Mükelleflerin takdir komisyonlarınca dört yılda bir belirlenen arsa ve arazi asgari metrekare birim değerlerinin kesinleşmesinden önce idareye yapılan başvuru sonucu verilen cevaptan ya da herhangi bir şekilde öğrenildiği tarihten itibaren 30 günlük genel dava açma süresi içerisinde söz konusu işlemin iptali istemiyle dava açmaları gerekmekte olup, sözü edilen değerlerin kesinleşmesinden sonra dava açma imkanı bulunmadığı hakkında.

 T.C.

D A N I Ş T A Y

Vergi Dava Daireleri Kurulu

Esas No : 2015/897

Karar No : 2015/1002

 

Temyiz Eden : Selçuklu Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. …

Karşı Taraf : …

Vekili : …

İstemin Özeti : 2014 yılında uygulanmak üzere Konya İli,

Selçuklu İlçesi, Buhara Mahallesi Bayramoğlu Sokak için takdir edilen asgari

arsa m² birim değerinin tespitine ilişkin 26.06.2013 tarih ve 1020 sayılı

takdir komisyonu kararının iptali istemiyle dava açılmıştır.

Konya Vergi Mahkemesi 02.07.2014 gün ve E:2014/638,

K:2014/1328 sayılı kararıyla; Mahkemelerince yaptırılan keşif ve bilirkişi

incelemesi sonucu düzenlenen raporda; uyuşmazlık konusu sokakta

bulunan arsaların değerini etkileyen kriterler dikkate alınarak ve aynı

sokaktaki emsal arsalar karşılaştırılarak yapılan hesaplamayla, uyuşmazlık

konusu sokağın asgari metrekare birim fiyatının 86,84 lira olarak

belirlendiği, bilirkişi raporuna yönelik taraflarca yapılan itirazlar yerinde

görülmediği, anılan rapor ve dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte

değerlendirilmesinden, keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu bulunan asgari

arsa m² birim değerinden yüksek olduğu görülen dava konusu Selçuklu 

Belediyesi Emlak Vergisi Değer Tespit Komisyonunun emlak vergisine esas

asgari arsa metrekare birim fiyatının tespitine ilişkin kararının Buhara

Mahallesi, Bayramoğlu Sokakla ilgili kısmında hukuka uygunluk

bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar vermiştir.

Davalı idarenin temyiz istemini inceleyen Danıştay Dokuzuncu

Dairesi 24.11.2014 gün ve E:2014/9127, K:2014/8518 sayılı kararıyla; 213

sayılı Vergi Usul Kanunu`nun mükerrer 49/b maddesi ile 1319 sayılı Emlak

Vergisi Kanunu`nun 11 ve 21‘nci maddelerine değindikten sonra; emlak

vergisinin tarh ve tahakkukunu düzenleyen söz konusu maddelerde

09.04.2002 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4751 sayılı

Kanunla yapılan değişiklikle tarh ve tahakkuka ilişkin esaslar getirildiği,

anılan Kanun değişikliği ile emlak vergisi uygulaması sonucunda görülen

olumsuzlukları ortadan kaldırmak ve vergilemede kolaylığın ve basitliğin

sağlanması amacıyla dört yılda bir alınmakta olan beyan esasının kaldırılması

ve sadece vergi değerini tadil eden nedenlerin bulunması halinde

mükelleflerden bildirim alınmasını sağlamaya yönelik hükümler getirildiği,

arsalara ve araziye ait asgari ölçüde birim değer tespiti takdir

komisyonlarınca dört yılda bir yapılmakta olup, kesinleşen asgari ölçüde m²

birim değerleri esas alınarak hesaplanan bina ve arazilere ilişkin emlak

vergisinin, takdirin yapıldığı yılı takip eden bütçe yılının Ocak ve Şubat

ayında yıllık olarak tarh olunduğu ve tarh edilen tarihte tahakkuk etmiş

sayılarak Kanunda mükellef olarak belirtilenler tarafından birinci taksitinin

Mart, Nisan ve Mayıs aylarında, ikinci taksitinin ise Kasım ayında olmak

üzere iki eşit taksitte ödeneceği, emlak vergisi mükelleflerinin takdir

komisyonu kararlarına karşı idari dava açma haklarını kısıtlayan düzenleme

Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmeden önce daire, kurum,

teşekküller ve ilgili mahalle ve köy muhtarlıkları onbeş gün içinde ilgili vergi

mahkemesi nezdinde dava açabilmekte iken, söz konusu düzenlemenin iptal

edilmesi ile birlikte verginin mükellefi olan bireylerin menfaatlerinin ihlal

edilmesi halinde verginin tarh ve tahakkukuna dayanak olan asgari arsa m²

birim değerlerinin belirlenmesine ilişkin takdir komisyonu kararlarına karşı

dava açma hakkının önünde herhangi bir yasal sınırlama bulunmadığı, 213

sayılı Kanunun mükerrer 49‘uncu maddesinin (b) fıkrasının üçüncü

paragrafı "takdir komisyonlarının bu kararlarına karşı kendilerine karar

tebliğ edilen daire, kurum, teşekküller ve ilgili mahalle ve köy muhtarlıkları

onbeş gün içinde ilgili vergi mahkemesi nezdinde dava açabilirler. Vergi

Mahkemelerince verilecek kararlar aleyhine onbeş gün içinde Danıştay`a

başvurabilirler" şeklinde iken, bu paragrafın ilk cümlesi Anayasa

Mahkemesince Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş olup, iptal kararı 

esasen takdir komisyonu kararlarına karşı dava açabileceklerle ilgili olmasına

rağmen, dava açma süresini içeren cümle tamamen iptal edildiğinden, takdir

komisyonu kararlarına karşı açılacak davalarda 2577 sayılı İdari yargılama

Usulü Kanununun 7‘nci maddesinde yer alan yasal dava açma süresinin

uygulanması gerektiği, 213 sayılı Kanunun mükerrer 49‘uncu maddesinde

arsalara ve araziye ait asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin takdir

komisyonu kararlarının, öteden beri dava açma ehliyeti bulunan odalara,

belediyeler ile köy ve mahalle muhtarlıklarına imza karşılığı verileceği

belirtilmekte ise de emlak vergisi mükelleflerine ilan yoluyla tebliğ edileceği

yönünde bir hüküm bulunmadığı gibi ilgililere ne suretle tebliğ edileceğinin

de düzenlenmediği, bu durumda, yine mükerrer 49‘uncu maddede yer alan

hükümler, emlak vergisi ile ilgili yasal düzenlemeler ve emlak vergisinin

özelliği göz önüne alınarak emlak vergisi mükelleflerinin hangi tarihe kadar

dava açabilecekleri hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiği, emlak

vergisinin matrahı 1319 sayılı Kanunun 29‘uncu maddesinde tanımlanan

vergi değeri olup, bina, arsa ve arazilerin emlak vergisi hesaplamasına esas

alınan vergi değerinin dört yılda bir ilgili belediyeler tarafından yeniden

hesaplandığı, vergi değerinin hesaplanmasında esas alınan arsa ve arazi

birim değerlerinin dört yılda bir takdir komisyonları tarafından belirlendiği,

belediyelerce dört yılda bir belirlenen ve kesinleşen arsa ile arazi metrekare

birim değerleri göz önüne alınarak emlak vergilerinin tarh ve tahakkuk

ettirildiği, arsalara ve araziye ait asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin

değerlerin nasıl belirleneceğine dair usullerin Emlak Vergisi Kanunundaki

hükümlerden ayrı olarak Vergi Usul Kanununun mükerrer 49‘uncu

maddesinde özel olarak düzenlendiği, sözü edilen Kanunun mükerrer

49‘uncu maddesinin son fıkrasında; kesinleşen asgari ölçüde birim

değerlerinin ilgili belediyelerde ve muhtarlıklarda uygun bir yere asılmak

suretiyle tarh ve tahakkukun yapıldığı yılın başından Mayıs ayı sonuna kadar

ilan edileceğinin belirtildiği, maddede yer alan "kesinleşme" tabiri dava

açılmayarak dava açma süresinin dolması ya da dava açılarak sonuçlanması

anlamını taşıdığından, herhangi bir değerin ya da bedelin kesinleşmesinden

sonra değiştirilmesinin kanunen ve hukuken mümkün olamayacağı, bütün

bu hususların göz önüne alınması halinde 213 sayılı Kanunun mükerrer

49‘uncu maddesi ile arsa ve arazi metrekare birim değerleri yönünden

davanın açılması ve devamı özel olarak düzenlendiğinden, maddede

kesinleşen değerlerin ilanından bahsedilerek Kanun Koyucu tarafından

verginin tahakkuk ettirildiği yılın başından önce vergi değerinin kesinleşmesi

sağlanmak istenildiğinden ve belediyelerce kesinleşen bu değerler esas

alınarak tarh ve tahakkuk yapıldığından, mükelleflerin takdir

komisyonlarınca dört yılda bir belirlenen arsa ve arazi asgari metrekare

birim değerlerinin kesinleşmesinden önce idareye yapılan başvuru sonucu

verilen cevaptan ya da herhangi bir şekilde öğrenildiği tarihten itibaren 2577

sayılı Kanunun 7‘nci maddesinde yer alan 30 günlük genel dava açma süresi

içerisinde söz konusu işlemin iptali istemiyle dava açmaları gerekmekte

olup, sözü edilen değerlerin kesinleşmesinden sonra dava açma imkanı

bulunmadığı, olayda ise tahakkuk tarihi esas alınmak suretiyle vergi

değerinin kesinleşmesinden sonra asgari arsa metrekare birim değerinin

tespitine ilişkin takdir komisyonu kararının iptali istemi ile dava açıldığı

görülmüş olup, davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerekirken, keşif ve

bilirkişi incelemesi yaptırılarak karar verilmesinde yasal isabet bulunmadığı

gerekçesiyle kararı bozmuş; davacının karar düzeltme istemini reddetmiştir.

Konya Vergi Mahkemesi 02.07.2015 gün ve E:2015/993,

K:2015/1394 sayılı kararıyla; ilk kararında yer alan hukuksal nedenler ve

gerekçeye ek olarak; 2577 sayılı Kanunun 7‘nci maddesinin 4‘üncü

fıkrasında ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini

izleyen günden itibaren başlayacağı ancak, bu işlemlerin uygulanması

üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi

aleyhine birden dava açabilecekleri, düzenleyici işlemin iptal edilmemiş

olmasının bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmayacağı

hükmünün yer aldığı, olayda, davacı tarafından her dört yılda bir takdir

komisyonu tarafından takdir edilen arsa ve araziler için vergi değerinin iptali

istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı görülmekte olup, her yıl ödenen

verginin üzerinden hesaplandığı değer tespitinin genel düzenleyici işlem, bu

nedenle her yıl Kanunda öngörülen süreler içerisinde tespit edilen bu değer

üzerinden tahakkuk ettirilen verginin de uygulama işlemi niteliğinde olduğu,

bu bağlamda fiili ödemenin yapıldığı tarihten itibaren kanuni süresinde

açılan davada süre aşımı bulunmadığı gerekçesiyle ısrar etmiştir.

Davalı idare tarafından; davanın süresinde açılmadığı, yapılan

tespitin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenmiştir.

Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.

Danıştay Tetkik Hakimi : Selim GÜNDOĞDU

Düşüncesi : Mahkemeye erişim hakkı, Anayasanın 36‘ncı

maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından

biridir. Söz konusu hak, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin

var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık,

pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir. Mahkemeye

ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkansız hale getiren uygulamalar

hariç olmak üzere dava açmak için belli sürelerin öngörülmesi, mahkemeye 

erişim hakkına aykırılık oluşturmamakla birlikte yargı yerlerinin usul

kurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek

aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul

kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten

kaçınmaları gerekmektedir. (AİHM, Walchli/Fransa, Eşim/Türkiye kararları)

Mahkemece, asgari arsa m² birim değerinin tespitine ilişkin takdir

komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davada; mükellefler tarafından

her yıl ödenen verginin tespitinin genel düzenleyici işlem, bu nedenle her yıl

Kanunda öngörülen süreler içerisinde tespit edilen tutar üzerinden

tahakkuk ettirilen verginin de uygulama işlemi niteliğinde olduğu, bu

bağlamda fiili ödeme/öğrenme tarihinden itibaren kanuni süresinde açılan

davada süre aşımı bulunmadığı gerekçesiyle uyuşmazlığın esası incelenerek

verilen karar; Danıştay Dokuzuncu Dairesince, takdir komisyonlarınca dört

yılda bir belirlenen değerlere karşı kesinleştikten sonra veya kesinleşme ile

birlikte tarh ve tahakkuktan önceki dönemlerde ya da verginin tarh ve

tahakkukundan sonra açtıkları davalarda ilgili takdir komisyonu kararlarının

iptalini isteyemeyeceklerinden davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği

gerekçesiyle bozulmuştur.

Danıştay Dokuzuncu Dairesi kararında belirtildiği üzere 213 sayılı

Vergi Usul Kanununun mükerrer 49‘uncu maddesinde arsalara ve araziye

ait asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin takdir komisyonu kararlarının,

öteden beri dava açma ehliyeti bulunan odalara, belediyeler ile köy ve

mahalle muhtarlıklarına imza karşılığı verileceği belirtilmekte ise de emlak

vergisi mükelleflerine ilan yoluyla tebliğ edileceği yönünde bir hüküm

bulunmadığı gibi ilgililere ne suretle tebliğ edileceği de düzenlenmemiştir.

Anayasanın 125‘inci maddesinin 3‘üncü fıkrasında idari işlemlere karşı

açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı hükme

bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 8‘inci maddesinde

de sürelerin, 7‘nci madde bağlamında tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen

günden itibaren işlemeye başlayacağı ifade edilmiştir. Kimi hallerde ortada

bir tebligat olmasa da tebliğin varlığı kabul edilerek (olayda olduğu üzere

öğrenme üzerine) dava hakkının doğduğu ve dava açma süresinin başladığı

kabul edilmektedir.

Danıştay Dokuzuncu Dairesince, takdir komisyonu kararına

dayanılarak salınan emlak vergisine karşı açılan davalarda; davacıya ait

taşınmazların bulunduğu cadde ve sokaklar için takdir edilen asgari arsa

metrekare birim değerlerinin tespitine ilişkin takdir komisyonu kararı, daha

önce başkaları tarafından açılan davalar sonucunda iptal veya kısmen iptal

edilmiş ise bunun neticelerinden aynı mahalle, cadde, sokak veya bölgede 

bulunan ve dava açmayan diğer tüm emlak vergisi mükelleflerinin de

etkileneceği ifadesine yer verilmiş, buna göre taşınmazların bulunduğu yer

için dava açılıp açılmadığının, açılmış ise vergi değerlerinin ne şekilde

kesinleştiğinin araştırılması gerektiği belirtilmiş olup, bu ifadeyle takdir

komisyonu kararlarının düzenleyici işlem niteliğinde olduğu kabul

edildiğinden, ısrar kararında belirtildiği gibi, 2577 sayılı Kanunun 7‘nci

maddesinin 4‘üncü fıkrası uyarınca emlak vergisi tarhiyatının bildirilmesi/

öğrenilmesi/ ödenmesi vb. uygulama işlemleri üzerine dayanağı takdir

komisyonu kararlarının iptalinin istenebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.

Aksi durumda, kendisine herhangi bir bildirim yapılmayan

mükelleflerin uygulama işlemi üzerine takdir komisyonu kararının iptali

istemiyle açtıkları davaların süre aşımı nedeniyle; emlak vergisine karşı

açtıkları davaların da takdir komisyonu kararının dava açılmayarak

kesinleştiği gerekçesiyle reddi sonucunu doğuracak; dava açma hakkı, şeklen

Kanunda yer almış olacaktır. Bu durum; adil yargılanma hakkının en temel

unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu

doğuracağından temyiz isteminin ısrar hükmü yönünden reddi ile işin esası

yönünden temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Danıştay Dokuzuncu

Dairesine gönderilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, dosyadaki

belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

2014 yılında uygulanmak üzere Konya İli, Selçuklu İlçesi, Buhara

Mahallesi Bayramoğlu Sokak için takdir edilen asgari arsa m² birim

değerinin tespitine ilişkin 26.06.2013 tarih ve 1020 sayılı takdir komisyonu

kararının iptali yolunda verilen ısrar kararı davalı idare tarafından temyiz

edilmiştir.

Danıştay Dokuzuncu Dairesinin yukarıda yer verilen 24.11.2014

gün ve E:2014/9127, K:2014/8518 sayılı kararının dayandığı aynı hukuksal

nedenler ve gerekçe uyarınca temyiz isteminin kabulü ile Konya Vergi

Mahkemesinin 02.07.2015 gün ve E:2015/993, K:2015/1394 sayılı ısrar

kararının bozulmasına, yeniden verilecek kararda karşılanacağından,

yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına,

23.12.2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

X - 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14‘üncü

maddesinin 3‘üncü fıkrasının (d) bendinde, dava dilekçelerinin, ortada idari 

davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gerekli işlemin olup olmadığı

yönünden inceleneceği hükmüne yer verilmiş; aynı Kanunun 15‘inci

maddesinin 1‘inci fıkrasının (b) bendinde de, böyle bir işlemin bulunmaması

halinde davanın reddedileceği kurala bağlanmıştır.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 377‘nci maddesinde, mükellefler

ve kendisine vergi cezası kesilenlerin, tarh edilen vergilere ve kesilen

cezalara karşı vergi mahkemesinde dava açabilecekleri, 378‘inci maddesinde

ise vergi mahkemesinde dava açabilmek için verginin tarh edilmesi, cezanın

kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonları kararlarının tebliğ edilmiş olması,

tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış ve

ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması gerektiği kurala

bağlanmıştır.

Bilindiği üzere idari davaya konu olabilecek işlemler, idarenin tek

yanlı, kesin ve yürütülmesi zorunlu işlemleridir. Bu nedenle vergilendirme

ile ilgili olarak tarh edilmesi gereken verginin tespitine yönelik olarak tesis

edilen takdir komisyonu kararlarının tek başına dava konusu edilmesi

mümkün olmayıp, ancak söz konusu takdir komisyonu kararı esas alınarak

salınan vergi ve kesilen cezanın dava konusu yapılması halinde dayanağı

takdir komisyonu kararının da tartışılması mümkündür. Böyle bir durumda

da tartışılarak değerlendirilmesi yapılan söz konusu takdir komisyonu

kararının hukuk aleminden kaldırılıp kaldırılmaması yönünde hüküm

kurulmaksızın, takdir komisyonu kararının değerlendirilerek bu karara dayalı

olarak yapılan vergilendirme hakkında yargı yerlerince hüküm kurulabilmesi

mümkün olabilmektedir.

Bu itibarla, takdir komisyonu kararının vergilendirmeye yönelik

tarhiyatın hazırlayıcısı mahiyetinde olması, tek başına kişinin hukuki

durumunda bir değişiklik meydana getirmesinin hukuken mümkün

bulunmaması, kesin ve yürütülmesi gerekli icrai nitelikte bir işlem olmaması

nedeniyle söz konusu kararın iptali istemiyle açılan davanın incelenmeksizin

reddi gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.

KARŞI OY

XX - Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, dayandığı hukuksal

nedenler ve gerekçe karşısında vergi mahkemesi kararının bozulmasını

gerektirecek nitelikte bulunmadığından, temyiz isteminin ısrar hükmü

yönünden reddi, kararın, iptale ilişkin hüküm fıkrası temyizen incelenmek

üzere dosyanın Danıştay Dokuzuncu Dairesine gönderilmesi gerektiği oyu

ile karara katılmıyoruz.

 

Kaynak: http://www.danistay.gov.tr/upload/yayinlar/15_05_2017_023140.pdf

YAYINLAR Kitaplar

BELEDİYELERİN SINIRLARI

TÜRKİYE`DE ULUSAL VE YEREL PLANLAMA İLİŞKİLERİ: MERSİN İLİ ÖRNEĞİ

YEREL YÖNETİMLER İÇİN MAL ALIMI İHALELERİ KILAVUZU

Tüm Yayınlar
TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) Yerel Yönetimler Merkezi
85. Cadde Yücetepe 06100, ÇANKAYA / ANKARA
"YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı" Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yerel Yönetimler Merkezi'ne aittir. YerelNET'in içeriğini oluşturan bilgiler, uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır. Uzmanlar tarafından hazırlanan içeriğin hukuki sorumluluğu tümüyle yazarlarına aittir. İlgili içeriğe istinaden idari ve mali sorumluluk gerektiren iş ve işlemlerin yapılması idarelerin kendi sorumluluğu altındadır. YerelNET'de yayımlanan veritabanının içerikleri, ilgili Kamu Kurumları tarafından sağlanmış ve Merkez tarafından güncelleştirilmiştir / güncelleştirilmektedir. Tüm Veritabanları 5.000'e yakın içerik sağlayıcı kullanıcımız tarafından güncel tutulmaktadır. İçerik sağlayıcı kullanıcılar tarafından (Belediye, İl Özel İdare, İlçe ve Birlik) girilen her türlü bilginin hukuki ve cezai sorumluk kendilerine ait olup TODAİE'ye sorumluluk hiçbir şekilde atfedilemez. Yoğun bir emek ve uzmanlık ürünü olan YerelNET'teki tüm bilgi ve materyal, ilgili yasaların koruması altındadır. YerelNET'e ait her türlü yazılım kodu, veritabanı içeriği ve görsel materyal kesinlikle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz ve başka bir bilgisayara yüklenemez. TODAİE Yerel Yönetimler Merkezi, YerelNET içeriğinin kullanımı ile ilgili fikri ya da başka haklarını çiğneyen veya uygulanabilir diğer yasalara aykırı kullanım durumlarına karşı hukuki yollara başvurma hakkını saklı tutar. Yalnızca, ticari olmayan amaçlar için kaynak gösterilerek kullanılabilir. Bu tip kullanımımlarda bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu kaynak gösterilmesine karşın YerelNET'in yükümlülüğünde değildir. TODAİE - Yerel Yönetimler Merkezi her türlü sorumluluğu reddeder.

YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün bir hizmeti olup T.C. Kalkınma Bakanlığı tarafından finansal açıdan desteklenmektedir.