlenecek 

teminat mektubu teminat olarak kabul edilir. Yabancı devlet egemenliği 

altındaki sularda bu devletlerin mevzuatının Türk bayraklı gemiler 

tarafından ihlali durumunda, ilgili devletin ceza uygulamaması ve 

Türkiye‘nin cezalandırmasını talep etmesi durumunda bu Kanun hükümleri 

uygulanır. Bu bendin birinci paragrafı dışında, bu Kanun ve bu Kanun 

uyarınca çıkarılan yönetmeliklere aykırı olarak ülkenin egemenlik 

alanındaki denizlere ve yargılama yetkisine tâbi olan deniz yetki alanlarına, 

içme ve kullanma suyu sağlama amacına yönelik olmayan sulara atık 

boşaltanlara 24.000 Türk Lirası idarî para cezası verileceği hükme 

bağlanmıştır. 

 2872 sayılı Çevre Kanunu‘nun "Gemiler için verilecek para cezaları" 

başlıklı 22. maddesi, 26.04.2006 tarihinde, 5491 sayılı Kanunun 15. 

maddesi ile mülga edilmiştir. 

 Yasa koyucu, kamu düzeninin korunması amacıyla ceza hukuku 

alanında hangi eylemlerin suç sayılacağı ve suç sayılan bu eylemlerin hangi 

tür ve ölçüde cezai yaptırıma bağlanacağı konusunda takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, kamu idarelerinin ise, cezaların yasallığı ve hukuksal 

güvenlik ilkelerinin gereği olarak, farklı ve keyfi uygulamalara neden 

olmamak için, idari yaptırımlarının; uygun geçerli sebepleri ve yasal 

dayanağını idari işlemlerde göstermesi gerekir. 

 Dosyanın incelenmesinden; Panama bayraklı …isimli geminin, 

Zeytinburnu açıklarında deniz kirliliğine sebebiyet verdiğinden bahisle, 

2872 sayılı Çevre Kanunu‘nun 8. maddesinin 1. fıkrası ve aynı Kanunun 20. 

maddesi uyarınca davaya konu para cezasının verilmesi üzerine bakılan 

davanın açıldığı anlaşılmıştır. 

 Olayda, davalı idarenin dava konusu işlemle verilen para cezasının, 

2872 sayılı Çevre Kanunun 20. maddesi uyarınca verildiği, anılan Kanun 

maddesinin içeriğine bakıldığında; Çevre Kanunu ve ilgili yönetmeliklerde 

belirlenen çevre ihlallerine ilişkin verilmesi gereken para cezalarının, çevre 

kirliliğine sebebiyet veren farklı eylemler ifade edilmek suretiyle her çevre 

kirliği ihlali için ayrı ayrı belirlendiği, denizlerde ve yargılama yetkisine tâbi 

olan deniz yetki alanlarında ve bunlarla bağlantılı sularda, tabiî veya sunî 

göller ve baraj gölleri ile akarsularda kirliliğe sebebiyet verilmesi halinde 

uygulanacak yaptırımların, 2872 sayılı Çevre Kanunun 20. maddesinin (ı) 

fıkrasının alt bendlerinde ayrıntılı olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. 

 Bu durumda, davacıya isnat edilen suçun 2872 sayılı Çevre Kanunun 

20. maddesinin hangi fıkrası uyarınca cezalandırılması gerektiği hususunu 

açıkça ortaya konulmasının, belirlilik ilkesi gereği kişilerin işledikleri suçun 

karşılığını bilmeleri açısından önem arzetmesi nedeniyle, 2872 sayılı Çevre 

Kanunun 20. maddesinin, tek başına para cezasının yasal dayanağı olarak 

kabulünün mümkün olmadığı, verilen para cezasının karşılığı olan anılan 

Kanunun 20. maddesinin ilgili fıkrası veyahut bendinin açıkça belirtilmesi 

gerektiğinden, davacının fiilinin açık olarak tanımlanması ve fiilin karşılığı 

cezanın ifade edilmesi gerekirken, bu değerlendirme yapılmaksızın tesis 

edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından davanın reddi yolundaki 

temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. 

 Öte yandan; idari para cezasının 2872 sayılı Çevre Kanunun 20. 

maddesi uyarınca verildiği halde, İdare Mahkemesince olay tarihi itibariyle, 

2872 sayılı Çevre Kanunun Mülga 22. maddesinin hükme esas alınarak 

karar verilmesinde de hukuki isabet görülmemiştir. 

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 25.10.2007 

günlü, E:2007/110, K:2007/2391 sayılı kararının bozulmasına, dosyanın 

Mahkemesine gönderilmesine, 21.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar 

verildi. 


YAYINLAR Kitaplar

BELEDİYELERİN SINIRLARI

TÜRKİYE`DE ULUSAL VE YEREL PLANLAMA İLİŞKİLERİ: MERSİN İLİ ÖRNEĞİ

YEREL YÖNETİMLER İÇİN MAL ALIMI İHALELERİ KILAVUZU

Tüm Yayınlar
TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) Yerel Yönetimler Merkezi
85. Cadde Yücetepe 06100, ÇANKAYA / ANKARA
"YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı" Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yerel Yönetimler Merkezi'ne aittir. YerelNET'in içeriğini oluşturan bilgiler, uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır. Uzmanlar tarafından hazırlanan içeriğin hukuki sorumluluğu tümüyle yazarlarına aittir. İlgili içeriğe istinaden idari ve mali sorumluluk gerektiren iş ve işlemlerin yapılması idarelerin kendi sorumluluğu altındadır. YerelNET'de yayımlanan veritabanının içerikleri, ilgili Kamu Kurumları tarafından sağlanmış ve Merkez tarafından güncelleştirilmiştir / güncelleştirilmektedir. Tüm Veritabanları 5.000'e yakın içerik sağlayıcı kullanıcımız tarafından güncel tutulmaktadır. İçerik sağlayıcı kullanıcılar tarafından (Belediye, İl Özel İdare, İlçe ve Birlik) girilen her türlü bilginin hukuki ve cezai sorumluk kendilerine ait olup TODAİE'ye sorumluluk hiçbir şekilde atfedilemez. Yoğun bir emek ve uzmanlık ürünü olan YerelNET'teki tüm bilgi ve materyal, ilgili yasaların koruması altındadır. YerelNET'e ait her türlü yazılım kodu, veritabanı içeriği ve görsel materyal kesinlikle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz ve başka bir bilgisayara yüklenemez. TODAİE Yerel Yönetimler Merkezi, YerelNET içeriğinin kullanımı ile ilgili fikri ya da başka haklarını çiğneyen veya uygulanabilir diğer yasalara aykırı kullanım durumlarına karşı hukuki yollara başvurma hakkını saklı tutar. Yalnızca, ticari olmayan amaçlar için kaynak gösterilerek kullanılabilir. Bu tip kullanımımlarda bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu kaynak gösterilmesine karşın YerelNET'in yükümlülüğünde değildir. TODAİE - Yerel Yönetimler Merkezi her türlü sorumluluğu reddeder.

YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün bir hizmetidir.