Danıştay Altıncı Dairesinin kapanan kadastral yollara ilişkin yerleşik kararları; kapanan kadastral yolların ilgili idare adına tescil edilmemesini değil, tescil edildikten sonra parselasyon işlemi kapsamında, kadastral durumda, kadastral sahadaki kullanım amacına koşut olarak, düzenleme sınırı içerisindeki umumi hizmet alanları için kullanılmasını; eğer umumi hizmet alanlarından, idarenin elde ettiği taşınmaz daha fazla ise ancak o zaman Anayasa Mahkemesi kararına yansıyan ihtimaller doğrultusunda kullanılabileceği, bunun dışında özel hukuk rejimi çerçevesinde kullanılması konusunda takdir yetkisinin bulunmadığı hakkında.

 T.C. D A N I Ş T A Y

Altıncı Daire

Esas No: 2012/1904

Karar No: 2013/6299

 

Temyiz Eden (Davalı) : İskilip Belediye Başkanlığı

Karşı Taraf (Davacı) : …

İstemin Özeti : Çorum İdare Mahkemesinin 28/11/2011 günlü, E:2009/49, K:2011/866 sayılı kararının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi : İsmet CAN Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi ile mahkeme kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

 

 

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin

açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin

gereği görüşüldü:

Dava, Çorum İli, İskilip İlçesi, Bahabey Mahallesi, … pafta, … ada, …

parsel sayılı taşınmaza yönelik olarak 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 18.

maddesi uyarınca yapılan parselasyon işleminin kabulüne ilişkin belediye

encümeninin 28.09.1999 günlü, 290 sayılı kararının iptali istemiyle açılmış;

İdare Mahkemesince, Danıştay Altıncı Dairesinin 30.05.2008 günlü,

E:2006/2856, K:2008/3519 sayılı bozma kararı uyarınca yerinde yeniden

yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen 02.11.2011 ve

12.08.2010 günlü raporları ile dosyada yer alan bilgi ve belgelerin birlikte

değerlendirilmesinden, düzenlemeye alınan … ada, …, …, …, …, …, …, …, …,

…, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve … sayılı parsellerden

düzenleme ortaklık payı ve kamu ortaklık payının alınmadığı dikkate

alındığında belirtilen parseller hariç düzenlemeye giren diğer parsellerden

fazladan düzenleme ortaklık payı ve kamu ortaklık payı kesilmesine neden

olunduğu, yine kadastral yolların belediye adına parsel ihdas edilmeleri (…

ve … sayılı parseller) sonucunda, söz konusu yolların düzenleme ortaklık

payından düşülmeyerek düzenlemeye giren parsellerden fazladan

düzenleme ortaklık payı kesilmesine neden olunduğu, tesis edilen dava

konusu parselasyon işleminde hukuka uyarlık görülmediğinin anlaşıldığı

gerekçesiyle iptaline karar verilmiş; bu karar davalı idare vekili tarafından

temyiz edilmiştir.

Uyuşmazlığa konu parselasyon işleminde, kadastral yolların

belediye adına parsel ihdas edilmesi sonucunda, kapanan kadastral yolların

düzenleme ortaklık payından düşülmeyerek düzenlemeye giren

parsellerden fazladan düzenleme ortaklık payı kesilmesi yoluna

başvurulduğu görüldüğünden, bu konunun yasal düzenlemeler, bu yasal

düzenlemeler hakkında verilen Anayasa Mahkemesi kararları ile Danıştay

Altıncı Dairesinin bu konudaki kararlarının birlikte irdelenmesi

gerekmektedir.

3194 sayılı İmar Kanunu`nun Arazi ve arsa düzenlemesi başlıklı 18.

maddesinde: "İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve

arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın,

birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait 

bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada

veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına

göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re‘sen tescil işlemlerini yaptırmaya

belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında

ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.

Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve

arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha,

düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında

"düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre

alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve

arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırkını geçemez.

(Değişik üçüncü fıkra: 03/12/2003-5006/1 md.) Düzenleme ortaklık

payları, düzenlemeye tâbi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim

Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark,

çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumî hizmetlerden

ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.

Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, yukarıdaki fıkrada sözü

geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları

toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar belediye veya valilikçe

kamulaştırma yolu ile tamamlanır.

Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının

gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan

saha üzerinden ayrılır.

Bu fıkra hükümlerine göre, herhangi bir parselden bir defadan fazla

düzenleme ortaklık payı alınmaz. Ancak, bu hüküm o parselde imar planı

ile yeniden bir düzenleme yapılmasına mani teşkil etmez.

Bu düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenleme ortaklık

payı alınanlarından, bu düzenleme sebebiyle ayrıca değerlendirme resmi

alınmaz." kuralları yer almıştır.

İmar Kanunu`nun 18. maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa

Düzenlemesi ile ilgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin (bundan sonra

Yönetmelik olarak anılacaktır) "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin (a)

bendinde düzenleme sahasının, sınırı tespit edilerek düzenlenmesine karar

verilen saha olduğu; aynı maddenin (b) bendinde, düzenleme sınırının,

düzenlenecek imar adalarının imar planına göre yol, meydan, park, genel

otopark, yeşil saha gibi umumi hizmetlere ayrılan ve tescile tabi olmayan 

alanlar ile cami ve karakol yerlerini çevreleyen sınır olduğu; 5. maddesinde

ise, belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyelerin, belediye

encümen kararı ile; dışında valiliklerin, il idare kurulu kararı ile; 5 yıllık imar

programlarında öncelik tanımak ve beldenin inkişaf ve ihtiyaç durumuna

göre, yeterli miktarda arsayı, konut yapımına hazır bulunduracak şekilde

düzenleme sahalarını tespit etmek ve uygulamasını yapmak

mecburiyetinde oldukları, konut yapımına hazır arsa sayısının, bir önceki yıl

verilen inşaat ruhsatından az olmamasına dikkat edileceği, belirlenen

düzenleme sahasının bir müstakil imar adasından daha küçük olamayacağı,

ancak, imar adasının büyük bir kısmının imar mevzuatına uygun bir şekilde

teşekkül etmiş olması nedeniyle, yeniden düzenlemesine ihtiyaç

bulunmaması ve diğer kısmında bir kaç taşınmaz malın tevhid ve ifraz

yoluyla imar planı ve imar mevzuatına uygun imar parsellerinin elde

edilmesinin mümkün olduğu hallerde, adanın geri kalan kadastro

parsellerinin müstakil bir imar düzenlemesine konu teşkil edebileceği,

düzenlemeye tabi tutulması gerektiği halde İmar Kanunu`nun 18. maddesi

hükmünün tatbiki mümkün olmayan hallerde, müstakil inşaata elverişli

olan kadastro parsellerine plana göre inşaat ruhsatı verileceği; aynı

yönetmeliğin 10/a maddesinde, düzenleme ile oluşacak imar parsellerinin

mümkün mertebe aynı yerdeki veya yakınındaki eski parsellere tahsisinin

sağlanacağı kuralı, aynı madde (b) bendinde de plan ve mevzuata göre

korunması mümkün olan yapıların tam ve hissesiz bir imar parseline

intibak ettirilmesinin sağlanacağı yolunda kurallar getirilmiştir.

Anılan Yasa ve Yönetmelik kurallarının birlikte

değerlendirilmesinden, parselasyon işlemiyle amaçlanan; imar planı, plan

raporu ve imar yönetmeliği hükümlerine göre imar adasının tüm biçim ve

boyutu, yapı düzeni, inşaat yaklaşma sınırı ve bahçe mesafeleri, yapı

yüksekliği ve derinliği, yerleşme yoğunluğu, taban alanı ve kat alanı

katsayısı, arazinin kullanma şekli, mülk sınırları, mevcut yapıların durumu

göz önüne alınmak suretiyle üzerinde yapı yapmaya elverişli imar parseli

oluşturulması ve yol, yeşil alan gibi kamu alanlarının imar parsellerinde

oluşan değer artışı karşılığında düzenlemeye giren parsel maliklerinden

bedelsiz olarak alınarak kamunun eline geçmesini sağlamaktır.

3194 sayılı Yasa`nın 18. maddesinin ikinci fıkrasının iptali istemiyle

itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru, anılan Mahkemenin

21.06.1990 günlü, E:1990/7, K:1990/11 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

Bu kararda; 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 18. maddesinin öngörüsü

olan, arazi ve arsa düzenlemesi sonucu taşınmazın esas yüzölçümünden

düşülen "düzenleme ortaklık payı"nın, bir kamu hizmeti nedeniyle artan

değer karşılığında, düzenlemeye tabi tutulan bölgenin gereksinimi olan

hizmet ve tesisler için kullanılması kuralı Anayasa Mahkemesi tarafından;

şehirlerimizde imar girişimlerinin başlamasıyla, taşınmazlarda meydana

gelecek değer artışı göz önüne alındığında, sözü edilen kuralın öngördüğü

oranın demokratik toplum düzeninin gereklerine ters düşmediği; yerleşim

birimlerinin iyileştirilmesi sonucunda, ulaşmasını öngördüğü düzeyin,

toplum yaşamı yönünden önem taşıyan kamu yararı, kamu düzeni ve

hukuk devleti kurumlarının iyi işlemesi ve sosyal yarar sağlama, ekonomik

ve sosyal dengeyi eşitlik ilkesi gereği oluşturma gibi haklı ve doğru bir

amaca yönelik bulunduğu, içeriği bakımından mülkiyet hakkının özüne

dokunmadığı, Anayasanın özüne ve sözüne uygun türde kamulaştırma

dışında kendine özgü bir sınırlama getirdiğini kabul ettiği; yapı yapma

dahil, kendisine tahsis edilen ve denkliği gözetilen taşınmaz üzerinde

tasarrufta bulunma hakkını kullanabilen malikin, kamulaştırma dışındaki

uygulama ile mülkiyet hakkının özüne dokunulmadığından bu kuralla

getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı

olmadığı; işlem konusu taşınmazdan "düzenleme ortaklık payı" olarak

ayrılan yerleri, şehirleşme için gerekli olan genel hizmetlerde kullanmaya

yetkili kıldığı, öngörülen koşullarla yönetimin bu yetkisini kötüye

kullanmasını önlenmek istediği; kamu yararı nedeniyle ve dengeli biçimde

sınırlama sonucu, değerlenen yeni yerinde yapılanma hakkını

kullanabilecek olan malikin mülkiyet hakkının özüne dokunulduğundan söz

edilemeyeceğinden, mülkiyet hakkını, Anayasa`nın 13. maddesinin 2.

fıkrasına uygun biçimde sınırladığı gerekçelerine yer vererek Anayasaya

aykırı görülmemektedir.

Bu aşamada, uyuşmazlıkta "düzenleme ortaklık payı" dışında,

görülen davanın incelemesi sırasında, 3194 sayılı Yasanın 18. maddesinin

uygulaması ile kapanan yol parçalarının davalı Belediye adına tescil

edilmesine dayanak oluşturan 2644 sayılı Tapu Kanunu`nun 21.

maddesinin ele alınması gerekmektedir.

2644 sayılı Yasa`nın anılan maddesinde; "Köy ve belediye sınırları

içinde kapanmış yollarla yol fazlaları köy veya belediye namına tescil

olunur." kuralı yer almaktadır.

Bu maddenin iptali istemiyle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine

yapılan başvuru, anılan Mahkemenin 12.01.2012 günlü, E:2011/23,

K:2012/3 sayılı karar ile reddedilmiştir. Bu kararın gerekçesi aşağıdaki

gibidir:

"2644 sayılı Tapu Kanunu`nun 21. maddesi köy ve belediye sınırları

içinde kapanmış yollarla yol fazlalarının köy veya belediye namına tescil

olunmasını öngörmektedir. Bu hüküm gereğince plan değişikliği ya da

benzeri nedenlerle bir yolun kapanması ya da bazı bölümlerinin yol

olmaktan çıkarılması durumunda bu şekilde açığa çıkan taşınmazların

belediye ya da köy sınırları içinde bulunması halinde bu tüzelkişilikler adına

tescil edilmesi gerekmektedir.

Anayasa`nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi, keyfi

yönetimin karşıtı olarak devletin hukuka bağlılığını ifade eder. Buna göre

devlet yetkisi kullanan tüm organların eylem ve işlemlerinin hukuka uygun

olması, işlemlerin hukuka uygunluğunun yargısal yollarla denetlenebilmesi

ve devletin tüm faaliyetlerinde bireylerin temel hak ve özgürlüklerine saygı

göstermesi gerekir.

Anayasa`nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı

birey özgürlüğü ile doğrudan ilgili olup, bireye emeğinin karşılığına sahip

olma ve geleceğe yönelik planlar yapma olanağı tanıyan temel bir haktır.

Devlet mülkiyet hakkına ancak kamu yararı amacıyla ve kanuna uygun

olarak müdahale edebilir.

Hukukumuzda, yollar kamu yararına tahsis edilmiş orta malı

niteliğinde olup kamu mallarının tâbi olduğu hukuki rejime bağlıdırlar.

Yollar zamanaşımı yoluyla kazanılamazlar, haczedilemezler ve yolların tapu

siciline kaydı gerekmez. Sadece ölçümü yapılarak haritalarında

gösterilmekle yetinilir.

Yollar zaman içinde gelişen ihtiyaçlara bağlı olarak imar planlarında

değişiklik yapılması suretiyle kapatılabileceği gibi bazı yol parçalarının açığa

çıkması da ihtimal dâhilindedir. Kapanan ya da açığa çıkan yol veya yol

parçaları kamu malı niteliğini kaybederek idarenin özel malı haline

geleceğinden kamu mallarına ilişkin koruma ortadan kalkar. Bu nedenle

itiraz konusu kural böylece açığa çıkan taşınmazların tapu sicilinin sağladığı

güvenceden yararlanabilmesi için tapu siciline tescilini öngörmektedir.

İdare yeni bir kararla bu taşınmazları kamu yararına tahsis ederek kamu

malına da dönüştürebilir. Aynı şekilde İmar Kanunu`nun 18. maddesi gereği 

parsellerin yeniden düzenlenmesinde eski yol parçalarını özel kişilerin

arsaları ile birleştirebilir. Eğer yeniden kamu yararına tahsis edilmezse,

idare özel hukuk rejimi çerçevesinde bu mallara tasarruf eder, gerekirse

satabilir.

Kamu mallarının ve idarenin özel mallarının tabi olduğu hukuki

rejim mevzuatımızda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. İdarenin keyfi

uygulamalara sapması halinde buna karşı adli ve idari yargıda dava açma

yolları açıktır. Bu nedenle itiraz konusu kuralın keyfiliğe yol açacak bir

düzenleme olduğu söylenemez.

Diğer taraftan kamu malları devletin mülkiyeti altındadır. İtiraz

yoluna başvuran mahkeme her ne kadar yolların kaynağı itibariyle özel

mülkiyet konusu taşınmaz olma ihtimalini dikkate alarak malik tarafından

rızaen yola terk edilen alanların idarenin bir kararı ile yol olmaktan

çıkarılarak idarenin özel malı haline getirilmesinin Anayasanın 35.

maddesine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüşse de, yollar kaynağı

itibariyle özel mülkiyetteki taşınmazlara dayansa bile bunlar çeşitli

usullerle kamu malı haline getirilmiş olabilirler. Kamulaştırma, düzenleme

ortaklık payı ayrılması gibi usuller özel mülkiyetteki taşınmazların yol

yapılmasında başvurulacak temel usullerdir. Bu hallerde malik taşınmazın

karşılığını ya kamulaştırma bedeli, tazminat ya da geri kalan

taşınmazlarının değer artışı yoluyla elde etmiş ve taşınmazın mülkiyeti

kamuya geçmiştir. Malikin rızasıyla yola terk etmesi de kaynaklardan birisi

olmakla birlikte bu durumda bir bağışlama söz konusu olup hukukumuzda

bağışlamanın şarta bağlı olarak yapılması mümkündür. Eğer malik

bağışladığı taşınmazın yol dışında başka bir amaç için kullanılmasını

istemiyorsa şarta bağlı bağışlama yapma imkânına sahiptir. Bu yönüyle

itiraz konusu kuralın mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği söylenemez."

2644 sayılı Tapu Kanunu`nun 21. maddesi ile bu maddenin iptali

isteminin reddine ilişkin Anayasa Mahkemesince verilen kararın

irdelenebilmesi için; öncelikle 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 18. maddesi

uyarınca yapılacak parselasyon işleminin değerlendirilmesi gerekmektedir:

3194 sayılı Yasa`nın 18. maddesine göre yapılacak arazi ve arsa

düzenlemesinin bir alanda uygulanabilmesinin ön koşulunu, bu Yasa

uyarınca onaylanarak yürürlüğe konulmuş uygulama imar planının

bulunması oluşturmaktadır.

İmar Kanunu`nun 10. maddesi belediyelere; imar planlarının

yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5

yıllık imar programlarını hazırlamak görevi vermiş;. Yönetmeliğin 5.

maddesi de, 5 yıllık imar programlarında öncelik tanımak ve beldenin

inkişaf ve ihtiyaç durumuna göre, yeterli miktarda arsayı, konut yapımına

hazır bulunduracak şekilde düzenleme sahalarını tespit etmek ve

uygulamasını yapmak mecburiyeti getirmiştir.

Parselasyon işlemi, imar planının araziye uygulaması işlemi olup, bu

çerçevede Yönetmeliğin 4/n maddesinde; "Parselasyon Planı: İmar planının

araziye uygulamasından sonra yapılacak röleve ölçülerine göre boyut

değiştirmeyen paftalar üzerine çizilen, kesin parselasyon durumunu

gösteren ve tapuya tescil işlemlerine esas alınan plandır." şeklinde

tanımlanmıştır.

Parselasyon işlemi için öncelikle düzenleme sahasının tespit

edilmesi gerekmektedir. Yönetmeliğin 4/a-b maddesindeki Düzenleme

Sahası ve Düzenleme Sınırı tanımlarına yukarıda yer verilmiş; 4/h

maddesinde, bir düzenleme sahasında yol, meydan, park, genel otopark,

yeşil saha gibi umumi hizmetlere ayrılan ve tescile tabi olmayan alanlar ile

cami, karakol yerleri ve ilgili tesisler için ayrılan alanların tümünü Umumi

Hizmetlere Ayrılan Miktar olarak nitelendirilmiştir.

Düzenleme Ortaklık Payı ise Yönetmeliğin 4/c maddesinde;

düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan yol, meydan, park, yeşil

saha, genel otopark gibi umumi hizmetlere ayrılan ve tescile tabi olmayan

alanlar ile cami, karakol yerleri ve ilgili tesisler için kullanılmak üzere,

düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında

düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların, düzenlemeden önceki

yüzölçümlerinden %40‘a kadar düşülebilen miktar ve/veya zorunlu

hallerde malikin muvafakatı ile tespit edilen karşılığı bedel olarak

belirtilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında;

Uygulama imar planı kapsamında düzenleme sahasında tespit

edilen bölge içerisindeki umumi hizmetlere ayrılan alanların toplam

yüzölçümü, düzenleme ortaklık payı miktarını oluşturmakta olup; bu saha

içindeki düzenleme ortaklık payı miktarının kadastro veya imar

parsellerinin toplam yüzölçümü miktarına oranlanması ile düzenleme

ortaklık payı oranı hesaplanmakta, düzenleme dolayısıyla meydana gelen 

değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düzenlemeye

tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinden eşit

oranda alınmaktadır.

3194 sayılı Yasa`nın 18. maddesi ile Yönetmelik, ilgili idareye bu

oranın tespit ile maliklerinden alınması konusunda takdir hakkı

tanımamakta; imar planında umumi hizmetlere ayrılan alanların ancak

düzenleme ortaklık payı için kullanılması, başka maksatlarla kullanılmaması

zorunluluğunu getirmektedir. "Düzenleme ortaklık payı" alınmasının

Anayasaya aykırılık oluşturmadığı da yukarıda gerekçesine yer verilen

kararda ayrıntısı ile gerekçelendirilmiş; mevzuatta düzenleme ortaklık payı

hesaplanmasına ilişkin açıklanan esaslar Danıştay Altıncı Dairesinin

kararlarına aynı şekilde yansımıştır.

Düzenleme sahasında, düzenlemeyi yapan ilgili idarenin kadastral

malik sıfatı taşımadan parselasyon işlemi sonrasında imar parselinde malik

olmasına 3194 sayılı Yasa`nın 18. maddesi imkan vermemektedir.

Ancak, 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 11. maddesinin 4342 sayılı

Yasa`nın 35. maddesiyle değişik 4. fıkrası, hazırlanan imar planı sınırları

içindeki kadastral yollar ile meydanlar, imar planının onayı ile bu vasıflarını

kendiliğinden kaybederek, onaylanmış imar planı kararı ile getirilen

kullanma amacına konu ve tabi olacağını öngörmekte olup; bu suretle

kapanan yolların imar planındaki kullanım amacının değişmesi ile ihdas

edilerek ilgili idare adına tesciline 2644 sayılı Tapu Kanunu`nun 21.

maddesi olanak sağlamaktadır.

Kapanan yolların ihdas yoluyla ilgili idare adına tescilinden sonra bu

taşınmazın düzenleme sahasında ne şekilde kullanılacağı 3194 sayılı

Yasa`nın 18. maddesinde getirilen ilkelerle belirlenmektedir.

Başka bir ifadeyle, uyuşmazlığa konu edilen kadastral yolların, imar

planı öncesi umumi hizmet vasfı üstlenmiş "arz parçasının" onaylanmış

imar planı kararında öngörülen kullanım amacına uygun şekilde

kullanılması zorunlu olup, kadastral durumdaki bu yolların kapatılıp ilgili

idare adına ihdas edilerek tescil görmesinin, düzenleme sahasında

kadastral aşamada malik olmayan ancak ihdas yoluyla adına tescil yapılan

ilgili idarenin, kadastral taşınmaz malikleri gibi nitelendirilmesi söz konusu

değildir. Bu nedenle imar parselinden idare adına tahsis yapılmasına

Anayasa ile 3194 sayılı Yasa`nın 18. maddesinin nasıl, hangi koşullarla

olanak sağladığının ele alınması gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesinin 21.06.1990 günlü, E:1990/7, K:1990/11

sayılı kararında da yer aldığı gibi, 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 18.

maddesinde yer alan "düzenleme ortaklık payı" öngörüsünün, bir kamu

hizmeti nedeniyle artan değer karşılığı olduğu; taşınmazlarda meydana

gelecek değer artışı göz önüne alındığında, bu kuralın öngördüğü oranın

demokratik toplum düzeninin gereklerine ters düşmediği; haklı ve doğru

bir amaca yönelik bulunduğundan içeriği bakımından mülkiyet hakkının

özüne dokunmadığı; Anayasanın özüne ve sözüne uygun türde

kamulaştırma dışında kendine özgü bir sınırlama getirdiği ve bu kuralla

getirilen sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı

olmadığı görülmektedir.

Yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve

çevre koşullarına uygun oluşmasını sağlamak amacıyla düzenlenmiş olan

3194 sayılı Yasa`nın 18. maddesi ise, ilgili idareye düzenlemeye tabi tutulan

taşınmaz maliklerinden, götürülen hizmetten dolayı bir karşılık alma yetkisi

vermekte olup, düzenlemeden önceki taşınmazına karşılık olarak verilen

taşınmaz da malikin tasarrufuna özgülendiği, mülkiyet hakkına kendine

özgü sınırlama getirdiği, bu kapsamda daha önce genel hizmetler için

kullanılan kadastral yolların imar planı kararı ile arzdaki fiili kullanımı sona

ermekle birlikte; alanda imar planı ile genel hizmetler kapsamındaki yollar

için taşınmaz ayrılması karşısında, ihdasen tescil edilen kapanan yolların

düzenleme sonucu elde edilen umumi hizmetler alanına tahsis edilmesi

gerekmektedir.

Aksine bir yaklaşım, umumi hizmet alanları olarak hizmet gören ve

kapanan yolların miktarı kadar ilave bir alanın, adeta "düzenleme ortaklık

payı" gibi kesilmesi, kadastral karşılığı olmadan düzenleme alanında

taşınmaz edinmesi sonucunu doğurur ki, bu durumun mülk sahiplerinin

aleyhine bir sonuç yaratması bir yana, 3194 sayılı Yasa`nın 18. maddesinin

amacının dışında, ilgili idare adına taşınmaz elde edilmesine imkan

sağlayacaktır.

Danıştay Altıncı Dairesinin yerleşik kararları da; parselasyon işlemi

yapılırken düzenleme alanında kapanan kadastral yolların bulunması

durumunda düzenleme ortaklık payının, kamu alanlarına ayrılan yerlerden

bu kapanan kadastral yolların düşülmesinden sonra hesaplanması ve

düzenlemeye giren parsel maliklerinden bu miktarın alınması suretiyle 

 

şahıs arazilerinden daha fazla oranda düzenleme ortaklık payı kesilmesine

yol açılmamasını öngörmektedir.

Danıştay Altıncı Dairesinin yerleşik kararları Anayasa Mahkemesinin

12.01.2012 günlü, E:2011/23, K:2012/3 sayılı kararı ile birlikte

değerlendirildiğinde ise;

Anayasa Mahkemesinin kararında; kapanan ya da açığa çıkan yol

veya yol parçaları kamu malı niteliğini kaybederek idarenin özel malı haline

geleceğinden kamu mallarına ilişkin koruma ortadan kalkacağı, bu nedenle

açığa çıkan taşınmazların tapu sicilinin sağladığı güvenceden

yararlanabilmesi için tapu siciline tescilini öngördüğü, idarenin yeni bir

kararla bu taşınmazları kamu yararına tahsis ederek kamu malına da

dönüştürebileceği, aynı şekilde İmar Kanunu`nun 18. maddesi gereği

parsellerin yeniden düzenlenmesinde eski yol parçalarını özel kişilerin

arsaları ile birleştirebileceği, eğer yeniden kamu yararına tahsis edilmezse,

idare özel hukuk rejimi çerçevesinde bu mallara tasarruf edebileceği,

gerekirse satabileceği, idarenin keyfi uygulamalara sapması halinde buna

karşı adli ve idari yargıda dava açma yollarının açık olduğu, bu nedenle

keyfiliğe yol açacak bir düzenleme olduğunun söylenemeyeceği,

Anayasa`nın 125. maddesine göre, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine

karşı yargı yolu olduğu vurgulanmaktadır.

Anayasa Mahkemesi kararında da yer verildiği üzere, Anayasa`nın

125. maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı

yolu açıktır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 2. maddesinde

tanımlanan iptal davaları ile tam yargı davalarını 2576 sayılı Bölge İdare

Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve

Görevleri Hakkında Kanunu`n 5. maddesi uyarınca, idare mahkemeleri

çözümlemekle görevlendirilmiştir. Anayasa`nın 155. maddesinde

düzenlenen Danıştay, idari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir

idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii

olarak görevlendirilmiş Yüksek İdare Mahkemesidir.

Bu düzenlemelere göre, 3194 sayılı İmar Kanunu`nun 18. maddesi

uyarınca tesis edilen idari işlemin yargısal denetimini yapmakla ilk

derecede idare mahkemesi, temyiz aşamasında ise Danıştay görevlidir.

Başka bir ifadeyle, parselasyon işleminin iptali istemiyle açılan davanın

görüm ve çözümü Anayasa Mahkemesi kararına yansıdığı gibi idari yargı 

mercilerine ait olup, anılan kararda, kapanan yolların hukuki güvencesinin

tapu siciline kayıt yoluyla sağlanmasından sonra, bu taşınmazın adına tescil

yapılan idare tarafından kullanılabilmesine ilişkin ihtimali durumlar

sayılarak, keyfi uygulamalara karşı yargı yolunun da açık olduğu üzerinde

durulmuş olup, parselasyon işlemi kapsamında, bu denetim de idari yargı

merciilerine aittir.

Danıştay Altıncı Dairesinin kapanan kadastral yollara ilişkin yerleşik

kararları, kapanan kadastral yolların ilgili idare adına tescil edilmemesini

değil, tescil edildikten sonra parselasyon işlemi kapsamında, kadastral

durumda, kadastral sahadaki kullanılma amacına paralel olarak, uygulama

imar planı aşamasında, düzenleme sınırı içerisindeki umumi hizmet alanları

için kullanılmasını, eğer umumi hizmet alanlarından idarenin elde ettiği

taşınmaz daha fazla ise ancak o zaman Anayasa Mahkemesi kararına

yansıyan diğer ihtimaller doğrultusunda kullanabileceği, bunun dışında

özel hukuk rejimi kapsamında kullanması konusunda bir takdir yetkisinin

bulunmadığı, aksine bir değerlendirmenin İmar Kanunu`nun amacı ile de

çelişecek, parselasyon işleminin bu amaç dışında taşınmaz edinme amacına

yöneltebilecek, 18. maddede belirlenen sınırlamaların aşılması sonucunu

doğuracaktır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptali yolundaki temyize

konu Çorum İdare Mahkemesinin 28/11/2011 günlü, E:2009/49,

K:2011/866 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu‘nun

49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi

bulunmadığından, bozma istemi yerinde görülmeyerek anılan mahkeme

kararının onanmasına, dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu

kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın

düzeltilmesi yolu açık olmak üzere 05/11/2013 gününde oybirliğiyle karar

verildi.

YAYINLAR Kitaplar

BELEDİYELERİN SINIRLARI

TÜRKİYE`DE ULUSAL VE YEREL PLANLAMA İLİŞKİLERİ: MERSİN İLİ ÖRNEĞİ

YEREL YÖNETİMLER İÇİN MAL ALIMI İHALELERİ KILAVUZU

Tüm Yayınlar
TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) Yerel Yönetimler Merkezi
85. Cadde Yücetepe 06100, ÇANKAYA / ANKARA
"YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı" Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yerel Yönetimler Merkezi'ne aittir. YerelNET'in içeriğini oluşturan bilgiler, uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır. Uzmanlar tarafından hazırlanan içeriğin hukuki sorumluluğu tümüyle yazarlarına aittir. İlgili içeriğe istinaden idari ve mali sorumluluk gerektiren iş ve işlemlerin yapılması idarelerin kendi sorumluluğu altındadır. YerelNET'de yayımlanan veritabanının içerikleri, ilgili Kamu Kurumları tarafından sağlanmış ve Merkez tarafından güncelleştirilmiştir / güncelleştirilmektedir. Tüm Veritabanları 5.000'e yakın içerik sağlayıcı kullanıcımız tarafından güncel tutulmaktadır. İçerik sağlayıcı kullanıcılar tarafından (Belediye, İl Özel İdare, İlçe ve Birlik) girilen her türlü bilginin hukuki ve cezai sorumluk kendilerine ait olup TODAİE'ye sorumluluk hiçbir şekilde atfedilemez. Yoğun bir emek ve uzmanlık ürünü olan YerelNET'teki tüm bilgi ve materyal, ilgili yasaların koruması altındadır. YerelNET'e ait her türlü yazılım kodu, veritabanı içeriği ve görsel materyal kesinlikle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz ve başka bir bilgisayara yüklenemez. TODAİE Yerel Yönetimler Merkezi, YerelNET içeriğinin kullanımı ile ilgili fikri ya da başka haklarını çiğneyen veya uygulanabilir diğer yasalara aykırı kullanım durumlarına karşı hukuki yollara başvurma hakkını saklı tutar. Yalnızca, ticari olmayan amaçlar için kaynak gösterilerek kullanılabilir. Bu tip kullanımımlarda bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu kaynak gösterilmesine karşın YerelNET'in yükümlülüğünde değildir. TODAİE - Yerel Yönetimler Merkezi her türlü sorumluluğu reddeder.

YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün bir hizmetidir.