1- Davacıya ait parselin, imar planında Anadolu Öğretmen Lisesi alanı olarak ayrılması ve aradan yirmi yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına karşın idarece kamulaştırma yapılmadığı gibi ne zaman yapılabileceği konusunda da davacıya bir bilgi de verilmemesi nedeniyle, davacının mülkiyet haklarının belirsiz bir süre ile kısıtlanması sonucunu doğuran işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı; 2- Bununla birlikte, davacının mülkiyet hakkını ihlal eden kısıtlamanın kaldırılması hukuken zorunlu ise de, bu amaçla yapılacak imar planı değişikliğinde davacının mülkiyet hakkını kısıtlama olmadan kullanımını ve taşınmazı üzerinde kısıtlama olmadan tasarruf etmesini sağlayacak farklı kullanım amaçlarının, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları çerçevesinde belirlenmesinde ve planlanmasında yetkinin davalı idarede bulunduğu hakkında.

 T.C.

D A N I Ş T A Y

İdari Dava Daireleri

Kurulu

Esas No : 2010/2108

Karar No : 2013/4577

 

Temyiz Eden (Davalı) : Nazilli Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. … - Av. …

Karşı Taraf (Davacılar) : 1- …, 2- …, 3- …, 4- …, 5- …, 6- …

Vekilleri : Av. …

İstemin Özeti : Aydın 1. İdare Mahkemesinin 20/05/2010 günlü,

E:2010/665, K:2010/802 sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması,

davalı idare tarafından istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir. 

Danıştay Tetkik Hakimi : Burakhan Melikoğlu

Düşüncesi : Temyiz isteminin kabulü ile ısrar kararının bozulması

gerektiği düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, dosyanın

tekemmül ettiği anlaşıldığından davalı idarenin yürütmenin durdurulması

istemi görüşülmeyerek dosya incelendi, gereği görüşüldü:

Dava; davacılara ait parselin Anadolu Öğretmen Lisesi alanından

konut alanına dönüştürülmesi isteminin reddine ilişkin belediye meclisi

kararının iptali istemiyle açılmıştır.

Aydın 1. İdare Mahkemesinin 05/12/2008 günlü, E:2008/336,

K:2008/1621 sayılı kararıyla, uyuşmazlığın davacılara ait olup imar planında

anadolu öğretmen lisesi yeri olarak ayrılan taşınmazın konut alanına

dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği yönünden gereken şartların oluşup

oluşmadığına ilişkin olduğu, yatırımcı kurum olan Milli Eğitim Bakanlığınca

taşınmaza eğitim tesis yeri olarak ihtiyaç duyulmadığı ve imar planındaki

okul yerinin kaldırılması yolunda görüş bildirildiği, bu durumda, davacıların

talebi doğrultusunda imar plan değişikliği yapılması önünde hukuki bir

engel kalmadığı, ayrıca imar planında kaldırılacak okul yeri için eşdeğer

alan ayrılması gerektiğinden bahisle plan değişiklik talebinin

reddedilmesinin, taşınmaza okul yeri olarak ihtiyaç duymadığını bildiren

yatırımcı idarenin iradesinin yok sayılmasına yol açacağı gibi taşınmazın

1978-1993 yılında yeşil alan, 1993 yılından itibaren ise okul yeri olarak

ayrılması sebebiyle malikin gayrimenkulü üzerinde tasarrufta

bulunmamasından kaynaklanan durumun Anayasa‘da güvence altına

alınmış olan mülkiyet hakkının ihlali boyutuna varacağı, bu itibarla, dava

konusu işlemde kamu yararı ve hizmet gerekleri yönünden hukuka uyarlık

bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.

Anılan karar, temyiz incelemesi sonucunda, Danıştay Altıncı

Dairesinin 11/12/2009 günlü, E:2009/7153, K:2009/11915 sayılı kararıyla,

uyuşmazlığa konu taşınmazın Anadolu Öğretmen Lisesi için ayrıldığı;

böylece malikin bu taşınmazla ilgili tasarruf olanağının kısıtlandığı, söz

konusu kısıtlamanın dayanağını oluşturan 3194 sayılı Yasa`nın 13.

maddesinin 1. fıkrasının Anayasa Mahkemesinin 29/12/1999 günlü,

E:1999/33, K:1999/51 sayılı kararıyla iptal edildiği, henüz iptal edilen 

hükümler yerine yeni bir düzenleme getirilmemiş olması nedeniyle

taşınmaz maliklerinin genel hükümler uyarınca öncelikle imar planında

değişiklik yapılması yönünde bu konuda işlem tesisine yetkili olan

belediyeye başvuruda bulunmaları gerektiği; ilgililerin imar planı değişikliği

istemlerinin idarelerce çevredeki nüfus, yoğunluk ve donatım dengesi

yönünden irdelenmesi gerektiği, planlamanın genel ilkeleri dikkate alınarak

uyuşmazlık konusu taşınmaza ayrıldığı amaç için ihtiyaç bulunmadığı

sonucuna varıldığı takdirde plan değişikliği yapılmasının mümkün

olduğunun açık olduğu; davalı idarece işlem tesisine gerekçe olarak

gösterilen hususların dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerle birlikte

değerlendirildiğinde, imar planı değişikliği isteminin şehircilik ilkelerine,

planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının yerinde keşif

ve bilirkişi incelemesi yaptırılması suretiyle açıklığa kavuşturulmasından

sonra bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle

bozulmuş ise de, İdare Mahkemesince, bozma kararına uyulmayarak dava

konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.

Davalı idare, anılan ısrar kararını temyiz etmekte ve bozulmasını

istemektedir.

Yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların; plan, fen, sağlık ve

çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla hazırlanarak

yürürlüğe konulan 3194 sayılı İmar Kanunu`nun; 7. ve 8. maddeleriyle,

belirli koşullarla, belediyelere ve valiliklere yerleşim yerlerinde imar

planlarını hazırlama ve yürürlüğe koyma yükümlülüğü getirilmiştir.

Aynı Kanun`un 10. maddesinde; "Belediyeler; imar planlarının

yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5

yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının

görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri

görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar,

belediye meclisince kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde

bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına

bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu

hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu

program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek kamu

kuruluşlarının bütçelerine konulur. İmar programlarında, umumi

hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan

gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler 

gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen

haklar devam eder" hükmüne yer verilmek suretiyle, belediyelere, imar

planlarını uygulamak üzere belirtilen süre içerisinde imar programını

hazırlama; programı uygulamaya koyma, ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarına

ise imar programlarında kendi görev alanlarındaki kamu hizmeti için

ayrılan özel mülkiyete ait arsaları kamulaştırma zorunluluğu yüklenmiştir.

Anılan Kanun`un 13. maddesinin, ilk halinde ise, "Resmî yapılara,

tesislere ve okul, cami, yol, meydan, otopark, yeşil saha, çocuk bahçesi,

pazar yeri, hal, mezbaha ve benzeri umumî hizmetlere ayrılan alanlarda

inşaata ve mevcut bina varsa esaslı değişiklik ve ilaveler yapılmasına izin

verilmez. Ancak imar programına alınıncaya kadar mevcut kullanma şekli

devam eder.

Ancak, parsel sahibi imar planlarının tasdik tarihinden itibaren beş

yıl sonra müracaat ettiğinde imar planlarında meydana gelen

değişikliklerden ve civarın özelliklerinden dolayı okul, cami ve otopark

sahası ve benzeri umumî hizmetlere ayrılan alanlardan ilgili kamu

kuruluşunca yapımından vazgeçildiğine dair görüş alındığı takdirde, tüm

belirli çevredeki nüfus, yoğunluk ve donatım dengesini yeniden irdeleyerek

hazırlanacak yeni imar plânına göre inşaat yapılır. Bu Kanunun yayımı

tarihinden önce yapılan imar planlarında, bahsedilen beş yıllık süre bu

Kanunun yürürlük tarihinden itibaren geçerlidir......" kuralına yer verilerek

bir yandan , imar planında kamunun kullanımına ayrılan taşınmazların

maliklerine yönelik olarak, taşınmazlarını tasarruf etme konusunda

kısıtlamalar getirilirken, diğer yandan, taşınmaz maliklerinin mülkiyet

haklarının uzun süre kısıtlanmaması amacıyla, imar planının

onaylanmasından itibaren beş sene geçmesi şartıyla, taşınmaz maliklerine

belli haklar tanınmış ise de; Anayasa Mahkemesinin 29/12/1999 günlü,

E:1999/33, K:1999/51 sayılı kararı ile "Demokratik bir toplumda temel hak

ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın

gerektirdiğinden fazla olması düşünülemez.

Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun,

kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli

bir özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan

kaldıracak düzeye vardırılmaması gerekir.

3194 sayılı Yasa‘nın 13. maddesinin itiraz konusu birinci fıkrasında

imar planlarında, resmi yapı, okul, cami, yol, meydan gibi umumi

hizmetlere ayrılan yerlerin, imar programına alınıncaya kadar mevcut

kullanma şeklinin devam edeceği öngörülmüştür. Yasa‘nın 10. maddesinde

de belediyelerin, imar plânlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde

bu planı uygulamak üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlayacakları

belirtilmiş, ancak Yasa‘da bu plânların tümünün hangi süre içinde

programa alınarak uygulanacağına ilişkin bir kurala yer verilmemiştir.

13. maddenin birinci fıkrası uyarınca imar planlarında umumi

hizmetlere ayrılan yerlerin mevcut kullanma şekillerinin ne kadar devam

edeceği konusundaki bu belirsizliğin, kişilerin mülkiyet hakları üzerinde

süresi belli olmayan bir sınırlamaya neden olduğu açıktır.

İmar planlarının uygulamaya geçirilmesindeki kamusal yarar

karşısında mülkiyet hakkının sınırlanmasının demokratik toplum düzeninin

gerekleriyle çelişen bir yönü bulunmamakta ise de, itiraz konusu kuralın

neden olduğu belirsizliğin kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi

bozarak mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getirmesi, sınırlamayı aşan

hakkın özüne dokunan bir nitelik taşımaktadır." gerekçesiyle, 3194 sayılı

Yasa`nın, 13. maddesinin 1. fıkrasının iptaline,1. fıkrasının iptali nedeniyle

uygulanma olanağı kalmayan 3. fıkrasının da iptaline, iptal edilen kurallar

nedeniyle meydana gelen hukuksal boşluk kamu düzenini tehdit ve kamu

yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa‘nın 153. maddesinin

üçüncü fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete‘de

yayımlanmasından başlayarak 6 ay sonra yürürlüğe girmesine karar

verilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin aktarılan iptal kararının, esas itibarıyla,

3194 sayılı Yasa`nın 13. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen kısıtlamaların

neden olduğu belirsizliğin kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi

bozarak mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getirdiği gerekçesine dayandığı,

aynı maddenin, mülkiyet hakkı kısıtlanan kişilere bazı güvenceler sağlayan

3. fıkrasının ise, 1. fıkranın iptali sonucu uygulanma olanağı kalmaması

nedeniyle, zorunlu olarak iptal edildiği, bu iptalin doğuracağı hukuki boşluk

öngörülerek yasama organına yeni bir yasal düzenleme yapılması amacıyla

süre verildiği anlaşılmaktadır.

Anılan Anayasa Mahkemesi kararı; 29/06/2000 günlü, 24094 sayılı

Resmi Gazete‘de yayımlanmış ve bugün itibarıyla altı aylık süre dolmuş ise

de, henüz oluşan hukuki boşluğu doldurmak amacıyla herhangi bir yasal

düzenleme yapılmamıştır.

Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı ve bu iptal kararının

doğurduğu hukuki boşluğu giderecek yeni bir yasal düzenlemenin halen

yapılmaması sonucunda ortaya çıkan mevcut hukuksal durumda, bir

yandan, imar planlarında kamunun kullanımına ayrılmış taşınmazlar

üzerinde, maliklerin ne gibi tasarruflarda bulunacağı ya da bulunamayacağı

konusu belirsiz hale gelmiş; diğer yandan, kamunun kullanımına ayrılmış

olmakla birlikte henüz kamulaştırılmamış olan taşınmazlarla ilgili olarak da

malikler tamamen güvenceden yoksun kalmıştır. Her ne kadar, 3194 sayılı

Yasanın yukarıda metnine yer verilen 10 maddesinde, imar planlarının

yürürlüğe girmesinden itibaren en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek

üzere 5 yıllık imar programlarının hazırlanacağı ve program kapsamındaki

taşınmazların ilgili kamu kuruluşlarınca kamulaştırılacağı öngörülmüş ise

de, yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında da açıklandığı gibi,

imar programlarının; dayanağı imar planlarının tümünü kapsaması

hukuken zorunlu olmadığından; imar programı dışında kalan taşınmazların

hukuki durumu, bu taşınmazların kamulaştırılacağı zaman, malikin

mülkiyet hakkı üzerindeki kısıtlamaların süresi konularındaki belirsizliğin

uzun süre devam etmesi olasıdır.

Nitekim, uygulamaya bakıldığında; imar planlarında kamunun

kullanımına ayrılmış olan yerlerde kalan taşınmazlar üzerinde, maliklerin

ileriye dönük tasarruflarda bulunamadıkları, taşınmazları kamulaştırma

işlemine konu teşkil edeceğinden satış değerlerinin düştüğü, bu arsaların

rayiç değerinden satılamadığı, ancak kamulaştırma bedelini almak suretiyle

yarar sağlamalarının mümkün olduğu; diğer taraftan, Belediyelerin veya

ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının, ödenek yetersizliği gibi nedenlerle,

kamunun kullanımına ayrılmış taşınmazları kamulaştırmada uzun süre

geciktikleri; ayrıca, kamu hizmeti gereklerine uygun olarak ikame edecek

başka bir yeri belirleme ve yer değişikliği için ilgili yatırımcı kuruluşun

görüşünü alma mükellefiyetinden dolayı, belediyelerin uzun süre

kamulaştırılmayan özel mülkiyetteki taşınmazları, imar planlarında

değişiklik yapmak suretiyle plandan çıkarmayı istemedikleri görülmektedir. 

Aktarılan hukuksal durum ve uygulamada karşılaşılan diğer

sorunların, kişilerin mülkiyet hakkını kısıtladığı ve bu nedenle, Türkiye

tarafından 18.05.1954 tarihinde onaylanan Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi Eki 1. Protokolün 1. maddesinin 1. bendinde "Her gerçek ve

tüzel kişi, maliki olduğu şeyleri barışçıl bir biçimde kullanma hakkına

sahiptir. Kamu yararı gerektirmedikçe ve uluslararası hukukun genel ilkeleri

ile hukukun aradığı koşullara uyulmadıkça, hiç kimse mülkiyetinden yoksun

bırakılamaz." hükmüne aykırı durumların ortaya çıkmasına yol açabileceği

açıktır.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, benzer bir mülkiyet

hakkı ihlali iddiasıyla açılmış olan, Hakan Arı/Türkiye Davasında (Başvuru

No:13331/07) 11.01.2011 gününde verdiği kararda , ".... başvuran mülkiyet

hakkına karşı orantısız bir müdahalenin yapıldığını öne sürmektedir.

Hükümet mülkiyetten yoksun bırakma gibi bir durumun söz konusu

olmadığını ve başvuranın arazisini kullanmaya ve fidanlık olarak ekip

biçmeye devam edebileceğini savunmaktadır.

AİHM‘ye göre başvuranın mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale

söz konusudur. Taşınmazın şehir imar planında okul yapımı için

öngörülmesi yalnızca imar yasağından etkilenmesine yol açmamış, aynı

zamanda araziden istifade edilmesini de olanaksız hale getirmiştir. Geriye

Ek 1 No‘lu Protokol‘ün 1. maddesinin ihlal edilip edilmediğini tespit etmek

kalmaktadır.

AİHM başvuranın taşınmazına el atılmaması nedeniyle re‘sen

gerçekleşmiş bir müdahalenin olmadığını gözlemlemektedir. AİHM bunun

yanı sıra mülkiyetin transferinin gerçekleşmemiş olduğu ihtilaf konusu

davayı görünenlerin ötesine geçerek gerçek yüzüyle inceleyeceğini

belirtmektedir (...). AİHM bu bağlamda, başvuran tarafından öne sürülen

durumun etkilerinin mülkiyet hakkına yönelik kısıtlamalardan ileri geldiğini,

gayrimenkulün değeri ile ilintili olduğunu ve sonucu itibarıyla bütün olarak

taşınmazın kullanılabilirliğini azalttığını anımsatır. AİHM buna karşın, özüne

yönelik kayba uğrasa da mezkur hakkın kaybolmadığını not etmektedir.

Dile getirilen bütün bu tedbirlerden başvuranın mülkiyet hakkından yoksun

bırakıldığı gibi bir çıkarımda bulunulamamaktadır. Başvuran ne taşınmazına

erişim hakkını ne de onun maliki olmayı kaybetmiş, esasen taşınmazın

satışı konusunda sıkıntı yaşamıştır. .....

AİHM yine de başvuran tarafından dile getirilen durumun Ek 1 No‘lu

Protokol‘ün 1. maddesinin ilk cümlesi kapsamına girdiğini ifade etmektedir

(....).

AİHM kamu yararının gerekleri ile başvuranın temel haklarının

korunması arasında hüküm sürmesi gereken adil dengenin gözetilip

gözetilmediğini incelemeye alacaktır (.....)......

Başvuranın imar iznini elde etme konusunda meşru bir beklentisi

bulunmaktadır. Zira okul inşaatının öngörüldüğü şehir imar planını

müteakip kamulaştırma amacıyla sonradan araziye imar yasağı

getirilmiştir. Bu yasak halen sürmektedir....

AİHM başvuranın ilgili bütün bu dönem boyunca mülkiyetinin

akıbeti konusunda bir belirsizliğe itildiğini gözlemlemektedir. İlk etapta

idari bütçe kaynaklarının yetersizliği nedeniyle mezkur arazi

kamulaştırılamamış, ikinci süreçte belediyenin 22 Eylül 2005 tarihinde

kabul ettiği yeni şehir imar planına göre başvuranın taşınmazı bir kez daha

okul yapımı kararından etkilenmiştir.

AİHM bu bağlamda, Hükümet tarafından iç hukukta başvuranın

taşınmazının belirsizliğini telafi edecek herhangi bir hukuki kararın alındığı

dile getirilmemiştir.

AİHM söz konusu bu durumun başvuranın mülkiyet hakkından tam

anlamıyla yararlanması önünde engel teşkil ettiğine ve arazinin satış şansı

da dahil, sonucu itibarıyla taşınmazın değerini hatırı sayılır ölçüde

azalttığına itibar etmektedir.

Ayrıca başvuranın uğradığı kayıp hiçbir tazminat miktarı ile

giderilmemiştir.

Bütün bu sözü edilenler AİHM‘yi başvuranın, kamu yararının

gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi

bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldığı

yönünde düşünmeye sevk etmektedir ....

AİHM bu nedenle Ek 1 No‘lu Protokol‘ün 1. maddesinin ihlal edildiği

sonucuna varmaktadır." gerekçesiyle Türkiye‘yi tazminat ödemeye

mahkum etmiştir.

Gelinen bu noktada, ortaya çıkan hukuki boşluğun doğurduğu

uyuşmazlıklar, bu uyuşmazlıklarla ilgili olarak verilen Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi kararları; Anayasa Mahkemesi kararından sonra ortaya çıkan

hukuki boşluğun, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu`nun 1. maddesinde yer

alan "Kanun`da uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim, örf ve adet

hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural

koyacak idiyse ona göre karar verir." kuralı gereğince, idari yargı

organlarınca doldurulmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu nedenle, uyuşmazlık, açıklanan çerçevede incelenmiştir.

Anayasa`nın 35. maddesinde; "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir."

hükmü yer almış; yine Anayasa`nın 13. maddesinde " Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa`nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa`nın sözüne ve ruhuna, demokratik

toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine

aykırı olamaz." hükmüne yer verilmiştir.

Anayasa`nın 90/4. maddesi uyarınca, iç hukukumuz bakımından da

bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi`nin 1 No`lu ek Protokolünün

1. maddesinde de, "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası

hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun

bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek (...) için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." düzenlemesi

yer almıştır.

Dosyanın incelenmesinden; davacıya ait parselin imar planında

1978 yılında yeşil alan olarak ayrıldığı, Milli Eğitim Bakanlığının talebi

üzerine taşınmazın imar planındaki tahsis amacının 1993 yılında anadolu

öğretmen lisesi olarak değiştirildiği, bu kez Milli Eğitim Bakanlığının

05/06/2006 günlü, 3256 sayılı işlemi ile dava konusu taşınmaza ihtiyaç

duyulmadığı ve imar planındaki okul yapımına yönelik tahsisin kaldırılması

yolunda olur verildiği, davacılarca anılan olura istinaden taşınmazın konut

alanına dönüştürülmesi yolundaki başvurunun Nazilli Belediye Meclisi

kararı ile reddedilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı

anlaşılmaktadır.

Davacıya ait söz konusu parselin, imar planında kamunun kullanımı

için Anadolu Öğretmen Lisesi alanı olarak ayrılması nedeniyle bu parselde

artık yapılaşmaya gidilemeyeceği ve bu nedenle maliklerinin tasarruf 

haklarının kısıtlandığı açıktır. İdareye başvuru tarihi itibarıyla aradan yirmi

yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına karşın idarece kamulaştırma

yapılmadığı gibi ne zaman yapılabileceği konusunda da davacıya bir bilgi de

verilmemiştir. Ayrıca, Anadolu Öğretmen Lisesi alanı olarak ayrılan parseli

yatırımcı kuruluş olarak kamulaştırma yetkisi bulunan Milli Eğitim Bakanlığı

da, bölgede böyle bir okula ihtiyaç bulunmadığını ve kamulaştırmadan

vazgeçtiğini belirtmiştir. İmar planında Anadolu Öğretmen Lisesi alanı

olarak ayrılan bu parseli davalı belediyenin kamulaştırması da hukuken

mümkün değildir. Tüm bu nedenlerle, davacının maliki olduğu parselin

durumu ve mülkiyet hakkından yararlanma olanağı belirsizlik içindedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yukarıda da yer verilen, Hakan

Arı/Türkiye Davasında (Başvuru No:13331/07) verdiği kararda, söz konusu

bu durumun başvuranın mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanması

önünde engel teşkil ettiği ve arazinin satış şansı da dahil, sonucu itibarıyla

taşınmazın değerini hatırı sayılır ölçüde azalttığı değerlendirmesinde

bulunarak, malikin, kamu yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı arasında

gözetilmesi gereken adil dengeyi bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir

yüke katlanmak zorunda kaldığı sonucuna varmış ve Türkiye‘nin ilgili kişinin

mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir.

Bu bağlamda, uyuşmazlık konusu olayda da, davacıların mülkiyet

haklarının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı açık olup bu kısıtlamanın

kaldırılmaması sonucunu doğuran işlemde bu yönüyle hukuka uyarlık

bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Öte yandan, davacının idareye başvurusunun, parselin kullanım

amacının konut alanı olarak değiştirilmesi isteğini içerdiği görülmekte olup,

davalı idarece bu isteğin aynen yerine getirilmesinin hukuken zorunlu olup

olmadığının ayrıca incelenmesi gereklidir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yukarıda yer verilen kararında,

böylesi karmaşık ve düzenleme yapılmasını gerektiren alanlarda devletlerin

şehir planlamasına yönelik politikalarında belirli bir takdir payından

yararlanmalarının doğal olduğunu, güdülen amaç çerçevesinde, mülkiyet

hakkına yönelik müdahalede genel kamu menfaatlerine riayet edildiği

değerlendirmesinde de bulunmuştur.

Bu bağlamda, davacının mülkiyet hakkını ihlal eden kısıtlamanın

kaldırılması hukuken zorunlu olmakla birlikte, bu amaçla yapılacak imar

planı değişikliğinde davacıya ait parselin kullanım amacının konut olarak 

belirlenip belirlenemeyeceğini ortaya koymak için, şehircilik ilkeleri ve

planlama esasları çerçevesinde bir inceleme yapılması zorunludur.

Yapılacak böyle bir inceleme sonucunda, davacının mülkiyet hakkını

kısıtlama olmadan kullanımını ve taşınmazı üzerinde kısıtlama olmadan

tasarruf etmesini sağlayacak farklı kullanım amaçlarının, şehircilik ilkeleri

ve planlama esasları çerçevesinde belirlenmesinde ve planlanmasında

yetkinin davalı idarede bulunduğu açıktır.

Sonuç olarak, dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin reddine, Aydın

1. İdare Mahkemesinin 20/05/2010 günlü, E:2010/665, K:2010/802 sayılı

kararının yukarıda yer verilen gerekçeyle onanmasına, kararın tebliğ

tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak

üzere, 16/12/2013 gününde gerekçede ve esasta oyçokluğu ile karar

verildi.

KARŞI OY

X- Temyiz edilen ısrar kararının, Danıştay Altıncı Dairesinin

11/12/2009 günlü, E:20097153, K:2009/11915 sayılı kararında yer verilen

gerekçelerle bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

KARŞI OY

XX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; İdare

Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu,

dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını

gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz

isteminin reddi ile ısrar kararının aynen onanması gerektiği oyuyla karara

gerekçe yönünden katılmıyorum. 

Kaynak: http://www.danistay.gov.tr/upload/yayinlar/14_08_2015_101116.pdf

YAYINLAR Kitaplar

BELEDİYELERİN SINIRLARI

TÜRKİYE`DE ULUSAL VE YEREL PLANLAMA İLİŞKİLERİ: MERSİN İLİ ÖRNEĞİ

YEREL YÖNETİMLER İÇİN MAL ALIMI İHALELERİ KILAVUZU

Tüm Yayınlar
TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) Yerel Yönetimler Merkezi
85. Cadde Yücetepe 06100, ÇANKAYA / ANKARA
"YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı" Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yerel Yönetimler Merkezi'ne aittir. YerelNET'in içeriğini oluşturan bilgiler, uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır. Uzmanlar tarafından hazırlanan içeriğin hukuki sorumluluğu tümüyle yazarlarına aittir. İlgili içeriğe istinaden idari ve mali sorumluluk gerektiren iş ve işlemlerin yapılması idarelerin kendi sorumluluğu altındadır. YerelNET'de yayımlanan veritabanının içerikleri, ilgili Kamu Kurumları tarafından sağlanmış ve Merkez tarafından güncelleştirilmiştir / güncelleştirilmektedir. Tüm Veritabanları 5.000'e yakın içerik sağlayıcı kullanıcımız tarafından güncel tutulmaktadır. İçerik sağlayıcı kullanıcılar tarafından (Belediye, İl Özel İdare, İlçe ve Birlik) girilen her türlü bilginin hukuki ve cezai sorumluk kendilerine ait olup TODAİE'ye sorumluluk hiçbir şekilde atfedilemez. Yoğun bir emek ve uzmanlık ürünü olan YerelNET'teki tüm bilgi ve materyal, ilgili yasaların koruması altındadır. YerelNET'e ait her türlü yazılım kodu, veritabanı içeriği ve görsel materyal kesinlikle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz ve başka bir bilgisayara yüklenemez. TODAİE Yerel Yönetimler Merkezi, YerelNET içeriğinin kullanımı ile ilgili fikri ya da başka haklarını çiğneyen veya uygulanabilir diğer yasalara aykırı kullanım durumlarına karşı hukuki yollara başvurma hakkını saklı tutar. Yalnızca, ticari olmayan amaçlar için kaynak gösterilerek kullanılabilir. Bu tip kullanımımlarda bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu kaynak gösterilmesine karşın YerelNET'in yükümlülüğünde değildir. TODAİE - Yerel Yönetimler Merkezi her türlü sorumluluğu reddeder.

YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün bir hizmeti olup T.C. Kalkınma Bakanlığı tarafından finansal açıdan desteklenmektedir.