KÖSELER KÖYÜ

Amasya Gümüşhacıköy Köseler Köyü sayfasında eksik veya hatalı gördüğünüz bilgiler için bildirimde bulunabilirsiniz.

BAHAETTİN SEMİZ
Köseler Köyü Muhtarı

Yaş: 55 VE ÜZERİ

Cinsiyet: ERKEK

Eğitim Düzeyi: İLKOKUL

Muhtarlık Süresi: 1 DÖNEM

Nüfus Bilgileri

E-Posta:   Kayıtlı Değil!

Telefon:   3587377248

Cep:  5398462825

Köyün Genel Bilgileri

Kuruluş Yeri: DERE VE GÖL KENA

Yerleşim Tipi: TOPLU KÖY

Hane Sayısı: 120

Yaz Kış Nüfusu: Aynı

İle Uzaklığı: 90km
İlçeye Uzaklığı: 20km
Rakım: 1060m


Nüfus Bilgileri
Yıl Toplam Kadın Erkek

2012

371

189

182

2011

387

194

193

2010

397

203

194

2009

414

209

205

2000

523

265

258

1985

879

461

418

Yerleşim Birimlerine Uzaklığı
İl İlçe Belde Köy

91km

21km

---

7km

AMASYA

GÜMÜŞHACIKÖY

---

OVABAŞI KÖYÜ

ASFALT

ASFALT

---

---


MUHTARLIĞIMIZ TEK BİR KÖYDEN OLUŞMAKTADIR

Sağlık Evi Var / Faal
Sağlık Ocağı Yok

İlköğretim Okulu Var / Faal Taşımalı Eğitim Yapılıyor

PTT Şubesi Yok
PTT Acentası Yok

Su Şebekesi Var
Kanalizasyon Var
Su Kontrolü Yapılıyor

Elektrik Var

Tv Yayını Var

Telefon Hattı Var

İnternet Yok

Muhtarın Pc si Yok

Cep Telefonu Çekmiyor

Her Ailede Çamaşır Makinesi Yok

Her Ailede Bulaşık Makinesi Yok

Pazar Kurulmuyor

Güneş Enerjisi Kullanılıyor

GÜMÜŞHACIKÖY KÖSELER KÖYÜ

Köy Fotoğrafları


Köyünüze Ait Fotoğraf Gönderebilirsiniz!

Fotoğrafınız JPG Formatında Olmalıdır!
Gönderdiğiniz Fotoğraf İşlendikten Sonra "Köy Fotoğrafları" Albümünde Yayınlanacaktır!

GÜMÜŞHACIKÖY KÖSELER KÖYÜ

Köy Tanıtım Bilgileri

Adı Soyadı: Seyfettin Ceylan
e-Posta: sceylan67@hotmail.com
Aciklama: Yayla Yolları-KÖSELER KÖYÜ Amasya ili, Gümüşhacıköy ilçesi, Köseler Köyü`nde Tarih, Toplum, Kültür Köseler Köyü`nün Tarihçesi ve Kültür Tarihi ve Coğrafyası Mayıs 2008, Birinci Baskı S e y f e t t i n C e y l a n 2.Köseler Köyü`nün Bağlı Olduğu İlçe, Gümüşhacıköy 1530 tarihli Amasya Livası`nda "Hacı karyesi" olarak geçen Gümüşhacıköy, Gümüş kazası önemini yitirdikten sonra 1800`lü yılların sonlarında gelişmeye başlar. Gümüşhacıköy, Taşan(Tavşan) Dağı`nın bitiminde güneybatı eteğinde kurulmuş, bugün ilçe merkezi nüfusu yirmi binlere dayanmış, orta ölçekli bir orta karadeniz kenti. Merzifon`a 20 km. Samsun, Merzifon, Osmancık, İstanbul karayolu da hemen bu kentin yanından geçer. Gümüşhacıköy son zamanlarda bu karayoluna yaklaşmış birkaç toplu konutlarla da bu yolun kuzeyine sıçramıştır. Tarihe kaza olarak hükmetmiş, Ahi Barak Baba tekkesiyle, Haliliye Medresesiyle ünlenmiş Gümüş ve son zamanlarda ilçe olmuş Hamamözü yolu da ilçeden güneybatıya doğru uzanır. Kuzeyde Vezirköprü, güneyde Çorum`un Mecitözü ilçesiyle de toprakları bitişir. 1893 yılında altı nahiyesi ve 45 köyü bulunan Gümüşhacıköy, Gümüşova`dan, yükseklerdeki yaylalardan, ormanlık köylerden beslenen bir tarım ve ticaretle geçinimini sağlayan ilçe özelliği gösterir. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 810 m.dir. Kuzeyinde Taşan Dağı, batıda İnegöl Dağları, güneybatıda da Eğerli Dağları ve Kandil Dağları bulunur. Bu dağların yüksekliği yer yer 2000 m. bulur. İmirler Çayı, Kuru Çay, Kaba Deresi, Köseler Deresi, Gümüş Suyu`nu oluşturan irili ufaklı sularıdır. İlçenin sınırları içinde bulunan İnegöl Dağı`nın tepesindeki Niyaz Baba ve çevresi ile Hamamözü Alan köyü ve Alan köyünün Sekü mevkiinde bulunan maddi kültür kalıntıları bölgede Eski Tunç Çağı insanlarının yaşadığına işaret eder. Bölgede sırasıyla: M.Ö. 4000-1200 Hititlerin, M.Ö. 1.200-700 Firigler ve İskitlerin, M.Ö. 7.yüzyılda Kimmerler ve Lidyalıların daha sonra da M.Ö. 150-100 Roma ve Bizansların hakimiyeti görülür. 1074 yılından başlayarak Artuk Bey, Kelkit ve Yeşilırmak havzalarını, Süleyman Şah`ın dayısı Emir Danişmentoğlu Gümüştekin Ahmet Gazi, Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarını alırlar. Böylece Gümüşhacıköy ve yöresi Artukluların eline geçer. Romalılar tarafından işletilen gümüş madenini de Artuklular işletmeye başlar. Artuklular darphane yaptırıp adlarına para bastırır. Bu paralar bugün ilçe müzesindedir. Hititler döneminden kalan yollar kesintisiz kullanılır buralarda. Amasyalı ünlü coğrafyacı Strabon, antik dönemlerde kaleme aldığı kitabında bölgeyi "Bin Köy" olarak tanımlamış. Artuklulardan sonra ilçeye ve çevresine 1095-1175 yılları arasında 80 yıl hüküm süren Danişmentliler hakim olur. Bölgeye hakim olan Moğollar da bir süre buralara hükmeder. Sonra Candaroğullarının hakimiyeti görülür. Birinci Murat zamanında da Osmanlıların eline geçer bölge. Osmanlılar da buraya gümüş madeni emini atar. Bu dönemde ilçeye ve Gümüş`e cami, hamam, medrese, çeşme ve saat kulesi gibi tarihi eserler yapılır. Kamu hizmeti veren bazı Türk dervişlerinin önderliğinde zaviyeler de varlık gösterir. 1890 yılında belediyesi kurulur. Yöresi tarihi zenginliklerle dolu Gümüşhacıköyün 1893`teki nüfusu toplam 26.000`dir. Bu nüfusun çoğunluğunu Türkler oluşturur, 2.500`ü Ermeni, 2.149`u Rum, 15`i de Protestan`dır. İlçede, 1927`de 26.492; 1990`da da 35.225 nüfus vardır. Karasal iklim hüküm sürer buralarda. Dağlık kesimlerde kış ağır geçer. Zeytin ve turunçgiller dışında hemen her çeşit meyve bölgede yetişir. Son yıllara kadar ilçenin etrafındaki bağcılık ve bahçecilik faaliyetleri daha etkin bir şekilde sürdürülmüştür. Tütün, kendir, ayçiçeği, haşhaş ve şeker pancarı yörenin önemli sanayi bitkilerindendir. Baklagiller, soğan, mercimek, nohut iyi yetişir. Yem ürünleri de tarımsal üretimde önemli yer tutar. Küçükbaş hayvancılık ve büyükbaş hayvancılık da halkın çoğunun geçim kaynağına bir önemli katkı sağlar. 3.Köseler Köyü`nün Bağlı Olduğu Bucak, Gümüş İnegöl Dağlarının eteğinden başlayıp tam doğuya doğru uzanan verimli ovanın batısında bulunan bucak, Gümüşhacıköy`ün 5 km. güneyinde kurulmuş, tarihi bir yerleşmedir. Bu yerleşim yeri Amasya`nın 75 km. uzaklığında olup Amasya`nın kuzeybatı yönüne düşer. Bucağın doğusunda Keçi ve Çavuş köyleri; Batısındaki İnegöl Dağlarının engebeli coğrafyasında da birkaç köy göze çarpar. Çetmi ve Korkut köyleri de Gümüş`e komşudur. Tarihçilere göre Romalılar tarafından işletilmeye başlanan gümüş madeni ta bu dönemlerde gelişmeye başlar, şu anda bile geriye kalan kale kalıntıları ve diğer roma dönemine ait maddi kalıtlar, buna bir işarettir. Bu değerli yerleşimi, Romalılardan Artuklular alır. Adlarına para bastıran Artuklulardan Danişmentler bu şehri ele geçirir. Daha sonra bu küçük madenci şehrini İlhanlıların varisi Eratnaoğulları yönetir. Selçukluların eline geçer bura. Selçuklulardan Moğolların yönetimine geçer ve Osmanlı Devri başlar Gümüş`te. Adını hemen yakınındaki dağlarından tepelerinden çıkarılan "gümüş" madeninden alan Gümüş, Osmanlı kayıtlarında Amasya Livasında: ‘Argoma nam-ı diğer Merzifon, Gümüş, Amasya` vilayet olarak geçer, İcmal Defterler 15 numaralı tahrir defteri; Mufassal Defterler 90 numaralı Tahrir Defteri: Ladik, Merzifon, Gümüş kaza olarak geçer; Avariz Defteri`nde, 776 numaralı tahrir Defterinde: Amasya Liva, Amasya, Zünnun-abad, Gümüş, Geldiklan, Havza, Kilikiras ve Merzifon kaza olarak geçmektedir. Osmanlı kayıtlarında, dağlarında ve tepelerinde barındırdığı değerli maden gümüşten Osmanlı kayıtlarına vilayet ve kaza olarak geçen bu şehir Has Ağalar ve Maden Emirlerince yönetilmiştir. Gümüş, 1881 yılında Hacıköy Kaymakamlığı idaresine bağlanır ve bucak olarak tarihte yerini alır. Ahi Barak`ın türbesi de buradadır. Irgat Mahallesi bu şehirde emekçilerin yoğun olarak yaşadığına bir işarettir. Irgat, işçi, amele demektir. Bu mahallede Gümüşün madeninde çalışan işçiler kalmış. "Çoban etdi: "Nereden gelürsünüz." Bunlar etdiler: "Gümüşlü Abdullah vaiz suhanlarıyuz. İşiddikkim Osmancuk`ta bir kişi peydah olmış. Adına: Koyun Baba dirler imiş. Anı tutub alub gitmeğe geldim." dediler. Pes çoban bunlara etdi: "İmdi bu yılanlar ol erin velayetiyle gelmişler. Yine anın emriyle giderler." dedi. Velayetname`nin Koyun Baba bölümünde Gümüşlü Vaiz Abdullah`tan bahsedilir. Bu velayetnamedeki olaylar 12-13 yüzyılda geçer. Yine bu eserde Ahi Baba`nın da Koyun Baba`nın nefes evladı olduğu destansı şekilde anlatılır. Bu menkıbelerde geçen Ahi Baba`nın Ahi Barak`la bir ilgisi olduğu sanılıyor. Velayetname-Ali Çelebi`nin yazdığı Anadolu nüshasından Kara(Riş) Hafız, yazarak çoğaltmış, ilaveler var. Yakup Köyü nüshası Hicri:1276`da yeniden coğaltılmış. Yine aynı eserde: Sultan Koyun Baba hazretleri bir gün bu Ahi Baba`ya ider ki: "Var sen, yine Kargu`ya git. Anda ocak ol. Gelene geçene yedür içür. Fisebilillah ol yerin gözcüsü ol. Sana yaramaz kasd iderse bana sal. Ben anın hakkından gelürem." deyü himmet eyledi. Ol dahi varub Baba Hazretlerinin nutku üzere ol yerde bir zaman geçindi. Sultan Ahi Baba, Koyun Baba`nın nefes evladı olduğuna şek şübhe yokdur. Kargu`daki Ahi Baba mı Gümüş`teki Ahi Baba mı? Araştırmak gerekiyor. Selçuklu tarzı mimarisiyle Haliliye Medresesi de zamanında yöreye hizmet etmiştir. Tarih kokan ve tarihte değişik idari isimlerle vasıflandırılan bu küçük şehir, bugün bir bucak merkezidir. Bir zamanlar mahalle mekteplerinde sürdürülen eğitim ve öğretim 1930 yılında Gümüş İlkokulu, 1965-1966 yılında da Gümüş Ortaokulunda eğitim ve öğretim hizmetleri başlıyor. Şu an itibariyle 1990`lı yıllarda ortaokul ilköğretim okuluna dönüştürüldüğünden bucak merkezinde iki ilköğretim okulu bulunmaktadır. Gümüş`teki ilkokula köylerdeki eğitmenlerce 1. 2. ve 3. sınıfı okuyup 4. ve 5. sınıfı tamamlamak için gelen ve burada yatılı olarak okuma uygulaması da 1945`e kadar devam etmiştir. Uzun yıllar ortaokuluyla ve ilkokuluyla hizmet veren bu yerleşim yeri belediyeliktir. 1940 yılında bucak merkezinde: 3219 Türk nüfus; 282 de Ermeni nüfus yaşamaktadır. 2000 yılı nüfusu: 2.216`dır. 1960 yılında nüfusu 3.050 olan bucak göç veren bir yerdir. 1940`larda Camiikebir, Şahlar, Irgat, Yenicami, Ağcadede ve Tekke Mahalleleri bulunmaktadır. Günümüzde ise bucak halkı geçinimini başta tütüncülük olmak üzere tarımla sağlıyor… 4.Köseler Köyü Hakkında Genel Bilgi: Köseler Köyü`nün Adının Kaynağı, Köyün Tarihçesi, Köyde Bazı Uygarlıklardan Geriye Kalanlar ve Belgelere Girenler, Genel Olarak Kökenler, "Karye-i Köseler/ Osmancık Nahiyesi/ Kaza-i Çorumlu (Cihet-i Kaza 30)" 387 Numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Karaman ve Rum Defteri (937/1530) tarihli.(18) Köyün adı: Köseler Köyü. Peki, bu ad nereden geliyor? Sözcüğün kök ve ekine bakalım. "Köseler"deki "köse" bir addır. "-ler"de çoğul ekidir. Bu ek, Türkçede kullanıldığı cümlenin amacına göre: "topluluk, aile; abartma; saygı-nezaket; her ve sitem vb." değişik anlamlara gelir. "Köseler" sözcüğündeki "-ler" eki topluluk, aile anlamına gelmektedir. Köseler, sözcüğündeki "köse" Türkçe sözlüklerde: bıyığı, sakalı çıkmayan(erkek) için kullanılan sıfat içerikli bir isimdir. Köse sakal, çok seyrek sakallı anlamına gelir. "Köse`nin Ali geliyor." cümlesindeki "köse" sakalı, bıyığı seyrek olan kişiyi veya isimleşmiş olduğundan o kişiyi ifade eder. Anadolu`da Köse Köyü, Köseler Köyü ve Köseli Köyü adlarında köyler bulunmaktadır. Anadolu`da "Köse" adında dağlara da rastlanır. Bu tür isimler otuzu bulur. Anadolu`nun Etnik Yapısı adlı eserde Ali Tayyar Önder: "Köseli"yi Yörük Türklerinde bir oymak olarak belirtiyor. "Köseli" sözcüğünün "Köseliler"den "Köselere" dönüşme olasılığı "Köseler"in söyleyiş kolaylığından oldukça yüksektir. Bu da "Köse" kabilesinin "Köseli" denilen bir yerden geldiği anlamınını birliğinde çağrıştırır. Köyde bildiğim kadarıyla "Yör Abbas" lakabında bir kişi köyün nüfusuna kayıtlı ve bu sülale eskiden beri köyde oturmaktadır. "yör" takma adı, "Yörük"ten bozulmuş olma olasılığı da göz önünde bulundurulduğunda Köseler Köyü`nün Yörük Türkleri ile bir bağı olduğu kanaati güçlenmektedir; böylelikle Köseler`in kökenlerinde Amasya bölgesine gelen Ulu Yörüklerin olma olasılığı da güçlenmektedir. En azından köydekilerin bir kısmının kökeni yörüktür, savını ileri sürebiliriz. Büyük olasılıkla köye adını veren de: kökü Köseli`ye dayanan "Köseler" sülalesidir görüşü birinci görüş olarak ileriye sürülebilir. Adnan Menderes KAYA`nın hazırladığı "avşarobası.com"da Avşar Boyları Çizelgesinde: Dulkadiroğlu Avşarlarında "Köseli" ve "Köse Davut" obası, Bozulus Avşarlarının Danişment kolunda: "Köseli" ve "Köse Musa" obası, Azerbaycan Avşarlarında: "Köseli" obası olarak, Türkmenistan Avşarı`nda ise "Köseler" obası olarak geçmektedir. Türkmenistan, Horasan bölgesine coğrafi olarak yakın bir bölgedir. Sözlü tarihte atalarımızın Horasan`dan geldiği ifade edilir. Bundan hareketle ikinici görüşü de şöyle aktarabiliriz: Köyün adıyla Türkmenistan Avşarlarının "Köseler Obası" arasında bir ilişki de akla gelmektedir. Kurucu ailenin "Avşar" olduğu kanaatini ileri sürmek yanlış olmaz. Yine Mor Ajans`ın Ekim 2000 İstanbul baskılı "Türkmen Boylarının Tarihi ve Etnografyası" adlı eserde Dr. Ağacan Beyoğlu 440. sayfada Köseler Kabilesi için: "Köseler Kabilesinin mensupları, büyüklerinin anlattıklarına göre, mensuplarının köse insanlar olmalarından dolayı bu adı almış değillerdir. Onlara bu isim, tarihin derinliklerinden kalmıştır" demektedir. Yani günümüzde Türkmenistan`da Köseler sülalesi mensupları hala yaşamakta ve Anadodlu`daki gibi boy teşkilatı bozulmamıştır. Yukarıda ileri sürdüğümüz ikinci görüş daha ağırlık kazanmakta. Köseler, Köseli,(Köselü) (Köseoğlu, Köselerobası, Köseoğlu, Köselüoğlu): Konar-Göçer Türkman Yörükanı Taifesinden. Bu oymak, aşiret ve cemaat olarak Andolu`nun değişik bölgelerinde iskan edilmiş. Bu yerlerden bazıları: Alaiye, Kars-ı Meraş, Adana, Tarsus, Sis, İçel, Bozok, Hamid, Meraş, Saruhan, Karahisar-ı Şarki, Paşa, Konya, Karaman, Aydın, Ankara, Teke ve Sığla Sancakları, Turgut Kazası(Konya Sancağı), Zülkadriye Kazası(Meraş Eyaleti), Bursa, Mihaliç, Gönen ve Harmancık Kazaları(Hüdavendigar Sancağı) Yüreğir Kazası(Adana Sancağı), Radovişte Kazası(Köstendil Sancağı), Avunya Kazası(Biga Sancağı), Silifke Kazası(İçel Sancağı), Ordu Kazası(Karahisar-ı Şarki Sancağı), Selmanlu Sagir Kazası(Bozok Sancağı), Filibe, Filorine ve Gümilcine Kazaları(Paşa Sancağı), Ermenek Kazası( İçel Sancağı), Balıkesir Kazası(Karasi Sancağı), Sultan Hisarı Kazası(Aydın Sancağı), Manavgat Kazası(Alaiye Sancağı), İncesu Kazası,(Niğde Sancağı), Gördük Kazası(Saruhan Sancağı), İznikmid Kazası(Kocaeli Sancağı), Dağardı Kazası(Kütahya Sancağı), Kemah Kazası(Erzurum Sancağı). Bozulus Türkman Aşiretine tabi olan Köseler Ehalisi, Bozok Sancağı dahilinde Selmanlu-i Sagir Kazasında vaki Zemheri Karyesine iskan olunmuştur. Cevdet Türkay`ın Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve cemaatler adlı eserinde S.465.(20) Köse ile başlayan birçok cemaat adı vardır. Bu eserden Köseler`in önemli bir Türk boyu olduğu anlaşılıyor. Siyakat yazı tarzı ile yazılmış olan bu beş yüz yıllık Osmanlı kaydında şöyle yazıyor: "Karye-i Köseler ve livayı tamam vakıf zaviyeyi Ahi Burak(Barak) ve malikaneyi vakfı Medreseyi Hacı Halil. Hisse: 2584/Nefer: 42/ Mücerred: 5/ Hane: 37/Hasıl-ı malikane: 1540"(18) (...) Köyde Eski Uygarlıklardan Kalanlar ve Belgelere Geçenler: Eski Çağlarda Yaşamın İzleri: O zamanlarda yaşayanlar ne diyordu Köseler`e? Bunu bilemiyoruz. Bu bölgede kurulmuş yerleşimler köy müdür, şehir midir ve adı nedir onu da bilemiyoruz. Araştırmacılar, bugün Köseler Köyü sınırları içinde bir yerleşmenin olduğunu yapılan araştırmalar sonucu tespit ettikleri tarihi kalıntılardan hareket ederek ileri sürüyorlar. Bu kalıntıların bulunduğu, köye en yakın yerin Fatmapınar, yani Killik mevkii olduğu, bu yerleşmede, iyi bir işçilikle yapılmış, iyi fırınlanmış, çoğunluğu kırmızı astarlı İlk Tunç Çağı keramiklerine rastlandığı kayıtlara geçmiştir. Yine köyün sınırları içinde bulunan Gaffardede`de, kahverengi astarlı, iyi pişmiş, açkılı İlk Tunç Çağı keramiklerine rastlandığı da kayıtlara geçmiş. Gümüşhacıköy`den çıkıp Köseler Köyü`ne gelirken köyün topraklarının başladığı Kızlar Kayası`nda tarihi bir yamaç yerleşmesinin kurulmuş olduğu, bu yerleşmede dışı kahverengi, içi siyah olan iyi fırınlanmış, açkılı İlk Tunç Çağı keramiklerinin tespit edildiği de bir yazılı bilgi olarak karşımıza çıkar. (Dünden Bugüne Gümüşhacıköy S.4) Romalılar da Buralarda Yaşamış: İlk Tunç Çağında yaşayanlardan sonra kimler, hangi uygarlıkları, ne zaman kurmuşlar buralarda? Bu soruyu yanıtlamak zor. Bölgede sırasıyla: Firigya hakimiyeti, İskitler hakimiyeti, (Alan Türkleri), Kimmerler hakimiyeti, Lidyalılar hakimiyeti ve Roma ve Bizanslıların hakimiyetinden söz eder yazılı kaynaklar. Yine bölgede Arap ve Bizans mücadelesi de görülür, 700`lü yıllarda. Romalılara ait yerleşim yerleri ve onlardan kalan buluntular "Çetmi, Keçi köyü, Eymür, Koç köyü, Çitli, Bağlıca, Köseler, Ovabaşı ve Bulak köyleri arazilerinde tespit edilmiştir. Köseler Köyü`nde bir kale kalıntısı, Köseler Çayı`ndan Çitli Bağlıca`ya doğru uzanan kayalık tepelerin eteğinden, Terecelikaya denilen kayadan ve kayalardan Kızlar Kayası`na doğru uzanan bir su arkı mevcuttur. Bu ark kayalar oyularak yapıldığından yer yer kırılıp, tepelerin ve kayalarının üst taraflarından kopup yuvarlanan taşlarla dolsa da varlığını hala görebiliriz. Bu arkın muhtemelen Kızlar Kayası`ndaki yerleşmenin bağ ve bahçelerini suladığı savında bulunmamız yanlış olmayacaktır. Çünkü ünlü Kızlar Kayası`nın tüm çevresinde toprağın yüzeye yakın kısımlarında bina temelleri olduğu oralarda çiftçilikle uğraşanlar tarafından dile getirilmekte ve su kanalları da hala görülmektedir. Bu yerleşmeden getirilen mezar taşları ve şiir yazılı bir taş Gümüşhacıköy Müzesi deposunda bulunmaktadır. Bu taşta Roma lejyonuna ait bir kitabenin o civarda bulunduğundan bahsedildiğini yazılı taştaki şiiri okuyan İngiliz Profesörü David Frenç tarafından ifade edilmiştir.(s.19/20 Dünden Bugüne Gümüşhacıköy) Yine köylülerin anlatmasına göre 1960`lı yıllarda Aşur Ağa`nın çocuğu Halil, bir yılanı Atavlun`da bulur ve köye getirir. Bunun çöreklenmiş bir yılan resmi olduğunu anlarlar. Havza tarafından gelen bir hurdacı bu yılana müşteri olur. O gün için olmadık bir para verince kıymetli bir şey olduğunu sanarlar ve vermezler. Hurdacı bi daha ki gelişinde çocuğun babasını bulur: "Ankara`ya götürüp bunu satalım." der. Ankara`ya varınca da Aşur Ağa`nın yılanı elinden kaptırdığı anlatılır. Sazak dolaylarında Aşıkoğlu`nun tarlasında çift süren rahmetli İbiş, karasabanın mezara rarstlaması sonucu bir şişe bulur. Porsuk Çukuru mevkiinde ayva, bilemedin armut büyüklüğünde, bi sıma portakala benzeyen topraktan yapılmış ve ocakta pişmiş, kiremit gibi sert ve cüssesine göre ağır bir şekil tütün dikerken yakın zamanda bulunmuştur. Gaffardede`nin yakınlarında Ters Üsük`ün tarlasında çift sürerken bir mezara rast gelirler. Bu mezardan kafatası kemikleri çıkar. Cesetin tam anlına iki yapma çivi çakılı olduğu söylenir. Rahmetli Ters Üsük bunları köylülere anlatmıştır. Yine aynı bölge diyebileceğimiz Kapansekisi`nde rahmetli Salim Hoca çift sürerken öküzün ayağı boşluğa gelir. Kazar bakar ki bir geniş küpün ağzı olduğu anlaşılır. Küpü kırmadan kazıp çıkararak alıp eve getirirler, kullanırlar. On iki ölçek ekin aldığı söylenir. Köyün ‘Heykel` lakaplı, rahmetli İsmet Aslan adlı antika arayıcısı Ekinalağan`ı, Çatmamezer bölgesini kazar. Çatmamezer`de, Yellibelen`de yontulmuş, yapılmış taşlar bulduğunu köylülere anlatmıştır. Bu taşlar, muhtemelen oralardadır. Yine 1970 yılında, Killikbaşı`nda ekili alanlarda çalırşırken rastlantı sonucu işlemeli çömlek, şişe, ok-yay işlemeli taşlar çıkar. Buradan çıkan okların ucunun brons olduğu ve demirden kılıçların çürümüş şekilde olduğu anlatılıyor. Şu anki köy mezarlığının olduğu yerlerden de mezar kazarken fırında kullanılan taban tuğlası benzeri tuğlalar çıkmaktadır. Kalenin Doruk`u eski zamanlarda köyden meraklılar kazmıştır. Buradaki kazıdan buranın derinliği altı metre, genişliği de dört metre civarlarında olduğunu ve su biriktirme yeri olarak yorumlanmaktadır. Bura bir odayı andırıyormuş. Taşlar külükle işlenmiş. Sedir gibi görünümler olduğu söylenir. Suvelen Dere`nin ağzında da 1960`lı yıllarda kömür arştırması yapılır. Kömür olduğu söylenmiştir. "Köseler Köyü`nün batısında, Tekçam köyüne doğru uzanan tarıma elverişli arazinin Ekin Ağılı denen bölgesinde Romalılara ait, bolca kiremit ve tuğla parçalarının, çanak-çömlek kırıklarının bulunduğu ve bunların Roma Dönemine ait küçük yerleşim yeri olduğu Profesör Dr. Mehmet ÖZSAİT tarafından tespit edilmiştir.(s.21/22 Dünden Bugüne Gümüşhacıköy) Görüldüğü gibi köyün ve köyün çevresinde kurulup yaşamış ve kalıntılarını asırlar sonrasına bırakmış insan topluluklarının bugün köyde yaşayanlarla bir bağı yoktur. (...) 5.Köyün Coğrafi Konumu ve Yeryüzü Özellikleri Köyün coğrafi konumu, google earth`e göre: 40 derece 44 dakika kuzey enlemi ile 35 derece 09 dakika doğu boylamı olarak belirlenmiştir. Köseler Köyü, tarihte değişik vilayet ve sancaklara bağlı olmasının yanında şu an Amasya ili Gümüşhacıköy ilçesine bağlıdır. Köy, Gümüşhacıköy`ün dağlık köylerinden biridir. Köyün 12 bin dönüm mera-kayalık, 12 bin dönüm orman ve 12 bin dönüm de tarım alanı bulunur. Dere boylarındaki tarım alanlarının bir kısmında sulu tarım yapılır. Yaylalardaki kıraç düzlükleri saymazsak düz araziler de bu sulanan arazilerin içindedir. Köselerde ucu bucağı görülmeyen yekpare bir tarla yoktur. Köyde tarlalar parça parça ve üç beş dönümdür. Killikbaşı`ndan Bağlıca`ya doğru bakıldığında geniş düzlükleri olmayan, yalnız yer yer tarımsal faaliyetlerin sürdürüldüğü, ağaç dolu bir dere, köye doğru bakıldığında da tarıma elverişli ve harman yerlerinin etrafına, özellikle okul civarına yeni yapılan evler gözükür. Bu noktadan sağda ve solda yükselen tepeler görüş alanını engeller. Köseler`den bakıp da "Aha şu köy, bizim köyün komşusudur," denilecek başka bir köyü, engebeli arazi yapısından görme olanağı yoktur. Köseler, kapalı havza gibi dışa kapalı kalmış bir köydür. Günümüz ulaşım araçları ile Köseleri dışarı bağlayan tek yol Çitli ve Isparı tarafından gelip Bağlıca`dan Killiğinyokuş`tan birkaç virajla çıkan dik ve kış aylarında da tehlikeli bir hal alan, dar son yıllarda asfaltlanmış yoldur. Sazak Deresi`nden yemişen tarafına, Kozakçı tarafından Korkut ve Gümüş tarafına, Güllüçukur`dan Akpınar ve Güllüce tarafına, Küçükalağan`dan Tekçam tarafına giden eşek cılgaları, günümüz taşıtlarına göre olmayıp Killik`ten beş on göynek daha sarp ve tehlikelidir. Bu eşek cılgasından yollara da haksızlık etmemek gerekir. Çünkü bu yollar, bir zamanlar köyler arasındaki sosyal ilişkileri diri tutmuş. Bu yollardan misafirliğe, düğünlere ve cemlere gidilip gelinilmiştir. Cılga dediğimiz yollar, yabani hayvanların, daha sonra da evcil hayvanlarla eski insanların kullandığı yollardır. Ulaşım cografyasının da konusunu oluşturan yolların arazide ve köyler arasında oluşmasında arazinin eğimine ve zorluğuna göre yabani hayvanlarca kullanılmış, insanlar da buraları zaman içinde kullanmaya başlamışlar ve araçlarına göre de genişletmişlerdir. Birçok yolun hikayesi de böyle başlar. Köseler, Gümüşhacıköy`ün düzlüklerinin iyice bitip tükendiği güneybatı tarafındaki dağlar içinde kuytu ve büyük bir kısmı güneç, yamaç bir köydür. Köyün sulu topraklarının çoğu Sazak Deresi ve Bağlıca`da Köseler Deresi`nden sulanan dar topraklardır. Köyün kurulduğu yerin güney, batı, doğu ve kuzey tarafları genellikle engebeli bir arazi görünümündedir. Özellikle bu engebeli arazinin güney ve güneybatı tarafı ormanlarla, yer yer korularla ve yayla denilen otlaklarla kaplıdır. Köyün batı taraflarında da ormanlık, ağaçlık ve yayla diyebileceğimiz alanlar ile dere boylarında sonradan yetiştirilmiş uzun boylu kavakları ile kavaklıklar ve kendine özgü sağlamlığı, tadı ile meyveleriyle meyve bahçeleri, son yıllarda sayısı artan cevizlikler göze çarpar. Köyün Yemişen tarafına ve Kozağacı tarafına düşen yani kuzey tarafları genelde çıplak olmasa da öyle gür bir orman denilecek tarafı yoktur. Köyün etrafını çevreleyen bu doğanın hemen her tarafında tarımsal etkinlikler için kullanılmak amacıyla tarlalar, yer yer ormandan açılmadır. Öyle ki kütük sökerek geçirilen hayatları kaleme almaya kalksak, ortaya ağır işçiler romanlarının kahramanları çıkıverirdi. Ve rahmetli Kütük Hamdi Dayım bu kahramanların başını çekerdi. Yani Köseler`de hangi eve baksan mutlaka kütük sökmede epeyi mesai harcamış fertler yaşadığı ve yaşamış olduğu gözden kaçmaz. İşte bu coğrafyada tarımın hikayesi de böyle başlamıştır. Eğerci(Eğerli) Dağı`nın bir uzantısı gibi görünen Köseler topraklarının kuzeybatısında yöredeki söyleyişiyle Seray Dağı bulunur. 1530 tarihli Çorumlu Livasında: Seray Dağı`nın olduğu yerler Sarayözü ve Kandil Dağı olarak geçer. Bu uzantılar üzerinde: irili ufaklı tepeler ve dereler geniş bir yer tutar. Neredeyse köyün bütün toprakları dağlar ve tepeler üzerindedir. Bu engebeli yapıyı Kızlar Kayası`ndan başlayıp Hacıköy yolunun kuzeyinden devam ederek dolaşmaya başladığımızda köyün topraklarının yapı özelliğini, o yapı özelliklerine uygun tam Türkçe söyleyişler ve adlarla buralar gözler önüne serilir. Bir yönetici, bir muhtar, bir eğitimci kısacası hiçbir kimse, üretim yapacağı, plan proje geliştireceği, önemli kararlar vereceği yeri, bölgeyi bütün ayrıntılarına varıncaya kadar tanımadan doğru konuşamaz. Kapansekisi: burası Kızlar Kayası`nın yukarısıdır. Hafif meyilli tarlaların olduğu, bir yer. Buradaki tarlalar kısmen sulanır ve bu tarlaların verimi fena değildir. Bundan ve toprağın zengin yapısından arpaysa arpa, buğdaysa buğday öyle boy atar ki bazen kuvvetten yatar. Bu bölgeler arpa ve buğday üretiminden başka ürünlerin üretimi için de kullanılabir. Köseler Köyü`nün topraklarının genel yükseltisinin çok altında kalır. Köyün ilk ailelerinin buralarda tarlaları vardır. Yol kıyıları ve ark kıyıları hep ağaçlandırılmıştır. Buralarda uzun boylu selviler ve sağa sola kol kanat atmış, top başlı dalkavakları çizgiler halinde görülür. Dalkavağı denilen ve o dağlık köylerde görülen bu kavak türü, yoğun olarak bu mıntıkada başlar. Dalkavağı sağlam ve dayanıklı bir kavaktır. Ana gövdeyi oluşturan kütüğün başından birçok kol sürer. Bu kollar işe yarar, ağaca dönüşür beş on yıl içinde. Köy araştırmalarımda dalkavaklarının Köseler`e Kemal Ceylan`ın öncülüğünde 1945`ten sonra girdiğini ve kavak türünü köye Keçi köyden getirdiğini ve ilk dalkavaklarının Göğdere`ye dikildiğinin bilgisini de tespit ettim. Köyün toprakları Kızlar Kayası ile başlar. Kızlar Kayası`nın adı: oradaki kayalığın kayalarının duruşundan gelir. Geriden bu kayalara bakıldığında düğün alayı görünümü vardır. Güya, varmak istemediği birine kızı vermişler. Kız da Allah`a yalvararak demiş ki: "Beni ona yar etme. Anam babam verdi. Aha düğün alayıyla beni gelin götürüyorlar. Eve vardım mı daha geri dönüşü olmaz. Beni taş et." der. Rivayete göre Allah da kızı ve kızı götüren anlayışsız düğün alayını taş eder. Kızlar Kayası adının bu anlatıdan geldiği buralarda rivayet edilir. Terecelikaya: Bağlıca tarafında köye gelirken yolun sağında kalır. Bu kayadan sonra aşağı yukarı üç yüz metre kadar uzunluğunda yer yer kopup yuvarlanan küçük taşlarla dolmuş, kayalar yontularak yapılmış bir su yolu göze çarpar. Su yolu Terecelikaya`dan geçer. Terecelikaya`da bir oyuk vardır. Bu oyuğa "terece" derler. Terece: eski geniş odalı, bacalı köy evlerinin baca gözü demektir. Fırın terecesi ve ahırda tarak terecesi de bulunur. Kayadaki terece, kayanın yola bakan yüzünde olup yerden bir metre kadar veya bir metreden biraz daha yüksekce. Kimilerine göre: "Bu terece, bir işarettir. Kesinlikle bir defineyi işaret eder, kimilerine göre de burası kutsal bir yerdir." Böyle masalsı şeylerle süsleniverir buraların anlatımı köylülerin dilinde. Bu oyukların Romalılarda tehlikeli bir geçite gelindiği de araştırmacılar tarafından ileri sürülmekte. Bir tehlike işareti yani. Terecelikaya`ya yakın yerlerde mum yakanlar olur. Bu mum yakma işinde Gaffar Dede`nin saygınlığı hiç küçümsenmez. Bir de yoldan gelip geçenler buraya küçük taşlar atarak dilek tutarlar. Eğer kişinin attığı taş terecede durursa onun dileği yerine geleceği inancı hakimdir. Bu kayadaki oyuk ve su arkı binlerce yıllık uyğarlıklardan geriye kalmış maddi kalıtlardır. Kayalardan geçen o arklar temizlense bu yapıt daha iyi ortaya çıkar. Belki görmek isteyenler oraları ziyaret eder. Ferhat ile Şirin`in su kanalları da bunların biraz daha büyükleri ve belki de aynı uyğarlığın buralara da bıraktığı kalıtlardan başka bir şey değildir. Erüklüdere ve hemen yukarısında Atavlun. Atavlun: Bu sözcük, at ve Eski Türkçede köy anlamında kullanılan ağıl sözcüklerinden türeyerek birleşik ad olmuş. Büyüktepe, Çürüktarlalar ve Dereciköy. Dereciköy, dere içi söyleyişinden veya küçük dere anlamına gelen: ‘derecik`ten gelme olasılığı vardır. Burası belki de bir yerleşmeydi. ‘Köy` ifadesi bunun bir belgesi niteliğinde. Dere kıylarında emek verilerek yetiştirilen uzun boyuyla oralarda salınan selviler, aka çalan yapraklı söğütler ve iyi geallenen cevizler görülür. Yine o taraflarda: Harman Yeri. Harman Yeri`ne bir zamanlar kısa süreli yerleşmeler olmuş. Hayatyerinindere, adındaki "hayat" da boş bir sözcük olmasa gerek. Bugün Köseler evlerinin önlerinde genellikle odun ve bazı eşyaların konulup yığıldığı kuruluk ve gölgelik yerlere "hayat" denilmektedir. Bu derede demek ki bir zamanlar kuruluk, gölgelik bir yapı mı varmış sorusu da belleklere geliyor kendiliğinden. Buralar, Kozakçı`ya yakındır. Gelinkaya, Kozakçı ile Harman Yeri arasında kalan bir sırttır. Kozakçı, kozağı çok olan veya kozak toplayan birini mi ifade eder araştırmak gerekiyor. Köyün büyükleri buraların eskiden pelitlik olduğunu rivayet eder. Pelit koruları, bölgeye yakın olan Çitli ve Kışla köyü topraklarında hala varlığını korur. İşte, "kozakçı" adı da bu kozalaklı ağaçlığın bir hatırasıdır. Taşlık bir bölge olan Gelinkaya`da bulunan kayalar, duruş olarak geline benzetilmiş. Bu kayalar dik dik durur. Geline benzetilen bu kayaların kuzey kısımlarını yer yer yosunlar kaplamış ve güney kısımlarında da yosunlar kuruyup kınaya dönmüş. Hafif ıslatılıp küçük bir taşla kurumuş yosunlara birkaç kez sürüldüğünde binlerce yılın, rüzgarlarla yakın korulardan getirdiği dağ kokusu ve güneş, ellerde kıpkırmızı çıkıverir. Bu kayalar, oralarda bıkmadan zamanı okşar. Kadınınsivri de Kozakçı`nın kel, taşlı ve dar tepeleri üzerinde kalır. Kadınınsivri`deki ‘kadı` sözcüğünün Osmanlı Döneminde ilçe yöneticisi ‘kadı`dan geldiği ileri sürülür. Ya da kadı lakabında Köselerli birisi de olabilir. Kadınınsivri, oralara gelen köylülerin, toprağı sürmek için iyi bakıp el üstünde tuttuğu öküzlerin veya malların suyunu içtiği ve ayağındaki birkaç ağacı sulayıp canlı tuttuğu küçük taş oluklu, oluğu yosun bağlamış Molla Ali Pınarı`nın üstündedir. Kozakçı pınarı da durmaksızın türküsünü söyler bu boz Kadınınsivri`ye. Kadınınsivri`nin tepesinin hemen batısında Hırsızuçankaya bulunur. Bu kaya oralarda 100/150 metre genişliğinde öylece durur. Buradan dilim dilim taşlar düşer. Bu taşlardan köprü ve duvar yapımında çene taşı yapılmaktadır. Bu kayalar, Korkut tarafının taşlarını andırır. ‘Göllüce mi Güllüce mi?` Köyün kuzeyinde, engebeli, yer yer ekili alanlarıyla bozlarıyla ve sulu susuz dereleriyle dere yamaçlarındaki çalılıklarıyla bir yerdir bura. Karabayır, Köseler`e en yakın köylerden Yemişen`in yolu buradan geçer. Bu yol öyle taksinin ve minibüsün gideceği bir yol değildir. Son zamanlarda bazı mevsimlerde traktörün gidebileceği bir yol. Bu taraflar da engebeli ve taşlık bir bölgedir. ‘Kara` sıfatı da bu işe yaramaz oluşundan, renginden, ağaçsız oluşundan verilmiştir belki de. Göllüce ve Karabayır Yemişen köyü toprakları ile hudut. Kale, zaptedilmesi zor, savunmaya yönelik yer. Kapı gibi, geniş yüksek duvarların üstünde burç gibi birtakım güvenlik önlemleri kalelerde kendini gösterir. Köseler`deki kalede bunların hiçbiri yoktur, yalnız çıkılması ele geçirilmesi zorlu olduğundan bu en yüksek tepeye kale denilmiş. Belki de kale denilmesinde Odalıkaya denilen yerin de etkisi olmuştur. Ya da köye eskiden kale bekçiliği yapan veya geldikleri yerlerde kale ismi bulunanların buralara sığınmasından "kale" adı yakıştırma yolu ile buralardaki coğrafyaya da girmiş olabilir. Örneğin: Bulak Kalesi eteklerindeki düz toprakların, Yavuz Döneminde Türkmen Alevilerden alınıp Ermeni bir aileye verildiği çeşitli araştırmalarda geçer. Belki de bu düzlüklerde Yavuz Döneminde başlayan zulmün önünden kaçıp gelenler de olmuş, bu kartal yuvası gibi korunaklı Köseler`e. Kalenin güney yamacında ve orta yüksekliklerinin üzerindeki Odalıkaya`ya dar, dik bir cılgadan, taşlara tutunarak tırmanıp çıkılır. Güzleri, baharları malları o tarafa gütmeye gidenler yağmura tutulsa yağmurdan korunmak için Odalıkaya`ya sığınır. Oraya sığınanlar, Odalıkaya`nın balkon çıkıntısı gibi düz önünde ısınmak için ateş yakarlar. Alevler savurup çıngılar çıkaran bu ateşin başını çeviren inekçiler, öküzcüler, iri taşlarla ve kayalarla dolu boşluğa doğru bir zafer kazanmış komutan mağrurluğu ile üşüyen ellerini ateşe uzatıp kartal gibi bakarlar. Bu Odalıkaya denilen yerde bir oda bulunur. Delik şeklinde bir sığınak da var. Bu sığınaktan eğilerek geçilir. Sığnak, balkon gibi düz kısımdan başlar, kayanın içinde bir daire çizerek yine balkona, Odalıkaya`nın önüne gelir. Bir zamanlar öğretmenlerin öğrencilerini yanlarına alarak gezdirdikleri bu gizemli kaya, burayı gezen köylüler için de bir öğünme ve üstünlük vesilesidir. Odalıkaya`yı köylülerin birçoğu da hayretler içinde gezmiştir. Yakın köylerden gelen misafirlere de bura gezdirilir. Bu gizemli kayanın odası, Köseler`e doğanın bir armağanı mıdır, yoksa bura insanoğlu tarafından mı yapılmıştır? Bu sorular tam aydınlatılamıyor, fakat Odalıkaya`nın önündeki düz kısım, burada bir insan emeği olduğunu gösteriyor. Tehlikeli yolundan insanın ayağı kayıp düşse kesinlikle kurtuluşu yok düşüncelerine insanı sürükleyen bu Odalıkaya`da yarasa bulunur. Burayı görmek, gezmek isteyenler yanlarında bir aydınlatma araçı bulundurmalıdır. Bir zamanlar burayı gezenlerin çıra yakarak gezdikleri tavandaki isten anlaşılıyor. Bazı cin gibi öküzçüler, bu kayaya çok kullanılan yolundan değil de kayanın doruğundan da inerlermiş. Kale ve Doruk, buralar, köyün kuzeybatısında ve güneşe karşıdır. Kale`nin ötesi de Yemişen toprakları ile huduttur. Doruk, hemen köyün üstündedir. İçme suyu ihtiyacını karşılamak üzere burada Gurşandede`den gelen suyun depolandığı bir su deposu bulunur. Bu yerler, taşlık ve sarptır. Bu sarp yerlerin bazı bölümlerinde isirin ve pelit çalıları kabarmakta ve kısmen ağaçlıkmış görünümü yaratmaktadır. Kalenin doruğu ağaçsız, çıplak ve taşlıktır. Odalıkaya, Kale`de bulunduğu yere ayrı bir hava verir. Kartal yuvası gibi çıkılması zor ve esrarengiz bir kayadır bura. Gurşandede`den aşağıya doğru o güneç yamaçlarda bir zamanlar bağcılık çalışmaları yürütüldüğünün izleri de kendini gösterir. Hanifeninbağ buralardaymış. Odalıkaya`dan sonra Köseler Kalesi`ne biraz daha tırmanıldığında doruk kısmında hiçbir bitki yetişmeyen bir taş yığını görünümü insanı karşılar. Bu durum geriden de belli olur. Bir tümülüs sanar insan burayı. Bu Tümülüs görünüm, kalenin zirvesinin her taraftan rüzgar alması, mevsimler ve gece gündüz arasındaki sıcaklık farkının çok olması oralardaki kaya ve taşların ufalanması sonucu kırılmış çakıl durumuna gelmesiyle oluşmuş olma olasığı da bir gerçektir. Kalenin zirvesinden aşağı doğru inildikçe taşların büyükçe hatta Odalıkaya`nın altında kaya gibi iri iri taşlar olduğu görülür. Demek ki yukarıdan kopup yuvarlanan büyük taşlar hızlanarak daha eteklere savrulmuş. Bunlar Kalenin taşlı yapısının oluşturduğu etek döküntüleridir. Donuzalağan`dan Kale tarafına bakıldığında yer yer de sık bir orman kabarmaktadır. Kalenin doruğundan üzerinde haç işareti ve üzeri yazılı bir taşı rahmetli Heykel namıyla bilinen şahıs çıkarmıştır. Yine bu yerde sayılan Odalıkaya`nın 50 m. kadar alt tarafında Yör Abbas babasıyla sığır güderken bakır kaplar bulur. Nereden baksan 70-80 yıllık bir hikayedir, bu bakır kapların bulunuşu. Sazak Deresi`ne düşüp Yemişen tarafına yüdüğümüzde solda top başlı dalkavakları, sürekli salınan, uzun boylu selvileri ve iyi geallenen cevizleri ile Suçıkan. Buranın karşısı da çal yamacıyla Ağcatepe`dir. Bu tepede köklü bir ağaç türü yoktur. Şu an bükler boy vermektedir. Bunlar: acuklar, ahlatlar, isirinler, pelitler, aluçlar… Bu hattı anlatmayı bırakıp Dereciköy`den köye doğru: Düzyapraklık, Kelçal, Karanlıkdere, mezerliğin üstündeki Yamaç ve Yamacın Doruk yer adları köyde söylenegelir. Bu yerler için de genel olarak Dereciköy`den Karanlıkdere`ye kadar olan alana ‘Alıbağı` denir. Bura, güneş alan, bir zamanlar tarım çalışmalarının eski devirlerde başladığı bir yer olabilir. Bağlık bir yer olduğundan ‘Alıbağı` da denilmiş olabilir. Köseler Kalesi`nin bir yüzü Kale Deresi, bir yüzü de Göğdere olarak adlandırılmıştır. Bu iki yüzde ekili alan yok gibidir. Olsa da önemli tarım alanları değildir. Ağzında, çayın kıyısına doğru bahçeler bulunan Göğdere`den Ekinalağan`a geçilir. Göğdere`nin ağzındaki bahçeler humus yönünden zengin topraklara benzer. Göğdere`nin yamaçları göğ çoraktır. Bu çorak rengi de buraya adını vermiş. "Göğ" köyde etkisi olan bir renktir. Göğe karşı saygıyla birlikte bir korku vardır. Göğdere`den korkulur mu bilmiyorum. Nazara karşı, öküze, ata, çocuğa göğ boncuk takılır. Gökyüzünün "göğ" rengi, Gök Tanrı`nın ululuğunun gizemli bir durumu olarak Anadolu`da ve bizim oralarda kültüre tutunmuş kalmıştır. Göğdere son zamanlarda ağaç yönünden zenginleşmiş neredeyse bir orman olmuş. Ekinalağan`ı: Adı üstünde, ekin alanıdır. Bu alan: Büyük Ekinalağan`ı ve Küçük Ekinalağan`ı diye adlandırılmıştır. Güneşe karşı olup köyün tarımsal etkinliklerinde belli bir yer tutar. Orak sonu Kurdeşen`e çıkıp bu tarafa baktığımızda buraların çok yığın döktüğü hemen göze çarpar. Bu tarafta Kumlueşme denilen yer de bulunur. Bura, Kayabaşı köyü topraklarına huduttur. Kumlueşme, Köseler Çayı`ın güneyinde ve Gürleyik`e yakın bir yerdedir. Kumlueşme`nin bir geçesi tamamen orman, bir geçesi de alan alan tarlalarla kendini gösterir. Gürleyik: neredeyse beş altı metreden dökülen, mevsimine göre gür ve az köpüklü, beyaz bir su. Yüksekliğin tepe noktasında kayalar suyun aşındırma etkisiyle birbirinden dar bir arayla ayrılmıştır. Bura bir nevi genç bir kanyondur. Bu dökülen suyun öncesi de dar bir dereden geçer. Suyun döküldüğü yükseltinin yüzünden yer yer su çıkar, oralarda su gözleri vardır. Güneyden Köseler Çayı`nın kuzey yakasına geçince artık buralarda gür ormanlarla kaplı Köy Korusu başlar ve çaya aşağı neredeyse köye kadar dayanır. Köyün en gür ormanlığı da buralardır. Köyden çıkıp Köseler Çayı`nı geçip güneybatı yönüne doğru ilerlediğimizde: Otluçukur, Kurdeşen, Yalpakbaşı yolumuz üzerinde kalır. Buralar engebeli, küçük dereli, tepeli, kıvrım kıvrım yollu bir yapıdadır. Çeşitli türde gelişmiş ve bodur kalmış ağaçlar, çalılıklar bazı yerlerde sıkçadır. Keşen uygulamasının tahrip ettiği bir bölgedir buralar. Bir canlının eziyet çekmeden ve sakatlanmadan kağnıya sarılı yükü bayır arazi yollarından indirmek için kağnının peşine bağlanarak yere sürtünmesiyle hızlanan kağnının hızını kesen genç bir ağaç. Her yüklü kağnı inişinde bir genç çam veya ardıç. Buna can mı dayanır. Bu da köylülerin ormanlara faşizmidir, bir zamanlar. Böyle bayır arazi yolları kesile kesile kelleşmiş ve bitmiş. Gerçi harman sonlarına doğru kuruyup odun olan bu keşenler, kışın ısınmak amacıyla da kullanılır. Olsun. Bu, genç genç oralarda akşam poyrazlarında salınan hışırtılı sesler çıkaran ağaçların kesilmesini hiçbir zaman gerektirmez. Bir fren düzeneğiyle bu keşen uygulaması savuşturulup genç çamlar korunabilirdi. Zaten halk arasında yerleşen bir yanlış uygulama doğruymuş gibi kanıksanıp yüzyıllar boyunca da devam ettiği çok olmuştur. Bu keşen uygulamasının olduğu alanda pek ekili alan yoktur. Orman içinden ve Köseler Çayı`na yakın yerlerde birkaç parça tarla açılmıştır. Yalpakbaşı`ndan sonra Kuyumcu arazileri başlar ve Kelsatı`ya kadar uzanır. Kuyumcu güneşe bakar. Bu bölgede bir haylı ekili alan vardır. Karaoğlan`ın tarla, Mazi`nin Tarla, İmam`ın Pınar, Çavuş`un Pınar, Yumrutaş, Böcüklününtarla, Şeherlininhaşhaşlık, Ortaburun, Çolağınçötle bu taraftadır. Ortaburun, Tekçam köyüyle hudut. Aynı hizada, güneye doğru Çoban Kalesi vardır. Bura da yüksek bir tepe olduğundan "kale" adını almış. Burası Düvenci`yle Kışladeresi hudududur. Kuyumcu`da öküzlerle çift sürerken çömlek kırığı, tuğla kırığı, ersün, saçayağı gibi bir yerleşmeye işaret eden iki tane kilo taşı, süslü sürahi kırıkları, cam ve şişeler gibi maddi kalıntılar zaman zaman çıkmaktadır. Yine burada adamın gücünün yeteceği büyüklükte işlenmiş ve üzerinde at resmi bulunan bir taşın 1960`lı yıllarda Mustafa Baytürk`ün kendi tarlasında bulduğunu köylüler ifade etmektedir. Kızıldere ve Büyükalağan yan yana. Köyün güneybatı yönünde. Buralar yaylacılığa elverişli yerlerdir. Kızıl renk, demiroksitin yüzeye çıkması veya böyle demiroksitli topraklarda görülür. Halk da buralardaki kızıl rengini, buralar dereyse dereye, tepeyse tepeye ekleyerek bir sıfattan bileşik yer adı türetir. Bunlar: Kızılcabayır, Kızıltepe, Kızıldere gibi. Güllüçukur, Büyükalağan`dan doğuya doğru bakıldığında görülür. Burası tam bir meyvelik olup otluk alandır. Toprak kuvvetlidir burada. Taşı kayası olmayan düzlük. Güllüçukur`un yukarı istikametinde Kuzoluk ve Batak vardır. Batak çökeklik bir yerdir. Bura sulu , daracık ve düzlük bir alandır. Buranın iyi patates ve fasülye yetiştirdiği bilinir. Etrafı kısmen fundalıktır. ‘Batağın Dere` söyleyişi geçer. Buralar Güllüce köyü toprakları ile hudut. Bu söyleyiş ‘Badak`dan mı yoksa ‘batak` dan mı gelir? Sorusu da açıklanmış olur. Badak`ın Koru Akpınar köyüne aittir. Kuzoluk tepenin güney çukurunda. Kış mevsiminde tepelerin karı rüzgarla pınarın olduğu yere dolar. Kürtük atar. Kuzoluk karlar altında ta baharlara kadar kalır. Belki de bundan adı Kuzoluk`tur. Bakırlı, Habeşin Koru`nun üstündedir. Bura ekili alandır. Bu alan, en fazla iki yüz dönüm gelir. Habeşin Koru`da iri çamlar bulunur. Bura da gür bir çamlıktır. Bin dönüm gelir. Çulhaların korular da buraya bitişiktir. Yerine göre geniş sayılacak bir kuz bölgedir. Bu bölgenin etekleri Çalınardı Çayı`na iner. Donuzalağan`ın güneydoğu yamaçları da bu çaya varır. Bu çay Şarlayuk Suyu`yla kışları ve ilkbaharı çağıl çağıl akar. Köyün buralarına evleri yakın olan dölcüler de döllerini buralara getirir. Donuzalağa: Köyün geniş bir alanını görmede en hakim noktalardan biri. Üstü, düzlük, ekili alan. Demek ki domuzların sık görüldüğü bir bölge. Domuzların buradaki ekili tarlalara dadanmışlıklarından "Donuzalağa" denilmiş. Kuzey yamacı da: ulu çamların durduğu, yer yer de çayın yatağına doğru fındıklıkların ve kiren ağaçlarının renklendirdiği, varsıl kıldığı Mustafa Milleti ve Aşıkgil`in Korusu. Bu koruda birkaç çocuğun saklanabileceği kayada zamanla kendiğinden oluşmuş bir mağra. Gısık`a doğru yosunlu ve yalçın kayalar. Bu kayalardan birinin, belki de en büyüğünün adı Esürükkaya`dır. Sanki Çalınbaşı`nın kayaları Esürükkaya`dan ayrılmış gibi durur. Donuzalağa`dan güneybatıya Çobançıralıset. Burada aydevekleri denilen bodur, çalımsı bükler bulunur. Bundan olmalı ‘Çobançıralı` adı ve tepeden küçük bir yükseltiden de ‘set` adını alarak bir birleşik ad ortaya çıkmış. Bu bodur ağaçların, büklerin kabuğu, kurumuş dalları ocağı tutuşturmayı kolaylaştırdığından ‘Çobansıralı set` denmiş. Öyle de söylenegelmekte. Buradan Dolayyol`a gidilir. Dolayyol da Gözelkız`dan Kuyumcu`ya dayanır. Gözelkız`dan sonra Icığınçötle`ye. Kocaçam da Icığınçötle`nin hemen üst tarafındadır. Bu mevkiler Çolak Mustafagilin arazileridir. Buralar kıraç, tarla içlerinde taş cuvullu, tarlaların yol kıyıları taş örülü duvarlıdır yer yer. Su eşmeleri başında birkaç ağaç, aşlamalar, ahlatlar, kızılcalar tarlaların ortasında, kimileyin de tarla sınırlarında öylece dururlar. Orak zamanı bir gölgelik, bir salıncak kurulan, yemek yenilen şenlenmiş bir yer olurlar. Bu bölgeden Büyükalağan`a giderken geçilen derenin hemen üstünde Şarlayuk bulunur. Buranın etrafı ormanlıktır. Şarlayuk`un bulunduğu derenin güney yamacı Büyükalağan`a kadar dar bir alan olsa da kısmen çamlıktır. Bu ormanlığın az aşağısında Samanlığındere vardır. Bura otlu ve ormanlıktır. Dereden su akar. Bura da geçici bir yerleşmeye işaret eder. Kuytu bir yer. Demek ki kışları buralarda barınan sürüler, karlı ve tipili günlerde bu samanlıkta biriktirilen otlarla besleniyordu. Belki de harman bile düşülmüştü buralara. Dedem Hıdır Hoca gençliğinde bu derede elik gördüğünü Köseler`i anlatırken söylerdi. Babam Mehmet Ceylan da Göğdere`de elik boynuzu bulduğunu, bunun sel tarafından sürüklenmiş olduğunu söylüyor. Habeşin Koru, Kazaneşme, Kuzugölü yan yanadır. Buralarda derelerde büyük taşlar vardır. Çobanların koyun yıkama yerleridir buralar. Çalınbaşı`ndan tam güneyde Kozağacı görünür. Kozağacı, ‘kozak` ve ‘ağaç`tan gelmeli. Kozağacı`nın diğer yüzü Kıran`dır. Kozağacı`nın biraz yukarısında Üçoluk, biraz daha yukarıda da Çatmamezer vardır. Mallar su içsin diye zamanında üç çam oluk konulduğundan adı buradan kalmıştır. Çatmamezer`de mezar olduğu söylenir. Bu mezarlar yaylacılardan kalmıştır. Gecici bir yerleşmeye işaret eder. Bura Güllüce köyü ile hudut. Porsuk Çukuru, kuzey yarımkürede yaşıyan, postu sert kıllı(eskiden elbise fırçası ve resim fırçası yapımında kullanılırmış) memeli, bodur, ayak tabanlarına basarak yürüyen, orta irilikte bir hayvan. Kışları kış uykusuna yatmak için derin yer altı yuvaları kazan bu hayvan hepçildir. Böcek, kuş, kurbağa, kök, bal, mantar, mısır meyve gibi şeyleri yer. Anal benzeri keskin bir koku yaydığı söylenir. Dayanıklı bir bedeni ve sert cırnakları vardır. Bunların postu siyah baş ve sırtının üst tüyleri beyazımsı ya da kurşunidir. Gündüzleri yer altı uykusunda yatan porsuk, geceleri etkinlik gösterir. Bunun için topraklarda geceleri dolaşarak yiyecek arar. Üreme dönemi çok saldırgandır. Düşmanının cüssesi ne olursa olsun saldırır. Kendini kovalayan düşmana iğrenç kokulu bir salgı fışkırtır. İşte bu özelliklerdeki hayvanın belki de en çok saklandığı yer altı yatakları köyde Porsuk Çukuru denilen yerde görüldüğünden buralara Porsuk Çukuru adı verilmiştir. Köyde zaman zaman porsuk da avlanır. Porsuk yağı ile kömüş yağlanırmış. Porsukların evi olan ve köylüler için zararlı ve değerli bir hayvan sayılan porsuk çıkarma işi de bu evlerde olurmuş. Yer altı yataklarının ağzına bir ateş yakıp içeriye çöken duman, porsuğu çıkarmaya yetermiş. Çok sigara içilmiş ve duman olmuş bir yere, odaya giren birisi de oradakilere: "Porsuk mu çıkarıyorsunuz?" deyimini yöneltir. Bu deyim de porsuk hayvanının dile ve anlatıma kazandırdığı bir zenginliğimiz olmuş. Porsuk Çukuru`ndaki "porsuk" un porsuk ağacıyla bir ilgisi yoktur. Kayabaşı, Angut Kayası bir bölgenin içinde kalır. Kayabaşı, Kayaarası ve İn Deresi kayaları ile Bağlıca kayalarının doruğunda bir düz, ekili alandır. Burada da Yörüğünmezeri dedikleri bir yer vardır. Eski tarihlerde yaklaşık 1930-1935`lerde bir Yörük, davarı ve çocukları ile kışı burada geçireceğini sanarak kalır, kış da yeğin gidince aile fertlerinden ölenler olur. Bu yörüğe, köyden yiyecek götürenler olmuş. Angut Kayası, angutların bu kayaya yuva yaptığından adı böyle konulmuş. Buranın bitimi de Badağın Koru ile hudut. Bura Akpınar`a ait. Kütüklü`den Göç Deresi`ne kadar Köseler toprakları dayanır. Burada Ovabaşı ile topraklar hudut. Kütüklü`ye Bağlıca Deresi`nden geçilir. Göç Deresi de: bir sığınma ve göç edilen yere işaret eder. Eğer böyle bir anlamdan bu isim verilmemişse: göçen, çöken bir yer midir, araştırmak gerek. İn Deresi de Bağlıca`nın tam güneyine uzanır. Kütüklü`nün yanındadır. Bu derenin etrafında yalçın kayalar yükselir. Bu kayalardan biri, bir minare yüksekliğindedir. İşte bu yüksek kayanın üst kısımları çukursak bir yapıdadır. Bu çukur kısım soğuktan, rüzgardan, kardan, yağmurdan etkilenmeyecek biçimde korunaklı bir yapı sergiler. Buraya yabani hayvanlar da zarar veremez. Arılar işler buraya. Ne zamandan beri arıların işlediğini bilen de yoktur. Zaman zaman arı balı peteklerden taşıp akar kayanın yüzüne doğru. Güneşte parıldar durur, cam gibi. Köyden bazı çevik adamlar bu balı almaya girişir. Yukarıdan urganla salınırlar arının olduğu yere, fakat ulaşmak zor olduğundan kimse buraya ulaşamamıştır. Bartın Kurucaşile`de ziraatçılık yapan Fahrettin Duman, arının olduğu yere bir sepet uzatmayı ve bir oğul almayı bir şekilde başarmıştır. Bu arının ta seferberlik zamanından beri orada olduğu ve ocağının hiç söyünmediği de köylülerce anlatılır. Yine köylüler son zamanlarda kullanılmaya başlanan ekin ilaçlarıyla böyle doğal ortamların az buçuk olumsuz etkilenmeye başladığını da belirtir. Kayanın önünde birkaç fındık ağacı, karşı yamaçta da ufak tefek ağaçlar bulunan bu kaya, bir ilginç maceralıktır köylüler için. İn Deresi`ndeki kayaların bazı yerlerinde mağaralar bulunmaktadır. Buradaki mağaranın yüz koyun aldığını söyleyenler vardır. Bu mağaralar, çok uzun yıllar içinde yer altı sularının kayaları çözüp eritmesiyle oluşmuştur. Demek ki buralara hep bir yabani hayvan saklandığından ve inilen bir yer olduğundan mağara deyimi yerine "in" kullanılmış. Köyde mağaraya in derler. Bu inler, ister kayada olsun, ister toprakta olsun buralara "in" denilir. İşte bu dere, kuzeyden güneye doğru Elikeşmesi ve Angut Kayası`na kadar dayanır. Derenin batı yakası orman, yer yer de fundalıktır. Doğu yakasında kayalıklar yoktur. Bura da yer yer fundalıktır. İn Deresi`nin içinde ve Bağlıca Deresi`nin içinde büyük taşlar bulunur. Gece bu derede insan yürümeye kalksa bu taşlar, sağındaki solundaki bodur ağaçlar, çalılar birer vahşi hayvan ve bir aranan kaçak olup çıkıverir. Ürperti verici bir yapısı vardır buraların geceleri… Bir zamanlar kireç ocakların varlık gösterdiğini oralardaki ocak izlerinden anlıyoruz. İn Deresi genelde kuru bir yataktır şu an. Bazı mevsimler seller gelir. Bu seller, Güleç yüzlü Nuri Kahya`nın değirmeninin doğu tarafından geçip Köseler Çayı ile az ileride birleşir. Zaten değirmenin üzerinde oturduğu tarla ve arkadaki yanlardaki beş on dönümlük düz tarlalar da bu iki çayın birleştiği yerlere attığı dere kıyısı alüvyonlarından oluşmuştur. Bağlıca`dan köye doğru yol, derin bir vadinin içinde ilerler. Killik; Killik`te bayırın en keskin virajının altında Fatma Pınarı. Burası ağaçlık bir yer. Yukarılardan gelen Köseler Deresi zamanla belki de binlerce, yüz binlerce yıl içinde Kayaarası`ndaki kireçtaşlarını derinlemesine aşındırıp bir kanyon oluşturmuş. Oradan da Bağlıcaya doğru o uzun yatağı şekillendirmiştir. Bu yatağın iki yakasında da kireçtaşı özelliği gösteren yalçın kayalar görülür. İki yakanın birbirinden ayrılmış olduğu hissi insanda uyanır. Killikdibi`ndeki kayaya Çıralıkaya denir. Bu kaya adamın üstüne gelecekmiş gibi durur. Yüksek bir kayadır. Akşamüzerleri akbabalar konar buraya. Bu kayanın önündeki dereyi takip ederek köye girmeye kalksan Kayaarası Değirmeni`nden sonra Çalınardı`ndan ve Çetinönü`nden köye girilir. Yukarıda dile getirilen yerlerin genelde engebeli bir yapıda olduğu görülür. Köseler Çayı: Kayabaşı köyü altlarından başlar bu çay. Köy Korusu`ndan, Kabalaklıdere`den(geniş yapraklı bir bitki, kabak benzeri.), Dıkızdere`den(toprağı çamurlu, ağır), Suvelendere`den(Su gelen) ve Bekir`in Dere`den azar azar gelen sular bir yatakta toplanarak çayı oluşturur. Bu çaya biraz daha aşağılarda Göğdere`den, Otluçukur bölgesindeki Aşılık Çeşmesi`nden gelen sular da karışır. Aşılık`ın toprağı kırmızıdır. Bu toprak çeşitli amaçlarda kullanılır. Kısacası Köy Korusu bölgesindeki kaynak suların bir yatakta birleşip Köseler`in batısından gelerek Gısık, Çalınardı, Kayaarası ve Bağlıca`dan ovaya doğru akıp giden su yatağına Köseler Çayı derler; bu çay yeni haritalarda "Büyük Çay" olarak da geçmektedir. O zaman, oralarda Küçük Çay nerede? diye sormak gerek. Çayın yukarı tarafları için de: Çayınüstü, Çayınbaşı denilir. Eski haritalarda Köseler Deresi olarak geçen bu çay, Köseler`in içinde, Çetinönü mahallesinin altında köyün kuzeyinden gelen, suyu kısıtlı Sazak Deresi ile birleşir. Çalınardı`nın oralarda da Şarlayuk`tan, Samanlığındere`den, Bakırlınındere`den, Kozağacı`nın ayağından gelen sularla Çalınardı`nda birleşerek Köseler Çayı`nı biraz daha güçlendirir. Biraz daha güçlenen bu su, köyün altında yalçın kayaların arasından geçer. Buraya Kayaarası denir. Bura tam bir dar aradır. Bir kağnı bile bazı yerlerinden geçemez. Dar, dik kayalığın yüzü, ulu çamlarla kaplıdır. Kayaların üzerinde bile çamlar yükselmektedir. Bu dereye yel değmez. Kışları ılımandır. Şimdi yerinde yeller esen Kayaarası Değirmeni, Çayın köy tarafındaydı. Değirmenin bendi, altı yedi yüz metre uzaklıkta Gısık yerinde tutulurdu. Bu bentten tutulan su, baharları kıyıları kabalak otları, çipiller ve çimlerle yeşillenen, değirmenin tarihi kadar eski arktan ilerleyerek değirmenin çarkıyla buluşurdu. Şallayuk Çayı`nın suyunu da mevsim mevsim değirmen dönsün diye germeç olukla değirmenin arkına verirlerdi. Değirmenden kurtulup başka bir değirmenin çarkıyla buluşan çay, yer yer mevsimine göre kıyısındaki tarlalara ve bahçelere de uğrayıp aşağılara kadar uzanır. Bu çayın her gittiği yerde bir kavaklık, bir söğütlük, birkaç tane de olsa bir meyvelik göze çarpar. Köseler Çayı ile birlikte bir yeşillik veren ağaç kümeleri, hayata insanı daha çok ısıtan eylemler sonucu ortaya çıkmış bir insan eseri, hep insanı selamlar. Kıyılarında var ettiği zenginliğin yanı sıra yatağında da bazı ihtiyaçları karşılayacak zenginlikler taşınır. Isparı`nın oralarda birkaç kum yatağı oluşur. Öyle uzun boylu bir kum çıkarma eylemi görülmez. Bazı mevsimler tek tük kuma gelenler olur. Duvar taşı çekmeye gelen ova köylüler, bazı dönemler bu taşlı dereyi tam bir işlek yola çevirir. Bazen traktörle çakıllıklara batıp kalanlar da olur. Köseler Deresi`nin köyden üst taraflarında "kömür olduğu" tespit edilmiştir. (Dünden Bugüne Gümüşhacıköy Kitabı) Bu dere, köye ve çevreye değirmenleri ile de hayat veren bir deredir. Bir zamanlar köyün ve çevre köylerin un ve mallarının yeygü ihtiyacını karşılayan üç değirmenin bir anda çalıştığını köylüler dile getirir. Gürleyik`in alt taraflarında bir değirmen de Kayabaşı köyü için bir zamanlar etkinlik göstermiştir. Köseler Deresi`nin etrafındaki uzun boylu kavak ağaçlarının oluşturduğu kavaklıklar, kısa bir dönemliğine de olsa lezzetli sebzeleriyle bahçeler, enfes tadı ve hoşluğu ve doğallığıyla meyvelikler de dere yatağının köylülere bir armağanıdır. Geçmişte ve kısmen de günümüzde hayvanların sulandığı ve bulgurun, yünün yıkandığı, esvap yıkamak için kıyısında kazanların kurulduğu da bu çayın duru suyuyla olmuştur. Eski zamanlarda bu çayın suyunu içenler de olmuş. Köyde kısıtlı bir alana sahip olan sulu tarımın varlığının altında yatan gerçek, yine Köseler Çayı`dır. Bu serin ormanların soğuk suları, suyunu, tavını hemencecik yitiren taşlı, çakıllı dar tarlalara bir can gibi yetişir. Bu çay, yazları öyle gür su taşımaz. Yine de kuruyup kaybolan bir su değildir. Kıyısındaki dar alanları sulayıp değirmenleri çevirecek bir gücü kendisinde hep bulur. Kışları çoğalan suyuyla bazı yerlerde karşıdan karşıya geçmeyi zorlaştıran bir hal alır. Bol yağmurlarda seller getirerek köyün yüreğini ağzına getirdiği de hala yaşanan bir gerçektir. Öyle ki taşkınlarının inekleri, koyunları aldığı; bahçe kıyılarındaki genç ve yaşlı ağaçların altını oyarak yıktığı, söktüğü bilgileri de köyün acı hatıraları arasındadır . Son yıllarda Köseler Deresi`nin suları dizginlenerek ovaya aşağı akışı ve başka yerlere ulaşması tarih olmuştur. Şimdi ise bu su, ta Kayabaşı köyü altlarından başlayarak desteklediği Bağlıca Çitli Göleti`ne kadar durmadan türküsünü söylemektedir. Gölette derenin durmadan içine akan türküsü, yaz güneşinin kızgınlığında düzlüklerdeki buğday, şeker pancarı ve ayçiçeği tarlalarında şelvelenerek düzdeki köylülerin yüzünü güldürür. Kısacası son yirmi yıldır Köseler Çayı yaz sıcaklarında o düzlüklerin, serinlik taşıyan güler yüzlü bir dostu olmuştur. Köseler Çayı o düzlüklere uğramazsa o düzlükler onsuz yapamaz, yapsa da gülümseyemez bile. Kale ve Sazak Deresi: Prof. Dr. Baheddin ÖGEL Türk Kültür Tarihine Giriş adlı eserinin birinci cildinin 312. sayfasında: "Suzak" köy karşılığı olarak söylenmiş en eski Türk sözlerinden biridir. Eski bir Uygur yazısında şöyle deniyordu: "Azu kendlerde, azu suzaklarda, azu evlerde, azu kurug yerlerde." Burada suzak veya sozak sözü üzerinde durmayı, henüz biraz erken buluyoruz. Çünkü bu konudaki görüşlerimiz iyice olgunlaşmamıştır." demekte. ‘Suzak`ın sazak`a dönme olasılığı akıllara geliyor. Suzak Uygurca`da köy demekse: eski zamalarda, Sazak Deresi aynı zamanda Köy Deresi anlamına geliyordu. Sazak, köy anlamını yitirince bir dere adı olarak kullanımını sürdürmüş. Sazak Deresi`nin baş tarafı, şimdi köyün bir mahallesi durumundadır. Bu derenin yukarı taraflarına Kale Deresi derler. Buralarda topluca ve seyrekleme evler derelerin iki yakasına konulmuş gibi eyrelti durmaktadır. Köyün ilk evlerinin kurulma olasılığını da bu derenin stratejik özelliği bakımından Köprübaşı`nın Sazak Deresi yakınlarına, güneşli tarlalara ve yerlere kurulmuş olabileceğini ileri sürmüştük. Uygurca`daki ‘suzak` Sazak olmuşsa ve bu köy demekse, köyde ‘Uygur` soyadını alan bir de sülale bulunur. Bu sülalenin evleri de bu Sazak Deresi`ne uzak değildir. Sazak Deresi`nin bu anlamının yanında anlatılacak geniş yamaçları, derenin kıyısında sulanabilen tarlaları bulunur. Bu tarlaların etrafında kavak ve söğüt ağaçları boy vermiş. Köy yerleşme sıkıntısı yaşadıkça da bu taraflara son zamanlarda yeni evler yapılmış. Bu evler genellikle tek katlı avlu içindeki ve çeçitli eklentileri olan köy evleridir. Evlerin ve o taraftaki tarlaların yolları da bu derede aşağı yukarı sürekli görülen çaykara diyebileceğimiz suyuyla yaşaran yatağından işler. Bu tarafa bir taksiyle gidecek bir yol yoktur. Derenin bir kıyısında ata, eşeğe göre dar bir yol kendini gösterir. Bu yol da gelen sel suları ile derenin yukarılarında bozulur ve bazı yerlerde yer yer küçük uçurumlara dönüşür. Traktörler dere yatağında gömülü, bazı yerlerde de köklü kaya gibi taşların etrafından geçebilirse burayı yol olarak kullanabilir. Bu taraflara otomobille gitmenin mümkünü yoktur. Hatta otomobille Köbrübaşın`dan dönüp Sazak Deresi`ndeki ilk evlere bile arabanın altını değdirmeden ulaşmak öyle sürücü incelikleri gerektirir ki anlatamam. Bu deredeki evler, yolu yönünden şanssız olsa da Köyçün ve Köyçün`ün etrafındaki evlerden bahçeli olması yönünden oldukça şanslıdır. Buralardaki evler genellikle geniş mekanlıdır. Bu geniş mekanlar da kimileyin kavak ve söğüt çitleriyle çevrilmiştir. Çubuktan çiti, Köseler`de Sazak`ta, Gısık`ta. Bağlıca`da, köyün girişlerinde aşağı yukarı her yerde görmek olasıdır. Ağcatepe, Suçıkan, Kale Deresi ve Karabayır`a buradan gidilir. Memet Dede`ye adanan kurban zamanı, kurbancılar da ağırlıklarını taşıdığı eşekleri ve kafileleri ile konuşa konuşa ve yol üzerindeki evlere "Hadin gidiyok." diye seslenerek buradan geçerler. Eskiden Gümüş Ortaokulu`na okumaya gidenler, Korkut`a misafirliğe gidenler, Hacıköy mal pazarına mal götürenler de bu tarafı tercih edermiş. Gecenin ışığa susadığı vakitlerde horoz sesleri yankılanır derenin ta üst taraflarında. Yayla yolu olmasa da yazları var olan hareketliliğini kışla birlikte derin bir sessizliğe bırakır. Ve gayet sessiz olur Karabayır tarafları. Ve gece ecinniler gezer Dolayyol`daki Ağcadede`nin oralarda. Ağca Dede yukarıdan görür bu derenin çeşitli hallerini. Kışları Sazak`ta gürleşen sularda ayakları ıslamadan Köyçün`e, kahvelere geçip gitme çabaları ve suyundan malları sulama uğraşları ile hayat sürüp gider buralarda. Buralarda süren hayatlar öyle zengin hayatlar değildir, fakat bu hayatlar, mutlu, samimi, dostça ve bildik hayatlardır. Yoksulluğun gözü kör olsun. Yoksulluk vardır, fakat insan canlısıdır burada insanlar. Ötegeçe`ye uzaktır bu dere. Evimiz Ötegeçe`deydi. Evimize uzak da olsa çocukluğumun imgeleri vardır bu derede. "Çocukluğum" adlı şiirimden bazı bölümlerle süslemek istiyorum bu derenin anlatımını. 
Köy Bilgileri

Ahır ve Evin Aynı Binada Olduğu Haneler:

30

Tuvaleti Konut İçinde Olmayan Haneler:

50

Çöp Nereye Dökülüyor?

BOŞ ARAZİLERE

Köylü Yaylasına Çıkıyor mu?

EVET

Köye Turist Geliyor mu?

HAYIR

Yabancıya Toprak Satışı Var mı?

HAYIR

Göç Eden Aileler Var mı?

EVET

Onaylı Yerleşim Planı Var mı?

HAYIR

Salma Usulü ile Para Toplandı mı?

HAYIR

Pansiyonculuk Var mı?

HAYIR

Su Tesisini Yapanlar:

İL ÖZEL İDARESİ

İçme Suyunun Kaynağı:

İÇME SUYU ŞEBEKESİ

Sağlık Hizmeti:

HAFTADA BİR GÜN VB DOKTOR GELİYOR


Başlıca Gelir Kaynakları

HAYVANCILIK


Alışverişte Tercih Sırası

İLÇE 


Kışlık Kullanılan Yakıtlar

ODUN 

KÖMÜR 


Köyün Araç Bilgileri
Araçlar Sayı

MİNİBÜS

4

OTOMOBİL

6

TRAKTÖR

33


Köydeki Tesisler
Tesisler Sayı

KÖY ODASI

1

KÖY KAHVESİ

1

İLKÖĞRETİM OKULU

1

İBADETHANE

1


Köy Öğrenci/Çalışan Bilgileri
Öğrenci/Çalışan Sayı

İLKÖĞRETİM ÖĞRENCİSİ

39

ÖĞRETMEN

2

İMAM

EVET

ÇOBAN

2


Köyün Sorunları ve Yaşanan Felaketler
Sorunlar

İŞSİZLİK 

GELİR YETERSİZLİĞİ 

GÖÇ 

Yaşanan Felaketler

DEPREM FELAKETİ

YAYINLAR Kitaplar

BELEDİYELERİN SINIRLARI

TÜRKİYE`DE ULUSAL VE YEREL PLANLAMA İLİŞKİLERİ: MERSİN İLİ ÖRNEĞİ

YEREL YÖNETİMLER İÇİN MAL ALIMI İHALELERİ KILAVUZU

Tüm Yayınlar
TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü) Yerel Yönetimler Merkezi
85. Cadde Yücetepe 06100, ÇANKAYA / ANKARA
"YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı" Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Yerel Yönetimler Merkezi'ne aittir. YerelNET'in içeriğini oluşturan bilgiler, uzmanların katkılarıyla hazırlanmıştır. Uzmanlar tarafından hazırlanan içeriğin hukuki sorumluluğu tümüyle yazarlarına aittir. İlgili içeriğe istinaden idari ve mali sorumluluk gerektiren iş ve işlemlerin yapılması idarelerin kendi sorumluluğu altındadır. YerelNET'de yayımlanan veritabanının içerikleri, ilgili Kamu Kurumları tarafından sağlanmış ve Merkez tarafından güncelleştirilmiştir / güncelleştirilmektedir. Tüm Veritabanları 5.000'e yakın içerik sağlayıcı kullanıcımız tarafından güncel tutulmaktadır. İçerik sağlayıcı kullanıcılar tarafından (Belediye, İl Özel İdare, İlçe ve Birlik) girilen her türlü bilginin hukuki ve cezai sorumluk kendilerine ait olup TODAİE'ye sorumluluk hiçbir şekilde atfedilemez. Yoğun bir emek ve uzmanlık ürünü olan YerelNET'teki tüm bilgi ve materyal, ilgili yasaların koruması altındadır. YerelNET'e ait her türlü yazılım kodu, veritabanı içeriği ve görsel materyal kesinlikle kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayınlanamaz ve başka bir bilgisayara yüklenemez. TODAİE Yerel Yönetimler Merkezi, YerelNET içeriğinin kullanımı ile ilgili fikri ya da başka haklarını çiğneyen veya uygulanabilir diğer yasalara aykırı kullanım durumlarına karşı hukuki yollara başvurma hakkını saklı tutar. Yalnızca, ticari olmayan amaçlar için kaynak gösterilerek kullanılabilir. Bu tip kullanımımlarda bilgilerin güvenilirliği ve doğruluğu kaynak gösterilmesine karşın YerelNET'in yükümlülüğünde değildir. TODAİE - Yerel Yönetimler Merkezi her türlü sorumluluğu reddeder.

YerelNET - Yerel Yönetimler Portalı

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü'nün bir hizmetidir.