Vakıf senedinde taşınmazın niteliğine, kullanım biçimine ve akar niteliğinin nasıl sağlanacağı hususuna açıkça yer verilmesi halinde, bu hususa riayet edilmesi gerekmekte ise de vakfa ait taşınmazın bu nitelikleri taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın, fiilen kullanıldıkları şekilde kalmaları gerektiğini ileri sürmenin mümkün olmadığı, Tarihi Yarımada`da yaya kimliğinin ön plana çıkarılmasına yönelik üst plan ilke ve hedefleri doğrultusunda taşınmazın yaya yolu olarak planlanmasında kamu yararı bulunduğu hakkında.

T.C.

D A N I Ş T A Y

Altıncı Daire

Esas No : 2015/10987

Karar No : 2016/80


Temyiz Eden (Davalı): Fatih Belediye Başkanlığı

Vekili : Av. …

Karşı Taraf (Davacı) : Vakıflar Genel Müdürlüğü Adına Vakıflar

 1. Bölge Müdürlüğü

Vekili : Av. …

İstemin Özeti : İstanbul 9. İdare Mahkemesince verilen

30/06/2015 tarihli, E:2013/492, K:2015/1433 sayılı kararın, usul ve

hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

Danıştay Tetkik Hakimi : Mücahit Ocakhanoğlu

Düşüncesi : Temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının

bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin

açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin

gereği görüşüldü:

Dava, İstanbul İli, Fatih İlçesi, Fatma Sultan Mahallesi, … ada, …

parsel sayılı, Ali Ağazade Ahmet Ağa Vakfı adına kayıtlı, arsa vasıflı

taşınmazı da kapsayan alanda 04/10/2012 tarihinde tasdik edilen ve

15/10/2012-15/11/2012 tarihleri arasında askıya çıkarılan 1/1000 ölçekli

Tarihi Yarımada (Fatih) Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planının anılan

parsel yönünden iptali istemiyle açılmış; İdare Mahkemesince, mahallinde

keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması üzerine düzenlenen bilirkişi raporu

ve dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu

taşınmazın 1/5000 ölçekli nazım imar planında 300 ki/ha yoğunluk

değerine sahip konut alanı içinde kaldığı, dava konusu uygulama imar

planında ise yaya yolu olarak ayrıldığı, 1/5000 ölçekli plan tekniğinde yaya

yolları gösterilmeyeceğinden planlar arasında her hangi bir uyumsuzluk

bulunmadığı, yaya yolu olarak ayrılmasının tarihi yarımada da yaya

kimliğinin ön plana çıkarılmasının amaçlandığı, bu amaç kapsamında

kamulaştırılması veya yaya yoluna ayrılması planlama sürecindeki olası

yöntemlerden olduğu; ancak, davaya konu olan parsel ve yakın çevresi

incelendiğinde sadece dava konusu parselin tamamının yaya yolları alanında

kaldığı ve imar verilmediği, yaya yolunun sürekliliğinin sağlanması yoluyla

elde edileceği, dava konusu parsel ile Karatay Sokağın karşı cephesindeki …

ada, … parsel ile aralarındaki mesafenin yaklaşık 3 metre olduğu, Karatay

Sokağın kesitinin bahsedilen iki parsele cepheli olduğu noktada yaya

sürekliliğinin olumsuz etkilendiği, bu nedenle her iki cepheden de eşit

oranda yaya yolu genişletilerek yaya sürekliliğinin artırılabileceği, diğer

taraftan İzmirli Niyazi Çıkmazı ve Hoşgörü Sokağı`nın birbirini

karşılamadığı, yaya sürekliliğinin burada da sağlanamadığı, … ada, … parsel

ile dava konusu parselden eşit oranda yola katılarak yaya sürekliliğinin

sağlanabileceği, dava konusu parselin tamamı yaya yolu olarak ayrılırken, …

ada, … parselin bir kısmının yaya yoluna ayrıldığı belirtilerek, dava konusu

planın şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun olmadığından dava

konusu işlemin iptaline karar verilmiş, bu karar davalı idare tarafından

temyiz edilmiştir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "Vakıf senedi" başlıklı 106.

maddesinde: "Vakıf senedinde vakfın adı, amacı, bu amaca özgülenen mal

ve haklar, vakfın örgütlenme ve yönetim şekli ile yerleşim yeri gösterilir."

düzenlemeleri yer almış olup, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun "Tanımlar"

başlıklı 3. maddesinde ise, Mazbut vakıf; "Bu Kanun uyarınca Genel

Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile mülga 743 sayılı Türk

Kanunu Medenisinin yürürlük tarihinden önce kurulmuş ve 2762 sayılı

Vakıflar Kanunu gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen 

vakıflar" olarak tanımlanmış, aynı Kanun’un "Vakıf kültür varlıklarının

korunması ve imar uygulamalarının bildirilmesi" başlıklı 22. maddesinde de:

"Kamu kurum ve kuruluşları, koruma imar planlarını düzenlerken vakıf

kültür varlıklarıyla ilgili hususlarda Genel Müdürlüğün görüşünü almak

zorundadırlar. Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait taşınmaz mallarla

ilgili olarak belediyeler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan

uygulama imar ve parselasyon planlarının, askıya çıkarılmadan önce ilgili

idareler tarafından Genel Müdürlüğe bildirilmesi zorunludur. Mazbut vakıf

taşınmazlarında akar niteliğini koruyacak şekilde imar düzenlemesi yapılır.

Genel Müdürlüğe ve mazbut vakıflara ait olup uygulama imar planlarında

okul, hastane veya spor alanlarında kalan taşınmazlar; ilgili kurumlar

tarafından, imar planının tasdik tarihinden itibaren iki yıl içerisinde

kamulaştırılmadığı takdirde ilgili bakanlığın görüşü alınarak Genel

Müdürlükçe özel okul, özel hastane veya özel spor tesisi olarak

değerlendirilebilir." hükümlerine yer verilmiştir.

1/5000 ölçekli Tarihi Yarımada (Fatih) Koruma Amaçlı Nazım

İmar Planı notlarının I-25 sayılı maddesinde, " Ölçek nedeni ile plana

aktarılamayan donatı alanları 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama

İmar Planlarında gösterilecektir. Plan üzerinden kesin ölçü alınamaz ve

donatı alanı sınırları mülkiyet-kadastral doku hassasiyetinde 1/1000 ölçekli

Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planları’nda kesinleştirilecektir." hükmü

yer almaktadır.

İmar düzenlemelerinde mazbut vakıfların akar niteliği

değerlendirilirken, öncelikle mazbut vakfın taşınmazının akar niteliğinin

olup olmadığının tespitinin ardından mazbut vakıf taşınmazları yönünden

alınan tüm plan kararların Vakıflar Genel Müdürlüğüne bildiriminin

zorunlu olduğu, akar niteliği olan taşınmazların imar fonksiyonunun

değiştirilmesinin teknik nedenlerle zorunlu olup olmadığının ayrıntılı

bilimsel tespitlerle ortaya konulduktan sonra fonksiyon değişikliğine

gidilmesinde planlama ilkeleri açısından zorunluluk var ise, vakıf

taşınmazının akar niteliğinin korunması amacıyla fonksiyonu değişen alana

eş değer yeni bir alanın vakfa tahsisinin gerektiği, bunun yanı sıra mazbut

vakıf taşınmazlarının akar niteliği değerlendirilirken taşınmazın vakıf

senedindeki özgülenme amacından yola çıkarak akar niteliğinin tespiti

gerekmektedir.

Hal böyle olunca; vakıf taşınmazlarının akar niteliğinin korunması

amacı ile birlikte bölgenin özelliklerine uygun planlama yapılması

zorunluluğu gibi iki kamu yararının birbiri ile çakışmasından ortaya çıkan

uyuşmazlıklarda; üstün kamu yararının mahkemece tespiti ile uyuşmazlığın 

çözümü gerekmekte, bununla birlikte burada dikkat edilmesi gereken bir

diğer husus ise yukarıda yer verilen 5737 sayılı Vakıflar Kanunu`nun 22.

maddesinin kapsamına tüm vakıf taşınmazlarının girmediği ve akar niteliği

taşıyan eş değer yer verilme şartıyla teknik zorunluluktan doğan

planlamanın sırf bu nedenle iptalinin gerekmediğidir.

Vakıf taşınmazlarının vakıf senedindeki özgülenme amacından yola

çıkarak ve fiili kullanım durumu dikkate alınarak inceleme yapılması

gerekmektedir. Vakfın vakfiyesinde (vakıf senedinde); taşınmazın niteliğine,

kullanım biçimine ve akar niteliğinin nasıl sağlanacağı hususuna açıkça yer

verilmesi halinde, bu hususa riayet edilmesi gerekmekte ise de, vakfa ait

taşınmazın bu nitelikleri taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın, fiilen

kullanıldıkları şekilde kalmaları gerektiğini ileri sürmek mümkün değildir.

Dosyanın incelenmesinden, İstanbul İli, Fatih İlçesi, Fatma Sultan

Mahalllesi, … ada, … parsel sayılı, Ali Ağazade Ahmet Ağa Vakfı adına

kayıtlı, Arsa vasıfla taşınmazın, dava konusu 04.10.2012 tarihli, 1/1000

ölçekli Tarihi Yarımada (Fatih) Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planında

yaya yolu olarak ayrıldığı, davacı tarafından taşınmazın yaya yolundan

çıkarılarak konut alanına alınması ve bu suretle taşınmazın akar niteliğinin

korunması gerektiği iddiasıyla imar planın anılan parsel yönünden iptali

istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Olayda, uyuşmazlığın çözümü amacıyla, parselin kayıtlı olduğu vakfa

ait vakıf senedinin, geçmişten günümüze kadar olan tüm süreçte taşınmazın

durumunu gösteren fotoğrafların ve teknik çizimlerin, taşınmazın fiili

kullanım durumuna dair bilgi ve belgelerin istenilmesi, uyuşmazlığa konu

taşınmazın kültür varlığı olarak tesciline dair bir kaydı bulunup

bulunmadığı, vakıf senedinde taşınmazın akar niteliğiyle ilgili olarak

yukarıdaki paragrafta aktarımı yapılan unsurlara yer verilip verilmediği,

taşınmazın üzerinde fiilen kullanılmakta olan veya kira geliri olan bir

faaliyetin bulunup bulunulmadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması

gerekmektedir. Bu haliyle taşınmaz hakkında fiili kullanım durumuna göre

planlama yapıldığından mazbut vakıflara ait taşınmazlara mutlaka gelir

getirici nitelikte fonksiyon verileceğinden söz edilemez. Ancak, söz konusu

koşulları taşımakta olan mazbut vakfa ait taşınmazların gelir getirici

niteliğinin korunmasına dönük planlama yapılması gerektiği açıktır.

Dolayısıyla, Tarihi Yarımada`da ihtiyaç duyulan yaya yollarının tarihi

eserlerin görünürlülüğünü arttırmaya veya eserlerin etrafında kümelenen

yapılardan arındırılarak yaya dolaşımının sağlanmasına çalışıldığı, hükme

esas alınan bilirkişi raporunda, 1/5000 ölçekli plan tekniğinde yaya yolları

gösterilmeyeceğinden planlar arasında her hangi bir uyumsuzluk 

bulunmadığı, yaya yolu olarak ayrılmasının tarihi yarımada da yaya

kimliğinin ön plana çıkarılmasının amaçlandığı, bu amaç kapsamında

kamulaştırılması veya yaya yoluna ayrılması planlama sürecindeki olası

yöntemlerden olduğu belirtilerek yaya yollarının Tarihi Yarımada`daki özgün

tarihi dokuyu korumaya yönelik kararlardan olduğundan üstün kamu yararı

taşıdığı anlaşılmaktadır.

Buna göre, Tarihi Yarımada`da yaya kimliğinin ön plana

çıkarılmasına yönelik üst plan ilke ve hedefleri doğrultusunda taşınmazın

yaya yolu olarak planlanmasında kamu yararı bulunduğundan davanın reddi

gerekirken, taşınmazın uyuşmazlık konusu imar planıyla "yaya yolu" olarak

ayrılmasında yaya sürekliliğinin bozulduğu ve eşit uygulama

yapılmadığından işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava

konusu işlemin iptaline hükmeden idare mahkemesi kararında hukuki isabet

görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, İstanbul 9. İdare Mahkemesince verilen

30/06/2015 tarihli, E:2013/492, K:2015/1433 sayılı kararın bozulmasına,

dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini

izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık

olmak üzere, 21/01/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Kaynak: http://www.danistay.gov.tr/upload/yayinlar/11_09_2017_105606.pdf

YAYINLAR Kitaplar

BELEDİYELERİN SINIRLARI

TÜRKİYE`DE ULUSAL VE YEREL PLANLAMA İLİŞKİLERİ: MERSİN İLİ ÖRNEĞİ

YEREL YÖNETİMLER İÇİN MAL ALIMI İHALELERİ KILAVUZU

Tüm Yayınlar
TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) Yerel Yönetimler Merkezi
85. Cadde Yücetepe 06100, ÇANKAYA / ANKARA
"YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı" Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yerel Yönetimler Merkezi'ne aittir. YerelNET'in içeriğini oluşturan bilgiler, uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır. Uzmanlar tarafından hazırlanan içeriğin hukuki sorumluluğu tümüyle yazarlarına aittir. İlgili içeriğe istinaden idari ve mali sorumluluk gerektiren iş ve işlemlerin yapılması idarelerin kendi sorumluluğu altındadır. YerelNET'de yayımlanan veritabanının içerikleri, ilgili Kamu Kurumları tarafından sağlanmış ve Merkez tarafından güncelleştirilmiştir / güncelleştirilmektedir. Tüm Veritabanları 5.000'e yakın içerik sağlayıcı kullanıcımız tarafından güncel tutulmaktadır. İçerik sağlayıcı kullanıcılar tarafından (Belediye, İl Özel İdare, İlçe ve Birlik) girilen her türlü bilginin hukuki ve cezai sorumluk kendilerine ait olup TODAİE'ye sorumluluk hiçbir şekilde atfedilemez. Yoğun bir emek ve uzmanlık ürünü olan YerelNET'teki tüm bilgi ve materyal, ilgili yasaların koruması altındadır. YerelNET'e ait her türlü yazılım kodu, veritabanı içeriği ve görsel materyal kesinlikle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz ve başka bir bilgisayara yüklenemez. TODAİE Yerel Yönetimler Merkezi, YerelNET içeriğinin kullanımı ile ilgili fikri ya da başka haklarını çiğneyen veya uygulanabilir diğer yasalara aykırı kullanım durumlarına karşı hukuki yollara başvurma hakkını saklı tutar. Yalnızca, ticari olmayan amaçlar için kaynak gösterilerek kullanılabilir. Bu tip kullanımımlarda bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu kaynak gösterilmesine karşın YerelNET'in yükümlülüğünde değildir. TODAİE - Yerel Yönetimler Merkezi her türlü sorumluluğu reddeder.

YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün bir hizmeti olup T.C. Kalkınma Bakanlığı tarafından finansal açıdan desteklenmektedir.