Kıyı kenar çizgisinden itibaren 100 metrelik sahil şeridi içerisinde kalan ve kısmen yapılaşmanın oluştuğu alanda bulunan taşınmaz için ayrık nizam 3 kat (A-3) yapılaşma koşuluyla kazanılmış hak bulunmakta iken dava konusu plan değişiklikleri ile dava konusu parsel için yapılaşma hakkı artırılarak kitle yapılaşma koşulunun getirildiği ve kısmi yapılaşma olması nedeniyle doğmuş olan kazanılmış hakkın davaya konu parsel için genişletildiği anlaşıldığından anılan plan değişikliğinde ve yapı ruhsatında hukuka uyarlık bulunmadığı hakkında.

 T.C.

D A N I Ş T A Y

Altıncı Daire

Esas No : 2015/5837

Karar No : 2015/5325

 

Temyiz Eden (Davacı) :

Karşı Taraf (Davalı) : Akçaabat Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. …

Davalı İdare Yanında

Müdahiller : 1-…, 2-…, 3-…, 4- …

İstemin Özeti: Trabzon İdare Mahkemesince verilen 26/11/2014

tarihli, E:2013/1249, K:2014/1623 sayılı kararın, usul ve hukuka aykırı

olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi : Fatih KARAMAN

Düşüncesi : Temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının

bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin

açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin

gereği görüşüldü:

Dava, Trabzon ili, Akçaabat ilçesi, Kavaklı, … pafta, … sayılı

parseli kapsayan sahil şeridinde 03/12/2010 tarihli, 26 sayılı Kavaklı

Belediye Meclisi kararıyla kabul edilen imar planı tadilatının iptali ile bu

alanların Kıyı Kanunu ve Yönetmeliğine uygun olarak planlanması

istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin 09/07/2013 tarihli, 265 sayılı

işlemin ve ile 14/06/2013 tarihli, 2013/10 sayılı inşaat ruhsatının iptali

istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, mahallinde yaptırılan keşif ve

bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dava dosyasında yer alan

bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, "yapılan imar planı

değişikliğinin sağlıklı kentsel mekana katkısı açısından kamusallık taşıdığı,

1992 yılı öncesinde mevcut parsellerde yapılaşma yoğunluğunun yaklaşık %

70 oranında tamamlandığı ve bu anlamda kısmi yapılaşma şartlarının dava

konusu sahil şeridinde oluştuğu, bu açıdan sahil şeridinin kıyı kenar

çizgisinden itibaren 1992 yılı öncesi Kıyı Yasası ve yönetmeliğinde belirtilen

şekliyle olması gerektiği ve davalı belediyenin buna göre planla uygun

büyüklükte bir alanı sahil şeridi olarak planladığı, kıyı kenar çizgisinin plan

kararlarının oluşturulmasında belirleyici olduğu, davalı idare tarafından

yapılan işlemlerin şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına

uygun olduğu ve buna göre verilen inşaat ruhsatında da hukuka aykırılık

bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş,

bu karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde; Türkiye

Cumhuriyetinin nitelikleri arasında "Hukuk Devleti İlkesi" de sayılmış,

Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihatlarında da bu kapsamda

"kazanılmış haklara saygı ilkesi" hukuka uygunluk denetimi ölçütleri

arasında yerini almıştır.

"Kazanılmış hak" hukuka uygun olarak tamamlanan ve böylece

kişiye özgü ve lehe sonuçlar doğuran, daha sonra mevzuat değişikliği ya da

işlemin geri alınması gibi nedenlere rağmen hukuk düzenince korunması

gereken haklar olarak tanımlanmıştır.

Nitekim, Anayasa‘nın 153. Maddesinde de, Anayasa Mahkemesince

verilen iptal kararlarının geriye yürümeyeceği kuralı, iptal edilen hükümlere

göre kazanılmış olan hakların korunmasına yönelik bir düzenlemedir.

Ancak, hukuk düzenince korunması gerekli olan bu hakkın, hukuka

uygun olarak tamamlandığı sınırlar çerçevesinde değerlendirilmesi

gerekmekte olup, daha sonra yapılacak düzenlemelerle bu hakkın sınırının

genişletilmesinin mümkün olmadığı da kuşkusuzdur.

3621 sayılı Kıyı Kanunu`nun "Genel Esaslar" başlıklı 5.

maddesinde, " Kıyılar ile ilgili genel esaslar aşağıda belirtilmiştir:

Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin

eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır. Kıyı ve sahil şeritlerinden

yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyıda ve sahil şeridinde

planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyı kenar çizgisinin tespiti

zorunludur.

Kıyı kenar çizgisinin tespit edilmediği bölgelerde talep vukuunda,

talep tarihini takip eden üç ay içinde kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur.

Sahil şeritlerinde yapılacak yapılar kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre

yaklaşabilir. Yaklaşma mesafesi ve kıyı kenar çizgisi arasında kalan alanlar,

ancak yaya yolu, gezinti, dinlenme, seyir ve rekreaktif amaçla kullanılmak

üzere düzenlenebilir. Sahil şeritlerinin derinliği, 4 üncü maddede belirtilen

mesafeden az olmamak üzere, sahil şeridindeki ve sahil şeridi gerisindeki

kullanımlar ve doğal eşikler de dikkate alınarak belirlenir. Taşıt yolları, sahil

şeridinin kara yönünde yapı yaklaşma sınırı gerisinde kalan alanda

düzenlenebilir. Sahil şeridinde yapılacak yapıların kullanım amacına bağlı

olarak yapım koşulları yönetmelikte belirlenir." hükmüne yer verilmiş, aynı

Kanunun "Geçici Maddesi"nde "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten

önce mevzuat hükümlerine uygun olarak onanmış ve kısmen veya tamamen

yapılaşmış 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının sahil şeritleri ile ilgili

hükümleri geçerlidir. Ancak, 8 inci maddenin ikinci fıkra hükümleri saklıdır.

" hükmüne yer verilmiştir.

Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 4. Maddesinde

de "....Kısmi Yapılaşma:

a- Belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında; 11 Temmuz

1992 tarihinden önce belirli bir kullanım amacına dayalı olarak onaylanmış

1/1000 ölçekli mevzii imar planlarının, kıyı kenar çizgisinden itibaren kara

yönünde 100 metrelik kesim içerisindeki imar adalarında; üzerinde yapıldığı

tarihte yürürlükte bulunan plan ve mevzuata uygun olarak tamamlanmış

yapılar ile ruhsat alınarak en az su basman seviyesinde inşaatı tamamlanmış

yapıların bulunduğu parsellerin sayısının veya kullanılan toplam taban

alanının imar adasındaki toplam parsel sayısının veya toplam taban alanının

yüzde ellisinden fazla olması durumudur. Üzerinde birden fazla yapı

yapılması mümkün olan parseller, en az su basman seviyesinde inşaatı

tamamlanmış olmak kaydı ile taban alanı veya yapı sayısı itibariyle bu

kapsamda değerlendirilir.

b- Kentsel ve kırsal yerleşmelerde; meskun ve gelişme alanlarını

kapsamak yerleşmenin mevcut ve projeksiyon nüfusuna dayalı gerekli tüm

kullanım ve fonksiyonları içermek üzere hazırlanmış ve 11 Temmuz 1992

tarihinden önce onaylanmış uygulama imar planlarının kıyı kenar 

çizgisinden itibaren karar yönünde 100 metrelik bandı içerisinde kalan

kesiminde yer alan imar adalarının sayısının yüzde ellisinden fazlasında, (a)

bendindeki tanıma uygun yapılaşma durumudur. Aksi halde (a) bendi

hükümleri geçerlidir.

c- Turizm ve alan merkezlerinde; Turizm Bakanlığınca 11 Temmuz

1992 tarihinden önce onaylanmış turizm amaçlı uygulama imar planlarının,

kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde 100 metrelik bandı içerisinde

kalan kesimlerdeki imar adalarının yüzde ellisinden fazlasında (a)

bendindeki tanıma uygun yapılaşma olması durumudur. Aksi halde (a)

bendi hükümleri geçersizdir.

d- Turizm alan ve merkezlerinde, turizm dışı kullanımlara yönelik

olarak hazırlanmış ve 11 Temmuz 1992 tarihinden önce onaylanmış

uygulama imar planlarının ilgi ve kapsamına göre (a) veya (b) bentlerindeki

tanımlara uygun yapılaşmış olması durumudur." düzenlemesine yer

verilmiştir.

Yukarıda yer verilen hükümler uyarınca, kıyı kenar çizgisinden

itibaren 100 metrelik alan içerisinde yapılaşma mümkün olmamakla birlikte;

kısmi yapılaşmanın olması durumunda kazanılmış hakların korunmasına

ilişkin düzenlenmeler getirilmiş, kamu yararı ile kişisel yarar arasındaki

denge kurulmaya çalışılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, davaya konu parsele ilişkin nazım imar

planının 1989 tarihinde, bu plana uygun uygulama imar planının da 1990

tarihinde onaylandığı ve 1992 yılı öncesinde mevcut parsellerdeki yapılaşma

yoğunluğunun yaklaşık % 70 oranında tamamlandığı, bu anlamda kanunda

belirtilen kısmi yapılaşma şartlarının dava konusu sahil şeridinde

oluştuğunun bilirkişi raporunda belirtildiği, söz konusu parsel uygulama

imar planında ayrık nizam 3 kat (A-3) yapılaşma koşuluna sahip iken, önce

plan değişikliği yapılarak 26/01/2004 tarihli, 2004/01-02 sayılı Kavaklı

Belediye Meclisi kararı ile bitişik nizam 4 kat (B-4) yapılaşma koşuluna

dönüştürüldüğü, sonra Kavaklı Belediye Meclisi‘nin 03/12/2010 tarihli, 26

sayılı kararıyla onaylanan imar planı değişikliğine ilişkin işlem ile bitişik

nizam uygulaması kaldırılarak, parsel alanları bütününde doğu yönünden

batı yönüne doğru taban alanı büyüklüğü 525 m² ve kitle cephesi 38,5 metre

ile taban alanı büyüklüğü 400 m² ve kitle cephesi 31,5 metre olan 5 katlı iki

adet plan kitlesi düzenlenmesine karar verildiği, bu plan değişikliğine uygun

olarak da 14/06/2013 tarihli, 2013/10 sayılı inşaat ruhsatının düzenlendiği

anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlıkta, ayrık nizam 3 kat (A-3) yapılaşma koşullarıyla

kazanılmış hak bulunmakta iken söz konusu plan değişiklikleri ile dava

konusu parsel için yapılaşma hakkı artırılarak kitle yapılaşma koşulunun

getirildiği ve bu kısmi yapılaşma olması nedeniyle doğmuş olan kazanılmış

hakkın davaya konu parsel için genişletildiği, plan değişikliği ile dava konusu

parsele tanınmış olan bu yapılaşma koşullarının benzer şartları taşıyan diğer

parsellere tanınmamış olduğu, bu bağlamda dava konusu değişikliğinin

bütüncül olmaktan çok parçacıl ve kişiye özgü bir menfaat temini niteliği de

taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu durumda, kısmi yapılaşma oluştuğundan davaya konu parsele

yapılaşma hakkı verilmesinde mevzuata kazanılmış hak ilkesine aykırılık

olmamakla birlikte sadece parsel bazına plan değişikliği yapılarak diğer

parsellere göre yoğun yapılaşma hakkı verilmesinde ve bu plan değişikliği

uyarınca yapı ruhsatı verilmesinde hukuka ve kamu yararına uyarlık

bulunmadığından davanın reddi yolundaki idare mahkemesi kararında

isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, Trabzon İdare Mahkemesince verilen

26/11/2014 tarihli, E:2013/1249, K:2014/1623 sayılı kararın bozulmasına,

dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini

izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık

olmak üzere, 17/09/2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 2/1-a maddesinde

iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat

yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için

menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabileceği hükmüne yer verilmiştir.

İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini

amaçlayan iptal davasının görülebilmesi için ön koşullardan olan ehliyet,

yani idari işlemle dava açacak kişi arasında "menfaat ilgisi"nin bulunup

bulunmadığının yargı yerince takdir edileceği açıktır.

İptal davasına konu edilecek işlem ile davacı arasında menfaat

ilişkisinin kurulabilmesi gerek doktrinde gerekse yargı içtihatlarında

belirlendiği üzere ancak kişisel, meşru ve güncel bir ilginin varlığıyla

mümkündür.

Her olay ve davada, ehliyet şartının kanunda aleni bir hüküm

olmaması dolayısıyla yargı merciîlerinde değerlendirilerek takdir edileceği,

her türlü izahtan varestedir.

Olayda, Kavaklı Belediye Meclisi‘nin 03/12/2010 tarihli, 26 sayılı

kararıyla onaylanan imar planı değişikliğine ilişkin işlem ve 1822 sayılı

parseldeki taşınmaza verilen 14/06/2013 tarihli, 2013/10 sayılı inşaat

ruhsatının iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı, ancak dava

konusu işlemlerle davacı arasında ne tür bir menfaat ilişkisi bulunduğu

tespit edilmiştir.

Bu durumda, idare mahkemesince, öncelikle davacının söz konusu

davayı açmakta ehliyetli olup olmadığı hususu açıklığa kavuşturulduktan

sonra dava hakkında bir karar verilmesi gerektiği oyuyla Dairemiz kararına

katılmıyoruz.

Kaynak: http://www.danistay.gov.tr/upload/yayinlar/15_05_2017_023140.pdf

YAYINLAR Kitaplar

BELEDİYELERİN SINIRLARI

TÜRKİYE`DE ULUSAL VE YEREL PLANLAMA İLİŞKİLERİ: MERSİN İLİ ÖRNEĞİ

YEREL YÖNETİMLER İÇİN MAL ALIMI İHALELERİ KILAVUZU

Tüm Yayınlar
TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) Yerel Yönetimler Merkezi
85. Cadde Yücetepe 06100, ÇANKAYA / ANKARA
"YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı" Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yerel Yönetimler Merkezi'ne aittir. YerelNET'in içeriğini oluşturan bilgiler, uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır. Uzmanlar tarafından hazırlanan içeriğin hukuki sorumluluğu tümüyle yazarlarına aittir. İlgili içeriğe istinaden idari ve mali sorumluluk gerektiren iş ve işlemlerin yapılması idarelerin kendi sorumluluğu altındadır. YerelNET'de yayımlanan veritabanının içerikleri, ilgili Kamu Kurumları tarafından sağlanmış ve Merkez tarafından güncelleştirilmiştir / güncelleştirilmektedir. Tüm Veritabanları 5.000'e yakın içerik sağlayıcı kullanıcımız tarafından güncel tutulmaktadır. İçerik sağlayıcı kullanıcılar tarafından (Belediye, İl Özel İdare, İlçe ve Birlik) girilen her türlü bilginin hukuki ve cezai sorumluk kendilerine ait olup TODAİE'ye sorumluluk hiçbir şekilde atfedilemez. Yoğun bir emek ve uzmanlık ürünü olan YerelNET'teki tüm bilgi ve materyal, ilgili yasaların koruması altındadır. YerelNET'e ait her türlü yazılım kodu, veritabanı içeriği ve görsel materyal kesinlikle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz ve başka bir bilgisayara yüklenemez. TODAİE Yerel Yönetimler Merkezi, YerelNET içeriğinin kullanımı ile ilgili fikri ya da başka haklarını çiğneyen veya uygulanabilir diğer yasalara aykırı kullanım durumlarına karşı hukuki yollara başvurma hakkını saklı tutar. Yalnızca, ticari olmayan amaçlar için kaynak gösterilerek kullanılabilir. Bu tip kullanımımlarda bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu kaynak gösterilmesine karşın YerelNET'in yükümlülüğünde değildir. TODAİE - Yerel Yönetimler Merkezi her türlü sorumluluğu reddeder.

YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün bir hizmeti olup T.C. Kalkınma Bakanlığı tarafından finansal açıdan desteklenmektedir.