Davacıların başvurusu üzerine yetkisiz organ tarafından istemin reddedilmesi halinde, bu durumdan kaynaklı belirsizliğin devam etmesi idarenin kusuru olduğundan, işin esasına girilerek mevcut imar planında davacıların taşınmazına verilen fonksiyonun değerlendirmesi gerektiği hakkında.

 T.C.

D A N I Ş T A Y

Altıncı Daire

Esas No : 2009/8736

Karar No : 2013/2

 

 

Özeti : Davacıların başvurusu üzerine yetkisiz organ tarafından

istemin reddedilmesi halinde, bu durumdan kaynaklı

belirsizliğin devam etmesi idarenin kusuru olduğundan, işin

esasına girilerek mevcut imar planında davacıların

taşınmazına verilen fonksiyonun değerlendirmesi gerektiği

hakkında.

Temyiz Eden (Davacılar): 1- …

2- …

3- …

Vekilleri : Av. …

Karşı Taraf (Davalı) : Çiftlikköy Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. …

İstemin Özeti : Bursa 2. İdare Mahkemesi`nce verilen 21/01/2009

tarihli, E:2008/672, K:2009/22 sayılı kararın, usul ve hukuka aykırı olduğu

ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi : Mehmet Fatih Yıldırım

Düşüncesi : Temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının

bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin

açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin

gereği görüşüldü:

Dava, Yalova İli, Çiftlikköy İlçesi, Karaçalılık Mevkii, … pafta, …, …, …

ve … sayılı parsellere yönelik olarak 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli

uygulama imar planlarında değişiklik yapılması, taşınmazlarda parselasyon,

kamulaştırılma yada satın alma yöntemlerinden birinin kullanılması

suretiyle kısıtlılığının kaldırılması yolundaki başvurunun reddine dair

27/12/2007 tarihli, 4500 sayılı Çiftlikköy Belediye Başkanlığı işleminin ve

yürürlükteki 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar

planlarının taşınmaza ilişkin kısımlarının iptali istemiyle açılmış; İdare

Mahkemesince, imar planı değişikliği talebinin belediye meclisi tarafından

görüşülüp kararı bağlanması gerekirken, söz konusu talebin belediye

başkanlığınca reddedildiği, bu nedenle dava konusu işlemin plan tadilatına

yönelik kısmının yetki yönünden iptaline, parselasyon talebinin ise

belediye encümeni tarafından karara bağlanması gerekirken, bu konuda

işlem tesis etme yetkisi bulunmayan belediye başkanı tarafından

reddedilmesinde de yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı

gerekçesiyle dava konusu işlemin parselasyona dair kısmının da iptaline,

davacıların imar plan değişikliği taleplerinin yetkili organ olan belediye

meclisince karara bağlanmasından sonra ortaya çıkacak sonuca göre

hareket edileceğinden, mevcut imar planlarıyla ilgili olarak işin esasını

inceleme olanağı bulunmadığından, bu kısım yönünden davanın

incelenmeksizin reddine, kamulaştırılma yada satın alma yöntemlerinden

birinin kullanılması suretiyle kısıtlılığının kaldırılması yolundaki başvuru

açısından ise; yargı kararı ile idarenin zorlanamayacağı kuralı göz önünde

bulundurulduğunda, dava konusu işlemin bu kısmında hukuka aykırılık

bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karar, davacılar

vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Anayasanın 35. maddesinde: "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." kuralına yer

verilmiş; temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasını düzenleyen 13.

maddesinde ise, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve 

ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasanın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir.

Keza Anayasanın 90. maddesi uyarınca uygun bulunan ve iç

hukukun bir parçası halini alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 nolu

Ek Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde de: "Her

gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini

isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada

öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak

mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir." hükmü yer almıştır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi`nin 29.12.1999 tarihli, E:1999/33,

K:1999/51 sayılı kararıyla; 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 13. maddesinin

birinci ve üçüncü fıkraları iptal edilmiş, iptal kararının gerekçesinde:

"Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp

güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne

dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hale

getiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaştığı

kabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı kişilerin hak ve

özgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak olduğundan

yasal düzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması

gerekir. Bu nedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları,

nedeni, yöntemi, kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları hep demokratik

toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir. Özgürlükler, ancak ayrık

durumlarda ve demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu

ölçüde sınırlandırılabilmelidir.

Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere getirilen

sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazla olması

düşünülemez.

Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun,

kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli

bir özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan

kaldıracak düzeye vardırılmaması gerekir.

3194 sayılı Yasa`nın 13. maddesinin itiraz konusu birinci fıkrasında

imar planlarında, resmi yapı, okul, cami, yol, meydan gibi umumi

hizmetlere ayrılan yerlerin, imar programına alınıncaya kadar mevcut

kullanma şeklinin devam edeceği öngörülmüştür. Yasanın 10. maddesinde 

de belediyelerin, imar plânlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde

bu planı uygulamak üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlayacakları

belirtilmiş, ancak Yasa`da bu plânların tümünün hangi süre içinde

programa alınarak uygulanacağına ilişkin bir kurala yer verilmemiştir. 13.

maddenin birinci fıkrası uyarınca imar planlarında umumi hizmetlere

ayrılan yerlerin mevcut kullanma şekillerinin ne kadar devam edeceği

konusundaki bu belirsizliğin, kişilerin mülkiyet hakları üzerinde süresi belli

olmayan bir sınırlamaya neden olduğu açıktır.

İmar plânlarının uygulamaya geçirilmesindeki kamusal yarar

karşısında mülkiyet hakkının sınırlanmasının demokratik toplum düzeninin

gerekleriyle çelişen bir yönü bulunmamakta ise de, itiraz konusu kuralın

neden olduğu belirsizliğin kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi

bozarak mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getirmesi, sınırlamayı aşan

hakkın özüne dokunan bir nitelik taşımaktadır.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi de 23.09.1981 tarihli Sporrong ve

Lonnroth kararında, kamulaştırma izni ile inşaat yasağının uzun bir süre için

öngörülmüş olmasının, toplumsal yarar ile bireysel menfaat arasındaki

dengeyi bozduğu sonucuna varmıştır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasanın 13. ve 35.

maddelerine aykırıdır. İptali gerekir." nitelemelerine yer verilmiştir.

Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin sözü edilen kararında da atıf

yapılan İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi`nin 23.09.1982 tarihli, 7151/75

sayılı Sporrong ve Lönnroth – İsveç kararında ise Mahkeme; başvurucuların

taşınmazlarının uzun bir süre inşaat yasağı kapsamında tutulmasını ve bu

sürede kamulaştırma yapılmamasını mülkiyet hakkına müdahale olarak

kabul etmiş, bu durumun müdahaleyi ağırlaştırdığı kanaatine vararak,

kararın devamında, başvurucuların mülkiyet haklarını kullanmalarının

Sporrong Miras Şirketi olayında toplam 25 yıl, Bayan Lönnroth olayında on

iki yıl engellendiğini, bu bağlamda uzatılmış yasakların mülk sahipleri

üzerinde yarattığı olumsuz sonuçları hukukun üstünlüğü ile yönetilen bir

Devlette olması gereken durumla bağdaştırılabilir görmediğini kaydetmiş,

bu yasakların yarattığı durumun mülkiyet hakkının korunması ile genel

menfaatin gerekleri arasında sağlanması gereken dengeyi bozduğunu,

başvurucuların hukuki durumlarının gerekli dengenin bulunmamasına yol

açtığını vurgulamış, sonuçları inşaat yasakları ile ağırlaştırılmış olan 

kamulaştırma izinlerinde (izin verilmemesi) her iki başvurucu yönünden

Birinci Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.

3194 sayılı İmar Kanunu`yla, yerleşim yerleri ile bu yerlerdeki

yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü

sağlamak amacıyla, adı geçen Kanun`un 7. ve 8. maddesiyle belirli nüfus

kriterini aşan belediyelere imar planlarını hazırlama ve yürürlüğe koyma

yükümlülüğü getirilmiştir. Aynı Kanun`un 10. maddesinde de: "Belediyeler;

imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik

etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar

programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının

temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu

programlar, belediye meclisince kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu

program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili

kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan

alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu

kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli

ödenek kamu kuruluşlarının bütçelerine konulur. İmar programlarında,

umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama

konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili

projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla

verilen haklar devam eder." hükmüne yer verilmek suretiyle, belediyelere,

imar planlarını uygulamak üzere belirtilen süre içerisinde imar programını

hazırlama; ilgili yatırımcı kamu kuruluşlara ise imar programlarında kendi

görev alanlarındaki kamu hizmeti için ayrılan özel mülkiyete konu

taşınmazları kamulaştırma zorunluluğu yüklenmiştir.

İmar planlarında kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan

yerlerde kalan taşınmazlar üzerinde maliklerin tasarruf hakları

kısıtlanmakta, bu yerler kamulaştırma işlemine konu teşkil edeceğinden

satış değerleri düşmekte, rayiç değerinden satılamamakta, ancak

kamulaştırma bedeli alınmak suretiyle yarar sağlanabilmektedir.

Kamulaştırma yapılmadığı takdirde, kişilerin temel haklarından biri olan

mülkiyet hakkı süresi belirsiz bir zaman diliminde kısıtlanmakta ve bu

durum mülkiyet hakkının özünün zedelemesine neden olmaktadır.

Yukarıda yer verilen İmar Kanunu`nun 10. maddesi hükmüyle,

belediyelere imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren en geç üç ay

içinde imar programını hazırlama, yatırımcı kuruluşlara imar planlarında 

kamu hizmetine ayrılan arsaları imar programı süresi içerisinde

kamulaştırma, yine yetkili idari makamlara kamulaştırmaya ilişkin ödeneği

yatırımcı kuruluşun bütçesine koyma mükellefiyeti yüklenmek suretiyle;

kanun koyucu tarafından, kamu yararı adına fedakarlığa katlanmak

durumunda kalan taşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının ihlal edilmesi

sonucunu doğuracak şekilde uzun süre taşınmazlarının imar programlarına

alınmadan bekletilmesi uygun görülmemiş ve idareye herhangi bir takdir

yetkisi tanınmaksızın bağlayıcı sürelerle gerekli işlemleri yapma görevi

yüklenmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 10. maddesinde, "1.

İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin

yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. Altmış gün içinde bir

cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği

tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştay idare ve

vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece

verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı istemin reddi sayarak dava

açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi

işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı

geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi halinde, altmış

günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse

cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler." hükmü yer

almaktadır.

Uyuşmazlık konusu olayda, davacılara ait taşınmazların 1993 yılında

onaylanan imar planlarında çocuk bahçesi alanında kaldığı halde, planların

yürürlüğe girmesinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen davalı idarece

taşınmazların imar programına alınmadığı ve bunun sonucu olarak

kamulaştırılmadığı anlaşılmakta olup, imar programına alınmaması

nedeniyle, davacıların mülkiyet hakkının süresi belirsiz bir zaman diliminde

kısıtlandığı açıktır.

Bu bağlamda, davacıların taşınmazlarına yönelik olarak 1/5000

ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında değişiklik

yapılması, taşınmazlarda parselasyon, kamulaştırılma ya da satın alma

yöntemlerinden birinin kullanılması suretiyle kısıtlılığının kaldırılması

yolundaki başvuruları üzerine, davacıların öncelikli talebi olan plan

değişikliği hakkında, mevzuattaki usul çerçevesinde yetkili organlara

iletilmek üzere karar alınması gerektiği açıktır. Ancak, yetkili organlara

iletilmeden talebin reddedilmesi halinde ise bu durumdan kaynaklı

olumsuz durumdan davacıların aleyhine sonuç çıkarmak, davacıların haklı

beklentisine zarar verecektir. Zira davacıların başvurusu hakkında karar

verme iradesi belediye meclisinindir ve yetkili olmayan birim tarafından

tesis edilen işlemden sonra davacıların başvurabileceği başka bir mercii

bulunmamaktadır. Olayımızda, 1993 yılından beri taşınmazları kısıtlı olan

davacıların yaptığı başvuruya verilen yanıtla taşınmazlarındaki belirsizliğin

devam etmesi idarenin kusuru olduğundan, bakılmakta olan davada işin

esasına girilerek mevcut imar planlarında davacıların taşınmazlarına verilen

fonksiyon hakkında bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Aksi

takdirde davacıların haklı beklentisinin kendi kusuru dışında sürüncemede

bırakılması söz konusu olur ki bu husus mülkiyet hakkının ihlalinin devamı

sonucunu doğuracaktır.

Mahkemece plandaki kullanım kararı konusunda davacıların

talepleri de dikkate alınarak yargısal değerlendirme öncelikle yapılmalıdır

ki; bu plan dayanak alınmak suretiyle tesis edilecek sonraki işlemler için

plan hukuki bir dayanak teşkil edebilsin; ya da bu plana dayalı olarak işlem

tesis edebilme olanağı ortadan kalksın.

Bu durumda, İdare Mahkemesince işin esasına girilerek mevcut

imar planında davacıların taşınmazlarına verilen fonksiyon hakkında bir

değerlendirme yapılması ve bu husus hakkında karar verilmesi, diğer

taleplerinin de bu belirlemeye göre karşılanması gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Bursa 2. İdare Mahkemesince verilen

21/01/2009 tarihli, E:2008/672, K:2009/22 sayılı kararın bozulmasına,

dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini

izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık

olmak üzere, 17/01/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YAYINLAR Kitaplar

BELEDİYELERİN SINIRLARI

TÜRKİYE`DE ULUSAL VE YEREL PLANLAMA İLİŞKİLERİ: MERSİN İLİ ÖRNEĞİ

YEREL YÖNETİMLER İÇİN MAL ALIMI İHALELERİ KILAVUZU

Tüm Yayınlar
TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) Yerel Yönetimler Merkezi
85. Cadde Yücetepe 06100, ÇANKAYA / ANKARA
"YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı" Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yerel Yönetimler Merkezi'ne aittir. YerelNET'in içeriğini oluşturan bilgiler, uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır. Uzmanlar tarafından hazırlanan içeriğin hukuki sorumluluğu tümüyle yazarlarına aittir. İlgili içeriğe istinaden idari ve mali sorumluluk gerektiren iş ve işlemlerin yapılması idarelerin kendi sorumluluğu altındadır. YerelNET'de yayımlanan veritabanının içerikleri, ilgili Kamu Kurumları tarafından sağlanmış ve Merkez tarafından güncelleştirilmiştir / güncelleştirilmektedir. Tüm Veritabanları 5.000'e yakın içerik sağlayıcı kullanıcımız tarafından güncel tutulmaktadır. İçerik sağlayıcı kullanıcılar tarafından (Belediye, İl Özel İdare, İlçe ve Birlik) girilen her türlü bilginin hukuki ve cezai sorumluk kendilerine ait olup TODAİE'ye sorumluluk hiçbir şekilde atfedilemez. Yoğun bir emek ve uzmanlık ürünü olan YerelNET'teki tüm bilgi ve materyal, ilgili yasaların koruması altındadır. YerelNET'e ait her türlü yazılım kodu, veritabanı içeriği ve görsel materyal kesinlikle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz ve başka bir bilgisayara yüklenemez. TODAİE Yerel Yönetimler Merkezi, YerelNET içeriğinin kullanımı ile ilgili fikri ya da başka haklarını çiğneyen veya uygulanabilir diğer yasalara aykırı kullanım durumlarına karşı hukuki yollara başvurma hakkını saklı tutar. Yalnızca, ticari olmayan amaçlar için kaynak gösterilerek kullanılabilir. Bu tip kullanımımlarda bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu kaynak gösterilmesine karşın YerelNET'in yükümlülüğünde değildir. TODAİE - Yerel Yönetimler Merkezi her türlü sorumluluğu reddeder.

YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün bir hizmetidir.